Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

fasulye güzel olmuş

Bu ülkede sabit ücretler geleneksel olarak enflasyon oranını hiçbir zaman yakalamazken örneğin Ekim 2014'teki konut fiyat artışının enflasyonun iki katı olmasının ardındaki ekonomik ve siyasi mekanizmayı irdelemek gerekir.  "Bunu daha önce yazmıştın." dediğini duyar gibi olmuyorum Sevgili Okuyucu, sen de benim "Ya zaten şurada 5 kişiyiz. İdare ediver." dediğimi duyar gibi olma. Çünkü eğer bu sabah o ev yapımı poğaçalardan beş tane yediysem bunun sebebi bu ülkede poçanın nasıl yazıldığına dair bir konsensüs olmaması değildir tamamen. Çünkü tecrübeyle sabittir ki, bir insanın herhangi bir işi yapabileceğini zannetmesi onun o işi gerçekten yapabileceği anlamına gelmiyor hiçbir türlü. Mesela adamın teki bir keresinde " Tercume icin cok tesekur ederim  ama mahlesef  cok  ama  cok acemi olmus. " diye bir eposta göndermişti de bana, kıçımla mı güleyim kıçına mı sokayım bilememiştim.  Sevgili Okuyucu, çünkü bak ben bu evde yedi yıldır oturuyorum ve bu...

gemisini batıran denizci

Arkasına aldığı rüzgarı kendisi çıkarmış zannına kapılanlar, o rüzgar diner dinmez neye uğradığını şaşırıverir. Çok aforizmatik bir laf oldu bu biraz ama etrafımda bunun örneğini o kadar sık gördüm ki, mecaz falan değil dosdoğrudan bir gözleme dönüştü artık. Yatları katları olan adamların bir - iki yıllık bocalamanın ardından en derine gömüldüğüne birkaç farklı keresinde şahit oldum - ki o adamlardan bir tanesinin vakti zamanında benim için "daha biti bile kanlanmadan götü kalkmış"  dediğini de biliyorum. Oysa tek söylediğim, onun için çeviri yapmamı istiyorsa herkes gibi parasını vermesi gerektiğiydi. O yüzden hiçbir zaman o rüzgarın peşine düşmedim ben. Adam gibi, kendi küreğimi kendim çekmenin derdine düştüm. Bu yazdıklarımda siyasi bir gönderme olduğunu düşünenler için söyleyeyim, o niyetle yazmadım; tamamen ticari düzlemdeki gözlemlerimi düşünerek yazdım. Ama illa ki siyasi bir gönderme de okumak isteyen varsa, onları kırmamak için bir de siyasi laf şeyedivereyim: ...

pompanın sonu

Sevgili İbibik, Kibrit kutularında neden hep 40 çöp olur? Bu sayıya kim karar verdi ve neden ben kendimi bildim bileli bu sayı hiç değişmedi? O değil de Sevgili İbibik, neden benim ben olduğumu ispat etmek için Noter tasdikli nüfus kağıdı örneği almak zorundayım ve neden o kağıt parçası 30 TL ediyor? Yeni kimlik çıkartıp o kimliği teslim etsem daha ucuza gelecek. Bu blogdaki eski yazıları bir şekilde okumuş bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insanın dışında kalan ve her nasılsa gözü bu satıra denk gelmiş okuyucular için bir bilgilendirme notu vereyim: Bizim evdeki su pompasıyla aramızda bir garez vardı. Ben suyu bidondan çektikten sonra işim bitti sanıp bardağı pompanın ağzından çekmemi takip eden takribi 5 saniyelik sürenin ardından yere su damlatıyordu illa ki. Bana gıcıklığına işte. Ne oldu o pompaya biliyor musun peki İbibik? Bizim oğlanın oyuncağı oldu. Engel olunamaz ilgisini bir kere çekmeyegör, onu oradan çıkartıp çıkartıp oynamak için tutturdu. Sonunda da kırıldı ...

misket

Ben aslında misafir severim. Bu sayede tıraş olup yine insan evladına benzemek için iyi bir bahanem olur. Ama, sabit ücretler bu ülkede geleneksel olarak enflasyonun hep altında kalırken konut fiyatları Ekim 2014 itibariyle enflasyonun iki kat oranında artmışsa, bunun altında yatan ekonomik ve siyasi mekanizmayı, söz konusu mekanizmayı işleten zihniyetle birlikte irdelemek lazım gelir. Bu yöntem işe yaramıyor. Direkt saksıya ekin. Sabah beş buçuktan beri üzerinde çalıştığım bir işi bitirememenin bir mazereti olmamalı. Mantıken insanların düzenli gelirleri enflasyon oranını yakalamıyorsa, o ülkede sorun çıkması gerekir. En azından, böyle bir gelir dağıtımını idare eden siyasi iradenin çok sert bir şekilde eleştirilmesi gerekir. Ama söz konusu irade çoğunluk oy oranını istikrarlı bir şekilde koruyorsa, düzenli gelirleri enflasyon karşısında eriyen insanların bu erimeyi başka şekilde telafi etmeye çalıştığı ettiğini varsayabiliriz. Rant dediğini duyar gibi oluyorum sayın okuyucu....

dur lan bir de ben böbürleneyim

Sabah beş buçukta doğal ihtiyaçların çağrısıyla uyanınca, hazır kalkmışken hiçbir zaman yetişmeyen işlerden birini daha yetiştirmeye çalışmak için bilgisayarın başına geçeyim dedim. Saçma sapan sineklerin istilası bir yanda; zaten saat biri geçerek yatmıştım, kendini iyice belli eden uykusuzluk bir yanda, tan yatıp zıbarmaya karar vermişken bizim oğlan geldi yanıma. Uyanmış da yataktan kendi başına çıkmış. Tekrar uyuma niyetlerim alt üst oldu tabii ve saat ona yaklaşırken oturduğum yerde gözüm kapanmaya başladı. Neyse ki kahve diye bir şey var. Kartal'ın üst taraflarında, gariptir ama şimdi adını bile unuttuğum bir gecekondu semtinde oturduğum yıllarda, çeviri yapmak için sabahladığım bazı geceler güneş doğarken balkona çıkar, biraz temiz hava alırdım. Güneşin yeni doğmaya başladığı en erken saatlerde işe gitmek için yollara düşmüş tek tük insan olurdu. Hiçbirini tanımam etmem tabii ve aslında ne düşündüklerini de bilemem ama muhtemeldir ki sabahın köründe kalkmak zorunda oldukla...

şarz: bir gemi hikayesi

Hayır şimdi o kadar sinek nereden çıktı anlamadın ki, minicik minicik sinekler, bir değil, iki değil, onlarca falan. Önce görmezden geleyim dedim ama karanlık odada masa lambasının etrafında dolanıp durdukça meretleri fark etmemek elde değil. Dikkatimi dağıtan yeterince şey yokmuş gibi bir de onlar çıktı beni deli etmeye. Ne demişler tabii, sinek küçüktür ama mide bulandırır diye. Normalde saygı göstereyim diyorum, sinek olarak dünyaya gelmek onların tercihi değil diyorum ama bir noktadan sonra insan kontrolünü kaybediyor. Çat çut girişiyor. Tek seferde yedi sivrisinek öldürmesiyle övünen terzinin dev öldürdüğünü zannedip dağa gönderen köylülerin hikayesi var bir de. Ben okumadım. Çizgi filmini seyrettim. Miki Fare oynuyordu. Normal hayatta olsa dev kazanır. Ayrıca o hikaye değil masal.

