Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

apartman altı dükkanlar

Bir kilo filtre kahve 100 TL'yle yaptığı yarışı yarım baş farkla geçmemiş olsaydı, alır fincanımı  tam da bizim kat hizasına erişmiş olan karşıdaki inşaatı seyrederdim belki ama onun yerine iş yapmaya çalışırken hiç bitmeyen çekiç sesleriyle idare edeceğiz artık. Öte yandan, bizim sokakta yeni yapılan neredeyse hiçbir apartmanın altına dükkan yapılmaması tesadüf değil. Tıpkı, apartman altına yapılan dükkanların genelde boş kalması, boş kalmayanlarınsa sık sık el değiştirmesinin tesadüf olmaması gibi. Yıllar önce otobüsle giderken, müteahhitlerin arsası için yarıştığı izlenimini bırakmak isteyen bir teyzenin, en az bilmem kaç daire ve altta da dükkan vermezse hiçbir müteahhitle anlaşmayacağını ballandıra ballandıra anlatmasına kulak misafiri olduğumu hatırlıyorum. O teyze o arsayı ne yaptı, hatta teyze hayatta mıdır değil midir bilmem ama bugün olsa, apartman altına dükkan yaptırmak yerine yerin dibine iki kat daha inmenin daha kârlı sayılacağını düşünüyor olacağını tahmin etmek...

gece ikide sadece kahve içmemek değil, helva da yememek lazım

Gecenin ikisinde hâlâ çalışıyor olmanın küçük bir ödülü olarak birazcık peynir yemek hadi neyse de, o helvayı kin aldıysa o suçludur yalnız; çünkü ben almadım, almam da, onu biliyorum. Ki bu arada her ne kadar Helvacı türküsünün Mavi Işıklar yorumu gerçekten efsane olsa da, TRT arşivinden bulduğum bir tür yıldızlar geçidi kıvamındaki şu videoyu bir tür nostaljik lezzet vermesi açısından eklemek ve yine işimin başına dönmeden önce bir kere daha belirtneliyim ki bir daha eve helva sokmamak lazım. Çünkü ben yemeyeceksem evdeki hiç kimse yememeli. En doğrusu o olur tabii.

GECE İKİDE KAHVE İÇMEMEK İÇİN BİR SEBEP DAHA

Yeni nesil finans tavsiyecilerinden sıklıkla duyabileceğiniz "İnsan belli bir yere kadar tasarruf edebilir; ama kazanabileceğiniz paranın sınırı yoktur." minvalindeki sözlerin  kulakta bıraktığı tını her ne kadar cezbedici olsa da, sonu karpal tünel sendromuna çıkan işinizi bırakıp ışığa atlayan sinekler gibi girişimcilik trenine binmeden önce, bulunduğumuz topraklardaki en sık karşılaşılan başarı hikayelerinin dönerci, kebapçı, kokoreççi, midyeci, hadi hiçbiri olmadı, tostçu ekseninde dolandığına dikkat ederseniz, evdeki bulgurdan da olma ihtimaliniz azalacaktır. Ve de girişimcilik treninin hiç de öyle allanıp pullandığı gibi bir şey olmadığını fark edip de tasarrufçuluk treninde kalmaya devam etmek gibi isabetli bir karar verecek olursanız, filtre kahvenin 1 kilosunun 100 TL'yle yaptığı yarışı yarım baş farkla kazandığını gördüğümüz şu günlerde kahveden uzak durmak akla daha da yatkın bir tercih olacaktır. Hazır kahvelerin sağlık sebeplerinden dolayı uzak durulası ...

