Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

carlito'nun yolu filminde iyimserliğini kaybetmediği halde striptiz kulübüne düşen dansçı

Kronik çevirmen yorgunluğu dediğimiz şey ilk yudum kahveyi içene kadardır, ya da belki kendini ne zaman uzandığını hatırlamadığın kanepede uyanırken bulduğunda da olabilir. Acaba diyorum, kendi kişisel tasarruf tedbirlerime Rogue One'ı seyrettikten sonra mı başlasam acaba diyorum, çünkü seyrettiğin her Star Wars filmi seyrettiğin son Star Wars olabilir bu topraklarda, özellikle komşu ülkelerin bahar değişikliğinin adım adım sana yaklaştığından korkuyorsan. Yine de, maneviyata önem veren her öğretinin tembihlediği üzere, insanın endişelerini hayatın kendisinden çok daha büyük bir varlığa emanet ederek olumsuzlukların yükünden kurtulmuş bir şekilde yoluna devam etmesinin dayanılmaz huzurunu tatmak isterim elbette, fakat bu huzur Halep'teki çocukların işine yaramamış pek. Çarşı iznine çıkan gencecik askerlerimizin de.

sistemin sıkıştırdığı orta direk

Bak şimdi Kabasakal, Temel Reis yokken Safinaz'ın sıkıntısını aktarmak görevini neden sen üstlenmek zorunda hissettin bilmiyorum ama bir de şöyle bir şey var, eğer sistemin seni sıkıştırdığını hissediyorsan bundan kurtulmanın tek yolu disiplinli tasarruftur. O balık yağını ben dökmedim, o ayrı tabii de, eğer çoraplarının teki kaybolduysa ya da tamirle iflah olmayacak şekilde hasarlıysa diğer tekini de çöpe atmak yerine birbirinin eşi olmayan çorapları giymemen için hiçbir sebep olmadığını bilmelisin. Çünkü sevgili dostum, bu aralar ekseriyetle kapitalizm adı verilen ama işin özüne bakacak olursak tarihin en eski zamanlarından beri değişmeyen bir olgu varsa, o da "ne kadar gelire sahip olabileceğinin bir sınırı olduğu" gerçeğidir. Ve her ne kadar bugünlerde kapitalizm adı verilen ama işin özüne bakacak olursak tarihin en eski zamanlarından beri değişmeyen bu sistem sana arada sırada o sınırı zorlayan ve gerçekten de başarılı olan insanları örnek gösterip dursa da, sen sen...

kömür kokan mahalle

Ertesi gün pazar olduğu için cuma akşamları bizim sokakta park yeri bulmak imkansız. Sakın misafirliğine gitmeyiniz. Peki neden? Çünkü a) her apartmanın önünde en az 3 araba var; ve b) pazarcılar, pazarcıların faaliyet göstermesi için yapılan kapalı pazar yerine gittikleri takdirde kimsenin arabası olmadığı için oraya gidemeyeceğini düşünüyor. Şurası kesin ki, mahalleyi saran kömür kokusu, evini yıktırıp yerine 6 katlı ve en az 3 arabalı bir apartman diktirmemekte direnen yolun başındaki tek katlı evden geliyor. Cumartesi günleri kurulan pazardan alınan balıkların bütün mahalleye yayılan pişirme kokusu bile o kömür kokusunu bastıramıyor.

halıdaki leke benim suçum değil safinaz

Sevgili Safinaz, Halının üzerindeki lekenin balık yağı olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun bilmiyorum ama sırf geçen gün dolaptaki peynirin yarısını tek başıma yememe kızdığın için balık yağını benim döktüğümü ima ediyorsan, çok yanılıyorsun. "Osuruğun kokusu ilk önce yapana gelir." gibi bu konuyla çok da bağdaşmayan, ayrıca azıcık yakışıksız, üstelik de her zaman doğru olmayan bir örnek vererek, Temel Reis'le tamamen teorik bağlamda yaptığım bir bilgi paylaşımının o lekelerin sorumlusu olduğumun göstergesi olduğunu söylemek yerine, bence sen teki kaybolan çorapların diğer tekini de atmak yerine birbirinin eşi olmayan çorapların giyilemeyeceği tabusunu bize kimin dayattığı üzerinde kafa yor. Çünkü bak, tecrübeyle sabit, eğer internet üzerinden krav maga dersleri almak istiyorsan buradaki köprüye tıklayabilirsin ama bir de şöyle bir gerçek var, işlerin yavaşladığı dönemlerde gelen rahatlık hissi yüzünden işlerin daha yavaş bitmesi söz konusu. O yüzden sen e...

sürekli uç kıran kalemin mağdur ettiği çevirmen

Ekseriyetle aklıma gelir de, aradan geçmiş otuz yıl, ne o sayın öğretmeninim adını hatırlıyorum ne de yüzünü, ve de muhtemelen yolda görsem asla tanımam, ama deftere yazdığım ödevi kontrol ederken, önceden yazıp da beğenmediğimden ya da belki yanlış olduğunu fark ettiğimden dolayı sildiğim eski yazının kalıntıları için notumu kırdığını hiç unutmuyorum. Ne oldu peki, bilgisayar çağına geçtik, defteri kalemi komple bıraktık, değdi mi bari o kalemin ucu her kırıldığında aklıma gelmene? O kalem de nasıl bir şeymiş ki öyle, markette gördüm de özenerek aldım ama çatır çutur uç kırıyor be arkadaş. Hayır yani şurada yaptığımız alt tarafı iş yaparken hızlıca birkaç not almak ama bu kadar da israf, insaf be kardeşim. Ha tabii, memleketin kronik liberallerine soracak olsanız buradan çıkartacak olumlu bir sonuç illa ki bulunur ama ben sana işin özetini söyleyeyim sevgili Safinaz: önemli olan tasarruftur. O kalem de fabrikasına girsin. Fakat hep diyorum, ben her ne kadar çok da verimli bir s...

çocuğa balık yağı vermek için seçilen noktanın stratejik önemi

Sevgili dostum Temel Reis, bir babanın baba olarak vazifelerini rastgele icra etmemesi gerektiği, babalık vazifelerinin bir ilim olduğu ve bu ilmin iyi öğrenilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğumuzu bilmemin verdiği cesaretle, seninle, çocuğa balık yağı verilirken seçilmesi gereken noktanın stratejik önemiyle ilgili bildiklerimi paylaşmak istiyorum. Dikkat buyur, çocuğa balık yağı vermenin babalık vazifesi olup olmadığını tartışmak istemiyorum. Bu, elbette ki kişiden kişiye değişecek bir dünya görüşüdür, hepsine saygı duyarım. Benim bu konudaki duruşum, çocuğa balık yağı vermenin sadece anneye bırakılacak bir vazife olmadığı gibi, sadece babaya bırakılacak bir vazife de olmadığı, dolayısıyla anne ya da babadan birinin müsait olması durumunda "Bu kimin vazifesi olmalıdır?" münakaşasına girmeden yapılması gereken bir iş olduğu noktasındadır. Ve işte bu noktada, çocuğa balık yağı vermek için seçilecek yer çok önemlidir. Asla tesadüfe bırakılmamalı, asla çocuk takip edil...

o telefonu arabada unutmayacaktım

Şimdi misal, üç saatlik uykunun ardından en az üç kere ertelenmiş alarmla kalkıp oğlanı okula bıraktıktan sonra tekrar eve geldiğini, ve ardından, üzerine ev kıyafetlerini giydikten sonra işe başlamadan önce iki dakika dinlenmek niyetiyle koltuğa oturup tam ayaklarını uzattığın anda telefonu arabada unuttuğunu fark ettiğini düşün: zaten ekranda tuhaf lekeler çıktı, garanti süresi bitmeden gidip göstermek lazım. Üstelik yerlerde kar var ama henüz kardan adam yapacak kıvamda değil. Yeni yıl kararı dediğin, "o göbek eriyecek" falan diye olur, ama şu yaşıma geldiğimde keşfettiğim ufkumu iki katına çıkaran bir şey varsa, o da para biriktirmeyi bilmek gerektiğidir. Çünkü bak, moda sektörü en olmadık saçmalıkları giymemiz için bize dayatırken, nasıl oluyor da hâlâ çorapların illa ki birbirinin eşi olması gerektiği tabusunu yıkamıyoruz anlamıyorum. Harcamalarını önceden öngörüp ona göre bir bütçe ayarlamanın önemi bu işe genç yaşlarda başlayınca daha da büyük oluyor. Ne kadar vurgul...

