Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

pabucumun aydınları

Bir de, böyle pabucumun aydınlarına eser bazen, "Atatürk, Latin alfabesinde sadece küçük harfleri bilirdi. Büyük harfleri bilmezdi." diye yazarlar. Şimdi kim olduğunu araştırmaya üşendiğim, internette yazsam kesin çıkacak adamın birinin hatıratında öyle yazıyormuş çünkü. Ve işte "qemal" diye yazınca beğenmediği için "q" harfini Türkçe alfabeye koymamış falan diye yazarlar. Q harfi Türkçe alfabede neden yoktur bilmiyorum ama Atatürk'ün bu idddiayı dillendirmekten bıkmayan dingillerden daha çok kitap okuduğunu biliyorum. Sahip olduğu 4000 küsur kitabı - ki belki de daha çoktur, aslında okumayıp sadece sayfalarını karıştırmış olsa Latin alfabesindeki büyük harfleri illa ki görürdü. Tamam mı canım benim?

muslukçu hesabı

Şimdi bu sabah tartıyı evde başka bir yere koyunca alttaki laminatın altındaki süngerin bozulmasından falan mıdır nedir, olmasını beklediğimden iki kilo kadarcık fazla gösterdi ya, bence bizim muslukçu da bana bakıp "Abi ne iyi ya. Evden çalışıyorsun işte." demiştir. Ama moralim bozuldu tabii. Sonuçta akıl ettim de tartıyı başka yere koyunca kilom yine olması gerektiği kadar fazla çıktı, o mesele değil de, o muslukçu benden çok kazanıyor ya, o biraz canımı sıktı. Tabii bir şey demiyorum, muslukçuluk da elbette kutsal bir meslek. Muslukçular olmasa bozuk muslukları kim tamir edecek, ben değil en azından. Bir de bizim oğlan biraz iştahlı olsaydı keşke. Her yemek ayrı bir savaşa dönüşmeseydi, bak o zaman daha iyi olurdu.  Arabanın muayenesi geldi bir de. Ain't no school like old school. [Part 2] from MasterOfPuppets on 8tracks Radio .

kredi vereceğim diye tutturan bankacı

Hayatıma bir de ödenmeyen KDV diye bir şey girdi. Karşı tarafın, KDV ödeme gününe kadar ödeyeceğini taahhüt ettiği ama ödemediği için aynen bana giren meblağı ifade etmek için kullanılıyor. İşte tam da işimin gücümün arasında çalan telefonu açtım, belki iş kakrıtıp parasını vermek istemeyen başka biri daha olabilir diye. Banka çıktı. Ayrıntılara dikkat etmedim ama bir yerlerde nakit kredisi falan dedi, sanki yeteri kadar işin yokmuş gibi. Hayır, dedim. İstemiyorum, dedim. Kaba davrannak istemiyorum  ama bıraksam 10 dakika dil dökeceklerini de biliyorum. Ve ayrıca, bu lafların büyük kısmını kendilerinin uydurmadığını, birilerinin onlara öğrettiğini de biliyorum. Ama "Niye, nakit para işinize yaramaz mı?" diye sorunca kızdım tabii. "İkimiz de o parayı bana bedava vermeyeceğinizi biliyoruz." dedim. Peki dedi, kapattı. Bir daha da arama lütfen. Bana iş kaktırıp parasını vermeyecekleri engelliyorsun. THY Uçağının 5,5 Saat Rötarı Üzerine Çıldıran Yolcu | Alkışlarla Y...

