Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

hızlı kilo vermek için bulduğum numara

Çöp kamyonu geldikten beş dakika sonra aşağıya çöp indiren mahalle sakininin mertebesine ulaştırmasa da, tenis topuyla kendi kendime masaj yapmanın verdiği rahatlıktan olsa gerek bu aralar elim pek işe gitmiyor. Çok yoğun bir süreci atlatmanın ardından beynimin daha fazla çalışmayı reddetmesiyle ilgili bir durum da olabilir; hem de çok yoğun bir süreç aslında pek de öyle bitmemişken. Ama ben yine de boş durmadım ve hızlı kilo vermek için gereken numarayı buldum. Şimdi de bir amme hizmeti kıvamında bu numarayı açıklıyorum: 7. Evet, yedi, bildiğimiz yedi. Başka türlüsü olması mümkün değildi zaten. Oysa ne demiş Emre Kongar Hoca, çok eskiden okuduğum bir kitabında: "Etkileme sonunda o kanun ortada değilmiş gibi hareket etmek, uçmakta olan uçağın uçtuğu için, yer çekimi yok zannederek motorlarını susturmasına benzer."

balkondaki armudun çöpü

Tabii bu arada ben de boş durmadım, tenis topuyla kendi kendine masaj yöntemleri öğrendim. Çöp kamyonu gittikten istisnasız beş dakika sonra, o çöpün ertesi gün akşama kadar orada kalacağını bile bile çöpünü dışarı çıkaran malların rahatlığıyla boy ölçüşemese de, insanı rahatlatıyor doğrusu. Ama tabii şurası çok ilginç, belki de 20 yıl öncesinden olacağını sezinlediğin birtakım tehlikeler için uyarmaya kalktığında seni vizyonsuz, ırkçı, hatta din düşmanı falan ilan etmeye kalkan aynı adamlar, şimdi de vakti zamanında uyarıları dinleselerdi bugün güney sınırında toprak bütünlüğünü tehdit edecek bir korsan devlet oluşturmamak için savaş vermek durumunda kalmayacağımızı söylediğinde, seni vatan haini falan olmakla itham etmeye kalkıyor. Sonra da aynı adam, çöp kamyonu gittikten istisnasız beş dakika sonra çöpünü sokağa bırakmakta hiçbir sakınca görmüyor. Hadi 20 olmasın da 17 sene olsun. Peki tüm bu gelişmeler karşısında ben ne yapıyorum? Ne yapacağım, tenis topuyla oramı buramı rahat...

başlık bulamadığı için blog yazmaya üşenen çevirmen

Sevgili Kabasakal, Mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevap için teşekkürler. Ancak şunu söylemeliyim, yazdıklarınla tam olarak ne demek istediğini çözebilmek için birkaç kere okumak zorunda kaldığım için mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevabı cevaplamam biraz gecikti. Şimdi yanlış anlamadıysam değerli dostum, tartının sonucunun güvenirliğine inanmıyorsam orada bizzat bulunmam gerektiği gibi bir şey söylemişsin. İyi ama canım arkadaşım, sen her tartıya çıktığında ben orada bulunamam ki. Ben sana, kendisini kocaman bir göbek şeklinde maddeleştirmiş gözle görünen bir gerçek karşısında, iddia ettiğin kiloda olmanın bana inandırıcı gelmediğini söylüyorum. Kendine şahit olarak da bugüne kadar lafından dışarı çıkmamış kapıcınız Sadi Efendi'yi göstermenin şaibeyi daha da büyüttüğünü söylüyorum. Burada asıl olan senin doğru beyan vermiş olmandı, değerli dostum. Senin her tartıya çıkmanda benim de orada gözlemci olarak bulunmamı istemenin imkansızlığı bir kenara, bu öncelikle senin s...

