Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

selemenderden daha iyi başlık mı olur

Buzlar ülkesinden gelmiş gibi davranan kertenkelenin tükürük izi kadar bile değeri olmayan adamlar ahkam kesmeye başlamışsa, o kertenkele değil selemender de olabilir. Hey dostum, gecenin ikisinde o buzdolabı açılmışsa eğer suç tabii ki Karatay'da değil zamanın izafiyetini bana temsil edebilir misin Abidin? Peynir tabii, başka ne olacak? Bazen diyorum, eğer cevap 42 çıkmasaydı kesin peynir çıkardı, çünkü Bruce Wayne de en çok babasının parasıyla aldığı oyuncaklarını severdi. Tıpkı herkes gibi yağmur yağarken bir bataklık atasözü geliyor aklıma: Ormanda Fantom 10 kaplan gücündedir. Ve tabii Nasreddin Hoca bu, hemen cevabı yapıştırmış: Eğer bir Eylül gecesi evin içinde dolaşan sivrisinek görürsen, hemen çocuğun odasındaki ilacı tak.   İlaç dediği de zehir aslında. 

barbunya tanesi

O rada bir yer var uzakta ve o yerde bir şey var. Uzaktan bakıldığında boşta kalmış elektrik kablosuna benzese de dikkatli bakıldığında barbunya tanesi olduğu görülecektir. Buradan çıkan sonuç çok net: Daha çok çalışmak lazım. Çünkü beklenmedik sorunların çıkması bu işin fıtratında var. Tıpkı, beş saniyelik videoyu çekip de internete gönderemeyen küfürlü telefon gibi, o telefonun çalışmaya karar verdiği o kısacık beş saniye boyunca bile sessiz kalamayan küçük çocuğun oyunlarının hayatımızın bir parçası da odanın bu köşesine sıkışıp kalmış kedi. Gayet net. Evet. Not: kırav maga öğrenme linki vermiş miydim?

her şeyin sorumlusu 41

Sevgili Hayri, Düşündüm de, bugünkü aksiliklerin altında yatan sorunun tek sorumlusunun 41 olduğuna karar verdim. 42 değil ama, karıştırma, çünkü eminim sen de çok iyi biliyorsundur ki, 42 cevaptır. Amma velakin, oturduğum sokağın imar planından kim sorumluysa, işte bugün saatlerce kulağımda telefonla gezip işimden gücümden olmama sebep olan da odur. Bütün suç bir apartmanın numarasını adam gibi belirlemekten aciz imar planlamacısında yani.  Bizim apartmanın sokak içindeki yeri değişmedi. Sadece numarası değişti. Bilmem kaç sene sonra, belediye bizim apartmanın numarasını 41 yaptı. Ve ondan sonra bütün sıkıntılar başladı ama şimdi uzun uzun yazmaya üşendim. Bu 41 çok sorun. Bana çok sıkıntı çıkardı.

damacana kapağıyla kavga eden adam

Saatler saatleri kovalarken bir de bakmışsın uyumayı unutan adamın babası da o üzümleri inadına yıkayıp yıkayıp dolaba koyuyor ki kapağı açtığında lönk diye karşına çıkıversin. Şeker deposu onların hepsi. Demokrasi dediğimiz şey aslında bakacak olursak, yani bir açıdan öyle de değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Yedim tabii koca bir salkımı, o da dolapta durmasaydı. Ama bak börek yemedim. İşte böyle, yediğin haltların eleştirisini yapıp sonra aynı haltları yemeye devam etmektir demokrasi de. Ama kendi kendime yasak koyar, "Hem üzümü yiyip hem bağıcıyı şeyedenlerden hesap soracağız diyenlerden hesap soracağız." dersen o zaman yandaş olursun. Savunduğunu zannettiğin ama sırf çıkarların için yalakalık ettiğin yasakçı da diktatör olur. Ne o diktatör olduğunu kabul eder, ne de Gülhane Parkı'ndaki ceviz ağacı aslında polis olduğunu. Ha ayrıca, üç saniyelik videoyu adam gibi kaydedip göndermekten bile aciz siktiriboktan telefon üreticilerine kızıp hırsını bir türlü açıl...

bir elma, iki erik ve sepet sepet yumurta

K ötü çevri okumak sivrisinek gibidir demiştim ya geçenlerde, kötü bir çeviriyi kontrol etmek de gece yarısı sinirden buzdolabında peynir avına çıkmaktır benim için. İşte öyle tiksindim, "Keşke tek hatası dahi anlamındaki de eklerini ayırmayı bilmiyor olması olsaydı." dediğim, kurduğu cümlenin başıyla sonunu aynı bütünsellik içinde birleştirmekten aciz sözde meslektaşımdan. Yoksa Karataycıyız yani, her ne kadar her gün bonfile yiyecek cep bende yoksa da, en azından yumurtayı aksatmıyorum. Zaten mevzu basit. En az beş saat bir şey yeme, işlenmiş gıdalar yeme, un, tuz, şeker yeme, ve bir şey yiyeceksen glisemik endeki düşük sağlıklı, sanayi ürünü olmayan şeyler ye. Karatay Hoca'ya çok kızıyorlar onun söylediği şekilde beslenmek için gereken bütçeyi herkesin bulmasının imkansızlığı yüzünden de, kadının suçu ne yani, "Her gün ekmek yiyin ." mi desin size? Et pahalıysa gidin etin pahalı olmasının sorumlusu kimse ondan hesap sorun. Karatay Hoca mı yönetiyor bu ülkeyi?...

berber sefası

Sevgili Hayri, Bazen işler üst üste gelir, hangisini yapacağını şaşırırsın, hangisinden başlasan öteki gecikecek diye dertlenirsin, bir tuhaf olursun, içinden hay anunaykum diye haykırıp her şeyi bir kenara atmak, sakin bir sahil kasabasına yerleşmek gelir ya, işte berber koltuğuna oturduğum zaman da aynen o şekilde hissediyorum sevgili dostum. Bir süre sonra o koltuk bana dar geliyor. Kaçmak istiyorum. Ama öte yandan, seni bir sivrisinek gibi rahatsız eden dandik çevirili kitap okurken hissettiğin o sıkıntı var ya, işte bir ay berbere gitmeyince saçlarım bana o aynı sıkıntıyı veriyor. "Sanki çok saçın varmış gibi neyin artizliğini yapıyorsun olm sen." dediğini duyar gibi oluyorum, sevgili dostum Hayri. Ama inan bana doğru söylüyorum. İşin görüntüsünde değilim ki görüntü de pek hoş değil, o ayrı ama resmen batıyor, rahatsız ediyor hafifçe uzamış saçlar beni. Gençliğimde nasıl uzatmışım ben bu saçları bilmiyorum. İşte bu iki olgu çatışınca, ben de bu sabah işlere başlama...

iş akış planı, uyku modu ve pompa

Peter Sellers - The Party Ç ok çişi geldiği halde sevdiği kız şarkı söylerken odadan çıkamayan Hintli oyuncu gibi kıvranıp dururken, teknolojinin bize neyse ki duraklat düğmesi diye bir şey verdiği geldi aklıma. Oysa ki, aynı teknoloji bir de uyku modu diye bir şey vermişti. Ben halden anlayan adamım, insanın uykusu geldi mi uyuması gerekir tabii ama sen insan değilsin, bilgisayarsın. Senin o moda geçmemen için olası her türlü ayarı kapattığım halde neden durduk yere kendini kilitlediğini izah edemiyorsun. Tıpkı o telefonu satın alırken bana asıl olanın telefon hafızası denen o şey olduğunu söylemeyen satıcı yüzünden alt tarafı 3 saniyelik vine videolarını yükleyememem gibi. Ama tabii suç seni telefon diye satan dingilde değil, bizzat telefon diye yapan o öteki dingilde. 3 saniye lan, alt tarafı 3 saniye. Çocukların evdeki video oynatıcısını belirli bir saatte kayıt alacak şekilde programlayabildiği zaman dahi muamelesi gördüğü altın çağları görmüş adamım ben. Daha açılır açılmaz...