karma bir kaltaktır bebek

Yalnız, o musluğun elimde kalması hiç iyi olmadı. Yarın ustayı çağırmam gerek. İşin aslı bebeğim, o musluk benim elimde kalmadı aslında, ama işin o kısmı uzun hikaye. Gençliğimde "Nasıl olsa kilo almıyorum." diyerek yediğim o Amerikanlı sosisliler bana karma olarak geri döndü. Ve ne demiş Amerikalılar:   Karma bir kaltaktır, bebek. İşte asıl soru bu. Ama neyse, uçan periyi nihayet onu isteyen 6 yaşındaki kız çocuğuna verdik de iyi oldu ama meğerse kutunun içinde 6 adet kalem pil olmadığı için deneyemedik tabii buna en çok her gün o periyi kutusunda görüp de "Ben de uçan peri isterim" diyen 3 yaşındaki oğlum üzüldü. Ama tabii bir daha uçan peri alacak halim yok. Sanki pazardan elma alıyorsun, adam kalkmış "Stokta hangi renk varsa onu gönderirim." diyor. Olur. Sen 6 yaşındaki kızın kendisine kurduğu dünyaya dua et, yoksa bir daha zor alış veriş ederim senden. Şu usta mevzusu hiç iyi olmadı yalnız. İşin yoksa usta geyiği çek bir de. Ama hazır markete gitm...

mekan

"Bu kış paso oradaydık" dediği mekana topu topu iki kere gittiğini ağzından kaçıran bir arkadaşım vardı. Aradan 25 yıl geçti. Akıllandı mı bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman budala değildi de bize öyle gelmişti, kendi budalalığımızdan. Domates suyum bitmek üzere. Yenisi almak lazım marketten. Hayır, o da değil de, televizyona çıkan doktorları bile kontrol etme ihtiyacı duyuyorsun, adam senin okulundan mezun olmuş, doktor olmuş, sen yine de ayrı bir belge icat ediyorsun, peki de, bari televizyonda "Hamile kadının sokağa çıkması terbiyesizliktir. İnsanın aklına o çocuğun nasıl olduğu gelir." diyen adamdan da kağıt isteyecek misin?  Madem öyle,  "Doğrusu, budala olan, belki de budalalığı yüzünden sevdiğimiz adamın durup dururken akıllanması  hiç de hoşa gidecek bir şey değildir."  demişti Dostoyevski, Ev Sahibesi adlı romanında. Herkesin akıllanma hakkı vardır şüphesiz ki. Amma velakin, eşitlik ve özgürlük denklemin aynı tarafında değildir hiçbir zaman. O yüzd...

standart prosedür

Şu yaşıma geldim, hâlâ öğrenemediysem eğer, standart prosedür, bir işin olacağını ön gördüğünden daha uzun sürmesidir. Çünkü sorun çıkar illa ki. Ve o sorun sadece o işle sınırlı kalmaz, herkes sıraya dizilir "nerede kaldın?" diye sormak için. Sanki ben internette geyik yapıyorum burada. Uğraşıyorum işte. Habit RPG diye bir şey var. Oyun oynar gibi işlerini tamamlıyorsun. Mesela şu iş bitecek diyorsun. Biterse puan kazanıp level atlıyorsun. Bitmezse, darbe almış oluyorsun. Yapılacak işleri oyunlaştırınca biraz daha çekilir oluyor. Çünkü bir insanın hayatta gerçek anlamda mutlu olduğu tek dönem, o da yeterince şanslıysa eğer,  çocukluk dönemidir. Büyüdükçe dünyanın ne bok olduğunu görür ve kirlenir dünya. Sonra ömür boyu o mutluluğu yakalamaya çalışır ama mükemmel mutluluğu elde etmesine mani olan bir şeyler hep vardır. Sonra bir gün kendi çocuğu olur, ve o eski tadı almasının tek yolunun çocuğuna mutlu bir dünya yaratmak olduğunu görür. Tabii, şanslıysa.