filtre kahveyi fazla kaçıran çevirmen

Sevgili Kabasakal, İşlerimin aşırı yoğunluğu, arada bizim oğlanın doğum günü, Türkiye'de rejimin değişmesi falan derken bana yazdığın mektuba yanıt vermekte biraz geciktim. Ancak tüm bu yoğunluk içerisinde hep aklımda olduğunu bilmeni isterim. Değerli arkadaşım, evdeki tartının istikrarlı bir sonuç üretemediğini, sürekli farklı sonuçlar göstermesini bahane ederek gerçek kilonun söylediğin kilo olduğunu iddia etmeni hiç gerçekçi bulmadığımı belirtmek isterim. Tartının bozuk olması başka bir şey, senin söylediğin kiloda olman bambaşka bir şey. Sırf tartı bozuk ve güvenilir sonuç elde etmek neredeyse imkansız diye, sonucun senin söylediğin şekilde olduğunu kabul etmem imkansız. Kaldı ki, tartı gerçekten bozulduysa, bunun sebebi zaten senin tartının kaldırabileceğinden daha ağır olmadır, sevgili dostum. Daha da ilginci, kendine şahit olarak sizin kapıcı Sadi Efendi'yi göstermeni de hiç inandırıcı bulmadım. İşe bizzat senin aldığın, eve götüreceği ekmeğin senin iki dudağının a...

günde bir kere doğruyu gösteren bozuk tartı

Ben her sabah, her çıktığımda ayrı sonuç vermekte ısrar eden dijital tartıya bakıp 50 gram mı verdim yoksa 850 gram mı aldım onu anlamaya çalışırken, elin Alman'ı havaaalanlarımızı ve köprülerimizi kıskanmaktan arta kalan zamanda, gelecek nesillerin hayatını köklü şekilde değiştirecek bir değişikliğe imza atmakla meşgul, Sevgili Temel Reis. Yalnız öncelikle şunu söyleyeyim, sen o Safinaz'a dikkat et. Onun bakışı bakış değil. Değişimi yaratan pek çok etken vardır elbette, Sevgili Temel Reis, ama her şeyin temelinde, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: para . Biz buna kısaca ekonomi diyelim. Ve ekonomiyi değiştiren olası pek çok etken arasında, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: teknoloji.  Teknoloji değiştikçe üretim biçimi değişir. Üretim biçimi değiştikçe insanların yaşam tarzları değişir. İnsanların yaşam tarzları değişince yeni dünya düzeni kurulur. Ve sırası gelmişken şunu da belirtey...

ölümsüzlüğe doğru

Önce iyi haberi vereyim küçük enişte, geçen gün pazardan aldığımız zeytin gerçekten çok güzelmiş. İnsanın böyle leblebi gibi yiyesi geliyor. Kötü habere gelince, insanın gerçek manada ölümsüzlüğü bulmasına az kaldı. Gerçek manada derken, insanın ölüp de adının, mirasının yaşaması falan gibi şeyleri değil, bildiğin ölümsüzlüğü kast ediyorum. Tam olarak hangi koldan ilerleyip de bu seviyeye geliriz, şu anda o kısım biraz muğlak. İnsan bedeni, iddia edildiği gibi ne kadar uğraşırsak uğraşalım belirli bir zamandan sonra kaçınılmaz olarak yıpranıp yok olmaya mahkum mu, yani dolayısıyla bedenimize birtakım suni şeyler takmamız gerekecek mi yoksa yaşlanma dediğimiz süreç gerçekten geriye döndürülebilir mi, bunları hep göreceğiz. Tabii göreceğiz derken, bunu ne sen görebilirsin ne de ben muhtemelen, onu mecazi anlamda söyledim. Peki bunun neresi kötü diye soracak olursan, küçük enişte, şöyle diyeyim, o ölümsüzlüğü sana bana vermezler. Böyle bir şeyin çok pahalı olacağını sen de tahmin eder...