PARK YAPILMAZ, PARK EDİLİR

Tartının hassasiyetinin kaybolmuş olması ve her çıktığında farklı bir sonuç üretmesi yine de gidişatın yönü hakkında aşağı yukarı bir fikir vermesine engel değil; ve sizi temin ederim, verdiği fikir genellikle yukarı doğru oluyor. Tabii aşağı deyince, onun da bir fikri var. Mesela aşağıda oturan komşumuz var. Öğlen saatlerinde zilini çalıp, seni bilmem nereye bırakmanı isteyebiliyor. Ve kendisini söylediği yere bırakacağınızdan emin olduğu için, giyinmiş kuşanmış, çantasını bile takmış olabiliyor. Enteresan tabii. Hayır deyince sen kötü oluyorsun. Filtre kahvenin kilosunun yüz lirayla yarışması ayrı kabus, doğal gaz faturasının filtre kahvenin kilosuyla yarışması daha ayrı bir kabus tabii. PARK YAPILMAZ, PARK EDİLİR

otomatik uçlu kalem mühendisliği

Otomatik uçlu kalem üreticileri tahminimce maliyeti düşürmek için işin mühendislik kısmını üretim bandından alıp tüketicinin eline vermiş olsa gerek ki, arka düğmesine bastığınızda ön taraftan fırlayan uç yazı yazmayı imkansız kılacak anlamsızlıkta uzun olduğu için bir de ayrıyeten uç mesafesi ayarlamak gerekiyor. Gençliğimin adı kaliteliye çıkmış efsanevi markalarının yeni nesil ürünlerinde bile aynı hüsranı görmek mümkün olunca, o pahalı markalarla ucuz market zincirlerinden birinden alınmış ucuz bir otomatik uçlu kalem arasında pek bir fark kalmamış oluyor haliyle. O zaman da insan soruyor: benim uykum neden kaçtı ?

üç ıslak bir limon

Tıpkı üç ıslak hamburgerin yanında alınan limonatayı hamburgerlerle aynı anda bitirmenin şart olmaması ve o hamburgerler bittikten sonra limonatayı rahat rahat yudumlamanın da keyifli bir seçenek olması gibi, diş fırçasının değişme tarihini dış macununun bitme tarihine denk getirmek de zorunlu değildir. Nitekim, dişi fırçalarken diş fırçasını çok sert bastırmamak, dişleri hafif hafif ama uzun uzun fırçalayarak aralarda kalan ne var ne yok çıkarmaya çalışmak çok daha sağlıklı sonuçlar üretecektir. Ağzının içini temizlemek için organik bir şeyler arayanlar ama sabah sabah Hindistan cevizi yağı çalkalayacak on beş dakikayı bulsa zaten uyuyacak arkadaşlar için eşit derecede organik ve laboratuvar sonuçlarına göre olmasa da en azından sezgisel çıkarıma göre eşit derecede dezenfektan bir başka çözüm: sirke, limon, tuz ve su karışımı olabilir. Üstelik 15 - 20 saniye gayet yeterli bir süredir. Sonuçta , karlı bir Aralık sabahı perdeleri açıp karşı inşatta çalışan inşaat işçilerini seyred...

fakir ama gururlu gençler için son şans olabilir

Bir yanda, hayatımızı tarihin daha önceki dönemlerine hiç benzemeyen bir şekilde değiştireceği kesin olan yapay zeka , ve bu yapay zekanın büyük ihtimalle içine yerleşeceği metalik ama esnek hareket kabiliyetine sahip bedenler; diğer yanda henüz etik olup olmadığı tartışılsa da gelecekte çok büyük ihtimalle bu tartışmaları bir kenara bırakıp seri üretime geçecek olan DNA'syla oynanmış üstün insan derken, evet, gelecek büyük ihtimalle çok heyecanlı bir yer olacak ama maalesef bizim geleneksel fakir ama gururlu gençlerimiz için değil. Bu yağmurlu Aralık gününde tam karşımızdaki araziye dikilen apartmandaki inşaatta çalışan işçiler, ya da kendi arazisine kendi binasını diken ve ne olursa olsun bu dirayetiyle takdirimi kazanan mal sahibi farkında olmasa da, orta direğin, ya da günümüzdeki daha yaygın adıyla orta sınıfın giderek erimesi, aradaki bu direnç noktasının gücünü hızla kaybetmesi bizi belli ki iki sınıflı bir topluma götürecek: zenginler ve fakirler. Ya da nam-ı diğer, sa...