nerede o eski inşaatlar

T am cebime biraz para girecekken geliveren kallavi kredi kartı ekstresi kadar canımı sıkmasa da, inşaat sektörünün gelenek ve göreneklerimize hiç sahip çıkmaması beni çok üzüyor. Eskiden böyle miydi bu inşaatlar? Küçüklüğümün inşaatlarını hatırlıyorum da, işçiler, yandaki resimdekine benzer makinelerle betonu orada kararlardı. O zaman bir emek vardı, emeğe saygı vardı. Tahminimce, sigorta yine yoktu ama olsun, inşaat dediğin işin adabı vardı. O makinelerin bazıları motorluydu olsa da, çoğunluğu elle çevrilen cinstendi. Hatta, içine girip oynamışlığım bile var. Şimdi öyle mi ya? Telefon ediyorsun şirkete, koca koca kamyonlar içinde betonu getiriyorlar inşaatın iskeletine, hoop döküyorlar, bitti gitti. Olmaz ki böyle. Biz atalarımızdan böyle görmedik. Bunlar hep bizi bozan şeyler. Hep İngiliz oyunu bunlar. Buradan yetkililerimize seslenmek istiyorum, bu oyunu bozalım. İnşaat kültürümüzü koruyalım. Hiçbir şey olmuyorsa, o betonların gece yarısı dökülmesine engel olalım bari.

o son lokmayı yememesi gereken adamın resmi

Ç ok enteresan bir hikaye biliyorum, çok hırslı bir adamın çevresine saçtığı zulümle ilgili. Bu adam, kral olma hırsı yüzünden, kendisine engel olarak gördüğü herkesi ama herkesi ortadan kaldırıyor. Yeri geliyor, zamanında kendisine yardım eden insanları bile ortadan kaldırıyor. Yarattığı korku imparatorluğu bir süre için egemen olmasını sağlasa da, sonunda insanlar ona karşı isyan ediyor ve krallığı fazla uzun ömürlü olamıyor. III. Richard. Shakespeare yazmış, günümüzden 400 küsur sene önce. Tarihin, insanların birbirini katletmesinin kaydı olduğunu ve doğanın hep kazanan tarafı haklı çıkarmaya meyilli olduğunu yazan Will ve Ariel Durant adlarındaki tarihçi çift, ünlü Tarihten Dersler  eserinin bir yerlerinde: "Sakın ilerleme adını verdiğimiz olgu, her kuşağın geleneksel bir övünme, kendisini öncekilerden üstün görme tutkusu olmasın! Tarihi çağlar boyunca insanın doğasında elle tutulur bir değişme bulamadığımıza göre, teknolojik gelişme eski amaçlara hizmet eden yeni araçlard...

dün gece kendimi biraz şımartayım dedim

Dün gece kendimi azıcık şımartayım dedim. Yarımda yattım uyudum. Sabah kalkınca işler tabii oğlanı da okula kaydettik. Sıfır kilometre ana okulu. E tabii bütün gece de uyuyunca, hep sarktı bütün o ben yapmadığım zaman kendi kendine ilerlemeyi bir türlü öğretemediğim işler. Ama neyse, en azından dolar kendi kendine yükselmeye devam ediyor da, zamanında akıllılık edip bir kenara 20 dolar atmıştım. Yalnız itodaki cüretten ben de isterim. Devlet doları onlara 2,70'e satsınmış. Dur lan, ben de ticaret odasına kayıtlıyım. Öyleyse, yürü be koçum. Ne de olsa benzini hep 50 liralık aldığım için emlak fiyatları da şişti tabii. Yanında da makarna isterim yalnız. Sucuklu olsun.

kaynayan yumurtalar

2 015 yılının üçüncü çeyreğine girmiş bulunduğumuz şu günlerde, 2015 yılı hedeflerimi gözden geçirmek ve bir performans değerlendirmesi yapmak istedim, sevgili Hayri. Bu yıla ait hedeflerimi iki ana başlık altında toplayabiliriz. Zengin olmak. Kilo vermek. Birinci hedefime çok yaklaştığımı hissediyorum sevgili Hayri. Sene başında büyük bir öngörüyle 20 dolar almıştım. An itibariyle dolar 3,04 lira olmuş. Yani zengin olma hedefimde başarılı olduğumu hissediyorum. İkinci hedefim konusunda bu kadar somut bir ilerleme kaydetmediğimi itiraf etmek durumundayım, ama birinci hedefimin başarılı performansı beni çok olumlu bir şekilde motive ediyor. Çok yakında kilo vermek konusunda da hedefime yaklaşmaya başlayacağıma inancım tam.

kendinizi daha zayıf hissetmeniz için küçük bir taktik

S evgili Dostum Hayri, İnsan kendisini kaç kiloda hissediyorsa o kilodadır, şüphesiz ki. Ancak yine de, insanın kendisini aslında olduğundan daha hafif hissetmesi için bulduğum küçük bir hileyi seninle, ve senin aracılığınla bütün dünyayla paylaşmak istiyorum: Dandik laminat parke süngeri. Sevgili dostum, sen de çok iyi biliyorsundur ki, aldığınız laminat parkenin ne kadar kaliteli olduğu kadar altındaki tabakanın da ne kadar kaliteli olduğu çok önemlidir. Eğer dandik sünger kullanılmışsa, bir süre sonra çökmeler olması kaçınılmazdır. Ama işte sevgili dostum, bizim istediğimiz tam da bu çökmeler işte. Kendisini olduğundan daha zayıf hissetmek isteyenlerin, alt tabakası çökmeye başlamış laminat parkeli evlere taşınmasını tavsiye edeceğim. Bizzat tecrübe ettim, gördüm, sevgili dostum. Bir tartı böyle bir evin farklı noktalarına konduğunda farklı sonuçlar verecektir. İşin püf noktası, seni en hafif gösteren noktayı bulmakta. Sonra gelsin börekler. "Ben bunların hiçbiri...

pompanın devamı

Sevgili dostum Hayri, Seninle henüz tanışmadığımız günlerde, benim bir pompam vardı. O pompayla aramızda husumet vardı. Geçen sene bu vakitler falan pompayla aramdaki husumeti belirten bir yazı kaleme almıştım. Sonra, o pompa bizim çocuğun ilgi radarına takıldı. Pompayı su içmek için bidona takılan bir araç olarak değil, bir oyuncak olarak görmeye başladı. Sonunda da kaçınılmaz bir şekilde bozulup gitti. Geçen sene bu vakitler bununla ilgili de bir şeyler yazmıştım. Sonra, yeni pompa alsam onu da aynı akıbetin bekleyeceğini bildiğimden, beklemeye karar verdim. Böylece bir yıl boyunca su içmek istediğimde o bidonu kaldır indir yaparak spor yapmış oldum. İyi oldu hani. Bugünkü formumu buna borçluyum bile diyebilirim. Ama her dönemin bir sonu vardır. Nihayet yeni pompa aldım. Bu pompa da biraz arızalı çıktı. Pompayı bıraktıktan sonra suyu dökmeye devam ediyor. Dur bakalım, ya onun huyuna alışacağım, ya da onunla da aramıza bir husumet girecek. Pompayla ilgili ilk yazımı okumak isterse...

düşük glisemik endeks

T amam, Karatay Hocam da haklı, gece belirli bir saatten sonra hiçbir şey yemeyelim de, hani gece 2'de maksimum seviyeye ulaşan leptin varmış ya, e ama bak saat 2 olmuş ben anca yatabiliyorum, hormon mu kalmış? O zaman yoğurt tabii. Bir kase. Ev yapımı. Bir de besinlerin glisemik endeksini hatırlamakta zorluk çekenler için küçük bir tüyo vereyim, en iyisi krav maga öğrenin . En azından kesin sonuç. Bağzı abilerin bireysel silahlanmayı kışkırtıp durdukları şu günlerde benim enstrümanım benim vücudumdur. Salatalık yiyin o zaman bol bol. Hıyar yani. Kalorisi çok düşük onun. Zararı yok. Kabak da yiyebilirsin bak, ama mümkünse çiğ olarak. Mümkün değilse en azından krav maga öğren. Olmadı, hıyar yersin. Bir de keşke aldığımız hediyeyi beğendirebilseydik. Karatay Hocam haklı yalnız, eğitim şart. gözlüklü ayı resmi

başka atmosferin çocukları

Sevgili dostum, Hayri, Bu aralar aforizma lafı pek bir moda ama ben buna  alıntı  diyeceğim. Öyleyse Tolstoy Usta'dan gelsin: Hırsızlar hünerleriyle övünür, orospular ahlaksızlıklarını teşhir eder, katiller zalimlikleriyle kurumlanırsa buna şaşarız. Ama bu bizi, sadece bunların sayısı az olduğu ve tamamıyla başka bir atmosferde yaşadığımız için şaşırtır. Bugün çok yorgunum be Hayricim. İnan iki saatlik uykuyla duruyorum.  O yüzden başka bir şey demek istemiyorum bugün. Sadece, belki minicik bir ekleme yapmak istiyorum: Ama bir gün bir de bakarsın, sayıca az olduğunu zannettiğin o başka atmosferin insanları senin atmosferini ele geçirivermiş.  Ha, bir de an itibariyle dolar 3,03 TL. Onu diyebilirim belki.