nerede o eski dereler

Geçen gün Herakleitos'da söylediği gibi sevgili Rosemary, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir de, değişim neden olur ben asıl onu konuşmak istiyorum seninle. Eskiden, değişimin temelinde insanoğlunun hep mevcut olandan farklı olanı denemek istemesiyle ilgili bir içgüdü olduğunu düşünürdüm - ki değişimin ilk kıvılcımı olarak bu gayet mantıklı bir önerme olabilir; ama artık değişimin altında farklı dinamikler olduğu kanaatindeyim. Çünkü şüphesiz ki sevgili Rosemary, insanlar bilinen ve bilinmeyen tarih boyunca pek çok kez, pek çok farklı yöntem deneyerek mevcut sistemi değiştirmeye kalkmıştır. Mesela kimileri direkt zor yolunu seçmiştir, kimileri daha sinsi birtakım planlar yapıp önce sistemin içine sızmaya çalışmıştır. Bunları tarih kitaplarından hep biliyoruz. Peki neden bazıları başarılı olmuştur da bazıları saman alevi gibi sönüp gitmiştir diye düşününce, benim bu noktada vardığım sonuç, işin sırrının mevcut şartlar dahilindeki güç odaklarının desteğini almak olduğudur. S...

kahvaltıda bal - kaymak yeyip kilo aldığı için tartıyı suçlayan çevirmen

Gecenin üç buçuğunda dolaptaki kaşarı yemekle yememek arasında verdiğin irade mücadelesinin asıl sebebinin beyninin o saatte hâlâ iş yetiştirmeye çalışmaktan hoşlanmadığı için kendisine bir çıkar yol araması olduğunun farkına varmak, eve yeni tartı aldığımız gün düzgün çalışma vaadi verdiği için yenisini iade edip tekrar eskisine döndüğümüz tartının çok değil, bir hafta sonra yine saçmalamaya başlamasına engel olmuyor maalesef. Bir insan tartıya on kere çıkıp da on kere farklı sonuç alır mı sevgili Kabasakal? Ben de ne yapayım, mecburen ortalardan bir şey seçtim ama seçtiğim sayının dünya üzerinde kapladığım kütlenin gerçek sayısal değeri olduğundan asla emin olamam; hele bir de o değer görmeyi umduğun değerden beş kilo kadar yukarıdaysa. Ve sana bir dost tavsiyesi, bence sen Safinaz'dan uzak dur, çünkü o kız adamın başını belaya sokar. Önce sana yüz veriyor, sonra yine Temel'e koşuyor. Olmaz ki öyle. Hem zaten yerdeki balık yağını da ben dökmedim, yoksa bal - kaymak çok da ...

bardak altlığı

Hani bazen bir iş vardır, hem çok uzun süreceğini bilirsin hem de çok sıkıcıdır ve o yüzden bir türlü başlamak istemezsin ya sevgili Temel Reis; İşte o yüzden, tamam hayvanları ben de çok severim ve tabii ki korunmalarını isterim ama biri benden hayvanlara yemek almak maksadıyla bir adet bardak altlığı için 15 tl istediği vakit, orada biraz durmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Tabii kimsenin günahını almak istemem ama sen yine de o Safinaz'a dikkat et. Ayrıca o balık yağını yere ben dökmedim. Ben, balık yağını yere dökmeme konusunda ihtisas yapmış adamım. Safinaz'ın beni bu konuda suçlayıp durması hoş değil. Netekim, geçen gün balkonda kaybolan bir poşet muzu, komşulardan birinin evde beslediği bir maymunun gizlice aşırdığından artık iyice eminim çünkü aynı maymun evladı geçen gün de bizim dairenin kapısının önünden oğlanın scooter'ını çaldı. Buradan da, apartmanın kapısın her daim açık bırakan değerli komşularıma selam ederim. Ama benim şimdi çok uzun süreceğini bild...

