Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yeni haberdar olduğum muhteşem fikre katkı mahiyetinde naçizane önerim

Geçenlerde hızla yükselen domates fiyatlarını mehter marşıyla durdurma başarısını gösteren muhteşem televizyon ünlüsünün, evimde televizyon olmadığı için mevzudan haberdar olmam biraz geç olsa da duyar duymaz derhal benimsediğim müthiş bir önerisi olmuş: ODTÜ'yü kapatalım yerine adam gibi üniversite açalım. Domates fiyatını mehter marşıyla düşürmesinden bu yana kendisinin değerli fikirlerine ayrı bir değer verdiğim bu zatın fikrini çok beğendim ve düşünerek artırmaya karar verdim: Üniversiteleri komple kapatalım ve yerine de hiçbir şey açmayalım.  Üniversitelerin bize ne faydası var zaten Allah aşkına? Bir şey lazım olursa zaten dışarıdan alıyoruz. Bu okullardan mezun olan adamların bize verebileceği bir Japon'dan, bir Alman'dan, ne bileyim, bir Amerikan'dan daha iyi ne olabilir? Hayır yani, biz ne diye boşu boşuna bu üniversitelere kaynak ayırıp bir de buralarda kendi kültürüne, kendi örf ve ananelerine saygısız gençlerin yetişmesine ön ayak olalım? Bak mesela, h...

delikten içeri kaçan şort ipi

Kişinin, yapması gereken işleri kafasından ya da bir kağıda yazarak sıralamasına, bunlara belirli zaman aralıkları atamasına, hatta biraz daha ileri gidip ilk aşamada sıraladığı işlerden birinin bitmesi sonucu doğacak duruma bağlı olarak yapılması gerekecek yeni işleri de sıraya sokmasına plan;  sıraladığı işlerin daha en başındakinin plana hiç uymayacak kadar çok zaman alması dolayısıyla her şeyin alt üst olmasına hayatın acı gerçeği denir. Hayır, her Pazartesi rejime başlamaya karar verip her Cuma günü evrende kapladığı kütlesinin daha da artmış olduğunu fark etmek bunlardan biri sayılmaz. Tıpkı her seferinde büyük uğraşlarla çıkardığı şort ipinin biraz sonra aynı delikten içeri kaçması gibi, bu da olacağı önceden çok güçlü bir şekilde tahmin edilen bir durum karşısında gerçekçi önlem almama kategorisine giren bir durumdur ve benim şu Bayram günü işlerimi yetiştiremememle çok da yakından alakalı değildir. Bu ikinci durum daha çok, sürekli olarak çeşitli aile yakınlarından ald...

iyi, kötü, bencil

Mesela benim balkonda domates yetiştirmem bir bakıma büyük bir bencilliktir. O yapraklara tutunmaya, orada kendine hayat bulmaya çalışan böceklere hiç düşünmeden sıktığım organik ilacın böcekleri öldüreceğini ama bitkiye bir şey yapmayacağını, dolayısıyla o domatesler bir gün olur da yenecek kıvama gelirse afiyetle koparacağımı biliyorum çünkü. Böcekler, kendim için oluşturmaya çalıştığım yaşam alanım için ciddi bir tehdit olduğu için, mesela pazardan aldığım herhangi bir meyve - sebzede arada sırada denk geldiğim tırtıllara yaptığım gibi bir poşetin içine biraz yeşillikle falan birlikte koyup belki de yaşayabilir umuduyla çöpe atmıyorum. Direkt öldürüyorum. Öte yandan o böcekler, en azından kendi algılayabildiğimiz evren içerisinde,  musallat oldukları bitkinin başka bir canlıya ait olabileceği gibi bir şeyi düşünmezler bile. Kafalarında, bitki de olsa başka bir canlıya zarar verdiklerine dair herhangi bir soru işareti yoktur. O bitkiden beslenmeyi düşünen başka canlıları doğrud...