7 samuray Pamuk Prenses'in elma kurdunu ısırmasını engelledikten sonra ormanda ilerlerken bir zeytin ağacının arkasına saklanmış birtakım adamlar görür

Bizim oğlan geceleri yatarken gözünü dolabın tepesine dikip "orada adam var" diye tutturuyor. Gözü var mı? Var. Burnu var mı? Var. Ağzı var mı? Var. Ne yapıyor adam? Orada. Hayır o değil de, iki buçuk yıllık aklıyla evi Paranormal Activity filmine çevirdi, sonra bizi uyku tutmuyor. Hazır uyku tutmuyorken ben de en iyi yaptığım şeyi yapayım bari dedim. Kimsenin okumadığı blog yazıları yazmak mı? Değil. Bütün gece bana en iyi kârı getirecek hisse senedi analizi yapıp borsa açılır açılmaz iki saatte paramı ikiye katlayacak kağıdı seçmek mi? Değil. Yalnız kağıt demişken aklıma geldi, soğuk algınlığından korunmak için yaptığınız limon-zencefil-kestane balı karışımında limonu az zencefili çok koyarsanız midenizi yakıyor. Bir denge var bende benden içeri, o dengeyi tutturamayınca suya abanıyorsun işte böyle. Çeviri yapmak mı? Evet.

7 Samuray Nehre Düşer ve Onları Oradan Pamuk Prenses Kurtarır

Sevgili Pazartesi, Aslında bize her hafta yeni bir başlangıç vaat ettiğin için insanların seni sevmesi gerekir diye düşünüyorum. Aldığımız çok mühim kararları uygulamaya sokmak için bir sonraki yılbaşına kadar bekleme zahmetinden kurtarıyorsun bizi. Ama nedense işte, kimse kıymetini bilmiyor. Üzülme. Aslında senden ne kadar nefret ediyorlarsa haftanın diğer iş günlerinden de o kadar nefret ediyorlar, hiç şüphen olmasın. Hatta sana bir sır vereyim, tatil günlerinden daha bile fazla nefret ediyorlar; çünkü işe gitmek zorunda oldukları için yapamadıkları her şeyi yapacakları ümidiyle girdikleri tatil gününden yine hiçbir haltım yapamadan çıkacaklarını gayet iyi biliyorlar. Senin talihsizliğin, onlara içlerinde boğuldukları sıradanlığı ilk hatırlatan gün olman. Yoksa merak etme, Salı'dan da en az senden nefret ettiği kadar nefret ediyor insanlar. Çarşamba'yı benim için öp. Haftaya görüşürüz.

7 samuray ormanda kurtla karşılaşır

Sevgili Günlük, Bu sabah fırına ekmek almaya giderken yol kenarındaki bir su birikintisinde terk edilmiş bir çorap teki gördüm. Yol boyunca yol kenarındaki su birikintisine terk edilmiş çorap teklerini düşündüm. Ama tabii benim ne düşündüğümün çorap için hiçbir önemi yok. Asıl olan o ne düşünüyor. Çorap tekleri düşünür mü? Bizim onların düşünmediğini düşünmemiz onların düşünmedikleri anlamına gelir mi? Düşündüklerini düşündüğümüz için düşünüyor olmalarının olasılığı ne kadarsa, düşünmediklerini düşündüğümüz için düşünmüyor olmalarının olasılığı aynıdır bence. Biz onların düşünüp düşünmedikleri konusunda ne düşünürsek düşünelim, onlar eskiden olduğu gibi düşünmeye ya da düşünmemeye devam edecek. Ve işin acısı ne biliyor musun Sevgili Günlük, ister düşünsünler ister düşünmesinler, ben kaderi mutlu bitmiş bir çorap teki görmedim. İşte yol boyunca hep bunları düşündüm Sevgili Günlük. Sonra iki adet çavdar ekmeğimi alıp eve geldim. Hava Kasım ayının ortası için gayet güzeldi. Ve s...

yedi samuray ormana gitmiş

Anlaşılan o ki sevgili dostum Paytak Penguen, bak burası çok ilginç, Spartacus dizisini seyrederken dünyanın nasıl işlediğine dair edindiğim fikir gayet doğru gibi görünüyor. Sistemi, onun kurallarını hiçe sayarak yenebileceğimi zannedecek kadar naif olduğum yıllarda okuduğum Gülün Adı romanından edindiğim üçüncü izlenimle de örtüşüyor bu çünkü. Birincisi ne peki? İyi bir kitabın filmi, kitabın kendisi kadar iyi olmaz. Sean Connery bile oynasa. Orası net. Alfred Hitchcock da aynı fikirde. İkinciye sonra geliriz ama üçüncü izlenim de çok önemli. Çünkü  o da net: Sistemi ona karşı gelerek yenemezsin. Tarih, mevcut otoriteye başkaldıran ayaklanmalarla dolu. Bazıları kısa süreli başarılı olmuş olabilir, bazılarına katılmış olan bazıları sonradan paçayı sıyırmış ya da daha iyisi bizzat kendisi sıyrılmış ve bir şekilde sistemin kendisi olmuş olabilir; ama suyun aktığı yön belli: Karşı koyma, o su seni ezer geçer. Peki nedir Spartacus'ten edindiğim izlenim? O da, bu dünyada bir şe...

dünyanın sonunu bilen adam

Güne, tatlı sevmeyen oğlan belki bir umut yer de azıcık kilo alır diye yapılan ama o pek oralı olmadığı için diğer aile fertleri tarafından tüketilen un helvalarının sonuncusuyla başlamak gibisi yok. Nicole Kidman var mesela, aslında iyi oyuncudur ama nedense hep kötü filmlerde oynar. The Others'dan sonra "Oha lan, nasıl bir filmmiş bu?" dediğimi hatırlamıyorum. Onu da yeni nesle söylesem Lost dizisi zanneder. un helvalarının sonuncusu Matt Damon var bir de. Hem iyi oyuncudur hem de genelde iyi filmlerde oynar. Bazen kötü filmleri de olur. Dünyayı saran ölümcül bir virüsü konu alan bir filmi vardı. Soderbergh'i eleştirmek yasak mıdır nedir, herkes pek bir methetmişti ama bildiğin kötü filmdi işte o. Ama peyniri tek geçerim. Önüme bir kalıp beyaz peynir verseler, biraz da ekmek, "Al bugünkü yemeğin bu." deseler, "Daha var mı?" derim. Rakı bile aramam. Halbuki onu da severim. Promised Land diye bir filmi var bu Damon'ın. Ders kitabı gibi ...

