Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

şampiyonların kahvaltısı

Bazen hani bir işe başlamak için vakit ayarlarsınız ama gerekli malzeme bir türlü gelmez gelmez ve en sonunda o kadar geç gelir ki sizin yetiştirmeniz gereken başka işlerle çakışır falan, işte bulaşık makinesinin bardak kısmının dolup taşıp da tabak kısmının bomboş kalması da aynen o kadar can sıkıcıdır. Tabii hiçbir şey dolaptan aldığın elmanın tam da çürüğünün içine löpçük diye parmağının girmesi kadar insanın canını sıkamaz. O zaman taktik belli, üç yumurta, tulum peyniri, incir ya da kayısı, üzerine de biraz bal, bir kapta iyice karıştır, müthiş lezzet, müthiş tokluk. Akşama kadar tutar bu seni. Ha, sen diyorsan ki, ben hem istediğimi yiyeyim hem de şişmanlamayayım, hatta bir de üstüne kilo vereyim, o zaman senin linkin burada:   hem istediğim kadar yiyeyim hem de kilo vereyim hapı linki . Bana pek olacak iş değilmiş gibi geldi. Ama NASA'dan daha ileri olmak istiyorsak erkenden evlenip en az beş çocuk sahibi olmayı kendimize hedef belirlemeliyiz. Büyük resmi görmek mühim tabii....

kaplumbağaların suyunu değiştirmek lazm

Şimdi ben olsam, bana "Al şu 7 bin lirayı, git bir inek daha al. Bana da bir daha 'süt yok' deme." diyen adamın o yedi bin lirasını kendisine tersinden iade ederdim. Beleşe inek geliyor, ne güzel değil mi? Ama bedeli görgüsüz ayının tekine bir ömür minnet duymak olacaksa, o zaman Ömer Seyfettin'den gelsin: Al şu diyetini, hadi sittir git . İşte bu yüzdendir ki o çürük elma beni çok sinirlendirdi gece gece. Alt tarafı bir elma yiyecektik, löpçük diye parmağm içine girdi. Çok sinirlendim. Sinirim hâlâ geçmedi.

uyku tulumunu ters giyen adamın kısa hikayesi

Sevgili beş kiloluk patates çuvalı ve köşedeki kahvaltılıkçıdan alınmış sele zeytinin konduğu kavanozun dibi. Siirt fıstığını daha çok seviyorum diye bu saatte Şam fıstığı yemeseydim daha iyiydi. Karatay Hoca görseydi, kesin "Benim adımı kullanıp durmasana eşek sıpası." diyebilirdi belki. Ama bir devlet büyüğümüzün çok eskilerde dediği gibi, bir kereden bir şey olmaz. Nasrettin Hoca o sırada bunu duydu ve bastı kalayı, bastı kalayı. Oysa artık çelik düdüklü tencere çağındayız. Biraz fazla piştimi azıcık gazını almak yeterli oluyor.

aynısından bana da

Baktım evde çöp torbası niyetine kullandığımız poşetler bitmiş, ben de bari her köşe başına açılan butik marketler zincirinden birine gideyim de hadi kredi kartımın ekstresi de daha gelmeden biraz daha doldurayım hem de ülke ekonomisine destek olayım derken o sırada sokakta top oynayan iki çocuktan birisi "Abi geçsin de öyle atayım topu" demesin mi? Önce ben de çok şaşırdım tabii. Bu devirde sokakta oynayan çocuklar...  İnsan bazen hayret ediyor. Ama baktım dönüşte de aynı çocuklar aynı topu oynuyor, e insan alışıyor tabii sonuçta. O da değil de, ben de burada saçmalıyorum bol bol, hatta sırf onun için yazıyorum ama bedava yazdığım için midir nedir "Rıza Sarraf'ı tutuklayan savcı Gezi olaylarını da organize eden kişi" diyecek kadar dibini bulmak için ne kadar para almak gerekiyor? Hayır yani, bak bende de potansiyel var, "O savcı Kabataş'taki yarı çıplak erkekleri organize etmiş." diye kafadan dalacağım ama sen paradan haber ver, fiyatta anlaşır...