kendisini en iyi olmaya adamış davulcunun hikayesi

"Yetersiz yetenek, doğanın zalim bir hediyesidir." demişti Kosinksi, en azından başlığı çok aptalca çevrilmiş olan Kör Randevu kitabında ya, bir de oradan bakmak lazım meseleye. Çünkü yeteneğin tek başına hiçbir şey olmadığı ve üzerine kocaman kocaman emekler akıtmak gerektiği üzerine kurulu koskoca bir medeniyete "Bir dur be hacı." demiştir. Bak mesela, Whiplash diye bir film var ya hani, kendisini en iyi olmaya adamış davulcunun hikayesini anlatan; eminim çok takdir eden olmuştur bizim genç davulcuyu ama benim aklımda film boyunca hep bir tek soru vardı:   "İyi de neden?"  Bende mi azim eksikliği var yoksa? Belki de, ama o kadar hırs seni nereye götürecek, bir de onu düşün istiyorum. Gerçekten dünyanın en birinci davulcusu olunca ne oluyor yani, diye sormak lazım bir noktada. Ünlü olmaksa maksadın, adını nesiller boyunca unutturmamaksa derdin, kötü haberlerim var: sen ölünce bitiyor her şey. Adın ölümsüz olabilir en fazla, sen değil. Ben demiyorum k...

fare tasarım ustaları

Tıpkı burnunun akması hiç durmayan adamın her nefes alışında  "fırk fırk" burnunu çekmesi ve bunu en az 20 yıldır yaptığı halde "Ne yapayım, burnum akıyor?" demesi kadar uyuz olduğum bir şey varsa o da saçma sapan tasarlanmış farelerdir şu hayatta. Yapılması gereken şeyleri yapması gerektiğini bilir ama neden yapmadığına dair on bin tane mazeret üretir de "İyi de, neden üstesinden gelmek için kıçını kaldırmadın?" sorusuna cevap veremez ya hani, işte o misal ben de soruyorum: "Ya arkadaşım, tam sağ baş parmağın altına denk gelen yere 'geri al' düğümesi koymak  hanginizin süper aklından çıktı?"   İstemez, ben geri alırım ne alınacaksa, sen geri çek o düğmeyi. Bir keresinde, ilk fareyi yapan adamla ilgili bir röportaj seyretmiştim televizyonda, yanılmıyorsam yıllar sonra da o adamın öldüğünü okumuştum gazetede. Gazete dediysem internet gazetesi tabi. Adam, fareyi ilk başta daha farklı ve daha işlevsel tasarladığını ama o tasarım herkese z...

bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan

Bu aralar burnuma sürekli nedense bir sosis kokusu geliyor. Bir de, bizim hanımın ev yapımı elma sirkesi, tezgahın altındaki dolabı açınca çok keskin çarpıyor adamın burnuna. Sanırsın, üç gündür ayakkabısını çıkartmayan birader misafirliğe gelmiş. Ama onun dışında, şöyle bir düşünüyorum da, geçmiş bayramlarımın büyük çoğunluğunu çalışarak geçirdim ben. İş yetiştirmeye çalışarak. Bu bayram da pek farklı değildi pek. Herkesin ve özellikle çocukların 23 Nisan Bayramı kutlu olsun. İnsanın aklına ister istemez, hanımın dişi için gittiğimiz dişçinin bekleme salonundaki masalara serpiştirilmiş tarih dergileri geliyor. İlla karalanacak ya Türkiye Cumhuriyeti'ne dair her şey, bu sefer de 23 Nisan'a saran makalelerle dolu bir sayısı geçti elime derginin. Hayır şimdi, işin ilginci, dişçi abi İran asıllıydı. O zaman adama demezler mi "Ya Hacı, madem her şeye politize İslam gözlüğüyle bakmaya bu kadar heveslisin, e bunun hazırı var senin memleketinde. Sen neden geldin ki buraya?" ...

