Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

peynirli tostumu yerken hissettiğim soğuğun kaynağı

Okuma görevlisinin bütün doğal gaz faturalarını aşağıya toplu halde bıraktığı bir gün kazara gözüme çarpan dairelerin ödemesi gereken tutarlar arasındaki muazzam farktan da gayet net anladığım üzere, çocukluğunu Kuzey Buz Denizi yöresinde geçirdiğini tahmin ettiğim değerli apartman komşularımızın kombi kullanma alışkanlığı bizimkinin abartısız beşte biri falan olunca evin içi de ta Çin'den gelen bozuk termometrenin içimizi ısıtan göstergesine rağmen buz gibi oluyor haliyle. Ve de tabii oğlumuzun scooter'ını daire kapsının önünden çalan şerefsizi bulamadık. Ama havalar soğudu bak, ona bir şey diyemem. Zaten akabinde, haşofmanımın iyice gevşeyen bel lastiğinin sorumlusunun giderek büyüme eğilimindeki göbeğim değil de çamaşır makinesi - kurutma makinesi ikilisi olduğunu öğrenmiş olmanın verdiği iç rahatlığıyla beyaz peynirli tostumu yemeye devam ettim. Zaten kolesterol de aklandı.

şekeri olduğu için hamurişini azaltan adamın süper marketteki mantıyla imtihanı

Aynaya baktığımda bir zamanlar gördüğüm suratın ancak uzak bir simasını andıran başka bir şeye dönüşmem pahasına abartısız üç gün evden çıkmadan, hatta bırak evden çıkmayı, resmen çalışma sandalyesiyle bütünleşik geçen zorlu temponun ardından nihayet elimdeki işlerden birini bitirmiş olmanın verdiği şevkle, sanki bir sonraki işi zamanında yetiştirebilmek için yine zamanla yarışmak zorunda değilmişim gibi davranıp market alışverişine çıktığımız o pazar günü, mantıya zam geldiğini gördük. Fırlak göbeğimi saymıyorum bile. Daha birkaç gün önce, sattığı mantıya zam yapmak yerine kalitesini düşüren fırıncıyı eleştirmişken şimdi de sattığı mantıya zam yapan marketi eleştirmek belki ilk bakışta çelişkiymiş gibi görünse de, ikisi de özü itibariyle aynı iktisadi hadisenin farklı tezahürü olduğu için hiç de çelişki değildir. Nihayetinde, aldığı malın fiyatı aynı olduğu sürece gramajının ve kalitesinin sürekli düşmesine aldırmayan yoğun bir müşteri kitlesi karşısında - ki bunlara benzini hep 50 ...

sabah kahvesini içmeden işe başlamayan çevirmenin genç çevirmenlere tavsiyeleri

Alt yazı çevirmenliği yapmak isteyen, ya da dublaj çevirmenliği yapmak isteyen, işin aslı genel olarak herhangi bir şey çevirmenliği yapmak isteyen ve daha da önemlisi çeviri yaparak para kazanmak isteyen arkadaşlara bir abileri olarak tavsiye vermem gerekirse, aldıkları kahve makinesinin haznesinde belirtilen fincan sayısının hangi hacimli fincana göre hesaplandığına iyi bakmaları olacaktır. Hem iyice küçük kupa kullandığım hem de kupayı sadece yarısına, bazen ayarı şaşıp en fazla dörtte üçüne kadar doldurduğum halde o haznede yazan toplam fincan sayısının daha yarısına gelmeden o kahve bitmiyor mu, bütün neşem kaçıyor arkadaş. Kahveyi içmeden önce ben Ne de olsa, sadece su içerek kafamızın daha iyi çalışmasını sağlama imkanı olsa bile o kafeini bünyeye zerk etmek, başta kalbimiz olmak üzere çeşit çeşit iç organımızı hırpalamak çevirmenlik mesleğinin olmazsa olmazıdır. Ancak, benden sonraki nesillerle birlikte trend biraz değişse de bu işe gönül vermişlerin en sık kullandığı z...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

cezve

Çalıştığı zaman çocukluğumun belli bir dönemini geçirdiğim tren yolu yakınındaki evimi hatırlatan üst kattaki çamaşır makinesinin değiştiğini artık o nostaljik sesleri duymuyor olmamdan değil,  çamaşır makinesini getirenler önce bizim kapının zilini çaldığı için biliyorum. Ben o sırada dolaptan çıkardığım iki dilim ekmeği tosta çevirmekle meşguldüm. Filtre kahve makinesini daha yeni doldurmuştum. Buradan da çok net anlaşılacağı üzere zaman yönetimi çok önemli bir şeydir. Zaten çok önemli olmasa Amerikalılar bu kavrama "time management" demezdi. Zamanı iyi değerlendirme pratiği geliştirmek için internette ücretsiz olarak bolca bulunabilecek zaman yönetimi oyunlarını oynamak sizi rakiplerinizin karşısında bir adım öne çıkarabilir. Bunun üzerinde düşünürken kahvenizi soğutmamanız önerilir. Ve bir de, kırkayaklara dikkat edin.

neden beyaz peynirli tost yediğimin açıklaması

G ünler boyunca o çalışma sandalyesiyle bütünleşik hayat yaşayıp belki de sandalye tepesinde geçirdiğim gün sayısından bile az toplam saat kadar uyuduğum için insanın belinden başlayıp vücudunun daha önceden bilmediği noktalarına kadar uzanan ağrılarla boğuşmak zorunda kaldığım o tatlı sert soğuk kasım öğleninde, üç gün sonra bizim semt pazarına kalamarın geleceğini bilmesem bile çöpünü inatla çöp kamyonu gittikten sonra atmaya devam eden komşularla dolu bir mahallede yaşamaya devam edeceğimi çok iyi bildiğimden dolayı, hanımın evde kendi ekmeğimizi yapmaya başlamasından sonra sürekli mevzi kaybeden diyetimin acısına biran önce son vermek maksadıyla kendime bir dilim ekmek kızartmaya karar verdim. Yalnız, apartmanın içinde sigara içen kimse ona bir çift diyeceğim var. Bir dilim küçük ekmek, iki dilim küçük ekmek oldu. Sonra atıştırmalıklarımın olmazsa olmazı beyaz peynir çıkardım biraz. Ve sonra, tost makinesinde ısıttığım ekmek dilimlerine biraz tereyağı sürmenin lezzetli olacağına ...

su ve egzersiz uykusuzluğa iyi gelir

Paketli gıdaların içine eklenen o koruyucuların bizim sağlığımız dışında her şeyi koruduğuna dair bilinçlenmemin artmasından bu yana elimin domates sularına pek gitmiyor olmasıyla, paketli gıdalar mevzusundan çok daha önce haberdar olmama rağmen kafein tutkumda herhangi bir azalma olmaması arasındaki tezatın bana gösterdiği bir şey varsa, o da oğlanın fermuarı takıldığı için çok zor çekilen uyku tulumunu değiştirmemizin zamanının geldiğidir. Çünkü bir domates suyu bazen bir domates suyu olmayabilir. Kafein gayet zararlı bir şey olduğundan, etkisini gidermek için kahveyle birlikte içmek en azından iyi bir başlangıç olabilir. Bu konuyu araştırmak gerekir zannımca. Ancak bakın, bu kısım gerçekten çok mühim, eğer amacınız dikkatinizi bir şeylere vermek ve uykunuz açılmasıysa, bunu aslında en koyu kahvenin bile yapabileceğinden daha etkili başarabilen bir ikili var: Su ve hafif egzersiz. Su, vücudunuzdaki tüm diğer organlar gibi beyninizin de daha iyi çalışmasını sağlayacak, bu da eksik...