lagertha'nın yediği tarihi ayar

Sene 1000 falan, Ragnar, Paris'e ikinci saldırısını düzenliyor. Ama çok fena çuvallayıp geri çekilince Güzel Saçlı Harald, Ragnar'ın eski karısı Lagertha'ya diyor ki, "Hani lan Paris'i alacaktık? Kös kös dönüyoruz."  Tabii Lagertha bu, durur mu: "Sen neyi farklı yapardın?" diye soruyor. Güzel Saçlı Harald da hemen cevap veriyor: "Sen yanlış anlamışsın bacım. Komutanımız Ragnar. Biz onun peşinden gidiyoruz. Başaramadıysa o başaramadı." diyor ki kendisi zaten ileride bu Vikingleri falan birleştirecek adam. Lagertha yediği bu tarihi ayar sonrası "Bir daha benim yanımda Ragnar hakkında böyle konuşma." falan diyor ama bilemiyor tabii, halbuki esas demesi gereken "Çocuk tacizleri haberlerini bu kadar sık vermememiz gerekir. Sonra çocuklar rencide oluyor." olmalıydı. Çünkü gerçekten basiretli bir yönetici suçu önce kendisinden olmayana atar, olmazsa mağdur edebiyatından yürür, o da mı olmadı, basıverir yasağı. Çünkü asıl ol...

limitsiz

Hani çocuğuna tam ölçek öksürük şurubu koyman gerekirken, bir bakarsın azıcık eksik kalmıştır, ve hadi onu da tamamlayayım derken şurup ölçek bardağından taşar gider ya, işte tam da o şekilde vakitsizce öttü tabletin alarmı. Peki neden? Çünkü oğlan tabletin alarmıyla oynamayı öğrenmiş. Dört yaşındaki çocuğun zekası insanı her zaman şaşırtır. Çünkü size, ne zaman öğrendiğini hiç fark etmediğiniz bir şeyi, o şeyle benzer özellik taşıyan başka bir şey çıktığı zaman pat diye söyleyebilir. Hatta o ilk öğrendiği şeyi kendi kafasında geliştirir, çıkarımda bulunur. İnsan bazen değil, hep hayret eder. Oysa ilkokul üçüncü sınıf zekası için aynı şeyi diyemeyeceğim. Kendisinin yeni öğrendiği şeyi sizin 40 yıldır biliyor olabileceğiniz aklına gelmez. İnsanı boğan bir kendini bilmezliği  vardır. Flüt çalarken mesela, basit bir şarkının notalarına doğru bastığı için çok iyi bir müzisyen olduğunu sanabilir. Gerçekten iyi bir müzisyen nasıl olur, hiçbir fikri yoktur. Ona kötü olduğunu söylersen...

geometrik desenler

Şunu baştan belirteyim ki değerli okur, bu yazının geometrik desenlerle bir alakası yok. Geometrik desenlerle tam olarak ne kast ediliyor ondan bile emin değilim. Kare olsun, dikdörtgen olsun, ne bileyim, bir yarım ay olsun, bunları hep severim ama bu yazının konusu o değil. Bu yazının bir konusu da yok ayrıca. Örümcek Adam.  Evet, Örümcek Adam olabilir belki bu yazının konusu ama onu da yaptılar bildiğim kadarıyla. Hani çocuğu örümcek sokuyor falan. Canı sıkılanın süper kahraman olduğu bir evrene dönüştü zaten orası ama ben en çok yine de çilek reçelini severim gerçi ama diyetteyim, yiyemem. Yemek istesem bile organiğini bulamam. Öyle ya, cevizi bile ithal etmeye başladığımız bir dönemde neyse ki zamanında akıllık edip bir kenara 20 dolar koymuşum da adamlar istediğin kadar yemeye devam etsen zayıflayacaksın hapı yapmışlar, hayret. Her şey bir kolaycılık, bir acelecilik. Bizim zamanımızda yoktu öyle sonradan görmeler. Sonradan gördü zaten hepsi.

yerli ve milli süper kahraman

Bugüne bugün NASA'dan bile daha ileriyken süper kahraman pazarını elin Amerikalısına bırakmamıza vicdanım elvermez, ey dostum Baymarti. Bize özgü, bizden bir şeyler taşıyan, bütün dünyaya gücümüzü gösterecek bir süper kahraman bulmalıyız. Aklıma şimdiden çok orijinal fikirler geldi bile. Örneğin, Süper Çekirdek Çitleyen Adam. Bu adamın süper gücü, herkes daha ikincideyken bütün paketi bitirebilecek kadar hızlı çekirdek çitlemesi olabilir mesela. Bu gücüyle neler yapabileceğini, nasıl hikayeler kurgulanabileceğini kafamda henüz net oturtmadım, ama ilk hikayesinde, evinde çöp atmak için kullanabileceği poşet kalmadığı için alış verişe çıkan yaşlı teyzeye yer vermek istiyorum. İyi olur bence, buradan yürüyebiliriz. Gerçi zamanında Gazman gibi güzel örnekler verdiğimizi unutmuş değilim Baymarti. Olmazsa Gazman'a devam ederiz, o da olumlu. Fakat her şey bir yana, adamlar resmen "yiyoruz içiyoruz kilo almıyoruz" hapı çıkartmış Baymarti. Ben o iş olmaz diyenlerdenim ...