bağımsız filmler yasaklansın madem

Sevgili Bağımsız Filmlerin Unutulmaz Yönetmeni, Sen de fark etmişsindir diye tahmin ediyorum, film çekmenin maliyeti eskisi gibi inanılmaz külfetli değil artık. Ucuzladı bu işler. Ve ucuzlamaya da devam ediyor. Amma velakin biraderim, hep daha büyüğünü yaparak büyüme modelindeki Hollywood'un abardıkça tıkanan filmlerinden bıkan seyirciler için bağımsız sinema demek iyi haber demektir, değil mi? Değildir ve de alakası yoktur. Adamlar kısa hikaye yazar gibi film çekmeye başlamış. Arka arkaya sıralanmış motorize geyiği mizah zannediyorlar. Bana da yazık ama üç gündür aynı filmle uğraşıyorum. Ama tabii bugün bir saatten fazlası noterde olmak suretiyle üç saate yakın zamanım dışarıda geçti. Ben de alayım kamerayı elime noteri çekeyim o zaman. Kadro sağlam. Sıra bana gelir mi? Gerilim de sağlam. Sonra işler neden yetişmiyor? Yetişmez tabii. Sen, atıyorum mesela, bir Adam Sandler'dan daha mı komik sanıyorsun kendini? Bak o adamın filmleri de hiç az konuşmalı değildir, sen kalkmışsın...

çikolatalı muzlu pasta

Hazır dedim işler yetişmiyorken, bari bir kahve molası vereyim de notere gideyim. Sırasıydı, işlemiydi derken o işler gene yetişmedi ama en azından vekaletnameyi çıkarttım. Ben noterden hep 150 liralık vekaletname çıkardığım  için dolar artışı beni etkilemiyor tabii. Bu arada lamı cimi yok, en kârlı yatırım aracı gayrimenkul. Çünkü etrafına bir bak, etrafında gördüğün her yer bundan 10 bin yıl önce de vardı ama orada şimdi oturanlar o zaman yoktu. Bugün ayrıca bizim oğlanın doğum günü olduğu için 3 yaşına basıyor. Ha, işler diyeceksin, o yetişmedi tabii haliyle. Ama muzlu pasta aldım oğluma, o iyi oldu tabii. Yalnız bundan sonra pasta yok, hep ekmek yiyeceğiz biz.

30 barajı

Sene olmuş 2015, hâlâ ie'nin yavaşlığıyla dalga geçen keps paylaşanlar var. Oysa millet Chrome kullanmaya başladığı güne çoktan pişman. O şişmeler, o kasmalar falan. Ama bak şimdi, şişme, kasma dedim ya, şınavda tek seferde 30 barajını geçemiyorum arkadaş. Gerçi yalan olmasın, bugün o sayıyı nihayet 1 artırdım ama yazarsam ayıp anlaşılır diye şey ettim. Nedir bu İstanbul trafiğinden çektiğimiz? Bana sıkışık bir trafik gösterin, size İstanbul diyeyim. O derece yani. Bak, ben askerliğimi S3 yazıcısı olarak yapmış adamım. O yüzden şu gözlemimi çok net söyleyebilirim ki, bugün hava yağmurluydu. O yüzden de daha çok trafik vardı. Aşağı komşunun yeni bebeği oldu bugün. Hastaneden geç vakitte geldiler.  Ama şu da var, sen sağa sapacağının sinyalini çoktan verdiğin ve yavaş yavaş kaymaya başladığın halde, senin sağından hayvan gibi gelen ve sen son anda fark edip güç bela toparlayamasan Allah korusun ama çok ciddi bir kazaya sebebiyet verecek orospu çocuklarıyla dolu bir dünyaya çocuk geti...

uçan perinin intikamı

Bazen işler çok yolunda gider, bazen gitmez, bazen de hiç umulmadık şekilde gider ve o zaman insan gecenin dördüne kadar çalışıp da iş yetiştirmenin ne kadar saçma bir tercih olduğunu anlar. Sağlık birinci şart. Ama neyse, yakın akrabanın domuz gribi olmadığından emin olmanın bedeli 110 tl'lik o testse yapılacak tabii, ama dikkatimi celbetti, neden biz daha içeri girer girmez çat diye o testi yaptılar? Ve neden, bizim yakın akrabanın dediğine göre, devlet hastanesindeki doktor muayene etmekten çok kendi hijyenini sağlamaya gayret etmiş? Bir de bunun serumu falan var tabii ama önce sağlık. Hiç fiyat biçilir miymiş? Bedava olsun madem. Ha bir de dikkatimi celbetti, sen koskoca D&R olmuşsun, internetten alışveriş yaparken bana kasaba bakkalı gibi "Stoklardaki ürün verilir. Renk seçimi yapamazsınız" diyorsun. İş şansa kalınca da tabii olan oluyor, en istemediğimiz renk geliveriyor. Hayır, mesela kitap istesek, "O kitap kalmadı ama filmi var, buyurun filmini göndere...