vazo

Alt kat komşumuzun daha memleketten gelir gelmez ayağının tozuyla, camdan içeriye girmeye çalışan na bu kadar sıçanı son anda fark edip na böyle bir sopayla kovalaması aklıma o kaçınılmaz soruyu getiriyor haliyle: Ben söylemeseydim de o vazo kırılacak mıydı?  Bende evinin içini son derece büyük bir titizlikle temiz tuttuğu izlenimi veren komşularımızın, tüm uyarılara rağmen ev çöpünü kafalarına göre dışarı çıkartmalarının o sıçanlara davetiye çıkarmak demek olduğunu umursamadıklarını anladık, o tamam da, daha düne kadar "Çöpleri karıştırıyor, pislik yapıyor." diye sokak köpeklerine savaş açanlar da aynı insanlar değil miydi sanki? Halbuki o çöpler, her gün üç aşağı - beş yukarı aynı saatte gelen çöp kamyonuna göre çıkartılmış olsa o vazo gerçekten de kırılmazdı büyük ihtimalle. Oğlanı gece çişe kaldırdıktan sonra giydirdiğimiz uyku tulumunun bozuk fermuarını çekmeye çalışmak kadar bile zor değil oysa ki: Çöpünüzü zamanında çıkarın. Çöpünüzü balkondan ya da pencereden aşa...

bir zamanın kıymetini bilme aracı olarak kira vermenin önemi

Sporla ilgili bir film seyrettiğim o gün yerimde oturup kalkarken midemde hissettiğim hafif sancıların iki gün önceki kendi sporumdan kalma olduğunu bilmek insana keyif veriyor. Ancak, şu noktaya çok dikkat etmek gerekir: Daha Çin'den geldiği ilk günden düzgün çalışmadığı anlaşılmış olsa da kitaplıktaki yerinde durmaya devam eden termometrenin inatla 25 derece göstermesinin aksine, güneş batar batmaz odanın içi fark edilir derecede soğuyorsa eğer, güneş ışınları yeryüzüne eğik olarak vurmaya başlamış demektir. Böyle bir durum söz konusuysa kombiyi açmak faydalı olacaktır. Bu da bize zaman yönetiminin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermektedir. Nitekim, Amerikancada bu kavrama "time management" denmiş olması da bu savımı desteklemektedir. Zira, sanki hepsi de birbirinin aynısıymış gibi geçen günler boyunca "Ha bugün yaparım, ha yarın yaparım" diyerek erteleyip durduğunuz iş dikkatli olmazsanız bozuk kombinin tamir maliyeti olarak size yansıyabilir...

SABAH YEDİĞİM HAŞLANMIŞ YUMURTA ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

O haşlanmış yumurtanın kabuğunu soymanın en abartısız haliyle bir buçuk dakika, yemeninse en abartısız haliyle yirmi saniye falan sürmesinden de çok net anlaşılacağı üzere, empati yeteneği her ne kadar günümüz toplumlarında aranırmış gibi yapılan bir özellik olsa da bireysel gelişmeye yapılan övgünün tavan yaptığı bir kültürel ortamda aslında istediğinizi elde etmenin önünde bir engel olabilir. Hele bir de o kabuklar inatçı çıkıp yumurtadan ayrılırken yanında yumurtadan da bir parça alarak sizi sinir ediyorsa. Zira, grup halinde yapılması gereken bir faaliyette, o grubun kalabalıklığına da bağlı olarak herkesin aynı anda o faaliyet için elverişli şartlara sahip olması beklenemez. Bu gibi durumlarda, çoğunluğun sahip olduğu elverişli şartların geçerli kabul edilmesi ve bu şartlara sahip olmayanların kendilerini bir şekilde ayarlayarak çoğunluğun şartlarına ayak uydurmasının beklenmesi akla yatkın bir çözümmüş gibi görünse de, aslında yapılan şey taraflardan birinin diğer tarafın şartl...

sıçanların zaman yönetimine katkısı

Dışarıdan bakıldığında, o çöp bütün gece dışarıda kaldığı takdirde üzerinde na bu kadar sıçanların dolaşacağını akıl edebilecek kadar zekaya sahip olduğu izlenimi veren karşı apartmandaki komşumun ev çöpünü inatla kamyon geçtikten sonra dışarı çıkarmayı huy edinmesi örneğinden de anlaşılacağı üzere, kahve stokları bitmeden önce yenisini almak çok önemlidir. Her canlının yaşam hakkına saygılı olmaya gayret eden bir insan olarak, bu dünyaya sıçan olarak gelmeyi kendisi seçmeyen bir hayvandan sırf kendisi olmaya çalıştığı için nefret edecek değilim elbette; ama yine de, hastalık taşıdığı bilinen, üstelik kafası atarsa insana saldırmayı göze alabilecek bir hayvanın tamamen önlenebilir olmasına rağmen yaşam alanıma bu kadar yaklaşmasını da hoş bulmuyorum. Öyleyse zaman yönetimi çok önemlidir. Zaten bunu, Amerikanların bu kavrama "time management" demiş olmasından da anlayabiliyoruz. Bir işi vaktinde yapmak önemlidir. Daha erken ya da daha geç yaparsanız o işin üzerinde sıçanl...

zaman yönetiminde alıştırma yapmak mühimdir

O pastırma yazını takip eden soğuk ve yağmurlu Eylül akşamının ertesindeki sıcak Ekim gününden sonraki fırtınalı Kasım sabahında evimizi pazardan aldığımız fasulyeden çıkan kırkayakla paylaşıyor olmamızdan da çok iyi anlaşılacağı üzere, verimlilikte kilit nokta zaman yönetimidir. Bundan bu kadar emin olmamızın sebebiyse, o gün pazardan sadece fasulye almamızdır. Onu da çoktan yedik bitti. Ve de tıpkı kırkayakların aslında kırk tane ayağının olmamasının olan ayaklarıyla çok hızlı koşmalarına engel teşkil etmemesi gibi, patronların çalışanları sabahın köründe ofise dikip akşam geç saatlere kadar ücretsiz mesaiye bırakmasının da verimliliğe zerre kadar katkısı yoktur. Zira ceyoluk dediğiniz şey geçim derdiyle avucunuza düşmüş adamları daha ucuza daha uzun süre çalıştırabilme yeteneğiyle değil, çalışanlarınızı ofisinizde tuttuğunuz sınırları kanunlarla belirlenmiş saatler içinde alabileceğiniz en yüksek verimi alabilme becerinizle ölçülür. Nitekim, Amerikanların aynı kavrama time man...

gece mutfakta kırkayak gören çevirmen

Modern zamanların en vazgeçilmez simgelerinden biri olan ince duvarlı apartmanların sağladığı en güzel faydalardan biri de, komşuda çalan alarmla yataktan fırlayıp çocuk uyanmadan önce telefonu kapatmak için oda içinde fır dönmeye başladıktan beş saniye sonra alarmın sizle alakası olmadığını fark ederek yatağa geri dönmenizdir hiç şüphesiz. Tek handikapı: duvarlar yeterince ince ve komşunun alarmı yeterince güçlüyse çocuk yine de uyanabilir. Ancak, pastırma yazını takip eden o serin ve yağmurlu Ekim akşamının ardından gelen güneşli ve sıcak günde, çocukların gittikleri anaokulu sınıfında çektirdikleri fotoğrafların hiçbirinde kendi çocuğu görünmediği için whatsapp grubunda çıngar çıkaran annelerin kavgasını takip etmek, ileride alınması düşünülen güneydeki evde yetiştirilmesi düşünülen sebze meyvelere alıştırma olsun diye balkondaki saksıda yetiştirilmeye çalışılan biberlere dadanan kumrunun gözünüze baka baka aymazlığına devam etmesini seyretmekten ne kadar daha keyifliyse, gece gec...

rehavet vakti üzerine fikirler

Sayesinde yazdan kalma güzel bir on gün geçirdiğimiz pastırma yazını takip eden o yağmurlu Eylül akşamında, eşimle, on yılı aşkın süredir aynı aşkla devam ettirdiğimiz evliliğimizin gelecekte de hem bize hem de çocuğumuza alıştığımız bu huzurlu, saygılı ve sevgi dolu hayatı vermeye devam etmesi için önemli bir mevzu hakkında ikimizin de bundan sonra uymayı kabul edeceği ortak bir karar almaya çalışıyorduk. Aslında her ikimizin de, ta kendi çocukluk dönemimizden başlayarak bugünlere kadar gelen sebebi muallak birtakım alışkanlarımızı diğerinin aynı konu üzerindeki başka türlü alışkanlıklarından daha doğru bir yaklaşım olduğunu ispat etmek için akıllıca görünen argümanlar üretmeye çalıştığının farkında olsam da, haklı tarafın ben olduğunu biliyordum. Bulaşık makinesine konan çatal bıçağın sivri ucunun yukarıya değil aşağıya bakmasının çok daha doğru bir seçim olduğundan emindim. Ne var ki, bir yandan az önce kalkmış olduğumuz akşam yemeğinin hemen akabinde kendini gösteren o tatlı...