dinamik hedef yaklaşımı

Burnumun biraz altında göbeğimle yarışan bir sivilce çıktı. Göbek deyince aklıma geldi, eğer gittiğiniz yön hedeflediğiniz yönle aynı değilse, siz de hedefinizi değiştiriniz. Çoğu kez yönünüzü değiştirmekten daha kolay olur. Mesela benim göbek hedeflediğim şekilde içeri doğru ilerlemiyor. Tam aksi yönde, dışarı yönde ilerliyor. O zaman ne yapıyoruz? Hedefin yönünü değiştiriyoruz. Böylece, en azından her şey tam da bizim istediğimiz yönde gidiyormuş izlenimi verebiliriz. Mesela, işi verirken çok sıkı teslim tarihleri koyup da sıra ödemeye gelince pek bir gevşek davranan insanlar var. Öyleleri yüzünden sinirimi bozmak yerine, bunun tam da planladığım şey olduğunu çünkü hayattaki en büyük gayemin piyasadan alacaklarımla villamın önüne yeni bir havuz yaptırabilecekken kredi kartını bile ödemekte sıkıntı çekmek olduğunu iddia edebilirim. Villa demişken, yok öyle bir şey tabii. Spider man by eimrehs on deviantART

yoğurtlu karışım

Geçenlerde bizim oğlan bir reklam seyretti. İçinde Küçük Emrah'ın büyüklüğü vardı. Bizimki Emrah'ı falan tanımaz tabii. Hamburger vardı bir de reklamda. Bak onu tanıdı işte. "Ben de hamburger yiyeceğim." dedi. Kendime not: Oğlana çok fazla reklam seyrettirme. Bugün hamburger ister, yarın araba. Hamburgerini yedi tabii. Bakkaldan alınan hamburger ekmeği, marketten alınan kıyma. Daha bile sağlıklı oldu. Araba istedi bile zaten. Geçen gün "Ben de büyük inşaat kamyonu istiyorum." dedi. Koca kepçenin oyuncak olmadığını, onunla büyüklerin gerçekten inşaat yaptığını söyledim. İkna oldu gibi. Bir de yoğurtlu karışım var tabii. İçinde çörek otu var. Üzüm çekirdeği var. O değil de, o koca sarayın bir aylık elektrik masrafıyla kaç tane cep telefonu alınır? Canı sıkılan matematiği kuvvetli biri hesaplasın lütfen. Şekere iyi geliyormuş dediler. Mahlep var. Bir şey daha vardı, unuttum. Gecenin bu saatinde vücudum uyumak istiyor artık. Onu kandırmak için yemek v...

mutfakta metallica

Benim bir yeğenim var. O kendini bilir. Yeğenim şehir dışında okuyor. Bir yurtta kalıyor. Yurdun bir müdürü var. Müdür, yurtta kalan ve gitarını getiren bir öğrenciye: "O gitarı kaldır. Gitar şeytan icadıdır." demiş. İşte o adam kendini bilmez. O zaman Hakan Ehn'den gelsin, Metallica, Enter Sandman, mızıka kavırı.    Tamam anladık, Türkiye Cumhuriyeti olanca aksaklığıyla modernleşmeye çalışırken, onların iddiasıyla tamamen görmezden geldiği, kendilerini ekseriyetle muhafazakar olarak tanımlayan bir kesim var. İşin aslı, ne o kesim tamamen görmezden gelindi; ne de o kesimin, ağızlarından düşmeyen Allah - din edebiyatına değil de, bencilce çıkar odaklı icraatlarına bakacak olursak, muhafazarkarlıkla alakası var. Ama şimdi, çoğunluğun gücüne dayanarak iktidarı ele almanın şımarıklığı içinde yaptıklarını görüyoruz, ve ben o zaman merak ediyorum: İyi de kardeşim, senin neyini ciddiye alacağım ki ben? He, tabi, gitarlar Şeytan işi, zeytin ağaçları da Yahudi uşağı. Hak...

kürek

Sevgili Paşa Çayı, Öyle kuralcı bir insan sayılmam, beni bilirsin. Bir kural varsa eğer, o kuralı sorgulamak isterim. Çünkü kurallar, bir sistemin belirli bir şekilde yürümesini sağlamak için konmuştur, ve hah işte, o sistem nereye, kime yürüyor, o kısmı çok önemli. Ama mesela, bilgisayarda yazı yazmak için önce bilgisayarı açmak gerekir. Bak bu da bir kural. Bu kurala uymazsam bilgisayarı açamam. Yürü be bilgisayar. Ama işte bir de istisnalar var. Kurallar yeterince hızlı yürümeyi sağlamayınca bir kerecikten bir şey olmaz diyerek delip geçiyoruz hepimiz. Mesela ben dün, çorba tenceresini buzdolabına kaldırırken "bir kaşıktan bir şey olmaz" diyerek içine kaşık daldırdım. Çok kötü bir hareket. Küçüklerimiz sakın bunu kendine örnek almasın. Bir de küçüklerimiz tırnaklarını da yemesin. O da çok kötü bir alışkanlık. Fakat bir de baktım, çorbanın tencere içindeki seviyesi azalmış resmen. Peki ne oldu? İyi mi oldu? Bir kereden bir şey olmaz belki gerçekten, ama istisnalar arka ar...

limon suyu

Sevgili Günlük Süt, Havalar artık çok erken kararıyor ama hiç de erken soğumuyor, o biraz tırstırıyor beni. Yeni yıla çok ağır bir doğalgaz faturasıyla girmek istemeyen arkadaşlar için sevindirici bir gelişme. Ama sonu kötü bitecek bu işin, bak sonra söylemedi deme. Asabiysem bundan asabiyim işte. Çünkü günlük süt dediğin iki gün sonra bozulur falan. Son kullanma tarihi bir hafta sonra olan günlük süt çıkarmışlar. Teknoloji işte. Eskiden olsa Japon yapıyor abi. O değil de, birtakım teknikimsi terimler kullanarak yaptığı işi olduğundan daha karmaşıkmış gibi göstermeye çalışan arkadaşlar var; sanki o işin ne kadar karmaşık olduğu çok da umurumdaymış gibi. Çünkü birincisi, söylediğin o sözde teknik kelimeleri anlıyorum dostum, ve bana hiç de karmaşık gelmiyor; ama zaten ikincisi, bana ne lan karmaşık olmasından, yaparım demeseydin en başta. Diyemiyor işte insan, neden diyemiyorsa. Birileri bir şeyler yapıyor ve yol katediyor, birileri hâlâ o yolu neden katedemediğini anlatmaya çalış...

sağ tık

Eğer bir bilgisayar sağ tıklarkan bile seni 10 saniye bekletiyorsa onu değiştireceksin. Biz büyüklerimizden öyle gördük. Biraz daha sabredeyim diyorum, dün uzatma kablosu patladı, belki bugün de bilgisayarın kendisi patlar da, daha fazla oyalanmak için bahanem kalmaz. Ama tabii burada bir seçim yapmam gerekecek. Ya Malibu sahillerindeki ikinci yazlığım için takside girmeyeceğim ya da bilgisayar almayacağım. Ya da belki ikisini birden yapmam. Bak o zaman her şey daha güzel olur, evet. Net. O değil de, biraz da domates suyu içeyim diyorum, mutfağa her gittiğimde kendimi kahve suyu ısıtırken buluyorum. O biraz sıkıntı.