yedi liralık saç tıraşı

Sırf berbere inat, geçen gün markette Geleneksel Babalar Günü kutlamaları kapsamında 60 liralık alışveriş yapana 7 liraya verdikleri saç kesme makinesiyle kesmeye kalktım saçımı. Tabii baktım o iş filmlerde olduğu gibi öyle ayna karşısına geçip artist artist makineyi kafaya değdirmekle olacak bir şey değil, hanımın da yardımını istedim. Aslında bu kafayı sıfıra vurdurma mevzusuna yabancı değilim, eskiden de bir arkadaşla, onun evindeki makineyle birbirimizin kafasını sıfırlardık, sene 94 - 95 falan olsa gerek ama hafızam beni yanıltmıyorsa o makine daha iyi kesiyor gibiydi sanki. Velhasıl kelam, sonuçtan memnun kaldım ama bir türlü geçmeyen bir kaşıntı var ensemde. Ayağında aylardır geçmeyen örümcek ısırığı olan adamım ben, onu dert etmeyeceğim tabii; ve hayır, Örümcek Adam ben değilim. Bu göbekle beni zaten yapsalar yapsalar Noel Baba yaparlar, o da gerçek değil.

sabaha sidik yarışıyla uyanmak

Yaş ortalaması 5,5'i ancak bulan iki çocuğun arka arkaya yapıştırdıkları A4 kağıtlarına bakıp hangisininki daha uzun olmuş diye yarışmasında şüphesiz ki alınacak dersler vardır.  Özellikle de, kağıtları bu şekilde israf etmelerine izin verilmesinin tek sebebinin sabahın köründe uyandıkları ve sizin onlar bir şekilde oyalanırken azıcık olsun gözünüzü kapatabilme imkanı elde etme umudu olduğunu fark etmiyorlarsa. Çünkü bakın burası çok ilginç, ani gelişen birtakım gelişmeler yüzünden ilgilenme fırsatı bulamadığınız o kompost çok kötü kokmaya başladığı için çöpe atmak üzere merdivenlerden inerken geçen en fazla 20 saniyelik sürenin bütün apartmanın en az 3 - 4 saat içeride sanki bir şey ölmüş gibi kokmasına yetmesi gibi, yaptığınız şeyin ne kadar beyhude olduğunu yapmaya başlamadan önce bilemiyorsunuz. Oysa yeterli ilgiyi gösterebilseydim o kompost şimdi o domatesleri coşturacaktı. Yine de fidelerden iki tanesi baş vermiş, o mühim. Yalnız bir de kahvaltıda sürpriz yumurta yemek ...

berberden öğrendiğim iş modeli

Berberlerden çok şey öğrendim aslında. Örneğin ben yıllardır aynı fiyatlara iş yaparken 3 - 4 ayda bir zam yapan berberim bana çok şey kattı. Fiyatı bir değil, iki değil, zırt pırt yükseltip durursan müşteriyi kaçırırsın. Önemli bir tecrübe oldu benim için. Zaten biraz da uzaktaydı. Yeni berberim de enteresandı. Fiyat konusu falan iyiydi de, geçenlerde bizim oğlan heves edip saçına yıldız yaptırmak istediğinde adamın mevzuya yaklaşımı, görmek isteyen gözler için ibretle doluydu. Şimdi, şu saça yıldız yapma falan bana da saçma geliyor. Benim berberden beklentim belli, kısa kessin yeter. Kısa derken, hem saçım kısa olacak, hem de kesme işleminin kendisi. Bir de kafama o mentollü şeyden döksün isterim. İlk denediğimde kafamı fena yakmıştı, bir "Ne oluyoruz?" demiştim ama sonradan insan pek müdavimi oluyor mentollü toniğin. Neyse yani, budur benim berberden beklentim. Öyle yıldız falan bana göre şeyler değil. Fotoşok tekniğiyle temsili  olarak çizilmiş yıldız E ama oğlum...