kötü romanları ifşa derneği iftiharla sunar

Sevgili Hayri, İnsanın herhangi bir deneyimden hoşnut kalıp kalmamasının altında yatan faktörlerden birinin de, o deneyimden önceki süreçteki deneyimlerden birinin ya da birkaçının  insanda bıraktığı lezzet olduğunu hesaba katmak gerekir. Misal, çikolatalı pasta yedikten sonra karpuz yemeye kalkarsan, karpuzun lezzetli olup olmadığını bile anlayamazsın. Bu devirde lezzetli karpuz bulmak çok zor olduğu için biraz yanlış bir örnek vermiş olabilirim. Olanlara da şekerli suyu basıp basmadıklarından emin olamıyoruz zaten. İşte bu süreç dahilinde, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi zirve yapmış bir eseri okuduktan sonra mevzuyu zirvede bırakmak yerine Amatörler adlı dandirik macera romanını okumak bir hata oldu azıcık. Ama sonuçta yıllardır karpuz yiyen adamım, iyi kitapla kötü kitabı ayırt edebiliyorum. Bu kitap kötüydü, sevgili dostum. Bu yazılı kelimeler topluluğunun tatilde okunacak kitaplar kategorisinde olduğunu varsayarak bir tatil metaforu yapmak istiyorum: Bu kitap ancak bir...

açtım baktım

Allah sevdiği kulunun monitörünü önce çat diye bozar, sonra da düzeltirmiş. O değil de, gözlüğü baktığım son yerde bulmam son derece mantıklı tabii, çünkü bulduktan sonra bir daha başka yere bakmama gerek yok; ama ilk bakmam gereken yere, o gözlüğün kabına neden en son baktım, orası biraz zaman kaybı. O monitör ki, nasıl olsa bozuldu, alalı 8 yıl falan olduğuna göre kesin garantisi de yok, hanımla beraber açtık içini. Tabii hiçbir şey yapmadan aynen geri taktık ama monitör mesajı aldı. Çalıştı sonra.

mide baklavalarının sırrı

Bir kısım aile efradının bayram tatilini vesile bilerek birtakım tatil beldelerine gitmesinin kaçınılmaz yan etkisi, herkesin toplandığı aile büyüğünde kişi başına düşen ortalama tatlı miktarının artması oluyor bittabi. Evdeki elektronik tartı, bütün Ramazan boyunca kendimi tebrik ederek kontrol ettiğim nefsimin güzel bir sonucu olarak verdiğim birkaç kilocuktan daha fazlasını dünkü bayram buluşmasında aldığımı söylüyorsa eğer, suç tartının elektronik devrelerinin bozulması değil, midemdeki baklavadır: hanımın yaptığı ev baklavaları. İşin sırrı falan yok; tarif, bildiğiniz internet tarifi. Hanımın eli lezzetli. Ha bir de, kayınvalide keşkeği çok güzel yapıyor.

selpak bayramlar

Saçlar da artık Mister No modeli olduğuna göre, "Nerede o eski bayramlar?" diye hayıflanma yaşına gelmişim demektir. Ama şöyle bir geriye bakıyorum da, pek de öyle matah bayramlar geçirmedik biz aslında. Sonuçta,  artık X midir, Z midir, habire isim verip durduklarından benim de adını karıştırdığım nesillerden birine mensubum ben. Babalarımız bize bayram hediyesi olarak çocukken kendi babalarından aldığı mendillerden hediye etmezdi. Mendil diye bakkaldan aldığımız selpakları bilirdik biz. Bir kere sümkürür sonra atardık. Bayram tatili deyince insanların aklına bu şehirden kaçmaktan başka hiçbir şeyin gelmediği çağın ilk dönemleriydi. Yine de hakkını vereyim, en azından denizler temizdi. Ama tabii ki hayır, dedelerimiz kusura bakmasın, eski bayramların güzel olmasının sebebi eskiden her şeyin şimdikinden çok daha güzel olması değil elbette ki. Eskiden her şey daha güzelse eğer, tek sebebi bizim çocuk olmamızdır. Tıpkı babalarımızın Mister No modeline geçmeden çok önce yaşa...

angaryalar, istisnalar ve çılgınca dans eden güzel amcalar

Bak Pikaçucum, "Profesyonel olarak kabul ettiğim bir işten ücret almamak, o işi baştan savma  yapmak için geçerli bir sebep değildir." şiarını benimsemiş biri olarak,  "angarya" tabirini kullandığım bu işleri tamamlamanın ekseriyetle beklenenden uzun sürdüğünü belirtmek isterim. Basitmiş gibi görünen her işin arkasında potansiyel bir önceden öngörülememiş sıkıntı vardır derler. En azından ben olsam öyle derim - ki ben zaten olduğuma göre öyle diyorum. Sonuç olarak bir işi yapacağımı söylemişsem yapabileceğimin en iyisini yaparak teslim etmem gerekir. Diğer türlüsü terbiyesizliğe girer. Ve de tabii bu "angarya" tabirinin bir de ikiz kardeşi var -ki o da en az onun kadar zaman alıcı uğraşların sorumlularındandır, ona da istisna deriz. Küçük istisnaların en büyük sıkıntısı, hızla birikerek yolları tıkamalarıdır. Ama bak Pikaçucum, öncelikle doğruya doğru, zamanı olması gerektiği kadar iyi yönetemiyor olmamın bütün suçunu angarya ve istisna kategorisi...

sonsuz evren küçük insan

Ben şehirli adamım. Bir gece vakti balkona çıkıp da dışarıyı seyredeyim desem görebileceğim tek şey burnumun dibine yapılmış başka bir bina olur. Zaten, burnumun dibine yapılmış başka bir binanın balkonuna çıkmış başka bir adamla burun buruna gelme olasılığından hiç hazzetmediğim için pek balkona çıkmam. Oysa insanın zaman zaman başını göğe kaldırması, şu koca evrendeki kendi zavallılığını hissetmesi lazım. O sınırları belirsiz kibrinin, içinde yaşadığı evrende minicik bir zerre kadar bile kıymetinin olmadığını hissetmesi lazım. Ve madem ki kafasını kaldırıp göğe bakmak istediğinde, her gün içinde boğulduğu günlük kavganın abidesi olmak dışında bir işlevi olmayan koca beton yığınlarından başka bir şey görmüyor, o zaman bunu ona hatırlatacak başka bir şey lazım. Bilemiyorum, bir film olabilir belki. Life of Pi , insana doğa karşısında ne kadar zavallı olduğunu hatırlatan güzel bir film mesela. Bana kalırsa din, tam da bunun için var. Bize, o zavallı kibrimizin parçası olduğumuz kudr...

haşlanmış yumurta

Sevgili dostum Bruce, Duydum ki Süpermen'le kapışacakmışsın. Lütfen bu sözlerimi yanlış anlama ama hayırdır hoca, neyine güvenip de kalkıştın böyle bir işe? Hayır yani, karşındaki adam aptallık derecesinde sınırsız bir güce sahip, farkındasın değil mi? Yahu adam Dünya'nın etrafında hızla dönerek zamanı geri aldı, gözlerimle gördüm, sen bu adamın nesiyle dövüşeceksin? Ha, diyeceksin ki onun da zayıf yanı var: Kriptonit. Ya affedersin ama, bütün vücudunu kriptonitle kaplasan, bu herif uzaya çıkar oradan sana taş fırlatır, onu da isabet ettirir, öyle de saçma bir sınırsız gücü var. O taş da fena acıtır bak söyleyeyim. Hem sonra işin aslı başka. Bak o konuda da uyarayım. Bu Süpermen dediğimiz adamın sınırsız güçleri o kadar sıkıcı ki, marketten aldığın ürün kataloğu bile bunun çizgi romanlarından daha heyecanlıdır. Ürün kataloğunda en azından zeytinin peynirin indirime girdiğini görüyorsun da heyecanlanıyorsun. Süpermen dediğin adamda sıfır heyecan var. Bir koydu mu düşman müşm...