patlak bilgisayar

Temsili su bidonu Güne sucuyu arayarak başlamak gibisi yok. Sabah kahvesinden bile güzel. Kafası ticarete basan biri olsam "Olm bu su satma işinden iyi para var. Ben de gireyim." deyip mahalledeki otuzuncu sucuyu açarım ama işte benim kafam ancak çeviri yapmaya basıyor. Ve bir de tabii dün gece filmi seyrederken bilgisayara giden uzatma kablosunun resmen patlaması ilginçti. Allah'tan uzatma kablosunun kendi sigortası/akım düzenleyicisi vardı da bir şey olmadı; ve Allah'tan o sırada iş yapmıyordum da, uzaktan film seyrediyordum, yoksa ayağıma patlayacaktı meret. Evet, daha önce parmağımın kırıldığı aynı ayak.

kedi

Sevgili Dalton biraderim, Daha dün, bir serbest çevirmenin çeviri yapmadığı saatlerin bir maliyeti olduğunu söylemiştik. Bu iddiamızın arkasındayız. Ayrıca, bir serbest çevirmenin dikkatli olmazsa bu maliyet yüzünden iflas edebileceğini de söylemiştik. Bu mühim hususun altını bir kere daha çizmek isteriz. Bu söylediklerimiz gerçektir ve serbest çevirmen arkadaşlarımızın bu gerçekleri her daim göz önünde bulundurması çok mühimdir, sevgili Dalton biraderim. Ancak ve fakat, bunlar bir serbest çevirmenin edinmesi gereken pusulanın sadece yarısıdır. Pusulanın diğer yarsına sahip olmayan serbest çevirmen yolunu kaybeder. Hasbelkader yolunu bulan serbest çevirmen dostlarımız olsa bile, bu tesadüfi olur ve geneli bağlayıcı bir kural addetmez. Öyleyse nedir pusulayı tamamlayacak olan gerçeklerin diğer yarısı? Şudur, sevgili biraderim: Bir serbest çevirmen, çeviri yaparak asla zengin olamaz. Çok çalışırsa belli bir refah seviyesini tutturabilir elbette; ama zengin olmak başka mesleklerin h...

üzümün sapı

Viskiyle çikolata, birayla kaşar neyse, sade neskafeyle naneli sakız da aynı şeydir benim nazarımda. Akla ziyan bir tat bırakır insanın ağzında. Sakız çiğnemek ayrıca çok da sağlıklı bir şeydir, çünkü sakız çiğneyen insan tıkınamaz. Tabii bu, tuvalete giderken yanıma aldığım cep telefonunun alt komşunun antenini çekerken bizim evdeki anteni çekmemesini izah etmeye yetmiyor. Halbuki, serbest çevirmenlerin çeviri yapmadan geçirdikleri her saatin ciddi bir maliyeti vardır ve dikkatli olmazsa bu maliyet onları iflas ettirir. Ama ben en çok, her yere AVM dikmeyi başarı gibi gösteren bir iktidar anlayışının, şimdi esnafı AVM'lere karşı koruyacağına dair söz verirken tam olarak ne düşündüğünü merak ediyorum.

yoğurtlu pilaV

Bazen sucunun bir türlü gelmeyeceği tutar. Bazen de aksi gibi evde hiç içecek su kalmamıştır.  Pek güvenmesen de bir bardak içsen bir şey olmayacak sular muslukları çoktan terk etmiştir. Ve bazen yapılacak o kadar çok iş birikmiştir ki her şey bir aksilik olup çıkıverir insanın karşısına. Oysa kapitalizm bize hep, şimdiki insanların eskisinden daha refah içinde olduğunu söyler. Eskiden dünyanın en zengin insanının bütün parasını dökse bile sahip olamayacağı şeylere sahibiz biz bugün. Mesela garanti belgesi diye bir şey var. Birleşme yeri gevşediği için tutmayan blendırı veriyorsun, "Hı, tamam." deyip alıyorlar. Artık yaparlar mı yapmazlar mı bilinmez. Ama sucunun gelip gelmeyeceği bilinir. Gelir o. Pazarları hariç hep gelir. Bazen geç gelir, o ayrı. Bazen de evde hiç su kalmaz içecek. Ama bu hesaba göre, bizim dünyanın en fakir insanları sayılmamız gerekmez mi? Gelecekteki insanın sahip olduğu hiçbir şeye sahip olamayacağız. Üstelik öyle paramız da yok ki saçalım. Bugü...

yapılacaklar edilecekler listesi

İşler biraz artmayagörsün, hemen bir yapılacak listesi programı arayışı başlar bende. Düzenli liste tutmak önemlidir elbette ve düzenli listenin kolay ve anlaşılır olması da çok önemlidir tabii; ama işleri o listeleme programı yapmayacak, ben yapacağım. Bunu hiç unutmamak lazım. Sonunda en iyisinin en sadesi olduğuna karar verdim. Önemli olan sıradaki yapılacak işi görmek; gerisi benim çalışmama ve bana işi verenlerle ilişkime kalmış: Çünkü kimseye kalkıp da "Listeye göre gelecek ayın 10'una kadar doluyum. Bana o zamana kadar ilişme." diyemiyorsun. "Yaparız abi." diyorsun. Yaparız dedim de, oğlan bugün üzerinde kelebek deseni olan bir kağıt ayracını çenesine tutup "Ben sakal yaptiiim." deyip durdu. Ben söyleyince komik olmuyor, biliyorum ama o yapınca dünyanın en güzel şeyi oluyor.

şişlide apartuman

Geçenlerde ben orta okuldayken şimdilerde ona 6 mı diyorlar 7 mi diyorlar bugün çok verimli geçmedi. Polenezköy gezisi vardı. Okulcek. At falan vardı ama benim olayım değildi hatta azıcık ben de ata binmiştim ama bir arkadaşımla beraber dolaşırken bak onu hatırlıyorum. Çok güzel evler vardı. Böyle şato gibi, kale gibi evler. Ne güzel evler "değil mi"? diye sordu arkadaşım. Ama çok da kötü bir gün değildi. Önemli bağlantılar yaptım işle ilgili. İş dediğim, sabah akşam film seyretmek zaten. Evet dedim ben de diye cevap ileride oturmak isterim dedi "böyle bir" yerde. Ben de dedim. Bak onu da hatırlıyorum. Sonra ışın kılıçlarımızı çıkartıp gölden balık tutarken mayalar kovaladı bizi. Tutamadık. Tahminimce 27 sene önceydi. 25 - 30 arası muhtemelen. Arkadaşıma dedim ki, "Bir gün ben de bu evde oturmak isterim. Çok çalışıp, böyle bir ev alacak kadar para kazanmak isterim." dedim. Naifmişim demek ki o zamanlar. "Ne çalışması? Ben çalışmakla falan uğraşamam....

mis gibi ev yapımı ekmek

Bizim evi karıncalar bastı. Bulduklarımızı peçeteyle falan toplayıp kendilerine başka bir hayat kursunlar diye camdan aşağı atıyoruz ama anlaşılan bizi çok seviyorlarmış ki gelmeye devam ediyorlar. Mis gibi ev yapımı ekmek. Karıncalara yedirmeyiz. İnsanların bugün yaptıkları eylemlerin amacının gelecekte mutluluk elde etmek olduğunu öneren bir düşünce ekolünden bahsedecektim aslında. Çünkü düşününce bana gayet makul geldi. Ama gelecekte elde etmeyi hedeflediğimiz mutluluğun ne olduğunu tanımlamadığımız için, ne elde ettiğimizin farkında bile olmaksızın habire çabalayıp durduğumuzu ve bir türlü mutlu olamadığımızı ileri sürüyor bu düşünce ekolü. Düşününce bu da makul geliyor. Hatta ve hatta, dolaptan çıkardığımız dondurmanın verdiği anlık hazzın bu teori üzerinde nereye düştüğünden bile bahsedecektim. Ama baktım, sadece iki kişi okumuş dün yazdıklarımı, uğraşmayayım dedim o zaman. Yalnız, an itibariyle Polonya'dan giriş yaparak toplamda 11 yazımı okuyan açan arkadaş-la...