kilo vermeden zayıflamak mümkün mü

Geçenlerde bizim bahçe katı komşumuz kapımızı çaldı -ki kendisi çeşitli vesilelerle kapımızı çalar zaten. Ama önce şu "bahçe katı" lafzını biraz açayım ki kafanızda daha net canlandırın. Kat derken kast edilen, yerin bir kat altı oluyor. Bahçe derken kastedilen de dairenin önündeki bir metre genişliğindeki havuz fayansıyla kaplı boşluk oluyor. Bu iki kelime birleşip de bahçe katı olunca aklınıza çiçek böcek gelmesin yani. Neyse, bizim bahçe katı komşumuz geldi, dedi ki, "Aşağısı hep sigara izmariti dolmuş. Siz mi attınız?" dedi. "Yok teyzecim." dedim, 40 yaşımı geçmişliğimle hâlâ birilerine teyze diyor olmak gençlik iksiri tesiri yaptı bende. "Berberimi değiştirdim geçenlerde. Baksana, bu pek bir beceriksiz çıktı, ama ne yapayım, öteki de çok pahalıydı." diye cevap verdim. Sonuçta, iki gün sonra çalışmayan televizyonlarının nesi olduğuna bakmamızı istemek için yine kapımızı çaldıklarında eşimin aşağıya inmesine karar verdik. AV tuşuna basacak...

20/80 kuralı

20/80 kuralı diye bir şey var. Küçük esnaf açmazından çıkış için güzel bir yöntem olabilir. Çünkü eğer, indirdiğin en son model yapılacaklar listesi uyguluması bile işlerin yetişmesine yardımcı olamıyorsa, o işlerin bir kısmını elemek daha iyi bir yaklaşım demektir. Serbest çalışan arkadaşlar için söylüyorum. Kazandığınız gelirin yüzde seksenini sizden hizmet alanların yüzde yirmisi sağlıyor demiş bu mevzuya kafa yoranlardan biri, ya da birkaçı, belki de hepsi birden. Geriye kalan yüzde seksen müşterilerin sağladığı yüzde yirmilik gelir, uykusuz gecelerinize değmeyecektir inan bana. Tamam, belki küçük esnafın gelir açmazını tam olarak çözmez ama en azından kafan rahat olur be dostum. Çünkü bak şu da var, saçma bir çürümüşlük içinde yok olup gidebileceğini hissettiğin zaman kendinden önce çocuğun için korkmaya başlamışsan eğer, belki de artık kendini limonotayla avutmak yerine o limonu kim verdiyse onu bulmanın zamanı gelmiş demektir.

kendisine karşı acımasız olan dingiller

Sevgili dostum Baymarti, Yaptığım derin ve uzun gözlemler sonucu, insanların yaptıkları hatalar karşısında kendilerine karşı acımasız olup olmamalarına göre ikiye ayrıldığını tespit ettim. Şöyle ki: 1. Kendilerine karşı acımasız olmayanlar 2. Kendilerine karşı acımasız olanlar. Misal: Pazarda eliniz kolunuz dolu bir halde giderken, sizden üç - beş dakika önce oradan geçmiş olan bir dingil muz yemiş ve muz kabuğunu yere atmış olsun. Sen de misal, o muz kabuğuna basmış ve ayağın kaymış olsun. Birinci kategoridekiler, yani kendilerine karşı acımasız olmayan insanlar suçu önüne bakmadığın için sana ya da orada durduğu için muz kabuğuna, ya da muz kabuğunu kendi iradeleri dışında yolun ortasına koyduğu için paralel çeteye atabilirler. Bu kişiler suçu herhangi bir kimseye atarlar da akıllarına kendilerinin de suçlu olabileceği gelmez. Yalnız dikkat buyur, bu insanların ekseriyetinin kafasında kendilerinin kabahatli olabileceğine dair bir mefhum yoktur. Yani kendisini kurtarmak için suçu başk...

caiz değil

45 çocuğun tecavüze uğradığı ortaya çıktıktan sonra, görevi o çocukları korumak olan bir bakan, çocuklar yerine olayın meydana geldiği kurumu korumaya kalkarsa, sonra böyle bir tutum içinde olmasından dolayı hakkında gensoru verilirse, ve sonra o bakan, gensoru için yapılan oylamada mensup olduğu partinin kalabalıklığı sayesinde bu işten sıyrılırsa, ve akabinde, gensoruya hayır demiş olan çoğunluk milletvekilleri bir de kalkıp bakanı kutlamak için sıraya girerse, erkek milletvekilleri sakın ola o bakanın elini sıkmasınlar, çünkü bir erkekle bir kadının el sıkışması dinimizce caiz değildir.