tıkınmadım ki, sadece peynirin tadına baktım

Kağıt üstünde birbirlerine tamamen denk statüdeki bireylerden meydana gelmiş bir toplulukta, o toplululuğun diğer üyelerinden daha baskın bir karaktere sahip olduğu için zaman içinde herkesi kendi etrafında toplayan ve kendi dediklerini yaptırtan bir lider illa ki çıkacaktır. Hatta tecrübelerim ve gözlemlerime bakarak söyleyecek olursam, bazen bir topluluk içinde, normalde kendisini hiçbir şekilde baskın karakter olarak görmeyen, hatta söylediklerinin takip edilip edilmediğini umursamayan biri bile, diğer üyelerin liderlik rolünü üstlenmekteki aşırı isteksizliği yüzünden kendisini liderlik ederken bulabilir. İnsan doğasının kaçınılmaz bir parçasıdır bu; ve ana sebebi de hareketlerimize yön veren temel rehberin sandığımız gibi aklımız değil, duygularımız olmasıdır. Amma velakin olayların kaderin cilvesi kıvamına büründüğü nokta, bir topluluk içinde liderlik rolünü kapan baskın bireyin, o topluluğun bir araya gelmesine sebep olan konudaki en yetkin kişi olmasının gerekmediği noktadır...

yeni yıl kararları no 1

Aynen bugünkü falımda yazdığı gibi sevgili Mandrake, yeni bir işe başlamayın, yetiştiremezsiniz diyordu. Gerçi aynı falda maddi açıdan bir rahatlama olacağını da söylüyordu; ben de yetişmeyen işin maddi rahatlaması olmaz diye falıma komple itibar etmemiştim ama o da herhalde kredi kartının bu ay normal gelmesi olabilir. Sonuçta, sana şu satırları yazdığım tam şu dakikada üst kat komşum halıları bizim balkona sarkıta sarkıta dövüyor desem bana inanacak mısın? Üstelik de kafamı çevirdiğimde gördüğüm o dökülen şeylerin kar olduğuna dair güçlü bir kanım varken. Öyleyse, yaz kızım: ✤ Yeni Yıl Kararları No 1:   Yeni bir filtre kahve makinesi alınacak. Aslında, doktorun tavsiyesine uyup kahveyi azaltmak, onun yerine içine limon atılmış su içmek için çok iyi bir fırsat bu, kabul ediyorum; fakat o limonlar gece gece bana canavarmış gibi görünüyor, tırsıyorum. O yüzden, kahve candır.

yeni yıl kararları no 2

Hatırlar mısın değerli dostum Kızılmaske, birkaç yıl önce saçma bir geyik vardı. Papa'nın her yılbaşında İsa'ya adamak üzere bir Türk öldürdüğüne, sonra bu uygulamadan vazgeçip Türk yerine hindi öldürmeye başladığına dair ipe sapa gelmez bu hikayenin dayanak noktası da, İngilizcede hindiye "Turkey" denmesiydi. Asıl vahim olan sırf yılbaşı kutlamasına karşı olduğu ve başkalarını da soğutmak istediği için böyle bir hikaye uyduran cahilin Papa'nın İngilizce konuşmadığını, hatta tam aksine İngilizcenin tarihin çok uzun bir döneminde küçümsenen bir dil olduğunu, Vatikan'ın resmi dili Latincede ise böyle bir isim benzerliği olmadığını bilmemesi değil -ki belki de biliyordu ama umursamıyordu, bu kadar cahilce bir hikayenin altına "Bizi bilgilendirdiğin için Allah razı olsun." diye yorum bırakanların çokluğuydu. Ki bu arada Hristiyanlık'ta İsa için kurban kesmek diye bir kavramın olmaması da bonus olarak dursun. Bu neden mi mühim? Çünkü senin ülkend...

yeni yıl kararları no 3

Meteroloji, Salı günü kar yağacağını söylüyor. Kış lastiklerimi taktım bekliyorum. Zaten lpg bile bu kadar pahalıyken o araba orada daha çok bekler. Kışın da bekler, ilkbaharda da bekler, hanımın "Bugün hava çok güzel. Hadi çocuğu da alıp pikniğe gidelim." dediği gün de bekler. Hem de zaten o gün kesin benim yetiştirmem gereken çok acil bir iş vardır. Bilemiyorum yani sevgili dostum, şimdi burada uzun uzun Arap Baharı'ndan girip, Türkiye içindeki ayrılıkçı Kürtlere verilen tavizler üzerinden Suriye savaşına değinip, oradan da şu anda ülkemizi sarsan ve de aslında gayet de ciddi bir mesele olan dolar krizinden çıkmak isterdim ama Pazartesi günü oğlanın okuluna aylık yemek parasını yatırmak için tam gaz çalışmaya devam etmem gerekiyor. O zaman yaklaşan yeni yıla şu çok önemli kararla girmem gerekiyor. Yaz kızım: ✤ Yeni yıl kararları no 3: Yeni bir filtre kahve makinesi alınacak. Fakat asıl bozulan makinenin kendisi olmadığından ve cam haznesi kolayca kırılabilir olduğ...

yeni yıl kararları no 4

Eve misafir gelmesinin yan etkilerinden biri de misafirler gittiğinde kalan çayı içmek için temiz fincan bulmanın zorluğu olabilir. Bir de keşke gelirken o cipsleri getirmeselerdi. Oysa spor yapmak güzeldir de baklavanın ağızda bıraktığı tadın da ondan aşağı kalır yanının olmadığını kabul etmek gerekir. İyi de neden çay?  Çünkü filtre kahve makinesi bozuldu azizim, ve inanmayacaksın, mağazada 259 lira istediler. Öyleyse yaz kızım: ✤ Yeni Yıl Kararları No 4: Yeni bir filtre kahve makinesi alınacak ama önce ucuz bir şey aranacak.

yeni yıl kararları no 5

O alarm ne zaman çaldı, ben ne zaman kapattım, ne zaman uyandım da işler yetişmiyor diye feryat figan ettim, zaten misafir de geldi sevgili blog. Zaten sabah uyanıyorum bir bakıyorum hava daha erken zannediyorum. Bu devirde evden çalışmak en iyisi midir nedir? Tabii o zaman da "Ofiste değilim." deme lüksün yok, bunu unutma bak. Sürekli çalışma modundasın. O da bir tuhaf. Yani işler yetişmiyorsa eğer, bu konuda çok mühim bir yeni yıl kararı almak gerekir diye düşünüyorum. Öyleyse yaz kızım: ► Yeni Yıl Kararları No 5: Yeni bir filtre kahvee makinesi alınacak. Eskiden hiç çay içmezdim mesela, artık öyle değil, çay da içiyorum ama yine de kahvenin yeri başka.

yeni yıl kararları no 6

Gecenin şu saati olmuş, "Acaba bir kahve içsem mi yoksa su içerek de idare edebilir miyim?" sorusunu soruyorsam eğer kendime, bu işte bir yanlışlık var demektir sevgili Mandrake. Çünkü sen de bilirsin ki, dolar bu, bazen yükselir, bazen düşer -miş gibi yapar, ama sonuçta benzin fiyatları hep yükselir. Demek istediğim şu yani, dostum, kahveyi almak için dolabı açtığında bir dilimcik de kaşar peyniri almaya uzanmayıver. Ama 20 sukuat + 10 şınav, dinlenmesiz üç sete giriyorsan eğer, çok emin değilim ama üçüncü setin ortalarında bir yerde o bacaklarının üç gün kendine ancak kendine gelmeye başlayacak derecede ağrı yapmasına hürmeten, bari en arkaya koymasaydınız da almak için pazıl çözmek zorunda kalmasaydım dersiniz. Öyleyse yaz kızım: ✤ Yeni Yıl Kararları No 6: Yeni bir filtre kahve makinesi alınacak. Filtre kahveyi her gün frenç preste içmek hiç verimli olmuyor çünkü, ama bak şimdi aklıma geldi de, geçen gün de benç prese 30 * 10 * 3 girmiştim de kaç gün kollarım ağrım...

yeni yıl kararları no 7

Evdeki tartının bozulmasıyla vücudumun uzayda kapladığı hacimde gözlemlenen büyüme arasında net bir sebep sonuç ilişkisi olduğu doğru değildir. Şöyle ki, tartının bozulma emareleri gösterme safhasını geçip net bozulduğu döneme denk gelen yaz sonunda evin içinde gözlemlediğimiz bal arıları popülasyonunda inkarı mümkün olmayan bir artış söz konusuydu. Arıların kesinlikle çok faydalı hayvanlar olmasına hürmeten kesinlikle ses etmemiş olmamız, arıların da zaten çok da umurundaydı. Ama sonra ne oldu? Kış geldi ve arılar çekildi. Ama tartı hâlâ bozuk, benim uzayda kapladığım hacimdeki artışsa baki. Buradan da çok net anlaşıldığı üzere,  tartıyla kütlesel varlığım arasında bir bağlantı yoktur.  Öyleyse yaz kızım: ✤Yeni Yıl Kararı No 7: Eve yeni filtre kahve makinesi alınacak. Ama geçen markette gördüğüm, o fiyata ne yaptığından tam emin olamadığım 699 liralık olanından değil. Aynısının 499 liraya olanından görünce insan iki tane birden almak istiyor ama o kadar paraya tam...