kırılma noktası 3

French press yok, bench press var şiarını düstur edinmeye çalışan biri olarak şunu diyebilirim ki, sırf dün sabah önceki sabaha göre 400 gram eksiğim çıktı diye fazladan iki dilim ekmek yememem gerekirdi. Çünkü beynini çalıştıran kahve değil, bildiğin sudur Değerli Okuyucu, ve kahve ancak bir nebze uyarıcı görevi yapar. O iş sabaha yetişecekse eğer, öncelikle kahveye, hele bir de şekerli kahveye abanmak yerine su içsen, yetiştirmeye çalıştığın iş için daha hayırlı olacaktır. Tabii Karatay Hoca'nın da dediği gibi, beyaz ekmek başta olmak üzere glüten deposu ekmeklerin hepsi zaten zararken, yetmezmiş gibi bir de içine bin bir türlü katlı maddesi eklenmiş hazır harçlarla yapılan fırın ekmeklerinden uzak duracağım derken hanımın evde yaptığı siyez ekmeklerine abanırsan, o da yanlış. Biraz egzersizin hızlandırdığı kan dolaşımının geldiğini hissettiğin uykuya olan etkisi, kahvenin verdiğini zannettiğin etkiden çok daha fazladır, en azından ben öyle biliyorum. Peki nedir kırılma no...

başarılı bir blogun sırrı

Bu blogu açtığım ilk günden bugüne kadar geçen sürede günlük okuyucu sayısını %300  artırmış biri olarak bu işle ilgili en önemli ipucunun sebat etmek olduğunu söylemeliyim. İlk yazmaya başladığımda bir yazıyı 4 - 5 kişi ancak okuyordu. Şimdi bakıyorum, 15, hatta bazı günlerde 16 kişi okuyor. Yani azimle yazınca oluyormuş. Hesap ettim, bu hızla devam edersem, iki yıl sonra 45 kişiye ulaşmam işten bile değil arkadaşlar. Evet, sebat etmek burada anahtar kelime. Bir de, kahveyi azaltırsak iyi olur zannımca. Konuyla İlgisi Olmayan Güzel Görsel

filtre kahvede ikinci tur

Filtre kahve makinelerinin olacağını ümit ettiğim fiyat aralığının epey üzerinde seyir ettiğini gördüğüm zaman yaşadığım hüsran yerini yavaş yavaş bir kabullenmeye bıraksa bile, en ufak bir çarpmada kolayca kırılma potansiyeline sahip cam demlik yerine çelik termoslusundan bulamayaşımın, 2017'ye girerken almış olduğum yeni yıl kararımda biraz gecikmeye sebep olmasını telafi etme maksatlı olarak, kahvede ikinci tura geçtim bugün. Öte yandan, gerek istikrarsız sonuçlar üreterek, gerekse hiç sonuç üretmeyerek dirayetli bir şekilde bozuk imajı veren evdeki hassas kantarın, eve yeni bir tartı aldığımız gün yeniden çalışmaya karar vermesini takiben, evrende kapladığım kütlenin olmasını ümit ettiğimin en az beş kilo fazla olduğu gerçeğini içselleştirmem biraz zaman alabilir. Tabii her şey o kadar da kötüye gitmiyor. Örneğin Wild Guns diye yeni neslin biraz arkaik bulacağı bir oyunda çok hızlı bir şekilde puan kazanıyor olmam gayet iyi bir gelişme bence. Ülkemize üç milyon Afgan mülte...

Yeni yıl hedefini tutturan çevirmen

Senenin ilk çeyreği bitmek üzereyken, ne yalan söyleyeyim, seneye girmeden hemen önce almış olduğum kararı uygulayamayabileceğimi düşünmüştüm. Burada , burada , burada , burada , burada , burada , burada ve burada yazdığı üzere, kendime yeni bir filtre kahve makinesi alma niyetindeydim. Tabii şu da var, insanların geleceklerine dair önemli bir kararı almak için en uygun gün dün, uygulamak için en uygun gün de bugündür ve bu bağlamdan bakacak olursak ben o filtre kahve makinesini teknik olarak dün, hissedilen olarak bugün aldım. Öyleyse, başka bir şeyin önemi yok diyelim mi?