en ileri

Sevgili dostum Baymarti, Sayın bakanımızın NASA'dan ileri olduğumuzu ifade eden beyanatının, kendilerinin boş bir anına gelen talihsiz bir açıklama olduğundan eminim. Yoksa elbette ki koskoca bakan beyin, aslında NASA diye bir kurum olmadığını bilmeyeceğini düşünmüyorum. Bakınız sevgili dostum, şu dünyadaki tek büyük numarası bizleri insanoğlunun aya çıktığına inandırmak olan bu kurumun kendisi de aslında çok cüretkar bir iluzyondan başka bir şey değil. Bu konuda biraz araştırma yapan herkes çok rahatlıkla, NASA denen ama aslında var olmayan bu kurumun bir Yahudi oyunu olduğunu görecektir. Kendi araştırmalarım beni Yosi Kohen adlı eski bir casusa kadar götürdü. Bugün öğleden sonra kesilen elektriğin saatler sonra ancak gelmesinin bizim gelişmemizi kıskanan Almanya'nın bir sabotajı olduğundan ne kadar eminsem, bu lanet olası federallerin de aslında bir Yahudi oyunu olduğundan o kadar eminim. Ve yeri gelmişken hemen belirteyim sevgili dostum, geçen gün Kavacık yolu üzerin...

sütü kaynattıktan sonra soğusun diye balkona koyup unutmak

Dün gece hava soğuktu sevgili dostum Baymarti, bahara girdiğimizi fark etmemiş gibi davranıyordu. O sütün de soğumaya niyeti yoktu. Ben de balkona koydum. Hayır sevgili dostum, sabaha kadar kalmadı o süt orada ama az kalsın kalıyordu. Çünkü insanın kendine hedef koyması mühimdir. Benim hedefim mesela, netten ucuza kapattığım bir logoya iki slogan yazıp bunu çok özgün bir şeymiş gibi 260 bin dolara satabileceğim bir müşteri bulmak bu aralar. Hazır dolar da düşmüşken, olur mu olur. Yalnız zamanında akıllılık edip bir kenara koyduğum 20 doların değeri düştü azıcık; o biraz canımı sıkıyor. Yoksa, dün gece üç buçukta kaldığım yerden çalışmaya devam etmem mühim değil. Hamiş: Bugün hava güzel. Bahar gerçekten gelmiş olabilir.

koşer pastanesindeki brovni

Yo hayır dostum, gecenin üç buçuğunda hâlâ uyumamış olmamın sebebi Gaziantep Belediyesi'nin 260 bin dolar karşılığında satın almış olduğu marka bilinirlik hizmetinin içindeki logonun 49 dolarlık başka bir stok resme fazlasıyla benzemesinin uykumu kaçırması değil. Zaten uykum kaçmış falan da değil. Yatsam 10 dakika sürmez uyumam ama peki o zaman neden şu saatte ayaktayım? Çünkü hiç kimse bana 260 bin dolar vermediği için, iş yetiştirmem gerekiyor. Ondan.  O zaman sorıyorum dostum: "Bir koşer pastanesindeki en güzel brovni." cümlesinde bilmediğin kelime hangisi? Brovni değildir herhalde. Tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsan bile en azından adını falan duymuşsundur. Peki ama sevgili dostum, sözüm meclisten dışarı, bilenler biliyordur tabii de, bir Yahudi terimi olarak koşer kelimesini duymamış olabilir misin? Hani şu Osmanlı zamanında himayene aldığın, toprak verdiğin, o andaki şartlara bağlı olarak yeri geldiğinde bütünleştiğini falan iddia ettiğin Yahudilerin i...

logo logoya benzer

  Hadi ben pencereden baktığımda sokağın karşısına diktikleri çirkin apartmanın çirkin grisini gördüğüm için ilham alamıyorum, senin mazeretin ne be hacı, 760 bin doları almışsın da kıytırık bir logoyu iteleyivermişsin bize? O da değil de, insan merak ediyor tabii, olm sizin yaptığınız hiçbir şey mi düzgün olmaz diye. Efendim, algıda seçicilik mi dedin? Yok patron, algıda seçiclilik diye 45 çocuğa tecavüz eden adamın barındığı vakıf için resmen yedirmeyiz lobisi kurmaya denir. Hepiniz ondan olun, hepiniz bas bas bağırın da ne mal olduğunuz ortaya çıksın. Ama bu arada karşı apartmanın çirkin grisi alınmasın, bizim apartmanın limon sarısının da ondan aşağı kalır yanı yok, ama en azından pencereden baktığımda görmüyorum.