Atatürk'ü Gördüm

serbest uyku

"Serbest çevirmen dediğin gece dörtte yatar, sabah sekizde uyanıp işine devam eder." şiarını benimsemiş ve özel hayatının her noktasına bu disiplini muntazaman uygulamaya gayret eden bir meslek erbabı olarak şunu da belirtmeliyim ki, eğer o dolapta peynir varsa ben onu gecenin üçünde yerim arkadaş. E tabi, profesyonel çevirmen dediğin sabahtan akşama kadar oturduğu yerde çeviri yapacak ki dışarı çıkıp gereksiz masraf yapmasın. Ki böyle bir iş disiplini, kurumsal olduklarını sadece  ödemeyle ilgili kuralları söz konusu olduğunda hatırlayan şirketlerin kurum politikalarıyla da gayet uyumlu olduğundan bu meslekte tercih sebebidir. Ben de mükemmel değilim sonuçta, arada sırada kahve içmeye ara verip yoğurt falan yediğim de oluyor. Yoğurt ev yapımı bu arada, onu belirtmeliyim yalnız. Sonuçta insanlar alt yazılı film seyretmek istiyor. Gerçi benim çevirdiklerim çoğunluğun tercih ettiği korsan pazarına düşmüyor pek ama benim yine de uyumak gibi vahim hataları yapmamaya azami...

çorbanın koltuğa döküldüğü günün ertesinde

Oğlanın biraz burnu aktığı için annesinin okula göndermediği o gün, bizimkinin atamadığı enerjisiyle zencefilli çorbayı koltuğa dökmesindeki işareti görmeliydim. Ertesi gün 55 günlük elektrik faturası, tüketim bedelinin yarısından fazlası tutarında dağıtım bedeliyle gelecek, o gün sular sabahtan kesilip akşamın bir saatine kadar gelmeyecek, sayın bakanımız MTV zammının %40 olduğunu açıklayacaktı. Vakti zamanında büyük heveslerle aldığım tabletin pili 30 dakika ancak dayanır  olduğu için oğlumun Pembe Panter seyretmek için benim cep telefonuma saldırdığı günlerdeydik. Evimizde hâlâ televizyon yoktu ve kısmetse hiçbir zaman da almayacaktık. Ve işte ben tüm bu olumsuz işaretleri fark edemeyerek kendime kahve yapmaya çalışırken en olmayacak şeyi yapmış, artık nasıl bir dalgınlıksa su haznesine kahve bocalamıştım. Üstelik sular hâlâ kesikti ve ben o gün daha bir yudum dahi kahve içmemiştim. Ama işaretlere bakıp böyle bir uğursuzluğun başıma geleceğini tahmin etmeliydim.

kahve makinesinin metal haznesi

Sıradaki yapılması gereken iş  ne kadar uzun ve meşakkatli olacaksa, o işe başlamamak için bulunan geçerli sebeplerin sayısı da o kadar artar. Hele bir de aylarınızı verdiğinizi bilgisayar oyunundaki köyünüz saldırı altındaysa, filtre makinesinin dibinde kalan kahve de buz gibi olduysa, dolaptaki peynirden uzak durmak gerekir. Zaten kullandığım bir özelliği değil ve sırf böyle dijital bir özelliği var diye fiyatının normalde olabileceğinden daha şişik olmasına canım sıkılıyor; ama madem o makineye saat ayarı koydun, bari bir de elektrikler kesildiğinde saatin devam etmesini sağlayacak bir sistem de kursaydın. Ama doğru tabii, bütün özellikleri tek seferde koyacak olursan bir üst modele ne koyacaksın? Neyse, sonuçta kahveyi güzel yapıyor, üstelik haznesi cam değil metal olduğu için oraya buraya çarptığında kırılıp tüm makineyi bir daha satın almaya mahkum etmiyor adamı, bak orası güzel işte. Yoksa, arada sırada herkes yanılabilir tabii, olağan şeyler bunlar.

yedek fare

iPhone'un henüz çıkmadığı, iPod denilen müzik dinleme aletlerinin moda olduğu ve çoktan mp3 çalan taklitlerinin piyasayı kapladığı, öte yandan cep telefonlarından sadece radyo dinlenebildiği o eski ve aslına bakılacak olursanız bugünlerden daha güzel ya da daha naif olmayan yıllarda, farelerde orta tekerlek de olmazdı. Daha eskiden, bilgisayarladaki tek arayüzün siyah ekran üzerindeki beyaz yazılar olduğu faresiz günler de vardı elbet; ve düşünecek olursak, o günler galiba gerçekten de bugünlerden daha güzel, daha naifti. Ya da belki, çirkefin, adaletsizliğin, adam kayırmacılığın hiç eksilmediği bu topraklarda daha güzel ve daha naif olan tek şey o günler değil de bendim. İşte nasıl olduysa oldu, önce fareye sonra da onun orta tekerleğine alıştım. O kadar ki, o tekerlek bozulup da kafasına göre tepki vermeye başlayınca ne tepki vereceğimi şaşırdım. İşlerim bile aksadı. Ama iPhone'dan da, iPod'dan da, konumu fark etmeksizin tekerleklerden de, günümüzün olmazsa olmaz...

mantı hatası

Evden çalışanların çözmek zorunda kaldığı en büyük sıkıntı esnek çalışma saatleridir diyebilirim. İlk bakışta çalışma saatlerini kendisi seçtiği için Pazartesi sendromu mahkumlarının gözünde gıpta edilesi bir özgürlüğü varmış gibi bir görünüm oluşsa da, o özgürlük hissinin yerini çok kısa sürede, "çalışmadığım zaman para kazanmadığım zamandır" hissi alacağı için, serbest meslek erbabı şahıs kendisini birdenbire sürekli çalışan şahıs pozisyonunda bulabilir. Diğer sektörler için ahkam kesmeyeyim ama özellikle, verdiği emekle kıyaslandığında zaten çok düşük kalan ücretlerin artış hızının düzenli olarak tüketme alışkanlığı içinde olduğu birtakım malların fiyatlarının artış hızına yetişemediği çeviri sektöründe çalışan bir serbest meslek erbabı, kendisi için belirlediği birtakım standartlardan taviz vermeden yaşamını sürdürmeye devam edebilmek için çalıştığı saatleri sürekli artırmak zorundadır. Bu da bizi, sürekli olarak çalışınca geriye herhangi bir standart koymaya yetecek k...

zorla alışkanlık olmaz

Trafik,  oluşturduğunuz içeriği görmek isteyen insanları ifade eden bir internet terimi olduğu zaman güzel bir şeydir; ama  işinizi gücünüzü görmek için sabahın köründe kalkıp yollara koyulduğunuzda kendinizi aniden ortasında buluverdiğiniz, aynen sizin gibi işini gücünü görmek için yollara koyulmuş milyonlarca başka insanın içinde bulunduğu araçların yollara sığmamasından dolayı meydana getirdikleri uzun kuyrukları ifade eden bir terimse, o zaman işkencedir şüphesiz. İnternette sağda solda karşınıza çıkma ihtimali gayet yüksek olan, herhangi bir eylemi 21 gün üst üste tekrarladığınız taktirde o eylemin alışkanlığa dönüşeceği savıysa, kanaatimce tamamen zırvadır. Hayatının çok büyük bir kısmını sabah işe gitmek ve akşam işten eve dönmek için trafikte geçiren bir bireye bir gün "Bundan sonra her gün bu trafiği çekmene gerek kalmadı. İşten çıkarıldın." derseniz, o birey, aksi şekilde davranmak için çok geçerli sebepleri yoksa her sabah kalkıp da otobüse binmeye devam etmeye...

