Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

açtım baktım

Allah sevdiği kulunun monitörünü önce çat diye bozar, sonra da düzeltirmiş. O değil de, gözlüğü baktığım son yerde bulmam son derece mantıklı tabii, çünkü bulduktan sonra bir daha başka yere bakmama gerek yok; ama ilk bakmam gereken yere, o gözlüğün kabına neden en son baktım, orası biraz zaman kaybı. O monitör ki, nasıl olsa bozuldu, alalı 8 yıl falan olduğuna göre kesin garantisi de yok, hanımla beraber açtık içini. Tabii hiçbir şey yapmadan aynen geri taktık ama monitör mesajı aldı. Çalıştı sonra.

mide baklavalarının sırrı

Bir kısım aile efradının bayram tatilini vesile bilerek birtakım tatil beldelerine gitmesinin kaçınılmaz yan etkisi, herkesin toplandığı aile büyüğünde kişi başına düşen ortalama tatlı miktarının artması oluyor bittabi. Evdeki elektronik tartı, bütün Ramazan boyunca kendimi tebrik ederek kontrol ettiğim nefsimin güzel bir sonucu olarak verdiğim birkaç kilocuktan daha fazlasını dünkü bayram buluşmasında aldığımı söylüyorsa eğer, suç tartının elektronik devrelerinin bozulması değil, midemdeki baklavadır: hanımın yaptığı ev baklavaları. İşin sırrı falan yok; tarif, bildiğiniz internet tarifi. Hanımın eli lezzetli. Ha bir de, kayınvalide keşkeği çok güzel yapıyor.

selpak bayramlar

Saçlar da artık Mister No modeli olduğuna göre, "Nerede o eski bayramlar?" diye hayıflanma yaşına gelmişim demektir. Ama şöyle bir geriye bakıyorum da, pek de öyle matah bayramlar geçirmedik biz aslında. Sonuçta,  artık X midir, Z midir, habire isim verip durduklarından benim de adını karıştırdığım nesillerden birine mensubum ben. Babalarımız bize bayram hediyesi olarak çocukken kendi babalarından aldığı mendillerden hediye etmezdi. Mendil diye bakkaldan aldığımız selpakları bilirdik biz. Bir kere sümkürür sonra atardık. Bayram tatili deyince insanların aklına bu şehirden kaçmaktan başka hiçbir şeyin gelmediği çağın ilk dönemleriydi. Yine de hakkını vereyim, en azından denizler temizdi. Ama tabii ki hayır, dedelerimiz kusura bakmasın, eski bayramların güzel olmasının sebebi eskiden her şeyin şimdikinden çok daha güzel olması değil elbette ki. Eskiden her şey daha güzelse eğer, tek sebebi bizim çocuk olmamızdır. Tıpkı babalarımızın Mister No modeline geçmeden çok önce yaşa...

angaryalar, istisnalar ve çılgınca dans eden güzel amcalar

Bak Pikaçucum, "Profesyonel olarak kabul ettiğim bir işten ücret almamak, o işi baştan savma  yapmak için geçerli bir sebep değildir." şiarını benimsemiş biri olarak,  "angarya" tabirini kullandığım bu işleri tamamlamanın ekseriyetle beklenenden uzun sürdüğünü belirtmek isterim. Basitmiş gibi görünen her işin arkasında potansiyel bir önceden öngörülememiş sıkıntı vardır derler. En azından ben olsam öyle derim - ki ben zaten olduğuma göre öyle diyorum. Sonuç olarak bir işi yapacağımı söylemişsem yapabileceğimin en iyisini yaparak teslim etmem gerekir. Diğer türlüsü terbiyesizliğe girer. Ve de tabii bu "angarya" tabirinin bir de ikiz kardeşi var -ki o da en az onun kadar zaman alıcı uğraşların sorumlularındandır, ona da istisna deriz. Küçük istisnaların en büyük sıkıntısı, hızla birikerek yolları tıkamalarıdır. Ama bak Pikaçucum, öncelikle doğruya doğru, zamanı olması gerektiği kadar iyi yönetemiyor olmamın bütün suçunu angarya ve istisna kategorisi...