hedefe kilitlenen kahve

2017 yılının ilk yarısını yağmurlar eşliğinde uğurlamaya hazırlanırken, ben de bu sene için almış olduğum sekiz maddelik yegane kararı çoktan gerçekleştirmiş olmamın buruk kıvancını yaşıyorum. Evet buruk, çünkü hedefimi gerçekleştirmesine gerçekleştirdim tabii ama biraz daha bekleseymişim yanında eşantiyon olarak kahve öğütücüsü de vereceklermiş. Ben sadece filtre kahve makinesiyle yetinmek zorunda kaldım. Yalnız dikkat, uzmanlar uyarıyor, Ramazan'da susuz kalmayın. Bence sahuru son dakikaya bırakmak yerine bir saat erken yemek ve kalan sürede su içerek yediklerimizin hararetini bastırmak daha verimli sonuç üretiyor gibi. Ama tabii insan hayret etmek istiyor, koskoca birliğin bir ay içinde üç kere zehirlenmesine nasıl göz yumdunuz diye; fakat cevap o kadar net, on yıllar öncesinden tohumları atılan toplumsal çözülme ve akabindeki sistem çökmesinin meyvelerini topladığımız o kadar belli ki, insan üzülmekten hayret etmeye pek fırsat bulamıyor. Ve de işte bir işi onu yapabilecek en i...

domates sırığı

Canımız sıkıldığında " Siz o laleleri zamanında bizden aldınız." diye atarlandığımız Hollandalılar kesmezse eğer, kişisel tatminimize katkıda bulunacak yeni bir argüman var sırada: "Siz o mercimekleri zamanında bizden aldınız." diyerek Kanadalılara da atarlanabiliriz. Ama neyse ki dolar bu aralar düşüşte de market raflarını istediğimiz kadar muhtemelen genetiğiyle oynanmış Kanada mercimeğiyle doldurabiliyoruz. Ha, o da mı yetmedi, sırada Rusya domatesi varmış gibi görünüyor. Halbuki bak iddia ediyorum, betonsal büyüme yerine tarımsal büyümeye dayalı bir model geliştirilmiş olsaydı, bugün Almanya bizden mercimek alma sırasına girmekten üçüncü köprümüzü kıskanmaya vakit bulamazdı yeminle. Ha sonra adam bir yandan demokrasi, insan hakları falan filan deyip bir yandan da bildiğin dağ eşkıyasını politik koz olarak mı besledi, kesersin mercimeği, kesersin domatesi, bak gör bir daha yapıyor mu. Çünkü en sevdiğim zenginlik tanımı, bugün çalışmayı bıraksan yapmış ol...

uyku gayet mühim bir şeydir

"Para gayet mühim bir şeydir, bilhassa olmadığı zaman." demiş Erich Maria Remarque, Ölümsüz Günler romanında. Doğru da demiştir ve bundan nereden baksan 20 yıl önce okuması için verdiğim arkadaşım daha kitabı bile okumadan kaybetmemiş olsaydı tekrar okuyup içindeki incileri bir kez daha sindirmek isterdim; ama şimdi konumuz bu değil de, konumuz şu: Sağlık, paradan da mühim bir şeydir ve anlamak için bazen kaybetmek gerekir. Küçülmüş, kızarık gözler ve bu gözlere eşlik eden mor halkalar o kadar uzun süredir benimle ki, aynada kendimi görürken doğal halimin bu olduğunu bile zannedebilirim. Bir de göbek tabii, ama onunla ilgili bir şeyler yapmak niyetindeyim bu aralar. Diyeceğim o ki, insanın yakın bir akrabası böyle görünürde bir şey bile yokken aniden rahatsızlandığında, ve doktorlar ameliyat olmazsa her an ölüm riskiyle karşı karşıya olduğunu söylediğinde, insanın aklına o gün 1,5 saat uyumuş olmasının içinde bulunduğu uykusuzluk halini çok da net anlatamayacağını, çünkü ön...

dar tişört giyen adam iticiliği

Beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de, bir şeyi yapıp yapıp da aynı şeyi başkası yapınca eleştiren insandır. Ve işte o yüzden giyince vücuda yapışan, hatları belli eden tişörleri giymiyorum ben. Göbeğim zaten yeterince büyükken bir de onu hediye paketine sarmış gibi sergilemek pek bana göre bir davranış biçimi değil. Hayır bir de otobüslerde falan görüyorum. güya kolunu askıya kaldırmış tutunmaya çalışıyor ama o nasıl kendini kasmaktır öyle, iki tane kol kası göstereceğim diye. Bir de mesela aksilik diye bir şey var. Sadece 1,5 saatlik uykuyla durmak buna örnek verilebilir. Ama bana kalırsa en sinir bozucu olanı, bir şeyi ancak kendi kazanırken yapan ve sonuçlar bir şekilde aleyhine işlemeye başladığı anda etik değerlerden bahsetmeye kalkanlardır. Batının ikiyüzlülüğü buna güzel örnektir mesela. Başkaları da ikiyüzlüdür elbette, sadece Batı alemiyle sınırlamak yanlış olur ama her şeyin de bir şeyi vardır sonuçta.