doğal antibiyotik sarımsak

Evin yakınındaki butik markete nihayet gelen ucuz bir muadilini satın almamızı beklermiş gibi, bozuk diye aylarca bir kenarda yattıktan sonra çalışmaya karar veren, ancak, bizim o muadili iade etmemizin akabinde beni görmeyi ümit ettiğimin en az beş kilo fazlasında göstermek gibi bir huy edinen güya hassas kantar bu aralar çok canımı sıkıyor Ceyar. Oysa hep merak etmişimdir, olur olmadık her şeyde antibiyotik kullanmamamız, antibiyotiği bilinçli bire şekilde ve ancak doktor tavsiyesiyle içmemiz şiddetle önerilirken, neden doğal antibiyotiklerin sıkılıkla tüketilmesi tavsiye edilir ki hep? Ama sarımsağı severim, o ayrı. Bak Dallas dedim de aklıma geldi, ben Sue Ellen'ın o dönemlerdeki halini Ajda Pekkan'ın o dönemlerdeki haline benzetmişimdir hep. Tabii sonradan kafamda o şekilde kalmış da olabilir, yoksa her ikisini de yakından görmüşlüğüm yok elbette.

çöpü çıkartmayı unutan çevirmen

Alışkanlık dediğimiz şeyi, sevgili Adile teyzecim, ya da daha doğrusu asıl konumuz olması gereken kötü alışkanlık dediğimiz şeyi, anlık olarak insana haz veren ama uzun vadede zararı dokunduğunu bildiğimiz, tekrar eden bir davranış şekli olarak tarif edebiliriz bence. İnsan burnunu karıştırırken de, kulağına kalem sokarken de, sonra ne bileyim, gecenin bir körü tıkınırken ya da belki sigara içerken, bunu yapmaması gerektiğini bilir ama yine de yapar. Neden, çünkü yaptığı şey o an için ona haz veriyordur ve o kişinin o an için bu hazzı kesme iradesini göstermek gibi bir niyeti yoktur. Bir sonraki sigara mı, tabii ki kesin bırakıyor bu mereti. Oysa iyi alışkanlık dediğimiz şey sevgili Adile teyzecim, ekseriyetle anlık hazza değil, olumlu bir sonuca odaklanır. Ders çalışmaktan mesela, kimse öyle hazzetmez tahminimce ama iyi not almayı herkes ister. Gece gece buzdolabını açıp da güzel bir kalıp peyniri yarısından az olmamak suretiyle bitirmemek insana haz maz vermez, ama kafanı eği...

evrenin dengesini sağlayan buzdolabı kilidi

İçinde yaşadığımız evrenin bir işleyişi, bu işleyişi sağlayan bir düzeni, bu düzenin devam etmesini sağlayan sırları var. Bu sırların bir kısmından henüz haberdar bile değiliz, bir kısmının da varlığının farkındayız ama altında yatan dinamikleri çözemdik. Mesela yerçekimi diye bir şey mi var yoksa gök mü bizi itiyor, bu konuyu henüz açıklığa kavuşturamadık. Yani biz çözmüş olsak da çözmemiş olsak da her şeyin bir şeyi var. Orası kesin. Ve işte her şeyin bir şeyi olduğu için, bir şeyi bir yere bıraktığımızda, o şeyin ertesi gün uyandığımızda da aynı yerde olacağını biliriz. Her sabah uyandığınızda yeni baştan düzenlenmiş bir dünyayla karşılaştığınızı düşünsenize bir. Örneğin kalktınız, çok affedersiniz tuvalete gideceksiniz ama terlikleriniz yok; hadi onu geçtim, mesela banyo bile yok. Siz uyurken bütün evren yer değiştirmiş. Olur mu? Olmaz. İşte dediğim gibi, içinde yaşadığımız evrenin belirli bir kurallar bütünü var; ve bu kurallar bütünü dahilinde, bir şeyi bir yere bıraktığınız...