yeni yıl kararları no 8

Öte yandan değerli dostum, tam da şu anda sabah bir yudum tadına baktığı buz gibi süt yüzünden hâlâ dişi ağrıyan bir çevirmen olabilir, ve o çevirmen o sütü oğluna vermek üzere ısıtmadan önce bozulmuş mu diye bakmak için içmiş olabilir. Öyleyse yaz kızım: ✤ yeni yıl kararı no 8: Yeni bir filtre kahve makinesi alınacak ve mümkünse çabuk olunacak. Ve yine mümkünse, eski makinenin cam kabını yıkayayım derken lavabonun kenarına çarpmak vasıtasıyla senin çatlatmış olma ihtimalinden kimseye bahsedilmeyecek (En azından yenisi alınana kadar.). not: süt bozulmamış. 

yeni yıl kararları almama daha bir koca ay var

Hani olur ya bazen, aziz dostum, kallavi bir işi bitirmenin rahatlığını yaşamak istersin ama ayaklarını uzatacak zamanın yoktur aslında, çünkü bazı insanlar çevrelerindeki herkesle kavga ediyorsa eğer sorun herkeste birden olamaz. Yoğun bir iştir, yorar sizi, ama hak geçmesin tabii, sıradaki iş de sizi fena yoracaktır. Bir de böyle uzun uzun yazmak istersin de sonra canın sıkılır vazgeçersin, ama zaten yeni yıl kararları almama da bir koca ay var, paniğe gerek yok yani.

kurumuş mandalina kabuğu

⟳ Sevgili Jack ve Fasulye Sırığı masalındaki Dev,  temsili tepegöz resmi Kahvemi koydum, işime kaldığım yerden devam ediyorum. Bu arada nihayet büyük resmi gördüm ve artık kahvemi daha küçük kupalarda içecektim ama arabanın çıkardığı son masrafların dış güçlerin bir oyunu olduğundan eminim. Almanya beni kıskanıyor. Arabam Japon. Ya da Kore de olabilir, hepsi birbirine benziyor zaten. İşlerim de çok, uykum da çok, ama ben bir Jack değilim. Hem tavuğunu çalıp hem de seni öldürecek, hem de sonra bunu folklorümün bir parçası yapacak değilim. Gerçi aklımda yanlış kalmadıysa Tepegöz'ün babası da su kenarında serinleyen meleklere halleniyordu ama yaşları 12'den büyükse onda bir sorun yok diye biliyorum.   

ingilterenin ecdadını yanlış tanıtıyorlar

Fa Fi Fo, Şu ünlü Jack ve Fasulye Sırığı masalındaki İngiliz çocuk Jack ne pis bir insanmış meğerse. Bildiğin hırsız. Ben küçükken de mi böyleydi bu yoksa sonradan mı değişti? Sen hem elalemin evine gir, hem masalın bazı versiyonlarına göre evin hanımı dev seni kocasından saklasın, hem sonra kalk evdeki her şeyi çal, yetmesin, git bir de devi öldür. S on ra da bunu masal diye nesilden nesle anlat. Ben İngilizlerin yerinde olsam, "Bizim ecdadımız böyle değil." diyerek bu masalı yasaklardım. Yiğit Özgür'ün ünlü Lopezlerin Cenifıır karikatürü.

yapılacak işler listesi

Aziz dostum Klark Cable, Geçen gün görüşme yaptığım kahvecinin müşteri temsilcisinin önerisi doğrultusunda, kullandığım kahve kupasının ebadını küçük tutarak içtiğim kahvenin ömrünü uzattığımı itiraf etmek durumundayım. Amma velakin, içtiğim kahvenin ömrünü uzatmak, bitirmem gereken işler listesini kısaltmıyor maalesef. Şunu da hemen belirtmeliyim ki, modern bilimin dayayıp durduğu oynar başlıklı çok jiletli tıraş bıçaklarındansa sabit başlı ve tek jiletli tıraş bıçaklarını her zaman daha kullanışlı bulmuş biri olarak, modern bilimin bir insan ömrü süresince birkaç kere temelden revizyona uğrayan gerçekleriyle karşılaştırıldığında, binlerce yıldır denenmiş ve işe yaradığı tescil edilmiş birtakım alternatif tıp yöntemlerinin tamamen göz ardı edilmesine karşıyım. Ve evet, buna sülük tedavisi de dahil. Oysa ben modern bilimin, kullandığım tıraş bıçağının kaç başlı olduğuyla ilgilenmesi yerine, lavaboya saçılan sakalları kolay bir şekilde temizleme metotları üzerinde yoğunlaşmasını terci...

kalın kabuklu limon efsanesi

Değerli dostum Kızılmaske, Tavsiyene uyup, bahsettiğin o doğal antibiyotik karışımını yapmak üzere  kalın kabuklu limon aramak için dışarı çıktım. Söylediğin gibi, temiz ve soğuk hava beni biraz kendime getirdi. Tabii temiz havayı lafın gelişi söyledim. Burada, sizin orası gibi bol ağaçlı, çiçekli böcekli bir ortam yok. Bildiğin bol egzoz ve kömür karışımı mahalle içi havası var. Hatta yeşillik popülasyonu açısından bizim evin dışarıdan daha iyi olduğunu bile söyleyebilirim. Yine de biraz yürümek iyi geldi. Evdeki çiçek popülasyonundan bir kesit  Ama bahsettiğin kalın kabuklu limonu bulamadım. Hepsi ince kabukluydu. O yüzden almadım. Bizim buralar butik marketten geçilmiyor, olsaydı kesin bulurdum. Kalın kabuklu limonun bir şehir efsanesi olabileceğinden korkuyorum. Zaten sevgili dostum, ben bu doğal antibiyotik meselesini anlamış değilim. Gün geçmiyor ki sosyal medyada bir doğal antibiyotik tarifi verilmesin. İyi güzel de, bu antibiyotik dediğimiz şey zırt pırt içi...

şimendifer

Aziz dostum, Bugünkü yazıma, saçını şampuanlamayı bırakıp düzenli zeytinyağlı sabunla yıkadığın takdirde kelleşmeyi önleyebileceğin, hatta tersine çevirebileceğin gibi iddialı bir teoriyle başlamak istiyorum; çünkü kızgınlığım eski şiddetini yitirse de hâlâ devam ediyor ama sebebi kıvamı az gelmiş sabah kahvesi değil. Tabii düzenli olarak banyo yapma alışkanlığının edinilmiş olması şart. Bak çünkü aziz dostum, o belediye arabasının neredeyse her sabah bu sokaklardan geçerken "Lütfen çöplerinizi akşam yediden sonra çıkartın." diye başlayan anonsunu illa ki en az bir kere duymuş olmasına rağmen günün herhangi bir saatinde dışarıya çöp bırakabilen değerli semt sakinleri örneğinde gördüğümüz üzere, bazı şeylerin bizim genlerimize işlediğini kabul etmem gerekiyor. Hayır aziz dostum, lütfen ısrarcı olma, misafirlikteyken tıkanan tuvalet maceramın ayrıntılarını açıklayamam; ama şu kadarını söyleyeyim, o çöp kamyonu gittikten beş dakika sokağa çöp çıkaranı gördü bu gözler. Öyle...

organze işler

⁘  Mesela aklıma yıllar öncesinden kalma bir anım geldi. O sırada çalıştığım şirkette sabahlayıp işi bitirmiş, yazıcıdan çıktısını alıp müdürün masasına bırakmış, sonra eve gidip yatmıştım ki telefonum çaldı. Yaptığım işte bir sorun varmış. Allah'tan ev yakındaydı da o günün şartlarında yine nereden aksan bir saate yakın sürede bir koşu gidip bakmıştım. Şirkete vardığımda, Allah'ım, sorun dedikleri şeyin  "Ben yazıcıdan kaynaklanan bir hatayım!"  diye bas bas bağıran bir mesele olduğunu görmeyeyim mi? Her sayfanın son satırı eksik basılmıştı. "Beni bunun için mi çağırdınız?" diye çıkışmıştım, dublaj çevirisinden dublaj alan yönetmene. Yazıcı hatası olduğu çok belliydi işte. Bir daha basarsın olur biter. Olmadı, toneri falan değiştirirsin. Sonra da müdüre gidip böyle saçma sapan şeylerin basit gibi görünmesine rağmen korkunç bir zaman ve para kaybı olduğunu söylemiştim de beni pek ciddiye alırmış gibi bir tepki vermemişti. Yıllarca hep birlikte çalışmaya ...