sonsuz evren küçük insan

Ben şehirli adamım. Bir gece vakti balkona çıkıp da dışarıyı seyredeyim desem görebileceğim tek şey burnumun dibine yapılmış başka bir bina olur. Zaten, burnumun dibine yapılmış başka bir binanın balkonuna çıkmış başka bir adamla burun buruna gelme olasılığından hiç hazzetmediğim için pek balkona çıkmam. Oysa insanın zaman zaman başını göğe kaldırması, şu koca evrendeki kendi zavallılığını hissetmesi lazım. O sınırları belirsiz kibrinin, içinde yaşadığı evrende minicik bir zerre kadar bile kıymetinin olmadığını hissetmesi lazım. Ve madem ki kafasını kaldırıp göğe bakmak istediğinde, her gün içinde boğulduğu günlük kavganın abidesi olmak dışında bir işlevi olmayan koca beton yığınlarından başka bir şey görmüyor, o zaman bunu ona hatırlatacak başka bir şey lazım. Bilemiyorum, bir film olabilir belki. Life of Pi , insana doğa karşısında ne kadar zavallı olduğunu hatırlatan güzel bir film mesela. Bana kalırsa din, tam da bunun için var. Bize, o zavallı kibrimizin parçası olduğumuz kudr...

haşlanmış yumurta

Sevgili dostum Bruce, Duydum ki Süpermen'le kapışacakmışsın. Lütfen bu sözlerimi yanlış anlama ama hayırdır hoca, neyine güvenip de kalkıştın böyle bir işe? Hayır yani, karşındaki adam aptallık derecesinde sınırsız bir güce sahip, farkındasın değil mi? Yahu adam Dünya'nın etrafında hızla dönerek zamanı geri aldı, gözlerimle gördüm, sen bu adamın nesiyle dövüşeceksin? Ha, diyeceksin ki onun da zayıf yanı var: Kriptonit. Ya affedersin ama, bütün vücudunu kriptonitle kaplasan, bu herif uzaya çıkar oradan sana taş fırlatır, onu da isabet ettirir, öyle de saçma bir sınırsız gücü var. O taş da fena acıtır bak söyleyeyim. Hem sonra işin aslı başka. Bak o konuda da uyarayım. Bu Süpermen dediğimiz adamın sınırsız güçleri o kadar sıkıcı ki, marketten aldığın ürün kataloğu bile bunun çizgi romanlarından daha heyecanlıdır. Ürün kataloğunda en azından zeytinin peynirin indirime girdiğini görüyorsun da heyecanlanıyorsun. Süpermen dediğin adamda sıfır heyecan var. Bir koydu mu düşman müşm...

hurmanın iyisi nasıl seçilir

Sevgili Tellak Efendi, Banyoyu mesken edinen karıncalarla anlaştım, ben onlara dokunmayacağım, onlar da cereyan yapmayacak. Rüzgar akımı olan cereyanı kast ediyorum, yoksa elektrik akımı olan cereyanın bizim buradaki inşaat ustalarından sorulduğuna dair derin bir şüphe içindeyim. Hazır damar bulmuşken oradan yürüyebildiği kadar yürüyen yazar iticiliği diye bir şey var, onu biliyorum; ama internetin bu ucundan bakıldığında kakasını yapmamak için direnen üç yaşındaki çocuğun peşinden onu istenmeyen bir durum oluşmadan önce lazımlığa yetiştirmek için koşturmak bir blog damarı değil, hayatın önemli bir bileşeni olarak görünüyor. Çünkü cereyan dediğimiz hava olayına dokunmamamız gerekiyor. Adamı hasta edebileceğine dair çok köklü bir inanç var. Fakat çok enteresandır, bir şarkının güzel olup olmadığına karar verme mekanizmamızın yüzde en az atmışı bir önce dinlediğimiz şarkıya göre belirleniyor. İşte o yüzden, hep söylediğim gibi çöplerin gece toplanması bende kronik yorgunluğa yol açıy...