elektrik direğinin altına işeyen kedinin sürekli miyavladığı gece

Tıpkı gün içinde insanı bezdiren bir azimle üzerime konmakta inat eden karasineklerin akşam olunca aniden ortadan kaybolmasının sineklerin aslında hiç olmadığını iddia etmek için yeterli bir kanıt sayılmaması gibi, sabah erken kalkmam gerektiği için uykumun geldiğini hissettiğim an kendimi fazla zorlamadan yatağa yattıktan sonra en az bir saat bir oraya bir oraya dönmem de aslında uykumun olmadığını iddia etmek için yeterli bir sebep değildi. Kalkıp bir bardak su içtim, sonra belki sebebi susuzluk değil de vücudumun belirli bir noktasında biriken sıvı fazlasıdır diye ayak yoluna gittim. Ve bu arada, dışarıdaki kedi serenadına hiç son vermeyerek bana uyku tutmayanlar kulübünde yalnız olmadığımı hatırlattı. Ne zaman uyumuşum bilmiyorum ama cep telefonunun alarmıyla uyandığımda saat gerçekten erkendi. Yalnız şunu da belirteyim, normalde sineklerin dahi yaşam hakkına saygı göstermeye gayret eden biri olarak, insanı bezdiren bir azimle üzerime konmakta inat eden karasinekleri telef etme s...

kedinin elektrik direğinin altına işediği gün

Yine çorap teklerini aradığım sıradan bir gündü. Spora gitmiş, gelmiş, duşumu almış, ama pencere önündeki masamın başında çalışırken okuyucunun dimağında lezzetsiz bir his bırakmaması adına ayrıntılarını kendime sakladığım kadar çok gözeneğimden yine terler boşalmıştı. Sehpanın üzerinde unutulmuş ceviz kıracağının bundan henüz haberi olmasa da, akşam dışarı çıktığımda inerken çöpü almayı unuttuğumu fark ederek hayıflanacak, fakat akabinde birkaç saat sonra geri geldiğimde çöplerin henüz toplanmadığını görerek evdeki birikmişleri aşağı indirecektim. Yine de en kötüsü, gittiğim misafirlikteki binaya birkaç ay önce yıldırım çarpınca binadaki fişe takılı aletlerin büyük çoğunluğu gibi aşağıdaki zil düzeneği de bozulduğu için içeriye giremeyecek, telefonlarımı kimse duymadığı için uzun uzun beklemek zorunda kalacaktım. Daha da ilginci, telefonu nihayet açtıklarında zil düzeneğinin tamir edildiğini söyleyip yeni şifreyi söyleyeceklerdi bana. Ve işte tüm bunlar, Eylül ayının sonlarına yak...

Pazartesi Sendromunun Kıymeti

İnsanın bir şeyin kıymetini anca kaybedince anladığını en iyi idrak etmemi sağlayan olay, geçen hafta tam iki kilo birden kaybetmem oldu. Ben de hemen harekete geçip o iki kiloyu misliyle geri almak için elimden geleni ardıma koymadım. Kilo vermenin olmazsa olmazı olduğunu fark ettiğim düzenli gece uykusu meselesini de acilen bitirmem gereken bir iş halletti sağ olsun, böylece hem gece uyumamış oldum, hem de gece uyurken kilo kaybetmek yerine o saatleri ister istemez bir şeyler atıştırarak geçirdiğim için üstüne bir de katmer ekledim. Bu da beni, çok uzun zaman önce kaybettiğim ama işin aslı, kıymetini ancak böyle çok sıkışık günlerde idrak ettiğim başka bir olgunun eksikliğine getirdi: Pazartesi Sendromu. Pazartesi Sendromu denen olgudan şikayetçi olanlar aslında ne kadar şanslı olduklarının farkında değil; çünkü bir insanın Pazartesi Sendromu yaşayabilmesi için öncelikle hafta sonlarını çalışmayarak geçirme lüksüne sahip olması gerekir. Pazar gecesini Pazartesi sabahına bağlayan ...

standart saat

Bazı insanlar konuşmayı sever. Otobüste, vapurda yanlarında oturan hiç tanımadıkları bir insanla sohbet edebilirler. Birilerine bir şeyler anlatmaktan keyif alırlar. Yani, en azından alıyor olsalar gerek; çünkü dışarıdan bakınca öyle bir görüntü veriyorlar. Ben öyle biri değilim. Konuşmayı, hele bir de hiç tanımadığım insanlarla küçük sohbetler etmeyi sevmem. Mesela geçen gün otobüste giderken sıkışık trafikten konu açmaya kalkan gençle hiç muhatap olmadım. İstanbul yine dolmuşmuş, bu trafik daha en az iki ay böyleymiş. Biz sanki bilmiyoruz İstanbul'un dolduğunu. İşte bu sebeple, benim standartlarıma göre 30 saniyede, hadi açtısı kapadısı derken 45 saniyede bitmesi gereken bir telefon konuşması beş dakikaya çıkınca ben buna anlam veremiyorum. Hiç kimseye hiçbir şey katmayan bir telefon konuşmasının olması gerekenden 4 dakika 30 saniye daha uzun sürmesi yüzünden, makineden çıkarttığım 10'a yakın çorap tekinin hiçbir yerde yokmuş numarası yapan diğer teklerini arama mücadel...

sabah kahvesi

Sağlıklı beslenmenin önemine inanan biri olarak, sabah kalkınca akraba bahçesinden toplanmış organik elmayla yapılmış sirke içmenin, akabinde Karatay usulune olabildiğince yakın, peynir, yumurta ve zeytin ağırlıklı, mümkünse hiç ama pek mümkün olmadığı için çok az ekmekli bir kahvaltının, ayrıca gün içinde bol bol su içmenin değerini hiçbir şekilde küçümsemiyorum. Küçümsemek ne kelime, elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum. Ama şurası kesin ki, hiçbir şey sabahın köründe afyonu patlatmak için içilen bir fincan kahvenin yerini tutamıyor. Bir de dışarıda, kanalizasyon borularını yenilmek için bütün  sokağı kazan dev kepçenin gürültüsü varsa değmeyin keyfime.  

win-win vinci

Neyse ki sokağımızın bütün kanalizasyon boruları değişiyor da, mahalledeki son eski binanın dikilip yerine yenisinin yapılmasının üzerinden geçen 6 - 7  ayda eksikliğini hissettiğim kepçe sesine kavuştum. Bu sesi ne kadar sevdiğimi, çalışırken konsantrasyonumu nasıl da artırdığını unutmuşum. Burada tam bir win-win durumu var. Öncelikle, sokağımızın atık su sistemi yenileniyor ki bu önemli bir şey, ona bir lafım olamaz. İkincisi, sabahtan beri devam eden gürültü sayesinde konsantrasyonum tavana zıpladı, o da süper. Sonra bu işin ekonomik ayağı var. Boruları döşeyen kazandı. O borulardan sonra yola asfalt dökecek olan kazandı. Bir de belediyemiz orada durmaz da kaldırımlarımızı yeniden yaptırmaya karar verirse, kaldırımları kaldıran da kazandı. Bir de belediyemiz akıl eder, kaldırımları iyice yukarı kaldırır da hiçbir arabanın park etmesine imkan vermez de vatandaşı hemen iki sokak aşağıda açılan açık otoparka abone olmaya sevk ederse, o otoparkı işleten de kazandı. Süper bir win-w...

bir market macerası

Dün gece, her zamankinden geç gelen çöp kamyonunun aşağıdan gelen gürültüsü eşliğinde mutfakta kendime bir bardak soğuk su doldururken, yaptığım diğer işlere nazaran daha kolay olduğu için teoride çok daha az zamanımı alması gereken bir işin haddinden fazla sürmesine yol açan sürecin o akşam soğan ve yumurta almak için oğlumla birlikte markete gitme maceramıza ne kadar benzediğini düşünüyordum. Asıl ihtiyacımızı daha sonra semt pazarından karşılamak kaydıyla, o akşam yemeğine yetecek ve belki birazcık artacak kadar soğan, ve yanında da, sadece kutusunun üzerinde öyle yazdığı ve fiyatı emsallerine oranla pahalı olduğu için değil; rengi, tadı, bir kap su içindeki duruşu ve kırıp tavaya döktüğümüzde aldığı şekliyle de bizi organik olduğuna ikna eden belirli bir marka yumurtayı almak için, o belirli marka yumurtanın satıldığı belirli bir markete gitmeden önce, benim açımdan belki daha yavaş ama çok daha keyifli geçecek bir market yolculuğu olacağı için, beş buçuk yaşındaki oğluma da beni...