ayın en sevilen günü

O da bir şey mi, evde yumurta bitmiş azizim. Oysa saydım, uyuduğum saatler bir elin parmaklarını geçmemiş. Yapılacak işlerden hangi birine yetişeyim bilemediğim bu gibi durumlarda önceliği uykuya vermek lazım tabii ama evde su da bitmiş. Her şeye rağmen, vicdanları yaralayan o sakat yasanın geri çekilmesi iyi bir şey. Neydi dertleri, neden bu kadar inatla savundular, o kısmı bilinmez tabii.

baktım işler bitmiyor, kahve molası vereyim dedim

Farem yere düştüğünden beri sol tuşunda bir aksama var azizim. Ama suçu onda bulmuyorum. Suç onu yere düşürende. Ben de kendime ceza olsun diye değil ama bütün gün içmemiştim zaten, baktım işler bitmiyor, kahve molası vereyim dedim. Ki buna aslında   kahve yapma molası demek daha doğru olur çünkü kahvemi içerken en sevdiğim kitabımı yudumlamadım. Ama neyse ki yaptığım işi seviyorum, bu da bir ödüldür, öyle değil mi azizim? Kahvenin adının Şah-ı Osmanlı Kahvesi olup da kupanın üzerinde Coffe Break yazmasını ironik buluyorsan azizim, bak diyeyim, o ironi bana ait değil. Bittabi ne diyoruz, böyle şeyleri internet üzerinden öğrenmenin zor olduğunu düşünsem de, belki merak edenler için uzaktan erişimli krav maga derlersinin linki burada .

no tv no cry

Hiç anlamıyorum azizim, lafa geldi mi televizyonu beğenmeyen, televizyonda seyredecek hiçbir şey olmadığını söyleyen, sadece belgesel falan seyrettiğini iddia eden adamlara bizim evde televizyon olmadığını söylediğimde inanmayan gözlerle bakıyorlar. Kantaron yağı yaraların çabuk iyileşmesine iyi gelir. Yanıklara bile sürülür ve hızlı iyileşme sağlar ama benim favorim misvaktır, ve hayır, misvak konusunda ironi yapmıyorum. Bir tane televizyon var gerçi, peder beyin odasında, o da elektrik faturasını şişirmekten başka bir işe yaramıyor. Diş macunlarının içindeki ne idüğü belirsiz şeyleri bünyeme sokacağıma, ama bak listerinden vazgeçmem. Dikkat, gizli reklam. O yüzden işte diyorum, bizim evde televizyon olmadığı için, sabah akşam pompalandığı duyumları aldığım ve bazılarının zaten oraya odun koysalar zaten inanacağı ajitasyonlar beni pek ırgalamıyor. Çünkü kantaron yağı evet iyidir, yaraları çabuk iyileştirir ama tonlarcasını bile dökseniz istismar edilen kızların yaralarını iyileştirm...

otomatik uçlu kalemlerin sürekli uç kırdığını fark etmemle tamamlanan büyük resim

Azizim, bir iş beklenenden uzun sürer de bütün işleri aksattıracak şekilde bu kadar mı uzun sürer? Hayır tamam, biliyoruz, zaten neredeyse hiçbir iş ben o zaman bir bardak su içeyim. O da değil de, tam otomatik uçlu kalemlerin sürekli uç kırdığını fark etmemle tamamlanan büyük resim, asıl, "hayvanları taciz edenlere ikinci bir şans daha verilmeli" diyen adamla tam da işler daha bitmedi ki, sabahın köründe kalkıp yine de bu aralar daha az kahve içmeye başlamam da bir şeydir.

özenle sifon değiştirilir

Önce banyo lavabosunun bataryası bozuldu, sonra sifon su kaçırmaya başladı, sonra da sifona su götüren spiral boru patladı ve tüm bunlar nalburla ahbap olmamıza yol açacak kadar kısa sürede oldu. Ama ben o nalburu en çok, boks dersleri aldığım yerin tam yanındaki binada olduğu için seviyorum. Ama  işin matematiği basit. Tesisatçının istediği ücretin bir saate denk gelen karşılığı, benim kazandığım paranın bir saate denk gelen karşılığından daha fazla olduğu sürece, gözümüzün kestirdiği işler için tesisatçı çağrılmaz. Mesela geçen gün misafirlikte hacetlenirken de tuvalet tıkanmıştı, kendi imkanlarımla, üstelik kimseye çaktırmadan halletmiştim o işi. Nasıl olduğunu sormayın, nahoş bir tecrübeydi. Sonuç olarak, sürekli artan dolar karşısında her gün biraz daha azaldığını bir saate denk gelen kazancım, alt tarafı sifonun iç mekanizmasını değiştirmek için tesisatçı çağırmama engel oldu. Gerçi alt tarafı bir sifonun iç mekanizmasını değiştirmek için harcamak durumunda kaldığımız zam...

domates suyu içmeyi unutan çevirmen

Uzun zamandır domates suyu içmediğimi fark ettim, monşer. Oysa severim. Hatta zaman zaman canım çekmiyor da değil hani. Hem sağlığa da faydalı. H ayır yani, ben iki hafta önce misafirlikte hacetlenirken tuvalet tıkandığı için girdiği stresi hâlâ üzerinden atamamış adamım, düşünsene, daha 12 yaşındayken, hatta belki daha küçükken hayvanın tekinin sana tecavüz ettiğini, sonra da olay kapansın diye seni o hayvanla evlendirdiklerini. Bir de düşünsene, böylesine bir zulmü yasayla meşrulaştırmaya çalışanların televizyona çıkıp hararetle savunmaya kalktığını. Dört yaşındaki oğlum az önce koştura koştura geldi odasından. Yerde küçük bir şey görmüş, böcek sanmış, korkmuş. Birlikte gittik aldık o toz parçasını, birlikte çöpe attık. Şimdi ben korkuyla yanıma koşan oğlumu düşünüyorum da, kızını, ona tecavüz eden adamla evlendirecek kadar ahlakını kaybetmiş ana babanın da ayrıca amk, sevgili monşer. Milletin birbirini kovaladığı, güçlü olanın güçsüz olana dürtülerinin keyfine göre istediğini ...

benden buraya kadar

Ben artık vazgeçtim azizim. Her millet layık olduğu şekilde yönetilir ve belli ki bu millet, küçük bir kıza tecavüz ettikten sonra onunla evlendiği takdirde ceza almaktan kurtulmasını sağlayan kanun tasarısına onay veren vekiller tarafından yönetilmek isteniyor. Nedir amaç anlamadım ki? "Erkek çocuklara tecavüz etmeyin, kızlara tecavüz edin, ondan sonra da evlenin, bir ömür boyu tecavüze devam edin." mi denmek isteniyor yoksa? Oysa tecavüz dediğin şey sadece cinsel suç değildir. Kendini kontrol etmekten aciz bir şerefsizin nefsini köreltme dürtüsüyle kendisinden zayıf gördüğü başka bir insana saldırmasıdır. Bu saldırı sonucu kurbanda meydana gelen ağır travmayı yok sayıp, bir de üstüne kızı ömür boyu aynı adamla yaşamaya mecbur etmek, aynı şiddetin her gün yaşanacak olmasını garantilemektir. Ve sonra bu şiddettin içinde çocuklar doğacak, büyüyecek falan... Ben vazgeçtim azizim. Her sabah uyandığımda daha da yükseldiğini gördüğüm dolar kurunun sebep olduğu geri dönüşü çok ...

makro bilgisi

H er sabah kalktığımda ilk işim "Acaba dolar ne olmuş?" diye kura bakmaksa eğer, sebebi maaşı dolarla alıyor olmam değil elbet. Bilakis, maaşı dolarla almayışımın büyük payı var bu benim kimseye zararı olmayan hobimde. Bakalım gece uyurken bana ne kadar girmiş diye merak ediyorum, huyum kurusun.  Daha bunun doğal gazı var, elektriği var, bar oğlu bar. O ysa makro deyince benim aklıma makro ekonomik veriler değil, Word'de makro yazmak gelirdi bir zamanlar ki işinde gücünde bir adam olarak bak makro dedim de aklıma geldi: Bazen böyle bir şeyin üzerinde uğraşırsın, didinirsin bir türlü olmaz da olmaz; ama sonra bir anda bir şimşek çakar beyninde, "Şunu şöyle yapayım da olsun." dersin ve de hakikaten madem oldu o zaman neden üç gün boğuştum ki diye hayıflanırsın ama işin aslını sen de bilirsin ki,  o ilk üç gün o kadar uğraşmasaydın o şimşek çakmazdı. Tabii bir ihtimal daha var ki o da senin üç günde uğraşıp ancak fark edebildiğin şeyi başka birileri başka bir ...

