Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

kalemtıraş

Geçenlerde bizim Hasan'la yine oturmuş laflıyoruz, hayır şimdi anlamıyorum, kendini Osmanlı torunu olarak ifade etmeyi seviyorsun da, Osmanlı'dan önceki nereden baksan en az 2000 yıllık tarihin ne olacak, hadi onu da geçtim biz bu Balkanlar'ı nasıl vermişiz onu hiç merak ettin mi acaba? Hangisi olacak, Ulubatlı Hasan tabii. Şimdi bak arkadaşım dedim ona, sen bu Ömer Seyfettin'i ilkokulda zorla okuduğun için pek sevmemiş olabilirsin ama Bulgar komitacılarla PKK ne kadar da birbirine benziyor değil mi? Hele Taşnaklar? Yok canım, bizim ecdadımızın kırk yılı at sırtında geçti ama bizim Hasan'ın aslında olmadığına dair söylentiler de yok değil ki onu bile gavurun kitaplarından almışız ve hiç mi fark etmedin bilmiyorum ama bizim hepsine Frenk dememiz gibi onlar da hepimize Hasan diyordu. Ben gittim gördüm, Ulubat diye bir yer var, gölü bile var, denizcilere de Levend diyordu bunlar. Barbaros büyük denizciydi bak, ona bir şey demiyorum ama onun da konumuzla alakası yok. Bi...

değişken sanal klavye

Gidip modemi iade etmem lazım ama üşeniyorum ama iyi ki üşenmişim de arkadaki kabloları sökmek yerine "aynı kablolarını kullansam da bir şey olmaz." demişim. Böylece sorunun aslında modemde değil de adaptörde olduğunu fark ettim. Ama keşke diyorum, keşke üşenseydim de o son dilim vişneli irmik tatlısını yemeseydim. Yalnız günlerdir değişken sanal klavyede şifre girmekten başım dönmüştü resmen. Neyse ki beklediğim ödeme son anda geldi de kredi kartını ödedim. Şişko değilim aslında, şöyle bir 10 kilo versem gayet fitim. Tabii o 10 kilonun nereden baksan 6 kilosu göbekte toplandığı için hoş bir görüntü olmuyor. Ondan yani. Bir de tabii işi sağlama almak için önce adaptör alayım da belki bulamazsam falan modemi iade etmekten vazgeçebilirim.  Amma enteresan zihniyetler var lan bu ülkede. "IŞİD rehin aldığı 49 cana karşı Süleyman Şah türbesini istiyor." diyorsun, "49 candan değerli mi?" diyor. Ah canım benim, ne de güzel düşünürmüş 49 vatandaşını. O zaman ...

Chartres Piskoposu Fulbert

Bittabii koskoca elektronik ve beyaz eşya devi, iki kişi rüyasında gördü diye sabahın köründe dükkanı açacak zaten ben de saat dokuzdan buçuktan beri bekliyorum ama anca üç saatlik uykuyla ve benim de modemim bozuldu halbuki sadece adaptörmüş oysa saat dörtte kalkmak gerekiyordu, şimdi gidip geri vermeye üşeniyorum. Öyleyse sözlerimi Chartres Piskoposunun yazdığı bir mektuptan bir alıntıyla bitireyim: Efendisine sadık kalacağına dair yemin eden bir kişinin aklından hiç çıkarmaması gereken şey, şu altı özelliği daima taşıması gerektiğidir: zararsız olmak, güvenilir, namuslu, faydalı, uysal ve işe yarar olmak. Batının Kaynakları, Mark A. Kislansky, Cilt 1, sf: 302, Açılım Kitap, 2. Baskı, Çeviren: Dr. M. Kürşad Atalar; ve ayrıca meraklısı için   DOCUMENTS OF CONTINENTAL FEUDALISM, sf:7 Ha tabii bir de suç işlediği düşünülen birine uygulanan mahkeme var ki, biz ona bildiğin işkence diyoruz.

sağlam pabuç sağlam ayakta olur

Sevgili Zagor Tenay, Kızılmaske'nin ormanda 10 aslan gücünde olduğuyla ilgili yaptığımız sohbeti hatırlıyor musun? Bana o gün, "Erken kalkan çok yol alır." demiştin. İşte, dün biraz yağmur yağdığı için hava biraz serinler gibi olduysa da bugün havaya baktığımda gördüğüm parçalı bulutlu ama fena derecede sıcak görüntü, ayrıntı vermek istemediğim yerlerime ter ineceğinin habercisi gibi sanki. Keşke bilgisayarım bu kadar yavaş olmasaydı dedirtiyor insana. Front Page filminden bir sahne. En az, tekrar çevrimi olduğu His Girl Friday filmi kadar başarılı. Çünkü dikkat ettim de, şu Justinyanus da değişik bir adammış. Buradan çok da uzakta değil, alt tarafı Sultanahmet'te, ama bundan nereden baksan 1500 yıl önce çok büyük bir ayaklanmayı çok kanlı bir biçimde bastırmasını demiyorum. Adam ülkesini üç - beş çapulcuya bırakacak değildi herhalde; ama küçükken çizgi romanlarını okurken hiç dikkatimi çekmemişti, hatta muhtemelen komik bulmuştum ama sonradan fark ettim, sen ...