yazı

Her ne kadar, insanın sabah kalkıp da tartıda gördüğü sayının önceki gün aşağı yukarı aynı saatlerde, aynı tartıda, aynı ayaklar arasında gördüğü sayıdan biraz daha yukarıda olduğunu gözlemlemesi sonucu hissedilen can sıkıntısıyla boy ölçüşemese de; yaşına, gittiği okul(lar)a, aldığı varsayılan eğitime rağmen kendisinden beklenilmeyecek kadar saçma sapan bir iddiada bulunup da, iddiasının ne kadar saçma olduğu söylendiğinde bunun tek sebebinin olsa olsa kendisine karşı duyulan bir garez olabileceğini zanneden ergen tribi son derece can sıkıcı olabilir. Çünkü dikkat buyurunuz, ilk mesele mahiyeti itibariyle, daha önceden ampirik sonuçlarla erişilebileceği ispatlanmış, dolayısıyla en azından teoride tekrar elde edilebilecek durumdaki bir kontrol problemidir.  Oysa ikinci durum, daha iki dakika önce ortada hiçbir şey yokken muhtemelen aşırı hormon salgısı ve tam oturmamış zihinsel melekelerin birleşimiyle meydana gelmiş hadsizce bir salon dramasıdır. Hadsizlik demişken, tabii hiçb...

yeni yıla yaklaşırken

Pek de başarılı geçmiş gibi görünmeyen 2018 yılını geride bırakmaya hazırlanan biri olarak, her ne kadar hayatımın silik bir rüya gibi anımsadığım belirli bir döneminde çaya karşı bir düşkünlük hissi beslemiş olsam da, kahve benim için her zaman önceliğini koruyan bir içecek oldu. Tabii o zamanlar filtre kahvenin kilosu şaka maka 100 TL'yle yarışmıyordu. Öyleyse 2019 yılı için beklentilerimi gözden geçirirken geride bıraktığım seneden daha iyi bir sene geçirmeyi hedefleyen bir dileği gerçekleştirmek için yapabileceklerimi planlayacak olursam, planımın şimdiye kadar hep yaptığım şeyi yapmaya devam etmeye devam etmek olacağını kendime itiraf etmem gerekiyor; sanki ben bunu zaten bilmiyormuşum gibi. 

31 kasım diş ağrısı

Kasım ayının bazı yıllarda 31 gün olduğunu ama coğrafya dersi almadığı için nasıl hesaplandığını bilmediğini iddia eden ergen zırvası kadar can sıkıcı başka bir şey varsa, o da daha iyi olmak ümidiyle gittiği dişçiden daha fazla diş ağrısıyla dönmek olsa gerek. Yine de, yolculuk otobüse nazaran daha kısa ve daha konforlu olsun diye sarı dolmuşa binmek için sıraya girip de o soğukta abartısız 1 saat beklemek kadar can sıkıcı bir durum sayılmaz bence. Hayır yani, bir de "Böyle bir şeyi nasıl bilmezsin? Sen üniversite sınavına hazırlanıyorsun." dediğimde, bunu deme sebebimin olsa olsa kendi ergen arkadaşları gibi açığını aramam olabileceğini zannetmeseydi yine diş ağrısını tercih ederdim. Öte yandan, aynı hattaki sarı dolmuşa son bindiğimde cüzdanımı düşürmüş olduğumdan, bu korkunç anıyı silmek için o hattı yine kullanmak zorundaydım. Neyse ki dolmuşun şoförü vicdanlı adammış da kimliğime baktıktan sonra belki bana ulaşabilirler diye Beyaz Masaya gitmiş. Onlar da sağ olsun, ...