konformist sumo güreşçisinin bozuk kombiyle sınavı

Geçen gün misafirlikte yaşadığım tıkanık tuvalet deneyimi bana bir şeyi çok net gösterdi: Bazı şeyler filmlerde gösterildiği kadar komik olmuyormuş. Ama banyoya girmeden önce havluyu ve temiz çamaşırları kurutma makinesine atmak iyi fikirmiş. Tam bir konformist yaklaşım. Bir de dolar üç buçuğa yaklaşmasaydı sorun yoktu da, ben neredeyse pahalı diye kombiyi açmaya korkarken o kurutma makinesi eskimeden durmaya devam eder öyle. Çünkü bakın burası çok önemli: kayıp çorap tekleri üzerinden oynanan büyük oyundaki eksik parçayı bularak büyük resmi tamamladım: kırık otomatik kalem ucu. O uçların çat çat kırılması bir tesadüf değil. Uçların daha üçte biri dururken artık kullanılmaz hâle gelmesi bizi tüketim toplumuna itmek için düzenlenmiş büyük bir oyun. O zaman ben de o kombiyi yakmam arkadaşım. Gerekirse yıkanmam bile. Hatta çok gerekiyorsa, sıçmam bile ki sifon çok su harcamasın. Doların üç buçuğa yaklaştığını söylemiş miydim? Önemli not: Kayıp çorap tekleri üzerinden oynanan kirli...

TIRAŞ OLURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN EN ÖNEMLİ NOKTA

Şüphesiz ki sevgili dostum Dhalsim, tıraş olmanın pek çok püf noktası vardır ve bu püf noktalarına dikkat etmek hem tıraş keyfini hem de tıraş sonrası hissedilecek ferahlık duygusunu artıracaktır. Tıraştan kast ettiğimin sakal tıraşı olduğunu, başta "palavra sıkmak" olmak üzere tıraş kelimesinin çağrıştırabileceği diğer anlamları kastetmediğimi de peşinen bildireyim. Yirmi beş yıl civarında olması gereken düzenli tıraş olma tecrübeme dayanarak şunu çok net ifade edebilirim ki, tıraş olurken, yani sakal tıraşı olurken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kesinlikle ama kesinlikle banyonun ışığının açık olmasıdır. Şimdi tabii bunu biraz açmam gerek sevgili dostum Dhalsim. Bazı banyoların doğal ışık kaynağına erişimi bulunur. Dışarıda güneş olduğu zamanlarda bu tip banyoların aydınlatması için bir şey yapmaya gerek yoktur. Örneğin hoş bir cam tuğladan süzülen akşam güneşinden kaynaklanan doğal aydınlatmanın insanın hayattan keyif alma melekelerine yapacağı katkı yads...

şifa

Yağan yağmur şifa getirdi sevgili dostum Mandrake; ben de o şifayı afiyetle kaptım. Öyleyse yatalım uyuyalım, Tabii bir yandan da işler ve de tabii sene olmuş 2016, hâlâ o köprüden geçsen de geçmesen de parasının senden çıkacağını bilmeyen adamlar var. Aynı adamlar bugün 3. köprünün açılışını kutlayacak ama 4 güm sonra milli bayramı kutlamayacak, ve bunu kendi içinde gayet de güzel çözecek, mutlu olacak. İnsan bazen özenmiyor değil. Ne güzel işte,  dün de sosyal medyalara giremedik hiçbirimiz. Bilmeyince daha güzel görünüyor her şey. Şifayı da kaptım zaten.

yağdı yağmur çaktı şimşek

Demek ki sevgili dostum İlhami, arabayı yıkatmamak için yeteri kadar direnirsen sonunda o yağmur yağar ve o araba temizlenirmiş. Ancak bunca zamandır beklenen yağmur nihayet yağarken bile güneşin olması ve o güneşin insanı yakması beni kıllandırmadı değil. Çünkü sevgili dostum, bak burası çok doğru, eğer diyet yapacaksan önce diyet kafasında olman gerekiyor. Herkes dört bir yandan telefon edip "Nerede kaldı bu iş?" derken, "Olm dün Suriye'ye girdik ya lan. Bu işin sonu nereye varacak belli değil. Şuradan iki iş alayım da bari buzdolabı taksidi aradan çıksın." diyorsan, o zaman o buzdolabının kapısı açılır, o peynirler yenir. Siyez unundan yapılmış ekmeği biraz fazla kaçırmış olmaktan korkuyorum. Yalnız bir dahaki yağmurda camları açık bırakacağım ki arabanın içi de temizlensin. Ve de bu da bana dip not olsun:  Herkese yaranmaya çalışırsan kimseye yaranamazsın amk.

buzlu kahve üzerine notlar

Şimdi doğruya doğru, buzdolabında yiyecek bir şey varsa eğer, dünya üzerindeki belki de bir milyar insandan daha şanslısın demektir. O buzdolabını açıp da istediğin zaman istediğin bir şeyi yemene engel olan tek şey yediklerinin göbeğinin üzerinde nasıl duracağına dair kaygıysa eğer, belki de dünya nüfusunun yarısından şanslısın demektir. Ama işin bir de şu boyutu var ki, o da, o buzdolabının taksidinin ödenmesi gerektiği gerçeği. Buzlu kahveyi işte o yüzden pek tercih etmiyorum. Hızlı tükettiğim için. Kahve dediğin ağır ağır içilmeli, sabah açtığın filtre makinesi akşama kadar seni idare edebilmeli. O kahveden tuhaf bir çorap kokusu gelir bazen, olsun, o da içilebilmeli, çünkü sırada daha yattığın zaman dünyayı çok farklı gösteren şezlongun taksidi var.

öğle uykusu

Akşam altıdan sonra, biraz insaflı olanlarınsa akşam dokuzdan sonra hiçbir şey yemememiz gerektiğini söyleyen uzmanların kanaatimce kafalarında oluşturdukları bir dünya var; ve insanlar o dünyada, gece on dedin mi yatıyor uyuyor olmalılar. Halbuki gecenin ikisinde o buzdolabını açıp da peynir yiyorsam eğer sebebi mücver kalmadığı içindir. Tabii, her gün et yememiz gerektiğini söyleyen uzman teyzenin görevi et fiyatlarını ucuzlatmak değil size kendince doğru bildiğini aktarmaksa eğer, akşam altıdan sonra hiçbir şey yemememiz gerektiğini söyleyen uzman da gecenin ikisinde çalışmak zorunda olmamızın sorumlusu değildir tabii ki. Ama şimdi şöyle bir şey var, her gece en az ikiye, çoğunlukla da dörde kadar çalışmak durumunda olmasaydım bile akşam onda yatar uyur muydum? Yoo. Çünkü bir atasözümüzün de çok net ifade ettiği gibi, gece geç yatmak sorun değil, sabah erken kalkmak sorun.

verimlilik artışı üzerine konuşan iki arkadaş

İki arkadaş bir gün konuşuyormuş: "Buzdolabının taksidini ödemek için daha çok çalışmam lazım." demiş biri. Diğeri de ona "Daha çok çalışmaya değil, daha verimli çalışmaya ihtiyacın var." demiş. "Böylece, çalışma saatlerin değişmese bile, çalıştığın her saat için kazancın daha çok artar." demiş. Birinci arkadaş, ikinci arkadaşın bu tespitini çok beğenmiş ve hemen daha verimli çalışmak için ne yapması gerektiğini sormuş. İkinci arkadaş demiş ki, "Mesela," demiş, "değiştiremeyeceğin şeylerle zaman harcama. Enerjini değiştirebileceğin şeylere yönelt. İşine yönelt mesela." demiş. "Mesela siyasete bulaşma. Millete laf yetiştirme. Nasıl olsa seni dinleyen yok. Zamanını ve enerjini boşa harcadığınla kalırsın." demiş. Birinci arkadaş bu önerinin çok doğru olduğunu düşünmüş. Yıllardır, siyasetle ilgili pek çok konuya kafa yormuş olduğu halde kimseye laf anlatamamış olduğunu fark etmiş. Hatta, o kendi bildiğince doğruları başkal...