49

Bak şunu peşinen söyleyeyim, 49 kişiye karşılık 49 tank verildiğine hiç ihtimal vermiyorum. Çünkü, bizimkilerin onu vermeyeceğinden değil ama vermiş olsaydı şimdiye kadar çok kesin ispatlı olarak ortaya çıkardı diye düşündüğümden. Ve yine peşinen söyleyeyim ki, bilinçli olarak vejetaryen olmayı seçmemiş herkesin "ay ama yazık o hayvanlara" serzenişlerini son derece yapmacık buluyorum. O AVM'lerde yediğin fest fudlardaki etlerin nereden geldiğini zannediyorsun? Ama illa ki bir şeylerin verildiğinden eminim ve kusura bakmayın ama bu işte bir terslik var hoca. Tabii ki hiçbir şey o 49 candan değerli olamaz. Orası kesin de, o 49 can karşılığında başka insanların canının en azından doğrudan alacak bir şeyler verilmediğini varsaysak umsak bile, senin en baştaki sorumluluğun o insanları öyle tehlikeli bir duruma düşürmemek olmalıydı. Kusura bakma ama şehrin orta göbeğinde oturduğum sokak buram buram hayvan kokuyorsa bu işte yanlışlık var demektir. Şehirler bunun için ta...

6678

Sabaha kadar çalışsam mı acaba gece ve gündüzün eşit olduğu tarihi mi uykusuz ve tabii karnım da acıktığına göre hem de bir yandan yapayım diyorum hem bir yandan aslında uykum da yok gibi ama dolaba gidip de bir şeyler tıkınmak için ekinoks diyorlar buna. Dönence. Sonuçta bir yerde nokta koymak lazım. O iş bitmeyince çok geriyor beni. Takvime sadık kalmak istiyorum ama yakında havalar saat beşte kararacak ama daha bir yandan da yarın zombi gibi dolaşmama hem şimdi yatsam uykumu alabilmek lan ben o tableti neden şarza takmadım ki? Ama tabii en ilginci, elimde eşek yüküyle iş varken ve piyasadan alacaklarımı toplasam sakin bir sahil kasabasında bir kışı rahatça geçirebilecekken, harcamalarıma azami dikkati göstermek zorunda kalmamdır.

palyaÇo

İ nsanın yapması gereken bir sürü iş olunca aklı hep hangisini yapmıyorsa onda kalıyor. İşte o yüzden, geçen gün bizim sohbete katılan Örümcek Adam'a "Git ayaklarını yıka. Bütün oda leş gibi koktu senin yüzünden." dedim. Oğlan içeride uyumamak için annesiyle savaşırken, insanın hayatı boyunca başına bir sürü talihsizlik gelebileceğini ve bunların her birinin onda derin yaralar bırakabileceğini kabul etsem de, son tahlilde, tercihlerimiz bizi nereye götürmüşse kendimizi orada bulacağımızı söyledim ona. "Bunu amcama anlat." dedi bana. Bir şey diyemedim.

sivriSinek

Y atıp kalkıp blog yazmıyorum elbette ki zaten iki blog arasına bir sürü iş sıkıştırdım sabah sabah kahvaltısını etmedim ama biz buna geç kahvaltı desek bizim oğlan çoktan yedi yemeğini birazdan ben de bir şeyler belki yoğurt yer o da. İyi bir haberi iyi yapan nedir çünkü aynı haberi üç yıl önce alsak çok sevinirdik de şimdi almadığımız için seviniyorsak eğer suçlusu biz miyiz yoksa karar mekanizmamızı etkileyen çevresel etkenler mi? Ben en iyisi bir şeyler yiyeyim de sonra işime devam edeyim birazdan                                         . everything bassnectar from CRholland on 8tracks Radio .

şahane pazar

O kadar aradım ama çürük şeftali resmi bulamadım nette. Herkesin malı iyi anlaşılan. Ben bu pazardan bir şey anlamadım. Eskiden, ben küçükken falan, pazardan aldığın sebze - meyve çürük çıkarsa adama küfrederdin. Teknik olarak şu anda pazartesi olabilir ama ben hâlâ pazarın kafasını yaşıyorum. Eskiden de ertesi gün pazar olduğu için cuma akşamları park edecek yer bulmakta zorlanır mıydı insanlar bilmiyorum ama şimdilerde, sağlam sebze - meyve bulmakta zorlanıyoruz, o ayrı. Adamın malının çürük çıkması normal sayılıyor. Sağlam çıkınca sevinip "adamın malı iyiymiş" diyoruz. Hadi bizden geçtim ama bu yeni nesil hep çürük çarık, hep hileli besinlerle besleniyor. Geleceği şekillendirme peşinde bir iktidar var, bilmem fark ettiniz mi, 15 yıl sonrasına yatırım yapıyor. Ama nedense, yatırım yaptığı o yeni nesilleri iyi besleyecek politikaları ihmal ediyor. Çünkü koca pazar geçti, ama geriye bakıyorum da, bu zaman ne kadar çabuk geçmiş bir türlü anlamıyorum. Anlamadığım başka şeyl...

kırmızı benekli pinpon topu

B en Ona Kısaca Mehmet Diyorum'la ben geçen gün "Kahvaltıda ne yesek?" diye konuşurken, önce kahvaltı etmeyi hak edecek kadar erken kalkıp kalkmadığımızı sormak gerektiğine karar verdik. Tamam, geç kahvaltı diye bir şey icat edilmiş ama bakalım bazılarının branç demeyi tercih ettiği bu snob tavra paramız yetiyor mu bizim? "Önce bir sor bakalım." dedi bana Ben Ona Kısaca Mehmet Diyorum:  "Geç kalkmaya paran yetiyor mu senin?" Avrupa asilzadesi miyiz oğlum biz, sabahın köründe kalkıp da iş yapmayalım. "Ama bugün Pazar." diye itiraz edecek oldum, "Daha iyi ya, başkaları yatarken sen yol alırsın." dedi. "Haklısın." dedim Ben Ona Kısaca Mehmet Diyorum'a. Bu dünyaya neden geldik?  Teoriler çok. Kesin olan bir şey varsa, o da danalar gibi yatmaya gelmediğimiz. Öyle olsaydı, dana olarak gelirdik bu dünyaya diye düşünüyorum.