hurmanın iyisi nasıl seçilir

Sevgili Tellak Efendi, Banyoyu mesken edinen karıncalarla anlaştım, ben onlara dokunmayacağım, onlar da cereyan yapmayacak. Rüzgar akımı olan cereyanı kast ediyorum, yoksa elektrik akımı olan cereyanın bizim buradaki inşaat ustalarından sorulduğuna dair derin bir şüphe içindeyim. Hazır damar bulmuşken oradan yürüyebildiği kadar yürüyen yazar iticiliği diye bir şey var, onu biliyorum; ama internetin bu ucundan bakıldığında kakasını yapmamak için direnen üç yaşındaki çocuğun peşinden onu istenmeyen bir durum oluşmadan önce lazımlığa yetiştirmek için koşturmak bir blog damarı değil, hayatın önemli bir bileşeni olarak görünüyor. Çünkü cereyan dediğimiz hava olayına dokunmamamız gerekiyor. Adamı hasta edebileceğine dair çok köklü bir inanç var. Fakat çok enteresandır, bir şarkının güzel olup olmadığına karar verme mekanizmamızın yüzde en az atmışı bir önce dinlediğimiz şarkıya göre belirleniyor. İşte o yüzden, hep söylediğim gibi çöplerin gece toplanması bende kronik yorgunluğa yol açıy...

elektrik tasarrufu

Böyle bezen bir programı açmaya çalışırsın, böyle nazlı nazlı, açılsam mı açılmasam mı havaları, bir mırın kırın, sen de "Lan seni bekleyene kadar bari şurada şuna bakayım." diyerek başka bir açık pencereye geçersin, tam konsantre olursun, çat diye o nazlı pencere karşına çıkar, sen de küfür edersin ya, işte o küfrün bin katını düşün, işte o bin katın bin kat daha fazlası sana girsin o elektriği kasten kesen adam. İspat edemiyorum ama inşaatçılardan şüpheleniyorum. Binanın elektrik tesisatını mı döşüyorlar artık ne yapıyorlarsa, böyle çat diye gidiyor o elektrik. Allah devletimize zeval vermesin, o inşaatlar bu sokakta hiç bitmediği için de çok sık yaşıyorum ben bunu. Ne olacak canım, alt tarafı en fazla beş dakika, bazen iki dakika sürdüğü de oluyor, hem fena mı bak tasarruf da ediyorsun ama tabii o sırada bilgisayarın anası ağlıyor o ayrı. Yaptığın iş son kaydetme noktasına bağlı olarak bazen yarım saat geri atıyor, o da ayrı. Fatura göndermek için 2 ay bekleyen, sonra...

kilolardan hızlı kurtulma yöntemi

Sevgili Günlük Bilen bilir, Luwak diye bir kahve var. Ben ilk defa Bucket List diye bir film var, orada duymuştum. Bu kahvenin çekirdeği, bir yabani kediye yediriliyor, sonra o kedi o kahveyi kakasıyla birlikte çıkartıyor. Ayrıca da dünyanın en pahalı kahvesi. "Peki bunun kilo vermekle ne ilgisi var?" diye sorduğunu duyar gibi oluyorum Sevgili Günlük. Bütün parayı o kahveye yatırınca yiyecek bir şey alamayacak olmanı saymazsak, yok aslında. Ama kaka mühim. O kısma sonra geleceğim, ama önce spoiler'lar; ------Spoiler 1: bu blog yazısında, başlığı görüp de bulmayı umdukları türden bir cevap bulamayacaklarını anlayan arkadaşlar sayfayı kapatabilir. ------Spoiler 2: filmin sonunda adam ölüyor. ----Spoiler 3:   Her şeye rağmen ben buraya kilo vermenin sırrını öğrenmeye geldim diyenler buraya tıklayabilir . Adam yemin etmiş bu sorununuzu çözeceğim diye. Ben onun yalancısıyım. Ama şu da var, kakası en uca kadar geldiği için evin içinde kıvranıp durduğu halde tuvalet...

6. kat

"İnsan eski dostunu karşısında küçülmüş görünce mutlu olur gerçekten." demiş Dostoyevski. "Facebook'ta gördüğüm eski arkadaşlarımın büyümüş göbekleri hariç." diye de ben ekleyeyim bari. Karşı inşaat 6. zafer katını çıkarken aklıma, son katı dubleksmiş gibi yapıp iç bağlantıyı kapatacakları, kapıyı dışarıdan verecekleri geliyor doğal olarak. Kayıtlarda tek daire geçen çift daire modeli. Bir de keşke şu çöpleri gece almasalar diyor insan. Çünkü bir alıntı da Erich Maria Remarque'den yapacak olursak: Kendim için idealizm istememe hacet yok. Zira bende idealizm zaten fazlasıyla var. Asıl muhtaç olduğum şey para. Yani diyeceğim o ki, akşam oldu mu o çöpü indirmeye üşeniyorum be güzel abim. Odur yani tek derdim. Bir de, hazır alıntılara başlamışken, iki kere Belçika Başbakanlığı yapmış olan, Belçika Hıristiyan Partisi eski Başkanı merhum Wilfried Martens'den bir alıntı yapayım istedim: Bize göre Türkiye AB'ye tam üye olacak bir aday değil. Türkiye ile ...

kahve buzları

Sevgili dostum Martin Mystere, Hacı beni bilirsin, üşengeç bir adamım. Fikren kendimi açık fikirli biri olarak görüyor olsam da fiiliyatta yeniliklere kapalı biri olduğum hakikatının altında yatan sebep de budur aslında. Yeni lezzetleri denemek, yeni maceralara koşmaktansa kanepeye uzanıp göbeğimi de hafif aralayarak meltemi hissetmeyi tercih ederim. Beni o kanepeden de ancak bilgisayar oyunu oynamak falan kaldırabilir. Aslında bir de gölgedeki hamakta yatmak, en azından teoride güzel bir fikir gibi geliyor kulağa, ama o ipler bir süre sonra insanın sırtına sırtına batıyor be usta. Yani diyeceğim o ki, her şey göründüğü gibi değildir, o yüzden sen sen ol, kanepeden şaşma. Ama tabii istisnalar yok değil. Kahve mesela. Kahve konusunda yeniliklere açığım. Değişik lezzetleri denemeyi severim. İşte o yüzden, aşağıdaki resimdeki gibi bir fikir bana çok cazip geldi. Ben de denemeye karar verdim. Ancak filtre kahve sevmediğim için, daha doğrusu filtre kahveyi sevebileceğim sertlik...

al sana yaz

Sayın Belediye Başkanım, Senden ricam, "Haziran bitiriyor hava hâlâ kapalı." diye şikayet edenler kimse onların isimlerini tek tek verebilir misin? Al sana yaz diye posta göndereceğim. Ne güzel takılıyorduk, ne bu sıcak ne bu şiddet? Bir de şu çöp mevzusunu çözemedik hâlâ sayın başkanım. Akşam belli bir saatten sonra o çöpü indirmeye üşeniyorum, merdivenlerden inip çıkmaya dermanım varken gündüz alın şu çöpleri sayın başkanım. Nedir yani, hava sıcak değil diye şikayet edince oluyor da, onların isimlerini tek tek rica. Bak bizim karşıda bir inşaat var. Adamlar bitirdi bitirecek diyoruz kat üstüne kat çıkıyor herifler. Kaça kadar izni var bunların? Gece 11'de beton dökme izinleri var mı mesela? Bir de geçen gün bizim arabanın üstüne komple sıçratmışlar betonları. Ama temiz çocuklarmış, kapıyı çaldılar, arabayı temizlemeye götürdük birlikte. Ben de zaten evde boş boş oturmuş "ne yapsam, ne yapsam?" diye düşünüyordum, hareket oldu. Keşke inerken çöpleri de indir...