çeviride 12 açmazı

Hani hepimizin başına gelir ya değerli dostum Drake, bir işi yapmanın ne kadar süreceğini kafanda planlarsın ama o iş uzar da uzar ya, benim hard disk kutusu maceram da ona benziyor biraz. Zira, kutuyu almasına aldım nihayet ama umduğumu bulamadım pek. Yıllar içinde yapmış olduğum işlerin aniden bozuluveren eski bilgisayarımın sabit diskinden çıkacağını umuyordum. Sabit diske dışarıdan erişmek için bunun için yapılmış o kutulardan aldım. Orada değillermiş. Bazen de bir işe elin bir türlü gitmez, uzun süreceğini bilirsin, uğraştıracağını bilirsin, o yüzden bulaşmak istemezsin ama o iş hiç aklının almayacağı kadar kısa sürer şaşarsın. 12 dakika sürer mesela. O iyi bir şey fakat sonrası hüsran olabiliyor. Çünkü kafanda uzun süreceğini planladığın bir iş bu kadar kısa sürünce sen de artan zamanı uyuyarak değerlendirmeye falan kalkabiliyorsun. Eski işlerimin arşivini bulamadım ama en azından eski resimleri falan kurtardım oradan. Resim ve video arşivimi buluta gönderme işlemi devam ed...

tok satıcı ve tek ağaç resmi ve bir adet soundcloud linki

Bazı satıcılar vardır, malını satmayı gerçekten dert etmez. Bugün mesela, oğlanı götürdüğümüz parkın çay bahçesini kiralayan adamın görevlendirdiği akülü araba kiralamacısı öyle bir adamdı. Patronun haberi var  mı yoksa tamamen kendi inisiyatifini mi kullanıyordu bu adam bilmiyorum, ama malı satmakla ilgilenmemesi bir yana, potansiyel müşteri geldiğinde rahatı bozulduğu için keyfinin kaçtığını her şekilde belli ediyordu. Ve eminim bu adam dost meclislerinde hayatın sillesini yediği için şikayet ediyor, kaderin yüzünün ona ne zaman güleceğini merak ediyordur. Ne diyelim, önce senin yüzün gülsün be adam. Gerisi gelmezse o zaman şikayet edersin.

metallica diye bir grup keşfettim, çok süpermiş

Tamam biliyorum, insan bir şeye öfkelendiğinde aslında yaptığı, o şeyin kafa kafasında idealize ettiği durumla alakası olmamasına tepki veriyor demektir; ve tabii biz kimiz ki etrafımızda olan biten şeylerin nasıl olması gerektiğine dair bir fikrimiz olsun? Trafik mesela. İstanbul trafiğinin, özellikle şu Şile Yolu denen ve güya çevre yolu olan ama bildiğimiz şehir içi yolun, günün herhangi bir saatinde sıkışık olmayacağını hayal etmek bizim haddimize mi düşmüş? Ne yapabiliriz mesela? Mesela aklımızı ve teknolojiyi kullanıp yola çıkmadan önce trafik durumunu kontrol edebilir, trafik sıkışık görünüyorsa dağ yolunu tercih edebiliriz. Yolunuz bir 10 - 15 km. kafadan uzar ama en azından ilerlersiniz - o da tabii sizin gibi düşünen diğer birkaç bin sürücüden fırsat olursa. Ya da mesela, aklıma daha iyi bir çözüm geliyor: Başka şehre taşınmak. Evet çok iyi bir fikir. Du bakalım, emlak balonu patlayıp ev fiyatları düşerse, belki.

olmayınca olmuyormuş demek ki

Demin bir film seyrettim. Akşam yemeğini azıcık fazla kaçırmış olmanın verdiği rahatsızlığın etkisiyle hak ettiğinden daha haşin davranıyorum diyeceğim ama işin aslı, o akşam yemeğinin midemde dolaştırdığı gaz bu filmden daha heyecanlıydı. Bir film illa ki heyecanlı olacak diye bir kural yok tabii, ama o film boks filmiyse içinde azıcık heyecan olması beklenir herhalde, değil mi? İşi gücü sabahtan akşama kadar filmlerle uğraşmak olan birinin dinlenmek için de film seyretmesini hayretle karşılayan arkadaşlarım var benim. Onları haklı çıkarırcasına iki saate yakın zamanımı bu kadar boş bir filmle öldürdüğünüz için affedebilecek miyim bilemiyorum. Ne diyeyim, keşke rutinimi bozmayıp Mister No falan okusaymışım ama onun da Haiti'de geçen bir bölümünün seksenli yılların ünlü bir korku filminden direkt arak olduğunu görünce biraz soğudum. Bilemedim şimdi, bu kadar çok film çekilen bir ülkede doğru düzgün senaryo yazacak kimse mi yok, yoksa filmi bu kadar içi boş çekmek kasti alın...

teoride ve pratikte çalışma saatleri

Teoride kısa sürmesi gereken bir işin pratikte umulmadık derecede çok zaman almasının en iyi yanı, ha bitti ha bitecek diye işin başından kalkmadan geçen süre içerisinde yemek yemeği geciktirmek olabilir - ki özellikle, verdiğiniz kiloları göstermemek konusunda inatçı bir direnç sergileyen tartıların olduğu evlerde tercih edilen bir seçenektir. Tabii kahvenin tadı iyiyse. Ama sorunların gerçekçi çözümleri önce sorunları doğru tanımlamaktan geçer, öyle değil mi? Eğer sorununuz umulmadık derecede uzun süren işler yüzünden geciken teslim tarihleriyse, kahvenin tadının iyi olup olmaması hiçbir şey fark etmeyecektir. Bu gibi durumlar için size tavsiyem, bir tabağa semiz otu doğrayıp üzerine bolca yoğurt dökerek afiyetle yemek olacaktır. Bu semiz otu öyle verimli bir şey ki, balkonda saksıda bile bol bol yetiştirebilirsiniz - ama eğer balkonda oğlanın içi su dolu şişme havuzu yoksa.

ama dolmalar gerçekten küçüktü

Nasıl ki biber dolmalarının tek lokmada ağza atılabilecek kadar küçük olması tek seferde yedi tanesini birden yemem için mazeret değilse, öfkenin bir anomali değil insan tabiatının parçası olması da insanın öfkesiyle hareket etmesi için mazeret olmamalıdır. Çünkü bu bahane mevzusu çok ilginç sevgili dostum, insan ilk önce kendini kandırdığı zaman karşısındakini de kandırdığını zannedebilir; ama daha önce de söylediğim gibi, evden çıkıp da bakkala gitmemek için havanın sıcak olmasını, soğuk olmasını, yağmurlu olmasını, rüzgarlı olmasını, saatin erken olmasını, geç olmasını, velhasıl kelam camdan bakıp da o sırada gördüğü herhangi bir şeyi, kedinin elektrik direğinin altına işemesini bile bahane edebilen bir adamın, Antalya'ya sırf evi yalnız bırakmamak için gitmediğini söylemesine ancak kendisi inanabilir. Oysa herkes çok iyi bilir ki, kediler elektrik direklerinin altına işemez. Ben de zaten yedi tane dolma yemedim. Dört tane yedim. O da üç saat önceydi. Üç saat daha dayanabilir...

kahve seven kaplumbağa

TDK'ya bakacak olsak, anomali kelimesinin karşılığı olarak sapaklık diyor ama sapaklık nedir diye bakmaya üşendim şimdi. Hazır torba yasa da çıkmış, TDK dahil ne kadar kurum varsa satışına cevaz verilmişken, ben en iyisi buzdolabının gireceği boşluğun ölçülerini bir kere daha alayım. Çünkü, "öfke anomali midir?" diye soruyorsak eğer ve anomali dediğimiz şey aslında normalden sapmayı ifade ediyorsa, önce normal nedir ona bir bakmak lazım değil midir? Zira genellikle sanılanın aksine normal kelimesi olması gereken ideal durumu değil, bildiğiniz ortalamayı ifade eden bir kavramdır. Bir durumun normal olması demek, o durumun gözlemlenen değerler içindeki ortalamayı ifade ediyor olması demektir. Öyleyse herkes uzun saçlıysa, kısa saçlı olmak anomalidir, ve herkes öyle ya da böyle öfkeli bir tutum sergiliyorsa, öfke, anomali değildir. Tabii kast edilen bu değil de,  çorap teklerinin kaybolmasına iyi kötü alışmışken çatal bıçağın nereye gittiğini sorgulamaksa, dünden kalan f...

buzdolabı ölçüsü

Önce kahveyi az suyu çok koyduğumu düşünmüştüm ama kahveyi iki kat bile koysam kahvenin tadında kayda değer bir değişme görmediğime göre bu suda kesin bir sorun var. Bir günde bitmesi planlanan iş üç günde bitememişse, geriye yapılacak tek şey kahvenin tadını biraz daha acılaştırmak olacaktır tabii ki. Bir de, buzdolabının ölçülerini yedinci kere falan tekrar almak işe yarayabilir. Çünkü mesela o ölçüler önceden yedi kere bile alınmış olsa son bir kere daha mutlaka bakmak gerekir, neme lazım, belki değişmiştir. Ha tabii, buzdolapçı işgüzarlık edip bazen evlerde eğim olduğunu, yükseklik ölçerken sadece ön taraftan değil, dolabın gireceği boşluğun arka tarafından da ölçü almak gerektiğini söylerse sıçtınız, çünkü bu sefer kesin satın almak için girdiğiniz mağazada yarım saat boyunca bir o dolaba bir bu dolaba bakıp bir de üstüne sanki daha önce bu konuları hiç konuşmamışsınız gibi eşi dostu aradıktan sonra aynen geri çıkabilirsiniz.