pazar stratejileri

Sene olmuş 2017, hadi o bir şey değil de, Haziran ayının üçte birlik kısmı geride kalmış, pazara çıkarken hâlâ üzerimize bir mont, bir yağmurluk, efendime söyleyeyim, bir svetşört almadan çıkamıyoruz. E peki bu domateslerin büyümek için güneşe ihtiyacı yok mu? Zaten o değil de, bugün pazara çıktığımda kirazın kilosu 10 liraydı. Ne yapayım yani, balkonda bir de kiraz mı yetiştireyim? Ama ben o domatesten bir koyup beş almaya niyetliyim. Bir fidandan en az beş domates alamazsam üzülürüm. Tabii her şeyden önemlisi pazara çıkarken anahtarı hangi cebimize koyduğumuzdur. Yanlış cebe koyarsak, bir de o torbaları çamurlu yerlere koymama gibi bir takıntınız varsa, alt katta oturan komşunuz tesadüfen gelip de kapıyı açana kadar debelenip durursunuz. Bütün bunlar hep çalışılmış hareketler. Yalnız kadın da bayağı bir şişmanlamış. Muz da 9 lira bu arada. Ama dolar artık yükselmiyor, bak o iyi bir şey.

sarımsağın domatese faydaları

Birlikte uyumlu bir şekilde yaşamayı belirli bir standarda sokmayı başarabilmiş toplumlarda mahalle aralarında bile marjinal sayılması gereken külhanbeyi kültürü birdenbire hakim kültür haline geliverince, memleketin doktoru bile oturduğu binanın alt katındaki veterinerle sorununu çözmek için sorgusuz sualsiz saldırır, yetmez, bir de doktorun mühendis oğlu aynı veterinere saldırır, ve bu baba oğulun, bir futbolcunun bir uçakta karşılaştığı bir gazeteciyi darp etmeyi hak görebildiği bir ülkede yetiştirdikleri altı yaşındaki çocuk durup dururken bir kediye tekme atmaya kalkabilir. Sorunlarını konuşarak, konuşmak yeterli gelmezse birlikte uyumlu bir şekilde yaşamayı belirli bir standarda sokmayı başarabilmiş toplumlarda olması gereken birtakım kurumlara havale ederek çözmek yerine direkt şiddete başvurmayı tercih eden insanların giderek çoğaldığı, şiddeti giderek daha da normalleştirdiği bir toplumda eğer balkonda yetiştirdiğiniz domates bitkinize musallat olan sineklerden ve diğer b...

havalar ısınamadı geyiğine katkım olsun

Tıpkı büyüme mevsimi çoktan gelmesine rağmen doğru düzgün güneş görmeyen balkonumdaki domates fidanları gibi iki gram internet bağlantısına hasret kaldım günlerdir. Her gece saçma sapan kesilen elektrikleri saymıyorum bile. Hayır, adamlar benden iş bekliyor ama platformları internette, bağlanamıyorum. Oysa herkes çok iyi bilir ki, ekonomide bir koyup beş almanın en güvenilir yolu tarımdan geçer. Sanayileşmemiş, herkesin kendi ihtiyacına göre ekme biçme yaptığı tarımsa bence daha da makbule geçer. AKK kalktı dedilerdi ama sadece gece ikiden sabah yediye kadar kalkmışmış, o da ilginçmiş. Untitled by Placi1 on DeviantArt Bu internet neden yok, ben neden işimi yapamıyorum bilmiyorum. Haziranın ilk haftası bitmiş, güneş neden çıkmıyor onu da bilmiyorum. Trump reyiz dediydi, küresel ısınma diye bir şey yokmuş, ondan olabilir. Ya da belki çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra, o çöpün orada 24 saate yakın kalacağını bile bile dışarı çöp çıkartan komşumla bir alakası vardır, bilemedi...