kavanoz dipli dünya

İnsanın keyif aldığı işi yapmasıyla yaptığı işten keyif alması aynı şeylermiş gibi görünse de aslında değildir. Hatta, aralarında dağlar kadar fark vardır. İnsanın keyif aldığı işi yapması, sadece bizimki gibi iş bulmanın sıkıntılı olduğu ekonomiler için değil, bu fikrin çıktığı daha gelişmiş piyasa sistemine sahip ekonomiler için bile bir sanrıdır bence; tıpkı dergilerde ve televizyonlarda görüp imrendiğimiz, onlar gibi olmaya çalıştığımız imkansız vücutlu konu mankenleri gibi. Belki erişmek tamamen imkansız değildir ama 1000 kişi denerse 1 kişi başarılı olur; geriye kalan 999 kişi de "Hata sistemde değil, bende." diyerek bunalıma girer. Oysa, insanın yaptığı işten keyif alması, öğrenilmesi gereken bir disiplindir. Bazen şanslıyızdır, yaptığımız işten gerçekten keyif alırız; ama karmaşık olasılık formüllerini çözmek gibi kulağa pek de eğlenceli gelmeyen bir işle meşgul olmak zorundaysak, bundan keyif almasını öğrenmek zorundayız. Aksi takdirde, hem aklı hem beden sağlımı...

yedek plan

Doların son zamanlardaki düşüş seyri zamanında akıl edip de aldığım 20 doların nominal değerinin hızla erimesine yol açtığı için canımı sıkacak değilim, çünkü yedek planım hazır: kavanoz kapağı üreticiliği. Geçen gün hanımın yaptığı menemenliklerin kapağını kapatmaya çalışırken fark ettim, bu kavanoz kapağı işinde iyi para olmalı. İnsan işte böyle durumlarda "Keşke dolaptaki o helvayı hiç yemeseydim." diye düşünüyor. Ama içim ferah, kavanoz kapağı işi yatarsa, sırada daha dalış maskesi satıcılığı var. O da olmazsa  bitcoin falan alırım belki.

itinalı kavanoz kapağı kapatıcısı

Kavanoz kapağı işinde iyi para varmış. Keşke, askerdeki o çocuğun teklif ettiği iş ailesinin üzüm bağlarında değil de babasının kavanoz kapağı fabrikasında olsaydı da ben " Bir kere daha sorarsa kabul ederim." diyerek gülüp geçmek yerine işi kabul etseydim. Şimdi zengin olmuştum. Ama onun yerine çevirmen oldum; ve şu kadarını söyleyeyim: Bu seçimimden pişman değilim; çünkü beni bugün olduğum kişi yapan şey geçmişteki seçimlerimdir. Alt yazılarda hiç noktalı virgül olmadığını fark ettiniz mi, ey sevgili okur, zira alt yazılar çevirmenin egosunu tatmin etme yeri değildir. Ama öte yandan, itinalı kavanoz kapağı kapatma işinde iyi bir kariyer imkanı görür gibi oldum. Mysql sorgusu yazmaktan arta kalan zamanlarımda buna bir eğilmek lazım.

o son mysql sorgusunu yazmayacaktım

Hangisi daha kötü bilemedim; dışarıda mahalle arasında akşama kadar bağıra çağıra oyun oynayan, zırt pırt çatapat patlatan çocuklar mı, her kırk beş dakikada bir balkona çıkıp çocuklara bağıran yaşlı adam mı, yoksa o yaşlı adamın çıktığı o balkonun bizim evde olması mı? Tabii ki hiçbir şey girdiği evin ambiyansını açıkta peynir unutulmuş mandıraya çeviren çorapların sahibi misafirle boy ölçüşemez ama bence yine de en kötüsü, e koca tatil bitti, koca bayram da bitti, ben neden bu kadar yorgunum olabilir? Biriken işler, sıra fatura kesmeye geldiğinde dikkat edilmesi gereken bir ton ayrıntı içinde boğulmalar falan filan derken, bir de başıma o son mysql sorgusu çıktı. Çevirmen adamım, mysql sorgusuyla falan ne işim olur, o da ayrı mevzu tabii ama o sorguyu istediğim sonucu alacak kıvama bir getireyim, bak gör bakalım işime yarıyor mu yaramıyor mu? Ama biliyorum, yine de hiçbir şey geçen gün berberde kafamı üç numaraya vurdururken televizyonda çaldığını gördüğüm şu şarkı kadar rahatsız...

yeni haberdar olduğum muhteşem fikre katkı mahiyetinde naçizane önerim

Geçenlerde hızla yükselen domates fiyatlarını mehter marşıyla durdurma başarısını gösteren muhteşem televizyon ünlüsünün, evimde televizyon olmadığı için mevzudan haberdar olmam biraz geç olsa da duyar duymaz derhal benimsediğim müthiş bir önerisi olmuş: ODTÜ'yü kapatalım yerine adam gibi üniversite açalım. Domates fiyatını mehter marşıyla düşürmesinden bu yana kendisinin değerli fikirlerine ayrı bir değer verdiğim bu zatın fikrini çok beğendim ve düşünerek artırmaya karar verdim: Üniversiteleri komple kapatalım ve yerine de hiçbir şey açmayalım.  Üniversitelerin bize ne faydası var zaten Allah aşkına? Bir şey lazım olursa zaten dışarıdan alıyoruz. Bu okullardan mezun olan adamların bize verebileceği bir Japon'dan, bir Alman'dan, ne bileyim, bir Amerikan'dan daha iyi ne olabilir? Hayır yani, biz ne diye boşu boşuna bu üniversitelere kaynak ayırıp bir de buralarda kendi kültürüne, kendi örf ve ananelerine saygısız gençlerin yetişmesine ön ayak olalım? Bak mesela, h...

delikten içeri kaçan şort ipi

Kişinin, yapması gereken işleri kafasından ya da bir kağıda yazarak sıralamasına, bunlara belirli zaman aralıkları atamasına, hatta biraz daha ileri gidip ilk aşamada sıraladığı işlerden birinin bitmesi sonucu doğacak duruma bağlı olarak yapılması gerekecek yeni işleri de sıraya sokmasına plan;  sıraladığı işlerin daha en başındakinin plana hiç uymayacak kadar çok zaman alması dolayısıyla her şeyin alt üst olmasına hayatın acı gerçeği denir. Hayır, her Pazartesi rejime başlamaya karar verip her Cuma günü evrende kapladığı kütlesinin daha da artmış olduğunu fark etmek bunlardan biri sayılmaz. Tıpkı her seferinde büyük uğraşlarla çıkardığı şort ipinin biraz sonra aynı delikten içeri kaçması gibi, bu da olacağı önceden çok güçlü bir şekilde tahmin edilen bir durum karşısında gerçekçi önlem almama kategorisine giren bir durumdur ve benim şu Bayram günü işlerimi yetiştiremememle çok da yakından alakalı değildir. Bu ikinci durum daha çok, sürekli olarak çeşitli aile yakınlarından ald...

iyi, kötü, bencil

Mesela benim balkonda domates yetiştirmem bir bakıma büyük bir bencilliktir. O yapraklara tutunmaya, orada kendine hayat bulmaya çalışan böceklere hiç düşünmeden sıktığım organik ilacın böcekleri öldüreceğini ama bitkiye bir şey yapmayacağını, dolayısıyla o domatesler bir gün olur da yenecek kıvama gelirse afiyetle koparacağımı biliyorum çünkü. Böcekler, kendim için oluşturmaya çalıştığım yaşam alanım için ciddi bir tehdit olduğu için, mesela pazardan aldığım herhangi bir meyve - sebzede arada sırada denk geldiğim tırtıllara yaptığım gibi bir poşetin içine biraz yeşillikle falan birlikte koyup belki de yaşayabilir umuduyla çöpe atmıyorum. Direkt öldürüyorum. Öte yandan o böcekler, en azından kendi algılayabildiğimiz evren içerisinde,  musallat oldukları bitkinin başka bir canlıya ait olabileceği gibi bir şeyi düşünmezler bile. Kafalarında, bitki de olsa başka bir canlıya zarar verdiklerine dair herhangi bir soru işareti yoktur. O bitkiden beslenmeyi düşünen başka canlıları doğrud...