bozuk tartı bile günde iki defa doğruyu gösterir

Kahveyi az suyunu çok koymuşum bu sefer ama olsun, yine de içiyorum filtremi. O değil de, tatilde geçen on günlük sürede tartının bozulduğuna inanıyorsun da, "boş ver ya, nasıl olsa tatildeyim." diye diye tıkınırken başladığın noktaya aynen geri döndüğüne neden inanmıyorsun? Sonuçta insan evladı, inanmak istediği şeye inanmayı sürdürmek için bin tane bahane uyduracak, ve en başta -bazen de yalnızca- kendini kandıracak elbet. Neymiş efendim, iki yıldır bakkala bile gitmeye üşenen şahıs kişisi ta Antalyalara gidecekmiş de ev boş kalmasın diye gitmemiş. Yes baby, yemedik ama öyle olsun. Bilgisayarın tarihini iki gün geriye atıp mail atsan, sonra da "Ben göndermiştim ama gelmemiş mi, aaa çok şaşırdım." desen belki daha çok adam kandırırsın. Bir de, akşam berbere uğramayı unutmayaydım iyiydi. Ama ben ne yapayım yani, o da sabah on buçukta dükkanı açaydı. Enişteyi tavlada 3 marsla 6 - 1 yendiğimi de ilave edeyim buraya.

iki plaj çantasının ibretlik kıssası

Bu sabah oğlumla birlikte fırına ekmek almaya gittikten sonra berbere olan borcumu ödemek için dükkanının önünden geçtim. Bir çevirmenin berberine borçlu olması başlı başına ibretlik bir hikaye gibi dursa da, durum aslında göründüğü gibi değil. Geçen sefer tıraş olduğumda, para üstünü verecek bozuk parası olmadığı için "Abi sonra verirsin. Mühim değil." demişti. Ondan yani. Yoksa, fırına 4 yaşındaki oğlumla gidip gelmek 45 dakika sürdü, o ayrı. Bir plaj çantası varmış. Plaja hep o gidermiş. Sahibinin bütün plaj yükünü hep o taşırmış. Ama bir gün plaj çantasının sahibi yeni bir plaj çantası almış. Plaja gidip gelirken yeni çantayı kullanmaya başlamış. Eski plaj çantasına da tatilde giymeyi düşündüğü ayakkabılarını koymuş. Tabii eski plaj çantası bu duruma çok bozulmuş. Çok içerlemiş. Yeni plaj çantasıyla sürekli kavga etmeye başlamış. Hani hikaye bu ya, eli kolu olsa gidip yeni plaj çantasını dövecekmiş, o derece yani. Sonra bir gün, bunları şampuan kutusu görmüş ve demiş ki...

içinde ejderha horlayan buzdolabı

Sevgili Sikkofield, Adına arada sırada Twitter'da ve Ekşi'de denk gelsem de, yazdıklarını okumuşluğum yoktu. Sonra derken 16 Temmuz'da yazdığın, 15 Temmuz 2016 Darbeciği başlıklı yazını okudum. Bu aralar pek revaçta olan bir yazıydı, herkes bir şekilde referans veriyordu, kervana ben de katılayım dedim. Yazdıkların hakkında tam olarak ne hissettiğimi ifade etmeye çalışacağım blogdaş, ama becerebileceğimden çok emin değilim. Senin bu yazıyı fark etmeni beklemiyorum tabii, ya da tesadüfen fark etsen de ne kadar takarsın belli değil, ama ben yine de yazayım. Çünkü aslında senin için değil, kendim için yazıyorum tüm bunları. Yazdıklarını çok da mantıksız bulmuyorum, sevgili Sikkofield. Ya da imkansız bulmuyorum. Şöyle diyelim, sen noktaları görüyorsun, o noktaların arasını çizerek bir şekil ortaya koyuyorsun. Başka biri seninle tamamen aynı noktaları görse bile, o noktaların arasını bambaşka bir şekilde çizerek bambaşka bir şekil ortaya koyabilir: Dünyaya kendi hedefleri...

sert şeftali kavgası

Cumartesi günleri bizim alt sokakta pazar kurulur. Bugün akşam üzeri, hanım, çocuk ve ben pazara gittik. Pazar kalabalıktı. Pazarcılar her nedense tezgahlarını her zamanki gibi kaldırımın biraz önüne değil, bayağı bayağı ileriye kurarak yolu iyice daraltmıştı. Normalde zaten sıkışık olan pazarda hafif çaplı bir izdiham vardı. Şeftali tezgahının önünden geçerken benzerlerine sıkça karşılaştığım bir tartışmaya kulak misafiri oldum. Bir kadın şeftalileri tek tek seçmeye kalktığı için pazarcıyla kavga ediyordu. Adam sert bir şekilde böyle yapmamasını söylerken, kadın da "Sana ne? Geri zekalı." falan gibi benzer durumlarda sıklıkla duyduğum argümanlarla cevap veriyordu. Biz şeftali almadık. Biraz ilerideki erik tezgahından erik aldık. Erikçiyle, müşterilerin adamın mallarını sabahtan beri mıncıklayıp mıncıklayıp nasıl ezdikleriyle ilgili biraz dertleştik. Sonra ben oğlanı alıp parka gittim. Başlarında ebeveynleriyle oynayan çocuklar, kendi kendilerine takılan biraz daha ...

hani faşist bizdik

Sevgili dostum Drenaj Ali,  Ben de aslında günümü normal bir insan evladı gibi, sırf buzdolabımın artık yedek parçası üretilmediğinden dolayı tamir edilemeyeceğini söylemesi için 40 tl alan servisçiye canımın sıkılması gibi gayet sıradan günlük hayat meşgaleleriyle geçmesini isterdim, ama aklıma birden bundan 10 yıl öncesi geldi. İsim vereyim de laf havada kalmasın, mesela Mehmet Barlas, ROK ve artık farklı kulvarda olduğu için bu aralar yıldızı eskisi gibi parlamayan Mustafa Akyol gibi güya liberal fikirlerin sabah akşam empoze etmeye çalıştığı bir algı vardı: TC faşistti, TC'yi savunanlar ultra milliyetçi kemalist faşistlerdi, ve AKP bu ülkeye demokrasi getirecek büyük kurtarıcıydı. Ve işte bakıyoruz o büyük kurtarıcının arkasındaki kalabalığa, Fransa'daki terör katliamının ardından bir sevinç çığlıkları, bir kelle saymalar, saydıkları kelleleri az bulmalar...  İnsan tabii sormadan edemiyor: Hani faşist bizdik? Yok, hayır sevgili dostum Drenaj Ali, bu konuda sö...

daniska

İnsan bazen canını asıl sıkan konuyu tam olarak belirleyemez, ya da genelde bal gibi belirler de asıl sorunla yüzleşecek cesareti bulamaz. Sorunun asıl kaynağına gitmek, onunla yüzleşmek ve bir güzel "sktir git" demek yerine, kendi kendini yer, etrafındakilere sataşır, velhasıl kelam, hayatı kendine de başkalarına da zehir eder. Ben böyle yapmayacağım efendiler. Büyük resmi gördüm ve bu beni fazlasıyla rahatsız etti. Aslında bu konudan daha önce de bahsetmiştim ama gerçekten mühim bir mevzu olduğu için tekrar tekrar anlatacağım bunu. Sesimin duyulması, herkesin bundan haberdar olması için de sık sık tekrar edeceğim bunu. Mesela bazen, yazacak bir şey bulamadığım zamanlarda bu konuyu hatırlayacağım ve gündeme getireceğim. Çorap tekleri üzerinde çok büyük oyunlar dönüyor. Çünkü biliyorsunuz, çoraplar çifterli olarak alınır ve giyilir. Giydiğimiz çorapların birbirini eşi olması gerekir. İyi ama neden ? Neden giydiğimiz çoraplar illa ki birbirinin eşi olmalıdır? Bize bin ...