sütü seven kamyoncu

Bir film çekeyim diyorum. Mesela, filmde, polislerden kaçan kötü  adamlar kaza yapsın. Ama tam kaza yaptıkları yerde kenara çekmiş duran bir araba olsun. Sürücü kadın dışarı çıkmış telefonda eski kocasıyla kavga ederken, kadının küçük kızı da arabada olsun. Ve kötü adamlar bu arabayı kaçırıp küçük kızı da bagaja atsın. Polis, küçük kızı görmediği için arkadan ateş etsin. Kötü adamlar vurulsun, hatta arabayı bir yere çarpsın. Sonra polis bagajdaki küçük kızı görsün. Ve bu arada bir de, kızın annesi aslında o kaçan soyguncunun davasına bakan savcı olsun. Dün gece yatmadan önce bu pizza dilimini yemediğim için kendimi çok takdir ettim. Nasıl? Bu filmi çekmişler mi? Tüh, biri benden önce akıl etmiş o zaman. Öyleyse ben de ne yapayım, domates suyu içeyim bari. Yalnız domates suyu dedim de, bizim Fadime ablanın sütü harbiden çok güzel ya. Market sütlerine on basar. Bir de millet beğenmiyormuş inek kokuyor diye. Süt dediğin inek kokacak tabii hacı, ya ne kokacak?

açık hava bol gıda

Artık nasıl düşürdüysek bağışıklığı, 10 yaşından büyüklerde çok nadiren görülen bir hastalığa yakalandım geçenlerde. El - ayak - ağız sendromu diyorlarmış. Bizim çocukta da var. Bu aralar bir şey yazamadıysam eğer, hastalıktan değildir yalnız: Benimki sırf üşengeçlik; bilesin istedin. Yalnız sana küçük bir mesajım var Sevgili Hava Durumu: Hani, geçenlerde birkaç hafta boyunca sabahları hava kapalı oluyordu da öğleden sonra güneş açıp çok fena yakıyordu ya; hani günlerce günlük güneşlik havadan sonra tam da dün, benim dışarıda işimin olduğu gün şarıl şarıl yağmur yağdı da bugün dışarıda yine bezdirici bir güneş var ya...  Hah işte, o güneş sana girsin. Ama "Ben güneşi istemem, yağmuru isterim." dersen, ben tercihlere saygılı bir insanım, yağmur da olur. Son zamanlarda salgın olarak görülüyormuş bu hastalık, ve suçu Suriyelilere atma eğilimi baş göstermiş. Alakası yok, eskiden de vardı bu hastalık; bunu da bilesin istedim. Kahveyi azalt biraz.

kalemtıraş

Geçenlerde bizim Hasan'la yine oturmuş laflıyoruz, hayır şimdi anlamıyorum, kendini Osmanlı torunu olarak ifade etmeyi seviyorsun da, Osmanlı'dan önceki nereden baksan en az 2000 yıllık tarihin ne olacak, hadi onu da geçtim biz bu Balkanlar'ı nasıl vermişiz onu hiç merak ettin mi acaba? Hangisi olacak, Ulubatlı Hasan tabii. Şimdi bak arkadaşım dedim ona, sen bu Ömer Seyfettin'i ilkokulda zorla okuduğun için pek sevmemiş olabilirsin ama Bulgar komitacılarla PKK ne kadar da birbirine benziyor değil mi? Hele Taşnaklar? Yok canım, bizim ecdadımızın kırk yılı at sırtında geçti ama bizim Hasan'ın aslında olmadığına dair söylentiler de yok değil ki onu bile gavurun kitaplarından almışız ve hiç mi fark etmedin bilmiyorum ama bizim hepsine Frenk dememiz gibi onlar da hepimize Hasan diyordu. Ben gittim gördüm, Ulubat diye bir yer var, gölü bile var, denizcilere de Levend diyordu bunlar. Barbaros büyük denizciydi bak, ona bir şey demiyorum ama onun da konumuzla alakası yok. Bi...

değişken sanal klavye

Gidip modemi iade etmem lazım ama üşeniyorum ama iyi ki üşenmişim de arkadaki kabloları sökmek yerine "aynı kablolarını kullansam da bir şey olmaz." demişim. Böylece sorunun aslında modemde değil de adaptörde olduğunu fark ettim. Ama keşke diyorum, keşke üşenseydim de o son dilim vişneli irmik tatlısını yemeseydim. Yalnız günlerdir değişken sanal klavyede şifre girmekten başım dönmüştü resmen. Neyse ki beklediğim ödeme son anda geldi de kredi kartını ödedim. Şişko değilim aslında, şöyle bir 10 kilo versem gayet fitim. Tabii o 10 kilonun nereden baksan 6 kilosu göbekte toplandığı için hoş bir görüntü olmuyor. Ondan yani. Bir de tabii işi sağlama almak için önce adaptör alayım da belki bulamazsam falan modemi iade etmekten vazgeçebilirim.  Amma enteresan zihniyetler var lan bu ülkede. "IŞİD rehin aldığı 49 cana karşı Süleyman Şah türbesini istiyor." diyorsun, "49 candan değerli mi?" diyor. Ah canım benim, ne de güzel düşünürmüş 49 vatandaşını. O zaman ...

Chartres Piskoposu Fulbert

Bittabii koskoca elektronik ve beyaz eşya devi, iki kişi rüyasında gördü diye sabahın köründe dükkanı açacak zaten ben de saat dokuzdan buçuktan beri bekliyorum ama anca üç saatlik uykuyla ve benim de modemim bozuldu halbuki sadece adaptörmüş oysa saat dörtte kalkmak gerekiyordu, şimdi gidip geri vermeye üşeniyorum. Öyleyse sözlerimi Chartres Piskoposunun yazdığı bir mektuptan bir alıntıyla bitireyim: Efendisine sadık kalacağına dair yemin eden bir kişinin aklından hiç çıkarmaması gereken şey, şu altı özelliği daima taşıması gerektiğidir: zararsız olmak, güvenilir, namuslu, faydalı, uysal ve işe yarar olmak. Batının Kaynakları, Mark A. Kislansky, Cilt 1, sf: 302, Açılım Kitap, 2. Baskı, Çeviren: Dr. M. Kürşad Atalar; ve ayrıca meraklısı için   DOCUMENTS OF CONTINENTAL FEUDALISM, sf:7 Ha tabii bir de suç işlediği düşünülen birine uygulanan mahkeme var ki, biz ona bildiğin işkence diyoruz.

sağlam pabuç sağlam ayakta olur

Sevgili Zagor Tenay, Kızılmaske'nin ormanda 10 aslan gücünde olduğuyla ilgili yaptığımız sohbeti hatırlıyor musun? Bana o gün, "Erken kalkan çok yol alır." demiştin. İşte, dün biraz yağmur yağdığı için hava biraz serinler gibi olduysa da bugün havaya baktığımda gördüğüm parçalı bulutlu ama fena derecede sıcak görüntü, ayrıntı vermek istemediğim yerlerime ter ineceğinin habercisi gibi sanki. Keşke bilgisayarım bu kadar yavaş olmasaydı dedirtiyor insana. Front Page filminden bir sahne. En az, tekrar çevrimi olduğu His Girl Friday filmi kadar başarılı. Çünkü dikkat ettim de, şu Justinyanus da değişik bir adammış. Buradan çok da uzakta değil, alt tarafı Sultanahmet'te, ama bundan nereden baksan 1500 yıl önce çok büyük bir ayaklanmayı çok kanlı bir biçimde bastırmasını demiyorum. Adam ülkesini üç - beş çapulcuya bırakacak değildi herhalde; ama küçükken çizgi romanlarını okurken hiç dikkatimi çekmemişti, hatta muhtemelen komik bulmuştum ama sonradan fark ettim, sen ...