yedi liralık saç tıraşı

Sırf berbere inat, geçen gün markette Geleneksel Babalar Günü kutlamaları kapsamında 60 liralık alışveriş yapana 7 liraya verdikleri saç kesme makinesiyle kesmeye kalktım saçımı. Tabii baktım o iş filmlerde olduğu gibi öyle ayna karşısına geçip artist artist makineyi kafaya değdirmekle olacak bir şey değil, hanımın da yardımını istedim. Aslında bu kafayı sıfıra vurdurma mevzusuna yabancı değilim, eskiden de bir arkadaşla, onun evindeki makineyle birbirimizin kafasını sıfırlardık, sene 94 - 95 falan olsa gerek ama hafızam beni yanıltmıyorsa o makine daha iyi kesiyor gibiydi sanki. Velhasıl kelam, sonuçtan memnun kaldım ama bir türlü geçmeyen bir kaşıntı var ensemde. Ayağında aylardır geçmeyen örümcek ısırığı olan adamım ben, onu dert etmeyeceğim tabii; ve hayır, Örümcek Adam ben değilim. Bu göbekle beni zaten yapsalar yapsalar Noel Baba yaparlar, o da gerçek değil.

sabaha sidik yarışıyla uyanmak

Yaş ortalaması 5,5'i ancak bulan iki çocuğun arka arkaya yapıştırdıkları A4 kağıtlarına bakıp hangisininki daha uzun olmuş diye yarışmasında şüphesiz ki alınacak dersler vardır.  Özellikle de, kağıtları bu şekilde israf etmelerine izin verilmesinin tek sebebinin sabahın köründe uyandıkları ve sizin onlar bir şekilde oyalanırken azıcık olsun gözünüzü kapatabilme imkanı elde etme umudu olduğunu fark etmiyorlarsa. Çünkü bakın burası çok ilginç, ani gelişen birtakım gelişmeler yüzünden ilgilenme fırsatı bulamadığınız o kompost çok kötü kokmaya başladığı için çöpe atmak üzere merdivenlerden inerken geçen en fazla 20 saniyelik sürenin bütün apartmanın en az 3 - 4 saat içeride sanki bir şey ölmüş gibi kokmasına yetmesi gibi, yaptığınız şeyin ne kadar beyhude olduğunu yapmaya başlamadan önce bilemiyorsunuz. Oysa yeterli ilgiyi gösterebilseydim o kompost şimdi o domatesleri coşturacaktı. Yine de fidelerden iki tanesi baş vermiş, o mühim. Yalnız bir de kahvaltıda sürpriz yumurta yemek ...

berberden öğrendiğim iş modeli

Berberlerden çok şey öğrendim aslında. Örneğin ben yıllardır aynı fiyatlara iş yaparken 3 - 4 ayda bir zam yapan berberim bana çok şey kattı. Fiyatı bir değil, iki değil, zırt pırt yükseltip durursan müşteriyi kaçırırsın. Önemli bir tecrübe oldu benim için. Zaten biraz da uzaktaydı. Yeni berberim de enteresandı. Fiyat konusu falan iyiydi de, geçenlerde bizim oğlan heves edip saçına yıldız yaptırmak istediğinde adamın mevzuya yaklaşımı, görmek isteyen gözler için ibretle doluydu. Şimdi, şu saça yıldız yapma falan bana da saçma geliyor. Benim berberden beklentim belli, kısa kessin yeter. Kısa derken, hem saçım kısa olacak, hem de kesme işleminin kendisi. Bir de kafama o mentollü şeyden döksün isterim. İlk denediğimde kafamı fena yakmıştı, bir "Ne oluyoruz?" demiştim ama sonradan insan pek müdavimi oluyor mentollü toniğin. Neyse yani, budur benim berberden beklentim. Öyle yıldız falan bana göre şeyler değil. Fotoşok tekniğiyle temsili  olarak çizilmiş yıldız E ama oğlum...

hedefe kilitlenen kahve

2017 yılının ilk yarısını yağmurlar eşliğinde uğurlamaya hazırlanırken, ben de bu sene için almış olduğum sekiz maddelik yegane kararı çoktan gerçekleştirmiş olmamın buruk kıvancını yaşıyorum. Evet buruk, çünkü hedefimi gerçekleştirmesine gerçekleştirdim tabii ama biraz daha bekleseymişim yanında eşantiyon olarak kahve öğütücüsü de vereceklermiş. Ben sadece filtre kahve makinesiyle yetinmek zorunda kaldım. Yalnız dikkat, uzmanlar uyarıyor, Ramazan'da susuz kalmayın. Bence sahuru son dakikaya bırakmak yerine bir saat erken yemek ve kalan sürede su içerek yediklerimizin hararetini bastırmak daha verimli sonuç üretiyor gibi. Ama tabii insan hayret etmek istiyor, koskoca birliğin bir ay içinde üç kere zehirlenmesine nasıl göz yumdunuz diye; fakat cevap o kadar net, on yıllar öncesinden tohumları atılan toplumsal çözülme ve akabindeki sistem çökmesinin meyvelerini topladığımız o kadar belli ki, insan üzülmekten hayret etmeye pek fırsat bulamıyor. Ve de işte bir işi onu yapabilecek en i...

domates sırığı

Canımız sıkıldığında " Siz o laleleri zamanında bizden aldınız." diye atarlandığımız Hollandalılar kesmezse eğer, kişisel tatminimize katkıda bulunacak yeni bir argüman var sırada: "Siz o mercimekleri zamanında bizden aldınız." diyerek Kanadalılara da atarlanabiliriz. Ama neyse ki dolar bu aralar düşüşte de market raflarını istediğimiz kadar muhtemelen genetiğiyle oynanmış Kanada mercimeğiyle doldurabiliyoruz. Ha, o da mı yetmedi, sırada Rusya domatesi varmış gibi görünüyor. Halbuki bak iddia ediyorum, betonsal büyüme yerine tarımsal büyümeye dayalı bir model geliştirilmiş olsaydı, bugün Almanya bizden mercimek alma sırasına girmekten üçüncü köprümüzü kıskanmaya vakit bulamazdı yeminle. Ha sonra adam bir yandan demokrasi, insan hakları falan filan deyip bir yandan da bildiğin dağ eşkıyasını politik koz olarak mı besledi, kesersin mercimeği, kesersin domatesi, bak gör bir daha yapıyor mu. Çünkü en sevdiğim zenginlik tanımı, bugün çalışmayı bıraksan yapmış ol...

uyku gayet mühim bir şeydir

"Para gayet mühim bir şeydir, bilhassa olmadığı zaman." demiş Erich Maria Remarque, Ölümsüz Günler romanında. Doğru da demiştir ve bundan nereden baksan 20 yıl önce okuması için verdiğim arkadaşım daha kitabı bile okumadan kaybetmemiş olsaydı tekrar okuyup içindeki incileri bir kez daha sindirmek isterdim; ama şimdi konumuz bu değil de, konumuz şu: Sağlık, paradan da mühim bir şeydir ve anlamak için bazen kaybetmek gerekir. Küçülmüş, kızarık gözler ve bu gözlere eşlik eden mor halkalar o kadar uzun süredir benimle ki, aynada kendimi görürken doğal halimin bu olduğunu bile zannedebilirim. Bir de göbek tabii, ama onunla ilgili bir şeyler yapmak niyetindeyim bu aralar. Diyeceğim o ki, insanın yakın bir akrabası böyle görünürde bir şey bile yokken aniden rahatsızlandığında, ve doktorlar ameliyat olmazsa her an ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu söylediğinde, insanın aklına o gün 1,5 saat uyumuş olmasının içinde bulunduğu uykusuzluk halini çok da net anlatamayacağını, çünkü ön...