yer fıstığının kilo aldırmadığını duyduğundan beri yer fıstığına abanan adam

Birkaç gündür ortalıkta görünmüyor olmamın sebebinin kredi kartı ekstresini görünce fenalık geçirmem olduğunu söyleyen arkadaşlar abartıyor. Ben o hakkımı, bu yaz günü tatile çıkamıyoruz ama bari oğlanın keyfi olsun diye balkona koyduğumuz şişme havuzu doldurmak için kullandığımız suyun faturası gelince kullanacağım. Ama tabii her şeye olumlu yönden bakmak lazım. Suriyelilere toki evleri verilecekse eğer, bu inşaat balonunun biraz daha gideri var demektir. Öyleyse daha fazla kazanmak isteyen her çevirmenin yapması gerekiği gibi varımızı yoğumuzu inşaat sektörüne yatırabiliriz. Mesela ben bu ay yatıracaktım ama kredi kartı ekstresi biraz çok geldiği için erteledim.   Öyleyse, ünlü Üç Silahşorlara yancı gelip hepsinden daha kahraman çıkan Dartanyan'ın baş düşmanı Kadinal Richelieu'dan gelsin: Sıradan insanlar, devlet hizmetlerinde çalışan ve çok daha iyi yetişmiş ve aydın olan memurlardan daha az bilgi sahibidirler ve bu yüzden de akılları zaruri ihtiyaçlarını temin etm...

yoğurt çorbasını minimal seviyede ısıtan adamın kabuklu fıstık hikayesi

Salih emmi sabahın erken saatlerinde gördüğü kabusla uyandı. Az önce görmüş olduğu rüyanın kafasından atamadığı görüntüleriyle birlikte yataktan kalktı. Önce bilgisayarı açıp iş yapmayı düşündü ama sonra, gördüğü kabus zaten işle ilgili olduğu için vazgeçti. Onun yerine tuvalete gitti, işedi. Sonra yatağına yatıp uykusuna kaldığı yerden devam etti. Sevgili eski dostum Ahmet, "Kim bu Salih emmi?" diye soracak olursan, inan ben de tanımıyorum. Ama "Kara Murat kim?" diye soracak olursan cevabı belli: Kara Murat benim.

çorap modası üzerine kendi halinde bir deneme

Bir sürü saçmalığı bize moda olarak dayatan üstatların hiçbirinin bile aklına çorapları illa ki birbirinin eşi olarak giymek zorunda olmamız gerekmediği nasıl gelmez hiç anlamıyorum sevgili eski dostum Ahmet. Mesela ne bileyim, paçaların bilekten bir karış yukarıda olduğu pantolonlar moda olabiliyor, babet çorabı denen o şey moda olabiliyor da, neden çorapları farklı farklı giymek moda olamıyor? İşin aslı, burada, bizi daha da çok tüketmeye yönelten bir üst akıl olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Düşünsene eski dostum Ahmet, çorapların tekleri sık sık kaybolur. Kaybolduğu zaman da diğer teki işlevsiz kalır. Giyemeyiz. Mecburen yeni bir çift alırız. Gerçi ben, o çorapları kimsenin göremeyeceği şekilde kalın giyindiğim soğuk kış günlerinde yine de farklı farklı giyinerek bizi tüketim çılgınlığı üzerinden esir etmeye çalışan üst akıla direniyorum; ama benim bireysel isyanım hiçbir işe yaramaz. Bu konuda organize olmuş bilinçli bir toplum yaratmalıyız. Üzerimizdeki çorap hegemonyası...

nasıl olsa yaparım açmazı

Bazı işler vardır, şöyle bir göz atınca aşağı yukarı ne yapmak gerektiğini fark edersin, "Eh iyiymiş, yaparım ben bunu." dersin de hani, elin bir türlü gitmez ya o işlere sevgili eski dostum Ahmet, işte tam da uyusam mı uyumasam mı bir türlü karar veremediğim şu saatlerde en iyisi yarına bırakmakmış gibi geliyor bana da. Sonuçta basit iş. Ne yapacağım aşağı yukarı belli. Uyku döngüsü diye bir şey icat etmişler sevgili eski dostum Ahmet. Bir buçuk saate denk geliyormuş. Uykunun başlaması, pik yapması falan bu kadar sürüyormuş. Sonra yeni bir döngü başlıyormuş. Bunlar mühim şeyler tabii. Dikkat etmek lazım. Bir de, spor şart.

buraya sonradan havalı bir başlık gelecek

Eski dostum Ahmet, Dünkü piknik nasıl geçti diye soran yok elbet ama aslında sen de olmadığına göre sormuşsun gibi davranabilirim. Sevgili dostum, internetin bir gelip bir gittiği şu günde şunu belirtmem gerekir ki ortada bir kavram kargaşası var. Dün yaptığımız şey her ne ise, adı piknik değildi. İstanbul'a taş çatlasın 1,5 kilometre mesafedeki yeri bulmaya çalışırken sürekli olarak yanlış yerlere sapma macerasıydı diyebiliriz. Mühim olan bir yere varmak değil, yolculuğun kendisidir sevgili dostum. Mesela bizim oğlana sorsan, gittiğimiz ilk beldede yerde gördüğü ölü böceğe paha biçilemez. Günü özetlerken bundan mutlaka bahseder. Bana soracak olursan, arkamızdan bizi takip eden aracın alakasız bir yere sapıp ondan sonra da "Onlar bizi takip etseydi." falan demesi de efsaneydi tabii ama şehirlerarası yolda bir depo lpg'yle şehir içinde gidebildiğim maksimum kilometrenin bir buçuk katını gidebiliyor olduğumu görmek paha biçilemezdi. Bir de, sürekli navigasyonu aç...

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

keşke o son haşhaşlı ekmeği yemeseydim

Üşendim şimdi yediğim o ikinci tabak keşkeğin telefondaki resmini bulup da buraya yapıştırmaya, o yüzden internetten bulduğum herhangi bir keşkek resmiyle idare etmek durumundayım ama bir de işler yetişseydi, bak o zaman güzel olurdu sevgili dostum.  Hazır Karatay Hoca meslekten uzaklaştırılmışken ben de diyetten biraz uzaklaşayım dedim ama yine de o son haşhaşlı ekmeği yemeseydim gerçekten iyiydi. Yarın kesin kaldığım yerden devam ediyorum diyete. Hayır, madem keşkek yedin, neden haşhaşlı ekmek yiyorsun? Madem haşhaşlı ekmek yedin, bari lokuma dokunma. İşlerin aksaması da hiç hoş durmadı tabii. Ama bayram kutlaması, aile ziyareti falan, bunlar güzel şeyler.

dip

Hepimiz kafasının içi çelişkilerle dolu zavallı mahlukatlarız aslında. Bazılarımız kafasının içinde sürekli olarak çatışıp duran seslerin düzenini anladığı için kendisine anlık olarak en cazip geleni değil, daha doğru, daha erdemli olanı yapmayı başarırken, bazılarımızın bu iç çatışmalar içinde doğru yolu bulabilmesi için güçlü bir rehbere ihtiyacı vardır. Ancak sorun şurada başlıyor, sığır her zaman sığırdır. Kendisine erdemli bir hayat sürmesi için verilmiş olan rehberi zerre kadar anlamadığı için mal mal takip edeceği bir kurallar bütünü olarak gören, bu kuralları hiçbir şey anlamadan, hiçbir şey sorgulamadan koyu bir yobazlıkla takip eden ve kendisiyle aynı katılıkta takip etmeyenlere onları öldürmeyi isteyebilecek kadar düşmanlık besleyen bir mahlukat yüzünden bugün genç bir çocuk ömür boyu felç geçirme tehlikesi altında. Neden? Çünkü seni daha iyi bir insan yapması için verilmiş olan rehberdeki kurallara uymadığı için. LCW mağazası çalışanına sigara içtiği için yumruk ata...

kristal karlar diyarından bildiren çevirmen

Hem kayakçılar için çok değerli sayıldığı, hem de dünyada sadece birkaç yerde yağdığı iddia edilen krsital karların düştüğü, bundan 13 - 15 yıl öncesinde hasbelkader yolu buraya denk gelmiş abilerin aktardığına göre bomboş koca arazilerden ibaret olan bizim ilçenin orta yerine yapılmış sokağımızda park yeri sıkıntısı devam ederken bir alt sokağın nispeten rahat olmasının benim aklıma gelen tek sebebi var: Alt sokak bizden zengin olsa gerek, bayram tatiline çoktan çıkmışlar bile. Ama biz de boş durmadık tabii, kendimizce bir şeyler yaptık. Balkona şişme havuz koyduk mesela. İçini de kova kova taşıdığımız suyla doldurduk. Bizim oğlan bu işe bayıldı. İleride "Nerede o eski bayramlar?" diye hatırlayabileceği güzel bir anısı oldu. Ancak sevgili dostum, Apple cihazlarda "Bir hesap yarat." lafındaki "yarat" kelimesinden duyduğu rahatsızlığı Apple'ın İsrail malı olmasıyla açıklamaya çalışan insanların varlığından haberdar olduğumdan beri, bu ülke için en ...