yeşil çizmeli adam

Bu aralar bu konu biraz daha fazla dikkatimi çektiği için gerçekten algıda seçicilik yapıyor olabilirim ama kahraman olmaya gidip de isimsiz bir ceset olan yeşil çizmeli adam  özel bir arama bile yapmadan internette karşıma çıkınca bundan bahsetmezlik edemedim. Her ne kadar Everest, artık her önüne gelenin tırmandığı bir kamp yeri imajına bürünse de aslında hâlâ ilk günkü kadar gaddar. Macera için, adrenalin tutkusu için, kahraman olmak için, bir şeyleri başarmış olmanın verdiği hazzı tatmak için, ya da akla geldik - gelmedik herhangi bir sebep için bu dağa tırmanmak isteyenler sandıkları kadar hazır değilse ölüyor . Everest affetmiyor. Bazen, 1996 yılından beri orada yatan yeşil çizmeli adam gibi, kim olduğunuz bile tespit edilemeyebiliyor.  Yeşil çizmeli adamın münferit bir olay olmadığını, Everest'te bir kısmının kimliği belirsiz 150'den fazla ceset olduğunu, ve dağın kendine özel zor şartları yüzünden bunların kaldırılamadığını veya gömülemediğini de belirtmeliyim....

sen de yapabilirsin masalı

Artık algıda seçicilik mi desem, algoritmada seçicilik mi desem bilmiyorum ama son zamanlarda sıklıkla dikkatimi çeken bir başka sosyal medya trendi de, paylaşımlardaki "Siz de yapabilirsiniz." çağrısının artmış olması. Sadece seyahat konspetli paylaşımlarla sınırlı değil tabii ama en çok bu arkadaşların çağrısı dikkatimi çekiyor bu aralar. Bu fikri içtenlikle savunuyor olabilirler, kimsenin samimiyetini yargılayacak cüreti gösterecek değilim; ama bu kadar fütursuzca "Ya aslında o kadar zor değil. Bakın siz de yapabilirsiniz." laflarını ederlerken fena halde yanıldıklarını söyleyebilirim. İnsanları gerçekten yapıp yapamayacakları şüpheli şeylere özendirirken yönlendirirken dikkatli olmak gerekir. Seyahat etmek para gerektiren bir iştir. Konfornuzdan ne kadar feragat etmeye hazırlıklı olursanız olsun, illa ki para gerekir. Cebinizde paranız, ya da sıkıştığınızda size o parayı gönderecek bir babanız yoksa gittiğiniz yerde sefil olursunuz. Ama bundan daha öne...

damdan dama atlarken düşen rus

Haber, özellikle bizimki gibi hızlı gündeme sahip ülkeler için eski sayılır. İnternetin bu ücra köşesine denk gelecek kadar derinlere inmiş bir okuyucuysanız büyük ihtimalle bu habere de bir şekilde denk gelmişsinizdir; ama sosyal medyanın yalandan parıltısıyla ilgili yazmak istediklerimi tek başına özetleyen bir video olduğu için bir de ben yazayım dedim. Önce havalı videodan başlayalım. Okumaya birkaç dakika ara verip şu havalı arkadaşların yaptığı nefes kesici videoya bakalım: Ne kadar da havalı, ne kadar da süper değil mi? Ama şimdi bir de şu arkadaşa bakalım. Yalnız dikkat, içinde her ne kadar insanın midesini kaldıracak bir şey olmasa da, hassas bünyeleri rahatsız edebilecek bir görüntü olduğu konusunda uyarmalıyım. Bu videodaki 17 yaşındaki genç, ilk videodaki havalı abilerin yaptığını yapayım derken düşüp öldü. Sosyal medya, odak noktasını geleneksel medyanın yarattığı sihirli dünyada değil, bizim yaşadığımız gerçek dünyada yaşayan insanlara yönelttiği için as...