dar tişört giyen adam iticiliği

Beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de, bir şeyi yapıp yapıp da aynı şeyi başkası yapınca eleştiren insandır. Ve işte o yüzden giyince vücuda yapışan, hatları belli eden tişörleri giymiyorum ben. Göbeğim zaten yeterince büyükken bir de onu hediye paketine sarmış gibi sergilemek pek bana göre bir davranış biçimi değil. Hayır bir de otobüslerde falan görüyorum. güya kolunu askıya kaldırmış tutunmaya çalışıyor ama o nasıl kendini kasmaktır öyle, iki tane kol kası göstereceğim diye. Bir de mesela aksilik diye bir şey var. Sadece 1,5 saatlik uykuyla durmak buna örnek verilebilir. Ama bana kalırsa en sinir bozucu olanı, bir şeyi ancak kendi kazanırken yapan ve sonuçlar bir şekilde aleyhine işlemeye başladığı anda etik değerlerden bahsetmeye kalkanlardır. Batının ikiyüzlülüğü buna güzel örnektir mesela. Başkaları da ikiyüzlüdür elbette, sadece Batı alemiyle sınırlamak yanlış olur ama her şeyin de bir şeyi vardır sonuçta.

pazar stratejileri

Sene olmuş 2017, hadi o bir şey değil de, Haziran ayının üçte birlik kısmı geride kalmış, pazara çıkarken hâlâ üzerimize bir mont, bir yağmurluk, efendime söyleyeyim, bir svetşört almadan çıkamıyoruz. E peki bu domateslerin büyümek için güneşe ihtiyacı yok mu? Zaten o değil de, bugün pazara çıktığımda kirazın kilosu 10 liraydı. Ne yapayım yani, balkonda bir de kiraz mı yetiştireyim? Ama ben o domatesten bir koyup beş almaya niyetliyim. Bir fidandan en az beş domates alamazsam üzülürüm. Tabii her şeyden önemlisi pazara çıkarken anahtarı hangi cebimize koyduğumuzdur. Yanlış cebe koyarsak, bir de o torbaları çamurlu yerlere koymama gibi bir takıntınız varsa, alt katta oturan komşunuz tesadüfen gelip de kapıyı açana kadar debelenip durursunuz. Bütün bunlar hep çalışılmış hareketler. Yalnız kadın da bayağı bir şişmanlamış. Muz da 9 lira bu arada. Ama dolar artık yükselmiyor, bak o iyi bir şey.

sarımsağın domatese faydaları

Birlikte uyumlu bir şekilde yaşamayı belirli bir standarda sokmayı başarabilmiş toplumlarda mahalle aralarında bile marjinal sayılması gereken külhanbeyi kültürü birdenbire hakim kültür haline geliverince, memleketin doktoru bile oturduğu binanın alt katındaki veterinerle sorununu çözmek için sorgusuz sualsiz saldırır, yetmez, bir de doktorun mühendis oğlu aynı veterinere saldırır, ve bu baba oğulun, bir futbolcunun bir uçakta karşılaştığı bir gazeteciyi darp etmeyi hak görebildiği bir ülkede yetiştirdikleri altı yaşındaki çocuk durup dururken bir kediye tekme atmaya kalkabilir. Sorunlarını konuşarak, konuşmak yeterli gelmezse birlikte uyumlu bir şekilde yaşamayı belirli bir standarda sokmayı başarabilmiş toplumlarda olması gereken birtakım kurumlara havale ederek çözmek yerine direkt şiddete başvurmayı tercih eden insanların giderek çoğaldığı, şiddeti giderek daha da normalleştirdiği bir toplumda eğer balkonda yetiştirdiğiniz domates bitkinize musallat olan sineklerden ve diğer b...

havalar ısınamadı geyiğine katkım olsun

Tıpkı büyüme mevsimi çoktan gelmesine rağmen doğru düzgün güneş görmeyen balkonumdaki domates fidanları gibi iki gram internet bağlantısına hasret kaldım günlerdir. Her gece saçma sapan kesilen elektrikleri saymıyorum bile. Hayır, adamlar benden iş bekliyor ama platformları internette, bağlanamıyorum. Oysa herkes çok iyi bilir ki, ekonomide bir koyup beş almanın en güvenilir yolu tarımdan geçer. Sanayileşmemiş, herkesin kendi ihtiyacına göre ekme biçme yaptığı tarımsa bence daha da makbule geçer. AKK kalktı dedilerdi ama sadece gece ikiden sabah yediye kadar kalkmışmış, o da ilginçmiş. Untitled by Placi1 on DeviantArt Bu internet neden yok, ben neden işimi yapamıyorum bilmiyorum. Haziranın ilk haftası bitmiş, güneş neden çıkmıyor onu da bilmiyorum. Trump reyiz dediydi, küresel ısınma diye bir şey yokmuş, ondan olabilir. Ya da belki çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra, o çöpün orada 24 saate yakın kalacağını bile bile dışarı çöp çıkartan komşumla bir alakası vardır, bilemedi...

benim ihtişamlı göbeğim

Allah kimine boy verir, kimine de göbek. En son gençlik yıllarımda görüştüğüm bir arkadaşımın beni şimdi görse şaşıracağı kadar görkemli göbeğim de bana kısmetmiş. Zaten uzun boylu biri değilim. Halbuki, nasıl olsa oruç tutuyorum diye bir oturuşta bir pide gömdüğüm dönemlerim geride kaldı. Eskiden, Beşiktaş'tan Ortaköy'e doğru yürürken Mimar Sinan'ın karşısındaki büfeden illa ki bir amerikanlı sosisli aldığım günler de çok geride kaldı. Zaten Mimar Sinan'ın Beşiktaş'taki kampüsü çoktan oradan kalktı. Nereye gitti hiç sormadım. Ama gördüğüm kadarıyla büfeler iyi yürüdü. Benim sosisli aldığım günlerdeki basit kulübe konseptinden kafe konseptine geçtiler çok önceden. Nitekim, artık eskisine oranla çok daha az yiyor olsam da, gramajı azalırken fiyatı artan pideler göbeğimin ihtişamını korumasında önemli bir rol oynuyor.  Yalnız, saksıda domates yetiştirmek iyi güzel de çok sinek yapıyor. Du bakalım, ona da doğal bir ilaç sıktım, sonuç ne olacak göreceğiz. Hayır, içinde ...

domates

Gramajı düşerken fiyatı artan pidenin, göbeğimi korumakta gösterdiğim istikrara yardımcı olduğu anlaşıldı. Zaten çok fazla ekmek yiyen insan olmamaya gayret ediyorum. Domatesin fiyatı aniden iki basamaklı sayılara çıkınca, ekranlardan mehter marşı vererek portakal yememizi öneren ünlü Türk düşünürü abimizin  metodu işe yaramış olmalı ki, dün bizim pazarda domates iki liraydı. Aynı başarıyı pidede de bekliyoruz. Ve de tabii bu çok net gösteriyor ki, bazı şeylerin değeri fiyatının düşük olmasındadır. Domates olur, salatalık olur, Ramazan pidesi olur, fark etmez. Bir iPhone  almak için 1,5 ton domates satmak gerektiğini söyleyerek domatesin değerini düşüremezsiniz. Çünkü iPhone yenmez. Yalnız, doktorlar sıklıkla uyarıyor, su içmek lazım. Kahve değil. Sonra insan rüyasında su içtiğini falan görüyor. özellikle de iPhone'u üretmiyorsan ama domatesin kralı sendeyse.  O değil de, ekonomide bir koyup beş almanın formülünü bulmuş olabilirim. Balkonumdaki domatesler bit büyüsü...