elektrik tasarrufu

Böyle bezen bir programı açmaya çalışırsın, böyle nazlı nazlı, açılsam mı açılmasam mı havaları, bir mırın kırın, sen de "Lan seni bekleyene kadar bari şurada şuna bakayım." diyerek başka bir açık pencereye geçersin, tam konsantre olursun, çat diye o nazlı pencere karşına çıkar, sen de küfür edersin ya, işte o küfrün bin katını düşün, işte o bin katın bin kat daha fazlası sana girsin o elektriği kasten kesen adam. İspat edemiyorum ama inşaatçılardan şüpheleniyorum. Binanın elektrik tesisatını mı döşüyorlar artık ne yapıyorlarsa, böyle çat diye gidiyor o elektrik. Allah devletimize zeval vermesin, o inşaatlar bu sokakta hiç bitmediği için de çok sık yaşıyorum ben bunu. Ne olacak canım, alt tarafı en fazla beş dakika, bazen iki dakika sürdüğü de oluyor, hem fena mı bak tasarruf da ediyorsun ama tabii o sırada bilgisayarın anası ağlıyor o ayrı. Yaptığın iş son kaydetme noktasına bağlı olarak bazen yarım saat geri atıyor, o da ayrı. Fatura göndermek için 2 ay bekleyen, sonra...

kilolardan hızlı kurtulma yöntemi

Sevgili Günlük Bilen bilir, Luwak diye bir kahve var. Ben ilk defa Bucket List diye bir film var, orada duymuştum. Bu kahvenin çekirdeği, bir yabani kediye yediriliyor, sonra o kedi o kahveyi kakasıyla birlikte çıkartıyor. Ayrıca da dünyanın en pahalı kahvesi. "Peki bunun kilo vermekle ne ilgisi var?" diye sorduğunu duyar gibi oluyorum Sevgili Günlük. Bütün parayı o kahveye yatırınca yiyecek bir şey alamayacak olmanı saymazsak, yok aslında. Ama kaka mühim. O kısma sonra geleceğim, ama önce spoiler'lar; ------Spoiler 1: bu blog yazısında, başlığı görüp de bulmayı umdukları türden bir cevap bulamayacaklarını anlayan arkadaşlar sayfayı kapatabilir. ------Spoiler 2: filmin sonunda adam ölüyor. ----Spoiler 3:   Her şeye rağmen ben buraya kilo vermenin sırrını öğrenmeye geldim diyenler buraya tıklayabilir . Adam yemin etmiş bu sorununuzu çözeceğim diye. Ben onun yalancısıyım. Ama şu da var, kakası en uca kadar geldiği için evin içinde kıvranıp durduğu halde tuvalet...

6. kat

"İnsan eski dostunu karşısında küçülmüş görünce mutlu olur gerçekten." demiş Dostoyevski. "Facebook'ta gördüğüm eski arkadaşlarımın büyümüş göbekleri hariç." diye de ben ekleyeyim bari. Karşı inşaat 6. zafer katını çıkarken aklıma, son katı dubleksmiş gibi yapıp iç bağlantıyı kapatacakları, kapıyı dışarıdan verecekleri geliyor doğal olarak. Kayıtlarda tek daire geçen çift daire modeli. Bir de keşke şu çöpleri gece almasalar diyor insan. Çünkü bir alıntı da Erich Maria Remarque'den yapacak olursak: Kendim için idealizm istememe hacet yok. Zira bende idealizm zaten fazlasıyla var. Asıl muhtaç olduğum şey para. Yani diyeceğim o ki, akşam oldu mu o çöpü indirmeye üşeniyorum be güzel abim. Odur yani tek derdim. Bir de, hazır alıntılara başlamışken, iki kere Belçika Başbakanlığı yapmış olan, Belçika Hıristiyan Partisi eski Başkanı merhum Wilfried Martens'den bir alıntı yapayım istedim: Bize göre Türkiye AB'ye tam üye olacak bir aday değil. Türkiye ile ...