uçan perilerin dünyayı ele geçirme planı

Bu iş tek sette 30 şınav barajını bir türlü geçememekle olmuyor. Sonuçta ben halden anlayan adamım. Altı yaşına basan bir kız çocuğu doğum günü hediyesi olarak uçan peri istiyorsa, "O yoksa başka bir şey ister misin?" sorusuna "Uçan peri" diye cevap veriyorsa, o çocuğun kendisi için kurduğu sihirli dünyanın fanusunu çatlatmak haddime düşmez. Bir çocuğun fanusunu paramparça etme görevi o çocuğun kendi anne - babasına düşer sonuçta. Amma velakin canım kardeşim, beni o uçan peri denen oyuncağın içinde 150 liraya değecek bir şey olduğuna ikna edemezsiniz. Ne koydunuz yani bunun içine? Ne yapıyor yani o kadar para karşılığında? Ha, diyeceksin ki, 6 yaşında kız çocuğunu mutlu etmeye fiyat konur mu? Konmaz tabi. O aman hadi bir zahmet, bedava ver şu oyuncağı da sen mutlu et yavrucağı.

mister five percent

Sevgili dostum, kahve keyfini bölmek istemezdim ama birinin bu işleri bitirmesi gerek. Yarına bitmiş olması gereken üç işten birini seçtim ve onu bitireceğim hiç değilse telefonum biraz daha az çalsın diye. Şarzı bitmesin madem. Yalnız o değil de, 150 yıl önce yazılmış "insanları ikna etmenin yolları" kitabını okumuş gibi sanki birileri. Çok uç bir örneği alacaksın, sanki normalde çok sık karşılaşılan bir durummuş gibi anlatacaksın, sonra da kendi önermeni sunacaksın. Bak şimdi, hastanın biri uçağı düşürüp kendisiyle birlikte yüzlerce insanın ölmesine mi sebep oldu? O zaman çözüm pilotları evlendirmek olabilir. Ne kadar da süper mantıklı. Ben hemen ikna oldum mesela. Ve fakat kahve soğumadan bitireyim istiyorum işlerden birini. Yatayım uyuyayım istiyorum sonra da. Başım ağrıyorsa biraz da sebebi yediğim hamur işleridir. Ama bak, annesinin diz kapağını görünce hamamcı olan elamanı tenzih ederim. Onun uç bir örneği alma taktiğini uygulamaya çalıştığını sanmıyorum. Onunki da...

matruşka bebeğin içinden çıkan süpriz yumurtanın içindeki iki fasülye

Bizim binanın karşısındaki apartmana nazaran yudumladığım domates suyu eşliğinde düşünüyorum. Ben benzini hep elli liralık aldığım için dolarda gözlemlenen ani artış beni hiç etkilemiyor. Çevirmen adamın vereceği ekonomi tavsiyesi bu kadar olur anca, çalışmaya devam dostlar. Sandalını karşı kıyıya geçirmek için küreklere var gücüyle asılmaktan başka yol bilmeyenler için gelsin:  Bu fasülye yedi buçuk lira. Ama öte yandan, bir bakıyorsun, daha dün 3 kilosunu 5 liraya sattıkları patatesin kilosu olmuş 3,5 lira. O zaman, telenin patates karşısındaki değer kaybı, telenin dolar karşısındaki değer kayından daha fazla demektir. Yani, mevcut krizi fırsat bilip varını yoğunu dolara yatıranlar kaybetti. Patates kazandı dostlar.