benim ihtişamlı göbeğim

Allah kimine boy verir, kimine de göbek. En son gençlik yıllarımda görüştüğüm bir arkadaşımın beni şimdi görse şaşıracağı kadar görkemli göbeğim de bana kısmetmiş. Zaten uzun boylu biri değilim. Halbuki, nasıl olsa oruç tutuyorum diye bir oturuşta bir pide gömdüğüm dönemlerim geride kaldı. Eskiden, Beşiktaş'tan Ortaköy'e doğru yürürken Mimar Sinan'ın karşısındaki büfeden illa ki bir amerikanlı sosisli aldığım günler de çok geride kaldı. Zaten Mimar Sinan'ın Beşiktaş'taki kampüsü çoktan oradan kalktı. Nereye gitti hiç sormadım. Ama gördüğüm kadarıyla büfeler iyi yürüdü. Benim sosisli aldığım günlerdeki basit kulübe konseptinden kafe konseptine geçtiler çok önceden. Nitekim, artık eskisine oranla çok daha az yiyor olsam da, gramajı azalırken fiyatı artan pideler göbeğimin ihtişamını korumasında önemli bir rol oynuyor.  Yalnız, saksıda domates yetiştirmek iyi güzel de çok sinek yapıyor. Du bakalım, ona da doğal bir ilaç sıktım, sonuç ne olacak göreceğiz. Hayır, içinde ...

domates

Gramajı düşerken fiyatı artan pidenin, göbeğimi korumakta gösterdiğim istikrara yardımcı olduğu anlaşıldı. Zaten çok fazla ekmek yiyen insan olmamaya gayret ediyorum. Domatesin fiyatı aniden iki basamaklı sayılara çıkınca, ekranlardan mehter marşı vererek portakal yememizi öneren ünlü Türk düşünürü abimizin  metodu işe yaramış olmalı ki, dün bizim pazarda domates iki liraydı. Aynı başarıyı pidede de bekliyoruz. Ve de tabii bu çok net gösteriyor ki, bazı şeylerin değeri fiyatının düşük olmasındadır. Domates olur, salatalık olur, Ramazan pidesi olur, fark etmez. Bir iPhone  almak için 1,5 ton domates satmak gerektiğini söyleyerek domatesin değerini düşüremezsiniz. Çünkü iPhone yenmez. Yalnız, doktorlar sıklıkla uyarıyor, su içmek lazım. Kahve değil. Sonra insan rüyasında su içtiğini falan görüyor. özellikle de iPhone'u üretmiyorsan ama domatesin kralı sendeyse.  O değil de, ekonomide bir koyup beş almanın formülünü bulmuş olabilirim. Balkonumdaki domatesler bit büyüsü...

YAZIN İLK GÜNÜ

Oğlum bir aydır soruyordu, "Yaza ne zaman gireceğiz?" diye. Takvimlerin yaz mevsimini gösterdiği Haziran ayının ilk gününü baz alarak, her gün geri sayım yapıyorduk. "On gün kaldı. Beş gün kaldı. İki gün kaldı." diye. Bir yandan da soğuk geçen günlere bakıp bakıp bu sene gelmeyecekmiş gibi görünen yaz mevsiminin takvimdeki ilk gününe girip de havaların hâlâ serin olmasını nasıl açıklayabileceğimi düşünüyordum, sanki bir açıklaması varsa bile ben biliyormuşum gibi. Mevsimler arada sırada kayar, bunlara güvenmeyeceksin. Ancak ilk defa bu sabah rüyamda resmen su içtiğimi görerek uyanmam bir işaretmiş demek. Takvimlerin yazı gösterdiği ilk gün havalar gerçekten de yazın olması gerektiği gibiydi. Neyse bu sene yırttık. Önümüzdeki senelerde de, küresel ısınmaya inanmayan Trump Reyiz yardımımıza koşacak gibi. "Ben Paris Anlaşmasını tanımıyorum." diyerek petrol türevi yakıt tüketimini teşvik etmesiyle birlikte, benim "Ya ilerideki Haziranlarda da havalar ...