ya yeni çay yoksa korkusu

Sevgili Jackie Chan, Yeteri kadar Çin karate filmi seyreden herkesin bildiği üzere, bir kaseye yeni bir şey eklemek istiyorsan önce içindekini boşaltmalısın. Yoksa o kase taşar. O zaman da kungfu öğrenemeyiz. Aslında aynı şey çeviri için de geçerli. İnsan bazen hayır demeli, bazen o portföyünü boşaltmalı ki eski kaseye yeni çay gelebilsin. Aslında aynı şey bütün serbest meslek sahipleri için de geçerli tabii.  İşte bu yüzden sevgili dostum, uzun zamandır yapmam gereken bir şeyi daha yeni yapabilmiş olmanın verdiği "keşke" hissini saymazsak, o adamlarla biraz kavgalı da olsa ayrıldığım için hiç pişman değilim. "Gelecek ay, ondan sonraki ay, ondan sonraki ve ondan da sonraki ay çok meşgul olacağım için sizin işlere bakamayacağım." diye yazmak yerine belki daha ılımlı cümleler kurabilirdim ama o cümleyi kurduğuma pişman değilim. "Bizden bu şekilde ayrılma. İleride bu kuruma yine ihtiyacın olabilir." diye gelen cevaba kallavi bir küfürle cevap vermemi...

sosyal medyanın şişko arkadaşları

Sayın Belediye Başkanım, İyi ki Facebook diye bir şey varmış. İnsan böyle ilkokul, orta okul arkadaşlarını falan görüyor, "Aa, B.'ye bak lan, amma şişmanlamış." diyor da "Neyse, bir tek ben değilmişim" psikolojisiyle rahatlıyor. Ama ben mağdurum Sayın Belediye Başkanım, çünkü aynı arkadaşlarım böyle tatil beldelerinde falan resimlerini yayınlamaya başlayınca insanın canı sıkılıyor, ben hâlâ buralarda siyasi mesaj içerikli paylaşım kasıyorum diye. Gerçi tabii, daha dün o bayraklar inerken gıkını çıkarmayan omurgasızların seçimlerde yediği beklenmedik darbenin şokuyla milliyetçilik damarlarının kabarmasına uyuz oluyorum: o konuda ne kadar paylaşım paylaşsam da yeterli değil, o da ayrı bir anti parantez.  Adamların partisinin kurucu ileri geleni daha geçenlerde "Abdullah Öcalan namaz kılan sessiz sakin bir çocuktu." diye ufaktan bizi ısındırma hamlelerine kalkıştı, ne çabuk unuttunuz? Şimdi kalkmışlar "Bunlar Sayın Öcalan diyoo" diye ağlaşıy...

eksik köfte

V ücudun neye ihtiyacı varsa insanın canı onu çekermiş derler. Öyleyse benim vücudumda kronik bir köfte eksikliği olsa gerek. Çünkü şöyle anlatmaya çalışayım, önüme bir kilo köfte koysanız, "Hepsi bu kadar mı?" diyecek bir bünyeyle dünyaya gelmişim. Yine de hakkımı yemeyeyim, "Oğlum doğduğunda beni bu göbekle görmesin." gazıyla spor salonuna yazılıp 6 ay boyunca sabahın beş buçuğunda o salona gittiğim aşağı yukarı dört yıl öncesinden bu yana sadece 3 kilo artım var. Toplamda 23 falan ediyor o ayrı konu da, adamlar "Biz saat 6'da açıyoruz." deyip de sonradan açılış saatini 7'ye kaydırdıklarında bir seçim yapmak zorunda kaldım: Ya işe gitmeyecektim, ya spora. Sonuç, komiklik olsun diye kalçasını ileri atıp göbeğimi taklit eden oğlum halimden gayet memnun görünüyor. Ama yine de şunu söyleyeyim, her zaman tam inemesem de kapalı elle 5 şınavım var. Belki çok değil ama bana yetiyor.

boktan muhabbetler

Bu aralar bizim evde en sık geçen kelime açık ara farkla: kaka . Bizim oğlanın bezini çıkarttık, tuvalete alıştırıyoruz. Çiş konusunda bir sıkıntı yaşamadık ama kaka mevzusu tam bir felaket. Çocuk bir türlü ısınamadı bu kaka olayına. O yüzden de, onu kakasını tuvalete yapmaya ikna etmekte bayağı bir zorlanıyoruz. "Herkes kakasını yapıyor"dan başlıyoruz mesela. Ben yapıyorum, annen yapıyor, üst komşudaki çocuklar yapıyor: erkek olan yapıyor, kız olan da yapıyor tabi. Sonra sıra "kakanı yapınca çok rahatlatacaksın"a geliyor. Bir eli poposunda evin içinde dört dönmesindense kakasını iki dakikada bitirip rahatlasa çok daha güzel olacağına ikna etmeye çalışıyoruz ama olmuyor. Ve nihayet yumurta kapıya dayanıp da o yumurta lazımlığa düşünce gelen yorumlar var. "Bak ne güzel yaptın. Bak bugün top gibi yapmışsın. Bak bugün bacak gibi olmuş." ve artık nasıl benzetiyorsa: "Bugün kaydırağa benziyor." Kırmızı başlıklı kız bir gün ormanda giderken uza...

bizim orada sarı mercedes'i taksi yaparlar

Cebinde beş kuruş olmadığı halde geleceğe hep umutla bakabilen adamın düyasından verin bana. Çünkü bak, sana habire dinden imandan bahsedip duran adamın sana aslında verebilecek hiçbir şeyi olmadığını fark edemeyebilirsin, ama şunu bil, her ne satıyorsa pahalı satıyordur. O yüzden, vakti zamanında "Asker bizi korur" diyerek bu ülkenin olabilecek en kötü şekilde yönetilmesine destek veren yaşlı teyzeler, şimdi yine hiçbir şeyden memnun olmayan homurtularıyla emekli generaller partisine oy vermeye gidiyor ya, bir yandan onlar, bir yandan "Ama biz emeğin partisiyiz" falan diye kapımı çalan Kürt Milliyetçileri, ve o Kürt Milliyetçilerinin artık liderleri olarak gördüğünü saklamaya bile gerek görmediği bebek katilinin nasıl bir vahşeti temsil ettiğini bilmeyen bebeler, bunların hepsi ve daha da fazlası çok fena canımı sıkıyor. Kaç kere söyledim, senin kıldığın namaz beni cennete götürmez, o yüzden senin Allah'la olan ilişkine değil,  benimle olan etkileşimine bakarı...

sabah kahvesi bölüm 186

Hazır senenin ilk altı ayını bitirmeye bir ay kalmışken, çıkarın bakayım o sene başında aldığınız kararları yazdığınız kağıdı, bir şey soracağım: Hedefinin ne olduğunu net bir şekilde tanımladın mı genç? Sen ona o bağa niye gidiyorsun onu bir kafanda çözdün mü önce? Bağcı sana üzümlerin bir kısmını vermeyi kabul ettiği halde sen yine de kazandığını anlamayıp bağcıya girişmeye kalkıyor musun? Kazandığını ya da kaybettiğini bilebilmen için, önce neyin peşinde olduğunu doğru tanımlaman gerekir. Yoksa maazallah, hep kaybediyorum zannedersin, hep bir savaş verirsin de sorsalar neyi neden yaptığını açıklayamazsın. Çünkü bilge bir adam bir sabah kalkmış ve demiş ki:   Ben o mavi ekranın taa.... Özlem Arslan - Yine Yeşillendi Fındık Dalları | izlesene.com

fiziksel hafızanın sonu

Bilgisayarım fiziksel hafızasının dibini gördü. İkide bir mavi ekran vermesinin sebebi bu. Vücudum, günde dört saat uyumanın sürdürürelibilir bir çalışma planı olmadığı konusunda beni uyarıp duruyor. Ben de, onu aslında uykuya değil bir şeyler yemeye ihtiyacı olduğuna kandırmak için  habire tıkınıyorum. Evin tam karşısına denk gelen bina yıkılalı birkaç aydan fazla oluyor. Yeni inşaat başladı. Dün akşam koca bir kepçe girdi sahaya. Bugün de hafriyat çalışması var. Bu işe en çok oğlum sevindi. İnşaat kamyonlarını çok seviyor. Ben de, bilgisayarım fiziksel hafızanın dibini görüp de maviye düşmeden sadece 10 saniye önce işi bitirip dosyayı kaydettiğime seviniyorum. Her zaman bu kadart şanslı değilimdir çünkü.