cezVe

Geçen gün Splinter Usta'yla oturmuş havaların ne kadar sıcak olduğundan laflıyoruz. Ben her zamanki gibi bilgisayarıma küfrediyorum. Sakızlı kahvesinden bir yudum aldıktan sonra "İşte lezzet budur monşer." dedi. "Bizim oralarda hep pizza yemekten bir fena oldum vallahi." dedi. "Öyle deme Splinter Usta." dedim. "Sizin de kendinize göre değişik bir hayatınız var. Her gün kungfu falan." dedim. Velhasıl kelam, enteresan bir mahallede oturuyoruz. Çöpün akşam dokuzdan önce alınmadığını bile bile sabah kahvaltısını takiben aşağıya bırakan komşularımız var. Ondan sonra sinek oluyor tabii. Bunca yıllık insanlık tarihi içinde küresel ısınma bize denk geldi ya, sevinsem mi üzülsem mi onu bilemedim. Yok hayır, post apokaliptik dönem yaşlılığıma denk gelecek, o tedirgin ediyor beni biraz. Ayağımdaki alçı o zamana kadar alınır diye tahmin ediyorum ama bel ağrımın daha da şiddetlenmesi ihtimali var. Hepsi bu sözde ergonomik sandalyelerden. "Bir tek Psy...

patlak sıcak su torbası

Değerli saz arkadaşlarım, Dinazor ve Fil trene binmiş Fakat nasıl bir sıcak var anlatamam. Çok acayip bir gün oldu bu. Ama ilginçtir, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kapitalist ekonomilerde hız kazandığını gördüğümüz kamu iktisadi teşekkülleri 70'li yılların ikinci yarısından itibaren baş gösteren ekonomik durgunluk sebebiyle "bunları biz elden çıkaralım" aşamasına gelmiştir. O kadar makro nereye gitti hiç anlamadım Sevgili Ipman. Ve fakat, hanımın dün geceden beri dinmek bilmeyen şiddetli karın ağrıları bizi fena halde endişelendiriyor. Bu kamu iktisadi teşekküllerinin satışı furyasının ardındaki asıl mantık "bunları satalım da devlete para gelsin," değil, özel sektörün bu işletmeleri daha "verimli" işleteceğine duyulan inançtı. Fena sıcaktı bugün hava aslına bakarsan şu anda hâlâ da çok sıcak, üstelik havaya baktığımda güneşi değil aydedeyi görüyorum. Allah'tan bizim oğlanın iştahı açıldı bu aralar, saat akşam sekiz civarında karşı komşu ça...

her şeyin sebebinin sebebi

Voltron Her şeyin bir sebebi varsa eğer, her şeyin bir sebebi olmasının da bir sebebi olmalı. Her şey, tanımı gereği kendi kendini kapsayan bir kavram olduğuna göre, kendi önermesinin doğru olabilmesi için öncelikle kendisi için geçerli olmalıdır. Öyleyse, her şeyin bir sebebinin olabilmesi için, her şeyin bir sebebinin olmasının da bir sebebi olması gerekir. Peki nedir bu sebepler derseniz, ben nereden bileyim, onu, her şeyi bildiği iddiasındaki abilerimize sormamız lazım. Nitekim, çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi, tartışmasının en gereksiz olduğu toplumlardan birinde yaşıyoruz. Kimsenin bilmek gibi bir derdi yok. Abilerinin her şeyi onlar için bilmesini tercih ediyor herkes. Ve tabii kimse de, abilerinin bildiğini iddia ettiği şeylerin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu sormayı düşünmüyor. Belki de üşengeçliktir. Belki de en doğrusudur.

uyku düzenİ

Bilemedim Sevgili Blog, bu uykunun benimle ne alıp veremediği var. Yarın erken kalkmam lazım diye hiç mi gelmeyi düşünmüyor sabaha kadar? Yatakta dönüp duracak mıyız illa ki bütün gece? Yarına yetişmesi gereken acil çeviri verip de alacağımın üçte birini, onu da gecikmeli olarak ancak verebilen  büro kadar şakasın sen de be uyku. Dün gece lazımdı bana uykusuzluk. Hem işimi bitirip hem de sabaha karşı saat dörtteki o prezentasyonu seyredecektim. Geldin başıma çöreklendin. Bir de 7,5 saat uyuduk iyi mi? O zaman neden yorgun kalktım ki ben? Ayağım kırık diye mi? Ayağım kırık değil gerçi, sadece ayak parmağım kırık. Keşke hiç alçı yaptırmasaydım. Denize girerdim belki. Yarın erken kalkmam lazım ya, ondan işte hep. O son kahveyi içmeyeydim iyiydi.                          coffee by zarathus on deviantART

kırık ayak parmağı

Günde kaç kere denize girersem o tatil bedavaya gelir konulu teorim ayak parmaklarımın alçıya alınmasıyla son buldu Sevgli Blog. Hayır, zaten evde şıpır şıpır terleme modelindeyim, zaten tatile matile gittiğimiz yok ama günde en az iki net duşum vardı, şimdi o da sıkıntıda. Ayağa poşet geçirme modeli deneyeceğiz bakalım. Bir de teknoloji ilerledi derler. Her şey ilerlemiş bir bu alçı ilerlememiş. İlkokuldayken kolum kırılmıştı, o zaman da kolum alçıdaydı. Aradan geçmiş 30 küsur yıl, bu sefer de ayağım alçıda. Ama neyse ki sadece parmak kısımları. Tamamı değil.

Kayyu'nun Babası

Adamın ne iş yaptığı belli değil Hani böyle gece çok uykun gelir, "Başlarım işine gücüne." deyip bilgisayarı kapatır, sonra yatağa gidersin ve birdenbire uykun açılır ya; hah işte, Kayyu'nun babasına da o kadar uyuz oluyorum Sevgili Blog. Bu adam ne iş yapıyor Allah aşkına? Bütün gün evde, ufak tefek işlerle uğraşıyor. Bir gün de, eve para getiren gerçek bir iş yaptığını görmedim. Tamam, ben de bütün gün evdeyim ama ben sürekli iş yapıyorum. Bizim oğlan rahatsız etmesin diye kapıyı bile kapatmak zorunda kalıyoruz. Üstelik, masam pencere kenarında olduğu için oturduğum yerde şapır şapır terliyorum. Ancak tabii hiçbir şey, bizim mahalledeki ve genel olarak bütün mahallelerdeki inşaatçılara uyuz olduğum kadar uyuz edemez beni. İnşaat bu ülkenin şımarık sektörü olmuş resmen. Bütün ekonomiyi rant üzerine kurarsan başka türlüsü olmaz tabii. Hayır tamam, çıkardıkları gürültüyü geçtim, gecenin bir köründe beton atmalarını da geçtim, hadi diyelim bunlar işin fıtratında var, a...