cezVe

Geçen gün Splinter Usta'yla oturmuş havaların ne kadar sıcak olduğundan laflıyoruz. Ben her zamanki gibi bilgisayarıma küfrediyorum. Sakızlı kahvesinden bir yudum aldıktan sonra "İşte lezzet budur monşer." dedi. "Bizim oralarda hep pizza yemekten bir fena oldum vallahi." dedi. "Öyle deme Splinter Usta." dedim. "Sizin de kendinize göre değişik bir hayatınız var. Her gün kungfu falan." dedim. Velhasıl kelam, enteresan bir mahallede oturuyoruz. Çöpün akşam dokuzdan önce alınmadığını bile bile sabah kahvaltısını takiben aşağıya bırakan komşularımız var. Ondan sonra sinek oluyor tabii. Bunca yıllık insanlık tarihi içinde küresel ısınma bize denk geldi ya, sevinsem mi üzülsem mi onu bilemedim. Yok hayır, post apokaliptik dönem yaşlılığıma denk gelecek, o tedirgin ediyor beni biraz. Ayağımdaki alçı o zamana kadar alınır diye tahmin ediyorum ama bel ağrımın daha da şiddetlenmesi ihtimali var. Hepsi bu sözde ergonomik sandalyelerden. "Bir tek Psy...

patlak sıcak su torbası

Değerli saz arkadaşlarım, Dinazor ve Fil trene binmiş Fakat nasıl bir sıcak var anlatamam. Çok acayip bir gün oldu bu. Ama ilginçtir, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kapitalist ekonomilerde hız kazandığını gördüğümüz kamu iktisadi teşekkülleri 70'li yılların ikinci yarısından itibaren baş gösteren ekonomik durgunluk sebebiyle "bunları biz elden çıkaralım" aşamasına gelmiştir. O kadar makro nereye gitti hiç anlamadım Sevgili Ipman. Ve fakat, hanımın dün geceden beri dinmek bilmeyen şiddetli karın ağrıları bizi fena halde endişelendiriyor. Bu kamu iktisadi teşekküllerinin satışı furyasının ardındaki asıl mantık "bunları satalım da devlete para gelsin," değil, özel sektörün bu işletmeleri daha "verimli" işleteceğine duyulan inançtı. Fena sıcaktı bugün hava aslına bakarsan şu anda hâlâ da çok sıcak, üstelik havaya baktığımda güneşi değil aydedeyi görüyorum. Allah'tan bizim oğlanın iştahı açıldı bu aralar, saat akşam sekiz civarında karşı komşu ça...

her şeyin sebebinin sebebi

Voltron Her şeyin bir sebebi varsa eğer, her şeyin bir sebebi olmasının da bir sebebi olmalı. Her şey, tanımı gereği kendi kendini kapsayan bir kavram olduğuna göre, kendi önermesinin doğru olabilmesi için öncelikle kendisi için geçerli olmalıdır. Öyleyse, her şeyin bir sebebinin olabilmesi için, her şeyin bir sebebinin olmasının da bir sebebi olması gerekir. Peki nedir bu sebepler derseniz, ben nereden bileyim, onu, her şeyi bildiği iddiasındaki abilerimize sormamız lazım. Nitekim, çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi, tartışmasının en gereksiz olduğu toplumlardan birinde yaşıyoruz. Kimsenin bilmek gibi bir derdi yok. Abilerinin her şeyi onlar için bilmesini tercih ediyor herkes. Ve tabii kimse de, abilerinin bildiğini iddia ettiği şeylerin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu sormayı düşünmüyor. Belki de üşengeçliktir. Belki de en doğrusudur.

uyku düzenİ

Bilemedim Sevgili Blog, bu uykunun benimle ne alıp veremediği var. Yarın erken kalkmam lazım diye hiç mi gelmeyi düşünmüyor sabaha kadar? Yatakta dönüp duracak mıyız illa ki bütün gece? Yarına yetişmesi gereken acil çeviri verip de alacağımın üçte birini, onu da gecikmeli olarak ancak verebilen  büro kadar şakasın sen de be uyku. Dün gece lazımdı bana uykusuzluk. Hem işimi bitirip hem de sabaha karşı saat dörtteki o prezentasyonu seyredecektim. Geldin başıma çöreklendin. Bir de 7,5 saat uyuduk iyi mi? O zaman neden yorgun kalktım ki ben? Ayağım kırık diye mi? Ayağım kırık değil gerçi, sadece ayak parmağım kırık. Keşke hiç alçı yaptırmasaydım. Denize girerdim belki. Yarın erken kalkmam lazım ya, ondan işte hep. O son kahveyi içmeyeydim iyiydi.                          coffee by zarathus on deviantART