hava yastığı

Türkçeyi Güdükleştirme Hareketinin çok başarılı manevrası sonucu ota boka "hikaye" deme alışkanlığının hepimize yerleşmesinin ardından, bu sıcak günde domates suyumu koydum her zaman nasıl yapıyorsam yine aynı hızda işleri yetiştirememeye devam ediyorum. Çünkü anlatacak hiçbir hikayesi olmayan adam, kendisinden büyük bir otoriteye biat etmeye programlanmış dünya algısını ona ekmek sağladığını düşündüğü adama yöneltip de "aramızda aşk var" diye tanımlarsa, ona bakıp da onun kadar zengin olmak isteyen başka bir ezik de tabi ki çıkar "Çok severim. Isırırım. Yalarım" der . Bu arada elin oğlu dünyanın, bir lidere tapınmaktan çok daha öte şeyler barındırdığını çözdüğünden, çok alakasız, çok farklı şeylerin peşinden koşup durur. Ama domates suyu iyi gitti bu havada serin serin. Dev Hava Yastığından Gökyüzüne Fırlamak | izlesene.com

10'u bekliyorum

Yazın sıcak, kışın soğuk suyla yıkanmayı seven komşu kızın bakire köpeğinin havlaması gibi geliyor her şey, uzaktan çekilir, yakından çekilmez. Tele 10 vardı çok eskiden. Açılmadan önce seksi seksi kadınların "10'u bekliyorum" diyerek reklamını yaptığı kanal sonradan ailenizin kanalı oldu. Ben de 10'u bekliyorum. Çıksa da, yeni bilgisayarı şimdi alıp mal gibi eski sürümde kalmayalım istiyorum. Ama ne işletim sistemiymiş kardeşim, bekle bekle çıkaramadı adamlar. Ama bak, srt desteği varmış. Ailenizin işletim sistemi. Neyse ki mavi ekran diye bir şey var. Her çıktığında, postacının aşağı kapının altından attığı Ticaret Gazetesini mahallenin bebelerinden önce ele geçirebilmişsem okuyorum da memleketin ne kadar dört dörtlük olduğunu görüp ferahlıyorum. Çünkü bir sivilce tanesinin göle düşerken çıkardığı ses kadar zaman dilimi içinde iyi ki yanlış yere sapmışım diye demediğini bırakmamak mı lazım? Tele 10 sonra ne oldu diye merak edenler yoktur büyük ihtimalle ama yine de ...

her şeyin sebebi

Bazen böyle her şey üst üste ve çok saçma sapan gelir. Mesela, bu ay doğru düzgün bir finansal giriş yoktur, olanın da alayı arabaya gitmiştir, ama yetmezmiş gibi haşırt diye kaza yaparsın. Neyse ki trafik sigortası diye bir şey var o ayrı bir şey de, hani mesela geniş çerçeveden resmin tamamına baktığında her şeyin kötüye gittiğini kendinden daha fazla saklayamayacağını fark ettiğin bir an vardır. "Dur ya, tam şu köşeyi dönünce düzelecek." derken, park yerindeki boş yeri sana kaptırmamak için panik atak geçiren amca, senin zaten yeri ona boraktığını anlamadan acele acele geri geri manevra yaparken haşırt diye sana geçirir. Hem de aynı gün. Ben mevzuyu çözdüm arkadaşlar, bunların hepsinin suçlusu cehape zihniyeti. Menderes asılırken MHP neredeydi hâlâ araştırılıyor ama Uhud Savaşı'nı kaybetmemizin arkasında bile bu zihniyet var. Kesin bilgi. Koskoca başbakan söylediğine göre vardır bir bildiği.  Öyleyse bu ay ayrıntılarını tek tek vererek kendi canımı tekrardan sıkmak is...

tepesine uçan daire düşen evin kırmızı kiremitleri

Sevgili Dostum Don Kişot, Bizim buraların mafyası meşhurdur. Bunlar uyuşturucu yüzünden sürekli savaşıp birbirini öldürür. Bir de bunların araba takipleri falan meşhurdur. Yolda bir yere giderken  böyle makas üstüne makas atan tipler, emniyet şeridini ihlal edip tam gaz gidenler falan varsa, pek ilişmeyiz. Bunlar mafya olabilir çünkü. Ama devletimiz bu mafyayla falan çok iyi savaşıyor, hamdolsun. Mesela herkesi madenciliğe özendiren bir programları var. Çünkü insanlar madende bir kazada ölürse, o güzel bir ölüm olur. Hepimiz gıpta ediyoruz o ölümlere. O yüzden de herkes sıraya girdi, madenci olmak istiyor. Ama madenci olmak kolay değil. Herkes madenci olmak istediği için sıra var. Normal vatandaşa sıra bir türlü gelmiyor. Hep devlet büyüklerimizin çocukları çalışıyor madende. Torpil büyük yerden tabii. Biz sade vatandaşlar da ne yapalım, mecburen mafyaya falan katılıp birbirmizle savaşıyoruz. madenciliğin ne kadar zevkli bir iş olduğunu gösteren resim

kamyoncu

Hani bir kamyon dolusu mal indirmiş kadar yorgun adamın hikayesi vardı ya, işte o kamyon üzerimden geçmiş gibi hissediyorum. Öyle yani. Vah benim yaşlı kemiklerim. Ve de tabii herkesin kendine göre bir ajandası, kiminin kendine göre saatli maarif takvimi var. Bugün en sevdiğim yemek çimlenmiş mercimek. Çerez gibi yeniyor. Salatası da yapılıyor. Bir de acı çehre diye bir şey var. Yüzde yüz olmasa bile çalışıyor ama ayrıntıya girmeyeyim şimdi. Merak eden internetten aratabilir. Sütü Seven Kamyoncu from Batesmotelpro on Vimeo .

plan program

Bilgisayarımda açılırmış gibi yapıp da açılmayan programların sayısı giderek artıyor. Bir yerden haber beklersin de haber bekle bekle gelmeyince sen de işini ona göre ayarladıktan sonra o yerden haber gelir ya; hah işte, bence sanat ne sanat için olmalı, ne de toplum için. Bence sanat birey için olmalı. Ama hayatı yorumlamak ve bir nebze olsun güzelleştirmek için yapılan sanatın hayatın önüne geçmesi gibi bir durum da var. Birçok insan farkında bile olmadan hayatlarındaki boşluğu bu şekilde doldurmaya çalışıyor. Örneğin belli bir tür müziği seversin, o müziği yapan belirli bir şarkıcıyı seversin, oraya kadar tamam da, o şarkıcının her bir özelini büyük bir saplantıyla takip etmek nedir arkadaşım? Ve işte aynen o şekilde, yapılması gereken bir sürü iş var hepsi de beklemeyi gerektiren başka ön işlerin bitmesine bağlı ve işte ben de sırf o yüzden  Windows 10 gelse daha mı iyi olacak sanki? Yine de bekliyor işte insan. Dan Brown bana neden bir Umberto Eco kadar keyif vermiyor acaba? Y...

uzmanlar günde 7 saat uyku öneriyor

Bir kamyon dolusu mal indirmiş kadar yorgun olması gereken adamın dört saat uyuyup uyanmasının hikayesini yazmak isterdim ama uzmanların da söylediği gibi, o işlerin bitmesi lazım. O yüzden, hazır kahvenin suyu ısınırken bari kamyonun içinde iki tane kitap çıksa da okusam ama annem bana küçükken hep derdi ki "Oğlum, şimdi fırsatın varken uyu çünkü ileride böyle uyuyacak zaman bulamayacağın için pişman olursun." Ben de şimdi aynı şeyi oğluma söylüyorum ama o da beni dinlemiyor tabii. Ama neyse, en azından madalyalarım sıram sıram sıralanıyor. İşleri yetiştirme madalyası hep bana. Aradığın cevap zigonun altında olabilir dedi bana Bond. Van Claud James Bond.

iğrenç görselin iyi reklam olduğunu zanneden hıyara açık mektup

Özellikle gece geç saatlerde iğrençlik sınırlarında dolanan görsel içeren reklamları veren hıyar herife açık mektubumdur. Hepiniz aynı kişi misiniz yoksa bu boktan görselin iyi fikir olduğunu sanan farklı farklı hıyarlar mısınız bilmiyorum ama bakın çok net ifade ediyorum: bir siktirin gidin bilgisayarımdan. Adsense'de çıkan reklamlarda neyse ki "Bana bunu gösterme" diye bir seçenek var da iğrenç resimlerinizi uygunsuz olarak şikayet edebildim. Diğer reklam sistemleri için elimden o bile gelmiyor. Şimdi biliyorum bir de ünlü bir geyik var, o reklamlar dolaştığın sitelere göre veriliyor diye; ama sana cevabım koca bir HADİ LAN olacaktır. Öncelikle, ağzına ahtapot giren, ya da yüzüne ne olduğunu anlaşılmayan ama rahatsız edici bir sıvı dökülen kadın resimlerinin ilgi alanıma girdiğini ima edecek hiçbir siteye girmedim. AMA, hadi diyelim ki böyle iğrenç resimler gösteren sitelere girdim ve giriyorum. Bu, benim kendi seçimimle olan bir şeydir ve hiçbir şekilde, bir söz...