laciVert

G ünde üç kere duşa girmek mi daha pahalıya gelir, yoksa günde üç kere denize girmek mi? Sonuçta deniz bedava. İstediğin kadar girersin. Ama denize girmek için gitmen gereken yere gitmek pahalı. Sabahtan akşama kadar sudan çıkmazsan ancak kurtarır gibi geliyor bana. Ben ki denize girmeyi o kadar sevmem, bu sıcaklarda bana bile gayet hoş bir fikirmiş gibi geliyor denizden hiç çıkmamak. Oysa daha bu sabah, uyku sersemi odanın kapısını açarken ayağıma çok fena geçirdim. Parmaklarımdan birinin kırıldığını düşünüyorum ki ben tembel adamım, tatile giderken bavulları sığdırmak için pandizotu çıkardım; tatilden geleli kaç gün oldu hâlâ yerine konacak o pandizot. Bizim oğlan onu kaykay zannediyor. Evin içinde binip binip kaymaya çalışıyor. Hayır, düşüp bir tarafını kıracak, ondan korkuyorum. Ahmet Bey'in sürekli bozulup duran arabasının hikayesi gibi her şey. Ahmet Bey arabasının sürekli bozulup durduğundan, artık eskisi gibi randımanlı çalışmadığından şikayetçiymiş. "Bu arabanın de...

vampirleri anlama yöntemleri

Anne ördek arkadaşlarıyla Birinin vampir olup olmadığını anlamak için, at arabasıyla geçtiği yola bir kutu içine konmuş bir kurbağa koymak yeterlidir. At arabası geçtikten sonra kutu açılıp bakılır. Kurbağa ölmüşse, at arabasının içinde vampir var demektir. Bunu ben uydurmadım. Bir filmde vardı. Öte yandan, sivrisineklerin soktuğu yerlere sarı kantoron yağı sürmek faydalı olur. Sokulan yerler çok çabuk iyileşir. "Çok çabuk" kelimesinin burada göreceli bir kavram olduğunun farkındayım. Kime göre çok çabuk? Tabii ki sivrisinek sokuklarına göre. Normal şartlarda en az 3 - 4 gün kaşına kaşına devam eden sokuk yaraları, sarı kantaron yağı sürüldükten sonra çok çabuk iyileşir. Bunu da ben uydurmadım. Aktar söyledi. Sarı kantoron yağının vampir ısırıklarına karşı faydalı olup olmadığına dair bir bilgi yok elimde. Bunu bilen, tercihan tecrübe etmiş bir arkadaş varsa, burada bizimle paylaşırsa çok memnun olurum.

kahve suyu

Sevgili Blog, D oktorum aynı gün birden fazla blog yazısı yazmamın ve göndermemin bir sakıncası olmadığını söyledi. Hatta çok istiyorsam üç tane, dört tane, beş tane, tane tane bile gönderebilirmişim. Ucu açık. Sağlığıma asıl zararlı olan uyumam gereken saatlerde ayakta olmam, yetiştirmiş olmam gereken işleri yetiştirememiş olmammış. Ve bir de, en çok domates suyu sevdiğime dair söylentileri kim çıkardı bilmiyorum ama bu doğru değil. Domates suyunu severim ama kahveye duyduğum sevginin yanında lafı bile edilemez - ve hah işte, o çok sevdiğim kahvenin fazlası da zarar. O yüzden limonlu su içiyorum ya; daha fazla uykum kaçmasın diye. İşler de bitmedi tabii.

pomPa

İnsanın tatile gidip gelmesi, tatilden önce sevdiği şeyleri sevmeyi, nefret ettiği şeylerden nefret etmeyi bırakması anlamına gelmiyor tabii ki. Evdeki pompayla aramızda bir husumet var. İkimiz de birbirimize gıcık oluyoruz. Bilerek yaptığından eminim meretin. Suyu basıyorum. Son damlanın akmasını bekliyorum. Sonra bardağı çekiyorum, tam suyu içeceğim, birkaç damla yere damlatıyor. Kesin bilerek yapıyor. Gıcıklığına. Tatile gidip geldim, belki değişir dedim, ı-ıh, yine aynı. "O zaman niye atmıyorsun?" diyeceksiniz. Seviyorum işte, ne yapayım? Öyleyse Barış Manço'dan gelsin: Yaz dostum Rahmetli keşke bugünleri göreydi de, seçimle başa gelmiş ilk cumhurbaşkanı nasıl olunurmuş birileri göreydi.

pAndizot

Bizim oğlan "Anne ördiç gok. Anne ördiç gok." diyerek bir aşağı bir yukarı dolanırken, anne ördeğin bir yıl boyunca ve muhtemelen sonrasındaki doğadaki doğal ömrü 1000 yıl kadar falan boyunca yalnız kalırsa ne kadar çok üzüleceğini düşündüm. Tatil boyunca bir kaybedip bir bulduğumuz anne ördek bir kere daha bulunduğunda "Anne ördiç burdaaa" dedi oğlumuz. Ve ben sevindim. Plastik ördekler plastik rüyalar görür mü bilmem; ama benim o kadar yoldan gelir gelmez işe koyulduğuma dair rivayetler doğrudur. Oysa seyrettiğim bir programda kaliteli bir hayatın temelinde günde 7 saat uyku olduğunu söylerken o kadın pek bir doğru söylüyormuş gibi gelmişti. Buraya anne ördeğin resmini koymak isterdim Sevgili Blog. Ama üşendim şimdi onu oyuncak çantasından çıkarmaya, resmini çekmeye, sonra o resmi bilgisayara aktarıp oradan da bu yazının bir yerlerine yapıştırmaya falan. Onun yerine banjo çalarak Slayer kavırı yapan bu gencin videosunu paylaşayım ben.

Tatil Bitti

Çevirmen adamın tatili buraya kadar olur. Tam orta yerine seçimler denk gelir, o da bilinçli bir vatandaş olarak gider oyunu kullanır. Bu gece yola çıkıyoruz. Tam da lavanta suyunun sivrisineklere karşı müthiş bir yöntem olduğunu keşfetmişken. Bu arada, bu ilk blog yazısını vesile bilip, bir yerinden uydurduğu türlü bahanelerle seçimlere katılmayan herkesin uydurduğu o bahanelerin sivrisinek olup bir yerlerini sokmasını temenni ederim. Tatilin Son Günü Yazısı Hazır tatil de bitmişken yeni iş hayatı dönemi için alınmış kararlarım var mı Sevgili Blog? Klasik "Şuralardan bir ev alıp buralara yerleşeceğim." kararını saymazsak tabii. Olmaz olur mu? Çok var. Mesela, daha az çalışıp daha çok para kazanacağım. Her çevirmenin bu en büyük hedefi, bu yeni çalışma döneminde daha bir tazelenmiş olarak niyet stoklarımın en istisna köşesinde yerini aldı. Dursun köşesinde. Nasıl olsa işler geldiğinde havası söner. Başka var mı? Daha ne olsun? Bir de ada alacak halim yok şu karşıdaki sa...