kırık ayak parmağı

Günde kaç kere denize girersem o tatil bedavaya gelir konulu teorim ayak parmaklarımın alçıya alınmasıyla son buldu Sevgli Blog. Hayır, zaten evde şıpır şıpır terleme modelindeyim, zaten tatile matile gittiğimiz yok ama günde en az iki net duşum vardı, şimdi o da sıkıntıda. Ayağa poşet geçirme modeli deneyeceğiz bakalım. Bir de teknoloji ilerledi derler. Her şey ilerlemiş bir bu alçı ilerlememiş. İlkokuldayken kolum kırılmıştı, o zaman da kolum alçıdaydı. Aradan geçmiş 30 küsur yıl, bu sefer de ayağım alçıda. Ama neyse ki sadece parmak kısımları. Tamamı değil.

Kayyu'nun Babası

Adamın ne iş yaptığı belli değil Hani böyle gece çok uykun gelir, "Başlarım işine gücüne." deyip bilgisayarı kapatır, sonra yatağa gidersin ve birdenbire uykun açılır ya; hah işte, Kayyu'nun babasına da o kadar uyuz oluyorum Sevgili Blog. Bu adam ne iş yapıyor Allah aşkına? Bütün gün evde, ufak tefek işlerle uğraşıyor. Bir gün de, eve para getiren gerçek bir iş yaptığını görmedim. Tamam, ben de bütün gün evdeyim ama ben sürekli iş yapıyorum. Bizim oğlan rahatsız etmesin diye kapıyı bile kapatmak zorunda kalıyoruz. Üstelik, masam pencere kenarında olduğu için oturduğum yerde şapır şapır terliyorum. Ancak tabii hiçbir şey, bizim mahalledeki ve genel olarak bütün mahallelerdeki inşaatçılara uyuz olduğum kadar uyuz edemez beni. İnşaat bu ülkenin şımarık sektörü olmuş resmen. Bütün ekonomiyi rant üzerine kurarsan başka türlüsü olmaz tabii. Hayır tamam, çıkardıkları gürültüyü geçtim, gecenin bir köründe beton atmalarını da geçtim, hadi diyelim bunlar işin fıtratında var, a...

laciVert

G ünde üç kere duşa girmek mi daha pahalıya gelir, yoksa günde üç kere denize girmek mi? Sonuçta deniz bedava. İstediğin kadar girersin. Ama denize girmek için gitmen gereken yere gitmek pahalı. Sabahtan akşama kadar sudan çıkmazsan ancak kurtarır gibi geliyor bana. Ben ki denize girmeyi o kadar sevmem, bu sıcaklarda bana bile gayet hoş bir fikirmiş gibi geliyor denizden hiç çıkmamak. Oysa daha bu sabah, uyku sersemi odanın kapısını açarken ayağıma çok fena geçirdim. Parmaklarımdan birinin kırıldığını düşünüyorum ki ben tembel adamım, tatile giderken bavulları sığdırmak için pandizotu çıkardım; tatilden geleli kaç gün oldu hâlâ yerine konacak o pandizot. Bizim oğlan onu kaykay zannediyor. Evin içinde binip binip kaymaya çalışıyor. Hayır, düşüp bir tarafını kıracak, ondan korkuyorum. Ahmet Bey'in sürekli bozulup duran arabasının hikayesi gibi her şey. Ahmet Bey arabasının sürekli bozulup durduğundan, artık eskisi gibi randımanlı çalışmadığından şikayetçiymiş. "Bu arabanın de...

vampirleri anlama yöntemleri

Anne ördek arkadaşlarıyla Birinin vampir olup olmadığını anlamak için, at arabasıyla geçtiği yola bir kutu içine konmuş bir kurbağa koymak yeterlidir. At arabası geçtikten sonra kutu açılıp bakılır. Kurbağa ölmüşse, at arabasının içinde vampir var demektir. Bunu ben uydurmadım. Bir filmde vardı. Öte yandan, sivrisineklerin soktuğu yerlere sarı kantoron yağı sürmek faydalı olur. Sokulan yerler çok çabuk iyileşir. "Çok çabuk" kelimesinin burada göreceli bir kavram olduğunun farkındayım. Kime göre çok çabuk? Tabii ki sivrisinek sokuklarına göre. Normal şartlarda en az 3 - 4 gün kaşına kaşına devam eden sokuk yaraları, sarı kantaron yağı sürüldükten sonra çok çabuk iyileşir. Bunu da ben uydurmadım. Aktar söyledi. Sarı kantoron yağının vampir ısırıklarına karşı faydalı olup olmadığına dair bir bilgi yok elimde. Bunu bilen, tercihan tecrübe etmiş bir arkadaş varsa, burada bizimle paylaşırsa çok memnun olurum.