kahve buzları

Sevgili dostum Martin Mystere, Hacı beni bilirsin, üşengeç bir adamım. Fikren kendimi açık fikirli biri olarak görüyor olsam da fiiliyatta yeniliklere kapalı biri olduğum hakikatının altında yatan sebep de budur aslında. Yeni lezzetleri denemek, yeni maceralara koşmaktansa kanepeye uzanıp göbeğimi de hafif aralayarak meltemi hissetmeyi tercih ederim. Beni o kanepeden de ancak bilgisayar oyunu oynamak falan kaldırabilir. Aslında bir de gölgedeki hamakta yatmak, en azından teoride güzel bir fikir gibi geliyor kulağa, ama o ipler bir süre sonra insanın sırtına sırtına batıyor be usta. Yani diyeceğim o ki, her şey göründüğü gibi değildir, o yüzden sen sen ol, kanepeden şaşma. Ama tabii istisnalar yok değil. Kahve mesela. Kahve konusunda yeniliklere açığım. Değişik lezzetleri denemeyi severim. İşte o yüzden, aşağıdaki resimdeki gibi bir fikir bana çok cazip geldi. Ben de denemeye karar verdim. Ancak filtre kahve sevmediğim için, daha doğrusu filtre kahveyi sevebileceğim sertlik...

al sana yaz

Sayın Belediye Başkanım, Senden ricam, "Haziran bitiriyor hava hâlâ kapalı." diye şikayet edenler kimse onların isimlerini tek tek verebilir misin? Al sana yaz diye posta göndereceğim. Ne güzel takılıyorduk, ne bu sıcak ne bu şiddet? Bir de şu çöp mevzusunu çözemedik hâlâ sayın başkanım. Akşam belli bir saatten sonra o çöpü indirmeye üşeniyorum, merdivenlerden inip çıkmaya dermanım varken gündüz alın şu çöpleri sayın başkanım. Nedir yani, hava sıcak değil diye şikayet edince oluyor da, onların isimlerini tek tek rica. Bak bizim karşıda bir inşaat var. Adamlar bitirdi bitirecek diyoruz kat üstüne kat çıkıyor herifler. Kaça kadar izni var bunların? Gece 11'de beton dökme izinleri var mı mesela? Bir de geçen gün bizim arabanın üstüne komple sıçratmışlar betonları. Ama temiz çocuklarmış, kapıyı çaldılar, arabayı temizlemeye götürdük birlikte. Ben de zaten evde boş boş oturmuş "ne yapsam, ne yapsam?" diye düşünüyordum, hareket oldu. Keşke inerken çöpleri de indir...

ya yeni çay yoksa korkusu

Sevgili Jackie Chan, Yeteri kadar Çin karate filmi seyreden herkesin bildiği üzere, bir kaseye yeni bir şey eklemek istiyorsan önce içindekini boşaltmalısın. Yoksa o kase taşar. O zaman da kungfu öğrenemeyiz. Aslında aynı şey çeviri için de geçerli. İnsan bazen hayır demeli, bazen o portföyünü boşaltmalı ki eski kaseye yeni çay gelebilsin. Aslında aynı şey bütün serbest meslek sahipleri için de geçerli tabii.  İşte bu yüzden sevgili dostum, uzun zamandır yapmam gereken bir şeyi daha yeni yapabilmiş olmanın verdiği "keşke" hissini saymazsak, o adamlarla biraz kavgalı da olsa ayrıldığım için hiç pişman değilim. "Gelecek ay, ondan sonraki ay, ondan sonraki ve ondan da sonraki ay çok meşgul olacağım için sizin işlere bakamayacağım." diye yazmak yerine belki daha ılımlı cümleler kurabilirdim ama o cümleyi kurduğuma pişman değilim. "Bizden bu şekilde ayrılma. İleride bu kuruma yine ihtiyacın olabilir." diye gelen cevaba kallavi bir küfürle cevap vermemi...

