Ana içeriğe atla

0003

 Gerçi kimsenin bir şey sorduğu yok, kimsenin cevabımı umursamayacağı da yok ama çevirmen olmasaydım ne olmak isterdim diye soracak olsalar sanırım cevabım lastikçi olurdu. Tabii bir insan merak edip bu blogu okuyorsa çevirmen olmasaydım ne olmak isteyeceğimi de merak edebilir. Sonuçta kaç milyar insanız şurada, vardır illa ki meraklı olan. 

Tabii spoiler vermenin gizlilik sözleşmesine aykırı olduğu işleri yapmanın verdiği keyif de ayrı oluyor; ama badana ustalarının yaptığı zammın yarısı kadar fiyat artışı istediğinde bana sonra haber vereceğini söyleyen potansiyel işverenlerin bir daha hiç aramaması gayet sık rastlanan bir durum. 

Nitekim son tahlilde insan sıkılıyor tabii her şeyden. Karasinekten sıkılıyor mesela, kalabalıktan sıkılıyor, herkesin her şeyi bilmesinden sıkılıyor, çok affedersin tuvalette sıçmak için bile sıra beklemekten sıkılıyor. Oluyor yani, olan şeyler bunlar. İnsanlık hali. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...