kahve suyu

Sevgili Blog, D oktorum aynı gün birden fazla blog yazısı yazmamın ve göndermemin bir sakıncası olmadığını söyledi. Hatta çok istiyorsam üç tane, dört tane, beş tane, tane tane bile gönderebilirmişim. Ucu açık. Sağlığıma asıl zararlı olan uyumam gereken saatlerde ayakta olmam, yetiştirmiş olmam gereken işleri yetiştirememiş olmammış. Ve bir de, en çok domates suyu sevdiğime dair söylentileri kim çıkardı bilmiyorum ama bu doğru değil. Domates suyunu severim ama kahveye duyduğum sevginin yanında lafı bile edilemez - ve hah işte, o çok sevdiğim kahvenin fazlası da zarar. O yüzden limonlu su içiyorum ya; daha fazla uykum kaçmasın diye. İşler de bitmedi tabii.

pomPa

İnsanın tatile gidip gelmesi, tatilden önce sevdiği şeyleri sevmeyi, nefret ettiği şeylerden nefret etmeyi bırakması anlamına gelmiyor tabii ki. Evdeki pompayla aramızda bir husumet var. İkimiz de birbirimize gıcık oluyoruz. Bilerek yaptığından eminim meretin. Suyu basıyorum. Son damlanın akmasını bekliyorum. Sonra bardağı çekiyorum, tam suyu içeceğim, birkaç damla yere damlatıyor. Kesin bilerek yapıyor. Gıcıklığına. Tatile gidip geldim, belki değişir dedim, ı-ıh, yine aynı. "O zaman niye atmıyorsun?" diyeceksiniz. Seviyorum işte, ne yapayım? Öyleyse Barış Manço'dan gelsin: Yaz dostum Rahmetli keşke bugünleri göreydi de, seçimle başa gelmiş ilk cumhurbaşkanı nasıl olunurmuş birileri göreydi.

pAndizot

Bizim oğlan "Anne ördiç gok. Anne ördiç gok." diyerek bir aşağı bir yukarı dolanırken, anne ördeğin bir yıl boyunca ve muhtemelen sonrasındaki doğadaki doğal ömrü 1000 yıl kadar falan boyunca yalnız kalırsa ne kadar çok üzüleceğini düşündüm. Tatil boyunca bir kaybedip bir bulduğumuz anne ördek bir kere daha bulunduğunda "Anne ördiç burdaaa" dedi oğlumuz. Ve ben sevindim. Plastik ördekler plastik rüyalar görür mü bilmem; ama benim o kadar yoldan gelir gelmez işe koyulduğuma dair rivayetler doğrudur. Oysa seyrettiğim bir programda kaliteli bir hayatın temelinde günde 7 saat uyku olduğunu söylerken o kadın pek bir doğru söylüyormuş gibi gelmişti. Buraya anne ördeğin resmini koymak isterdim Sevgili Blog. Ama üşendim şimdi onu oyuncak çantasından çıkarmaya, resmini çekmeye, sonra o resmi bilgisayara aktarıp oradan da bu yazının bir yerlerine yapıştırmaya falan. Onun yerine banjo çalarak Slayer kavırı yapan bu gencin videosunu paylaşayım ben.

Tatil Bitti

Çevirmen adamın tatili buraya kadar olur. Tam orta yerine seçimler denk gelir, o da bilinçli bir vatandaş olarak gider oyunu kullanır. Bu gece yola çıkıyoruz. Tam da lavanta suyunun sivrisineklere karşı müthiş bir yöntem olduğunu keşfetmişken. Bu arada, bu ilk blog yazısını vesile bilip, bir yerinden uydurduğu türlü bahanelerle seçimlere katılmayan herkesin uydurduğu o bahanelerin sivrisinek olup bir yerlerini sokmasını temenni ederim. Tatilin Son Günü Yazısı Hazır tatil de bitmişken yeni iş hayatı dönemi için alınmış kararlarım var mı Sevgili Blog? Klasik "Şuralardan bir ev alıp buralara yerleşeceğim." kararını saymazsak tabii. Olmaz olur mu? Çok var. Mesela, daha az çalışıp daha çok para kazanacağım. Her çevirmenin bu en büyük hedefi, bu yeni çalışma döneminde daha bir tazelenmiş olarak niyet stoklarımın en istisna köşesinde yerini aldı. Dursun köşesinde. Nasıl olsa işler geldiğinde havası söner. Başka var mı? Daha ne olsun? Bir de ada alacak halim yok şu karşıdaki sa...