YAZIN İLK GÜNÜ

Oğlum bir aydır soruyordu, "Yaza ne zaman gireceğiz?" diye. Takvimlerin yaz mevsimini gösterdiği Haziran ayının ilk gününü baz alarak, her gün geri sayım yapıyorduk. "On gün kaldı. Beş gün kaldı. İki gün kaldı." diye. Bir yandan da soğuk geçen günlere bakıp bakıp bu sene gelmeyecekmiş gibi görünen yaz mevsiminin takvimdeki ilk gününe girip de havaların hâlâ serin olmasını nasıl açıklayabileceğimi düşünüyordum, sanki bir açıklaması varsa bile ben biliyormuşum gibi. Mevsimler arada sırada kayar, bunlara güvenmeyeceksin. Ancak ilk defa bu sabah rüyamda resmen su içtiğimi görerek uyanmam bir işaretmiş demek. Takvimlerin yazı gösterdiği ilk gün havalar gerçekten de yazın olması gerektiği gibiydi. Neyse bu sene yırttık. Önümüzdeki senelerde de, küresel ısınmaya inanmayan Trump Reyiz yardımımıza koşacak gibi. "Ben Paris Anlaşmasını tanımıyorum." diyerek petrol türevi yakıt tüketimini teşvik etmesiyle birlikte, benim "Ya ilerideki Haziranlarda da havalar ...

hızlı kilo vermek için bulduğum numara

Çöp kamyonu geldikten beş dakika sonra aşağıya çöp indiren mahalle sakininin mertebesine ulaştırmasa da, tenis topuyla kendi kendime masaj yapmanın verdiği rahatlıktan olsa gerek bu aralar elim pek işe gitmiyor. Çok yoğun bir süreci atlatmanın ardından beynimin daha fazla çalışmayı reddetmesiyle ilgili bir durum da olabilir; hem de çok yoğun bir süreç aslında pek de öyle bitmemişken. Ama ben yine de boş durmadım ve hızlı kilo vermek için gereken numarayı buldum. Şimdi de bir amme hizmeti kıvamında bu numarayı açıklıyorum: 7. Evet, yedi, bildiğimiz yedi. Başka türlüsü olması mümkün değildi zaten. Oysa ne demiş Emre Kongar Hoca, çok eskiden okuduğum bir kitabında: "Etkileme sonunda o kanun ortada değilmiş gibi hareket etmek, uçmakta olan uçağın uçtuğu için, yer çekimi yok zannederek motorlarını susturmasına benzer."

balkondaki armudun çöpü

Tabii bu arada ben de boş durmadım, tenis topuyla kendi kendine masaj yöntemleri öğrendim. Çöp kamyonu gittikten istisnasız beş dakika sonra, o çöpün ertesi gün akşama kadar orada kalacağını bile bile çöpünü dışarı çıkaran malların rahatlığıyla boy ölçüşemese de, insanı rahatlatıyor doğrusu. Ama tabii şurası çok ilginç, belki de 20 yıl öncesinden olacağını sezinlediğin birtakım tehlikeler için uyarmaya kalktığında seni vizyonsuz, ırkçı, hatta din düşmanı falan ilan etmeye kalkan aynı adamlar, şimdi de vakti zamanında uyarıları dinleselerdi bugün güney sınırında toprak bütünlüğünü tehdit edecek bir korsan devlet oluşturmamak için savaş vermek durumunda kalmayacağımızı söylediğinde, seni vatan haini falan olmakla itham etmeye kalkıyor. Sonra da aynı adam, çöp kamyonu gittikten istisnasız beş dakika sonra çöpünü sokağa bırakmakta hiçbir sakınca görmüyor. Hadi 20 olmasın da 17 sene olsun. Peki tüm bu gelişmeler karşısında ben ne yapıyorum? Ne yapacağım, tenis topuyla oramı buramı rahat...

başlık bulamadığı için blog yazmaya üşenen çevirmen

Sevgili Kabasakal, Mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevap için teşekkürler. Ancak şunu söylemeliyim, yazdıklarınla tam olarak ne demek istediğini çözebilmek için birkaç kere okumak zorunda kaldığım için mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevabı cevaplamam biraz gecikti. Şimdi yanlış anlamadıysam değerli dostum, tartının sonucunun güvenirliğine inanmıyorsam orada bizzat bulunmam gerektiği gibi bir şey söylemişsin. İyi ama canım arkadaşım, sen her tartıya çıktığında ben orada bulunamam ki. Ben sana, kendisini kocaman bir göbek şeklinde maddeleştirmiş gözle görünen bir gerçek karşısında, iddia ettiğin kiloda olmanın bana inandırıcı gelmediğini söylüyorum. Kendine şahit olarak da bugüne kadar lafından dışarı çıkmamış kapıcınız Sadi Efendi'yi göstermenin şaibeyi daha da büyüttüğünü söylüyorum. Burada asıl olan senin doğru beyan vermiş olmandı, değerli dostum. Senin her tartıya çıkmanda benim de orada gözlemci olarak bulunmamı istemenin imkansızlığı bir kenara, bu öncelikle senin s...

filtre kahveyi fazla kaçıran çevirmen

Sevgili Kabasakal, İşlerimin aşırı yoğunluğu, arada bizim oğlanın doğum günü, Türkiye'de rejimin değişmesi falan derken bana yazdığın mektuba yanıt vermekte biraz geciktim. Ancak tüm bu yoğunluk içerisinde hep aklımda olduğunu bilmeni isterim. Değerli arkadaşım, evdeki tartının istikrarlı bir sonuç üretemediğini, sürekli farklı sonuçlar göstermesini bahane ederek gerçek kilonun söylediğin kilo olduğunu iddia etmeni hiç gerçekçi bulmadığımı belirtmek isterim. Tartının bozuk olması başka bir şey, senin söylediğin kiloda olman bambaşka bir şey. Sırf tartı bozuk ve güvenilir sonuç elde etmek neredeyse imkansız diye, sonucun senin söylediğin şekilde olduğunu kabul etmem imkansız. Kaldı ki, tartı gerçekten bozulduysa, bunun sebebi zaten senin tartının kaldırabileceğinden daha ağır olmadır, sevgili dostum. Daha da ilginci, kendine şahit olarak sizin kapıcı Sadi Efendi'yi göstermeni de hiç inandırıcı bulmadım. İşe bizzat senin aldığın, eve götüreceği ekmeğin senin iki dudağının a...

günde bir kere doğruyu gösteren bozuk tartı

Ben her sabah, her çıktığımda ayrı sonuç vermekte ısrar eden dijital tartıya bakıp 50 gram mı verdim yoksa 850 gram mı aldım onu anlamaya çalışırken, elin Alman'ı havaaalanlarımızı ve köprülerimizi kıskanmaktan arta kalan zamanda, gelecek nesillerin hayatını köklü şekilde değiştirecek bir değişikliğe imza atmakla meşgul, Sevgili Temel Reis. Yalnız öncelikle şunu söyleyeyim, sen o Safinaz'a dikkat et. Onun bakışı bakış değil. Değişimi yaratan pek çok etken vardır elbette, Sevgili Temel Reis, ama her şeyin temelinde, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: para . Biz buna kısaca ekonomi diyelim. Ve ekonomiyi değiştiren olası pek çok etken arasında, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: teknoloji.  Teknoloji değiştikçe üretim biçimi değişir. Üretim biçimi değiştikçe insanların yaşam tarzları değişir. İnsanların yaşam tarzları değişince yeni dünya düzeni kurulur. Ve sırası gelmişken şunu da belirtey...

ölümsüzlüğe doğru

Önce iyi haberi vereyim küçük enişte, geçen gün pazardan aldığımız zeytin gerçekten çok güzelmiş. İnsanın böyle leblebi gibi yiyesi geliyor. Kötü habere gelince, insanın gerçek manada ölümsüzlüğü bulmasına az kaldı. Gerçek manada derken, insanın ölüp de adının, mirasının yaşaması falan gibi şeyleri değil, bildiğin ölümsüzlüğü kast ediyorum. Tam olarak hangi koldan ilerleyip de bu seviyeye geliriz, şu anda o kısım biraz muğlak. İnsan bedeni, iddia edildiği gibi ne kadar uğraşırsak uğraşalım belirli bir zamandan sonra kaçınılmaz olarak yıpranıp yok olmaya mahkum mu, yani dolayısıyla bedenimize birtakım suni şeyler takmamız gerekecek mi yoksa yaşlanma dediğimiz süreç gerçekten geriye döndürülebilir mi, bunları hep göreceğiz. Tabii göreceğiz derken, bunu ne sen görebilirsin ne de ben muhtemelen, onu mecazi anlamda söyledim. Peki bunun neresi kötü diye soracak olursan, küçük enişte, şöyle diyeyim, o ölümsüzlüğü sana bana vermezler. Böyle bir şeyin çok pahalı olacağını sen de tahmin eder...