sosyal medyanın şişko arkadaşları

Sayın Belediye Başkanım, İyi ki Facebook diye bir şey varmış. İnsan böyle ilkokul, orta okul arkadaşlarını falan görüyor, "Aa, B.'ye bak lan, amma şişmanlamış." diyor da "Neyse, bir tek ben değilmişim" psikolojisiyle rahatlıyor. Ama ben mağdurum Sayın Belediye Başkanım, çünkü aynı arkadaşlarım böyle tatil beldelerinde falan resimlerini yayınlamaya başlayınca insanın canı sıkılıyor, ben hâlâ buralarda siyasi mesaj içerikli paylaşım kasıyorum diye. Gerçi tabii, daha dün o bayraklar inerken gıkını çıkarmayan omurgasızların seçimlerde yediği beklenmedik darbenin şokuyla milliyetçilik damarlarının kabarmasına uyuz oluyorum: o konuda ne kadar paylaşım paylaşsam da yeterli değil, o da ayrı bir anti parantez.  Adamların partisinin kurucu ileri geleni daha geçenlerde "Abdullah Öcalan namaz kılan sessiz sakin bir çocuktu." diye ufaktan bizi ısındırma hamlelerine kalkıştı, ne çabuk unuttunuz? Şimdi kalkmışlar "Bunlar Sayın Öcalan diyoo" diye ağlaşıy...

eksik köfte

V ücudun neye ihtiyacı varsa insanın canı onu çekermiş derler. Öyleyse benim vücudumda kronik bir köfte eksikliği olsa gerek. Çünkü şöyle anlatmaya çalışayım, önüme bir kilo köfte koysanız, "Hepsi bu kadar mı?" diyecek bir bünyeyle dünyaya gelmişim. Yine de hakkımı yemeyeyim, "Oğlum doğduğunda beni bu göbekle görmesin." gazıyla spor salonuna yazılıp 6 ay boyunca sabahın beş buçuğunda o salona gittiğim aşağı yukarı dört yıl öncesinden bu yana sadece 3 kilo artım var. Toplamda 23 falan ediyor o ayrı konu da, adamlar "Biz saat 6'da açıyoruz." deyip de sonradan açılış saatini 7'ye kaydırdıklarında bir seçim yapmak zorunda kaldım: Ya işe gitmeyecektim, ya spora. Sonuç, komiklik olsun diye kalçasını ileri atıp göbeğimi taklit eden oğlum halimden gayet memnun görünüyor. Ama yine de şunu söyleyeyim, her zaman tam inemesem de kapalı elle 5 şınavım var. Belki çok değil ama bana yetiyor.

boktan muhabbetler

Bu aralar bizim evde en sık geçen kelime açık ara farkla: kaka . Bizim oğlanın bezini çıkarttık, tuvalete alıştırıyoruz. Çiş konusunda bir sıkıntı yaşamadık ama kaka mevzusu tam bir felaket. Çocuk bir türlü ısınamadı bu kaka olayına. O yüzden de, onu kakasını tuvalete yapmaya ikna etmekte bayağı bir zorlanıyoruz. "Herkes kakasını yapıyor"dan başlıyoruz mesela. Ben yapıyorum, annen yapıyor, üst komşudaki çocuklar yapıyor: erkek olan yapıyor, kız olan da yapıyor tabi. Sonra sıra "kakanı yapınca çok rahatlatacaksın"a geliyor. Bir eli poposunda evin içinde dört dönmesindense kakasını iki dakikada bitirip rahatlasa çok daha güzel olacağına ikna etmeye çalışıyoruz ama olmuyor. Ve nihayet yumurta kapıya dayanıp da o yumurta lazımlığa düşünce gelen yorumlar var. "Bak ne güzel yaptın. Bak bugün top gibi yapmışsın. Bak bugün bacak gibi olmuş." ve artık nasıl benzetiyorsa: "Bugün kaydırağa benziyor." Kırmızı başlıklı kız bir gün ormanda giderken uza...