içinden elektrik direği geçen ev

Şimdi,  o teyzeye "Yahu salonun ortasından kocaman kolon geçiyor. Alırken hiç mi sormadın?" diye çıkışmak kolay. Tamam, sorsa daha iyi olurmuş ama kardeşim o elektrik direğinin etrafını betonla çevirip kolon diye kakalayan müteahhidin hiç mi suçu yok? Babamın ilk öğrettiği şeydir belki de, para üstü alırken say diye. Eyvallah, insan hata yapar, herkes para üstünü yanlışlıkla eksik verebilir, ama buradaki gizli niyet başka: çakallarla dans ettiğini bil. Bakkaldan para üstü alırken saymazsam bana geçirebileceği korkusu yaşamayacağım bir dünya istemek çok mu fazla? O kolonun o evin içinde ne işi var diye sorarım elbet ama içine elektrik direği saklayan zihniyetle nasıl yarışayım oğlum ben? Adam alacaklarımı eksik girmiş, "Senin alacağının yarısının ödemesini çıkardık." diyor övünerek, sanki ben işin yarısını teslim etmişim gibi. Ve sanki senin işleri eksik kaydetmiş olman beni bağlarmış gibi. Benim alacağım, senin olduğunu iddia ettiğinden üçte bir daha fazla be panpa...

ama yoğurt güzel olmuş

"D elilik, aynı işi ya pıp farklı sonuç beklemektir." demiş ya hani Freu d, benim bilgisayarım bazen böyle kilitleniy or, kapatıyorum açıyorum, kapatıyorum açıyorum, kapatıyorum açı yorum, kapatıyorum açıyorum, kapatıyorum açıyorum, kapatıyorum açıyoru m, düzeliyor. Üstelik bu arada kitap falan da okuyorum ama kitap okudu ğum için manavın beni kazıklamasına engel olamıyorum. Ha bu arada, bunu da Oğuz Atay söylemiş, onu da ara not düşeyim. Anneler gününd e köşe başına tezg ah açan çingenelerin sana o çiçeği norm alinden daha pahalıya sa tacağını bilmekle her şeyi normalinden daha pahalı yap an yetkili servise gitmek ar asında prensipte bir fark yok. Buradaki nüans olsa olsa y ediğin ka zığın hacmi dir ki zaten ben benzini hep 50 liralık aldığım için Türk lirasının dolar karşısında eriyip gitmesi beni etkilem iyor. Ama yoğurt güzel olmuş. İ yi tutturmuşum yani. Sırada göller var. Birileri imara açmadan önce kendime mayalanacak bir göl tutayım. Netice itibariyle kazan bu, i...

selanik kurabiyesi part 4

Hadi dünü saymayalım neden saymayacaksak ama bu güzelim Cumartesi gününü haldır huldur çalışarak geçiriyorum ya, bitmese de bitirme aşamasına çok yaklaştığım şu elimdeki iş için alacağım para, arabanın tamiri için ödediğim paranın üçte ikisi ancak ediyor. O yüzden ben de diyorum ki, Selanik kurabiyesi yanında beyaz peynir ve kahveyle çok iyi gidiyor. Ama peynir sayılmaz tabii, çünkü peynir neyin yanında gelse onun lezzetini birkaç misli artıran bir auroya sahip. Özellikle tek başına geldiğinde kendi kendisinin lezettiğini inanılmaz bir şölene çeviriyor. Yarın anneler günü, onu Selanik kurabiyesi, yanında beyaz peynir ve kahveyle çok iyi gitmesiyle bilinir. da unutmamak lazım tabii, ama merak ediyorum mesela, bundan 10 yıl önce, 12 yıl önce, hatta 15 - 20 yıl önce yine böyle çeviri yaparken akıp giden zaman karşılığında aldığım parayı kime iade etsem bana o zamanı geri verir acaba? Bak aslında, ben sebep ve sonuç ilişkisine kaderin cilvesinden daha çok inanırım; yani şimdi o ar...

pembe kaptaki yoğurt

Arabalardan hiç anlamıyor olmanın en kötü yanı serviste fena halde kazık yediğin hissine kapılman değil, sonradan "Kazık yemişsin abi." diyenlerin çok olması. Ama en azından yoğurt yaptım ben bugün. Hazır sütçü gelmişken alayım dedim, sonra "İyi de ben bu kadar sütü ne yapacağım şimdi?" dedim. Malum, hanım ameliyattan yeni çıktı. Annesinde kalıyor, çocukla beraber. Ben de evde iş yapıyorum. Ama keşke "Şu kadar işi şu kadar saatten kısa sürede bitirirsem film seyrederim." demeseydim. Uzunmuş film. Hayır, ben de biliyorum kazık yediğimi ama en azından faturasıyla yedim. Normal tamirciye gitsem, yediğim kazığın belgesi bile yok. Ayrıca doğruya doğru, arabanın sıkı bir elden geçmeye ihtiyacı vardı. "Ben," dedim, "en iyisi bu sütten yoğurt yapayım." Zaten hazır kaynatıp soğumaya bırakmışım, o da tam kıvamında ılımış, yaktım fırını 2 - 3 dakika, bir güzel ısıttım. Sonra evde bulduğum ilk boş kaba verdim sütü, verdim mayayı, verdim fırın...

Küçük Kadir İyi Olsun

Küçük Kadir'i toplam üç gün içinde aralıklı ve kısa süreli olarak gördüm. Onunla hiç konuşmadım ama onu gerçekten çok sevdim. Eşimin ses telleriyle ilgili bir sorun yüzünden ameliyat olması için yattığı hastanede aynı odayı paylaştık. Belki de en çok, serum bağlamaya gelen hemşireye direnip bütün saflığıyla "İzin vermiyorum! İzin vermiyorum!" diye bağırmasını sevdim, sadece dört buçuk yaşındaki Kadir'in. Oğlumdan 15 ay, yeğenimden sadece 9 ay büyüktü. Ve bir de, "Anne, babam nerede? Babam ne zaman gelecek?" diye sorup durmasını çok sevdim. Babası geldiği zaman onunla el ele tutuşup hastane içinde tur atıyorlardı. Annesi, "Eğer hemşireleri dinlemezsen iyi olmazsın. Buradan gidemeyiz sonra." dediği için seruma ister istemez izin veriyordu; ama neden orada olduğunu bilmiyordu. Aslında annesi de bilmiyordu. Bizim orada olduğumuz süre içinde kulağının hemen arkasında aniden beliren şişliğin sebebini henüz bulamamışlardı; ama serum üstüne serum verdi...

pabucumun aydınları

Bir de, böyle pabucumun aydınlarına eser bazen, "Atatürk, Latin alfabesinde sadece küçük harfleri bilirdi. Büyük harfleri bilmezdi." diye yazarlar. Şimdi kim olduğunu araştırmaya üşendiğim, internette yazsam kesin çıkacak adamın birinin hatıratında öyle yazıyormuş çünkü. Ve işte "qemal" diye yazınca beğenmediği için "q" harfini Türkçe alfabeye koymamış falan diye yazarlar. Q harfi Türkçe alfabede neden yoktur bilmiyorum ama Atatürk'ün bu idddiayı dillendirmekten bıkmayan dingillerden daha çok kitap okuduğunu biliyorum. Sahip olduğu 4000 küsur kitabı - ki belki de daha çoktur, aslında okumayıp sadece sayfalarını karıştırmış olsa Latin alfabesindeki büyük harfleri illa ki görürdü. Tamam mı canım benim?

muslukçu hesabı

Şimdi bu sabah tartıyı evde başka bir yere koyunca alttaki laminatın altındaki süngerin bozulmasından falan mıdır nedir, olmasını beklediğimden iki kilo kadarcık fazla gösterdi ya, bence bizim muslukçu da bana bakıp "Abi ne iyi ya. Evden çalışıyorsun işte." demiştir. Ama moralim bozuldu tabii. Sonuçta akıl ettim de tartıyı başka yere koyunca kilom yine olması gerektiği kadar fazla çıktı, o mesele değil de, o muslukçu benden çok kazanıyor ya, o biraz canımı sıktı. Tabii bir şey demiyorum, muslukçuluk da elbette kutsal bir meslek. Muslukçular olmasa bozuk muslukları kim tamir edecek, ben değil en azından. Bir de bizim oğlan biraz iştahlı olsaydı keşke. Her yemek ayrı bir savaşa dönüşmeseydi, bak o zaman daha iyi olurdu.  Arabanın muayenesi geldi bir de. Ain't no school like old school. [Part 2] from MasterOfPuppets on 8tracks Radio .

kredi vereceğim diye tutturan bankacı

Hayatıma bir de ödenmeyen KDV diye bir şey girdi. Karşı tarafın, KDV ödeme gününe kadar ödeyeceğini taahhüt ettiği ama ödemediği için aynen bana giren meblağı ifade etmek için kullanılıyor. İşte tam da işimin gücümün arasında çalan telefonu açtım, belki iş kakrıtıp parasını vermek istemeyen başka biri daha olabilir diye. Banka çıktı. Ayrıntılara dikkat etmedim ama bir yerlerde nakit kredisi falan dedi, sanki yeteri kadar işin yokmuş gibi. Hayır, dedim. İstemiyorum, dedim. Kaba davrannak istemiyorum  ama bıraksam 10 dakika dil dökeceklerini de biliyorum. Ve ayrıca, bu lafların büyük kısmını kendilerinin uydurmadığını, birilerinin onlara öğrettiğini de biliyorum. Ama "Niye, nakit para işinize yaramaz mı?" diye sorunca kızdım tabii. "İkimiz de o parayı bana bedava vermeyeceğinizi biliyoruz." dedim. Peki dedi, kapattı. Bir daha da arama lütfen. Bana iş kaktırıp parasını vermeyecekleri engelliyorsun. THY Uçağının 5,5 Saat Rötarı Üzerine Çıldıran Yolcu | Alkışlarla Y...

karma bir kaltaktır bebek

Yalnız, o musluğun elimde kalması hiç iyi olmadı. Yarın ustayı çağırmam gerek. İşin aslı bebeğim, o musluk benim elimde kalmadı aslında, ama işin o kısmı uzun hikaye. Gençliğimde "Nasıl olsa kilo almıyorum." diyerek yediğim o Amerikanlı sosisliler bana karma olarak geri döndü. Ve ne demiş Amerikalılar:   Karma bir kaltaktır, bebek. İşte asıl soru bu. Ama neyse, uçan periyi nihayet onu isteyen 6 yaşındaki kız çocuğuna verdik de iyi oldu ama meğerse kutunun içinde 6 adet kalem pil olmadığı için deneyemedik tabii buna en çok her gün o periyi kutusunda görüp de "Ben de uçan peri isterim" diyen 3 yaşındaki oğlum üzüldü. Ama tabii bir daha uçan peri alacak halim yok. Sanki pazardan elma alıyorsun, adam kalkmış "Stokta hangi renk varsa onu gönderirim." diyor. Olur. Sen 6 yaşındaki kızın kendisine kurduğu dünyaya dua et, yoksa bir daha zor alış veriş ederim senden. Şu usta mevzusu hiç iyi olmadı yalnız. İşin yoksa usta geyiği çek bir de. Ama hazır markete gitm...

mekan

"Bu kış paso oradaydık" dediği mekana topu topu iki kere gittiğini ağzından kaçıran bir arkadaşım vardı. Aradan 25 yıl geçti. Akıllandı mı bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman budala değildi de bize öyle gelmişti, kendi budalalığımızdan. Domates suyum bitmek üzere. Yenisi almak lazım marketten. Hayır, o da değil de, televizyona çıkan doktorları bile kontrol etme ihtiyacı duyuyorsun, adam senin okulundan mezun olmuş, doktor olmuş, sen yine de ayrı bir belge icat ediyorsun, peki de, bari televizyonda "Hamile kadının sokağa çıkması terbiyesizliktir. İnsanın aklına o çocuğun nasıl olduğu gelir." diyen adamdan da kağıt isteyecek misin?  Madem öyle,  "Doğrusu, budala olan, belki de budalalığı yüzünden sevdiğimiz adamın durup dururken akıllanması  hiç de hoşa gidecek bir şey değildir."  demişti Dostoyevski, Ev Sahibesi adlı romanında. Herkesin akıllanma hakkı vardır şüphesiz ki. Amma velakin, eşitlik ve özgürlük denklemin aynı tarafında değildir hiçbir zaman. O yüzd...

standart prosedür

Şu yaşıma geldim, hâlâ öğrenemediysem eğer, standart prosedür, bir işin olacağını ön gördüğünden daha uzun sürmesidir. Çünkü sorun çıkar illa ki. Ve o sorun sadece o işle sınırlı kalmaz, herkes sıraya dizilir "nerede kaldın?" diye sormak için. Sanki ben internette geyik yapıyorum burada. Uğraşıyorum işte. Habit RPG diye bir şey var. Oyun oynar gibi işlerini tamamlıyorsun. Mesela şu iş bitecek diyorsun. Biterse puan kazanıp level atlıyorsun. Bitmezse, darbe almış oluyorsun. Yapılacak işleri oyunlaştırınca biraz daha çekilir oluyor. Çünkü bir insanın hayatta gerçek anlamda mutlu olduğu tek dönem, o da yeterince şanslıysa eğer,  çocukluk dönemidir. Büyüdükçe dünyanın ne bok olduğunu görür ve kirlenir dünya. Sonra ömür boyu o mutluluğu yakalamaya çalışır ama mükemmel mutluluğu elde etmesine mani olan bir şeyler hep vardır. Sonra bir gün kendi çocuğu olur, ve o eski tadı almasının tek yolunun çocuğuna mutlu bir dünya yaratmak olduğunu görür. Tabii, şanslıysa.

kendisini en iyi olmaya adamış davulcunun hikayesi

"Yetersiz yetenek, doğanın zalim bir hediyesidir." demişti Kosinksi, en azından başlığı çok aptalca çevrilmiş olan Kör Randevu kitabında ya, bir de oradan bakmak lazım meseleye. Çünkü yeteneğin tek başına hiçbir şey olmadığı ve üzerine kocaman kocaman emekler akıtmak gerektiği üzerine kurulu koskoca bir medeniyete "Bir dur be hacı." demiştir. Bak mesela, Whiplash diye bir film var ya hani, kendisini en iyi olmaya adamış davulcunun hikayesini anlatan; eminim çok takdir eden olmuştur bizim genç davulcuyu ama benim aklımda film boyunca hep bir tek soru vardı:   "İyi de neden?"  Bende mi azim eksikliği var yoksa? Belki de, ama o kadar hırs seni nereye götürecek, bir de onu düşün istiyorum. Gerçekten dünyanın en birinci davulcusu olunca ne oluyor yani, diye sormak lazım bir noktada. Ünlü olmaksa maksadın, adını nesiller boyunca unutturmamaksa derdin, kötü haberlerim var: sen ölünce bitiyor her şey. Adın ölümsüz olabilir en fazla, sen değil. Ben demiyorum k...

fare tasarım ustaları

Tıpkı burnunun akması hiç durmayan adamın her nefes alışında  "fırk fırk" burnunu çekmesi ve bunu en az 20 yıldır yaptığı halde "Ne yapayım, burnum akıyor?" demesi kadar uyuz olduğum bir şey varsa o da saçma sapan tasarlanmış farelerdir şu hayatta. Yapılması gereken şeyleri yapması gerektiğini bilir ama neden yapmadığına dair on bin tane mazeret üretir de "İyi de, neden üstesinden gelmek için kıçını kaldırmadın?" sorusuna cevap veremez ya hani, işte o misal ben de soruyorum: "Ya arkadaşım, tam sağ baş parmağın altına denk gelen yere 'geri al' düğümesi koymak  hanginizin süper aklından çıktı?"   İstemez, ben geri alırım ne alınacaksa, sen geri çek o düğmeyi. Bir keresinde, ilk fareyi yapan adamla ilgili bir röportaj seyretmiştim televizyonda, yanılmıyorsam yıllar sonra da o adamın öldüğünü okumuştum gazetede. Gazete dediysem internet gazetesi tabi. Adam, fareyi ilk başta daha farklı ve daha işlevsel tasarladığını ama o tasarım herkese z...