Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

büyük tehlike patates

Daha önce de söylemiştim, bazı şeyler eskiden çok daha iyiydi diye. Tıpkı bazılarımızın manuel vitesi otomatik vitese, msdos'u windows 10'a tercih etmesi gibi, ben de tek bıçaklı tıraş bıçaklarının günümüzde dört bıçağa kadar çıkan oynar başlıklı versiyonlarına göre çok daha kullanışlı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de bazı şeyler eskiden çok daha iyiydi, ve benim de ekşi üzerinden öğrendiğim şu yazıya bakacak olursak tüm bunların sorumlusu patates olabilir. O zaman, patates tarlalarına araba fabrikası diktiren Sayın Demirel haklıydı. Çünkü o fabrikayı üzerinde hiçbir şey yetişmeyen bomboş arazilere dikmek yerine tarım arazisine dikmek bizi kurtaracak olan büyük hamleydi. Yarın öbür gün patatesle çalışan araba icat ederlerse ne olur onu bilemedim bak.

bunu yazarken can't touch this şarkısını dinlememin belirli bir sebebi yok

Akşam yemeğini az yeme diyeti yapıyorsan eğer, bastığın yerde çocuğun bir oyuncağı olmadığından emin olmalısın; çünkü fena acıtıyor ayağı. Bir de, gecenin ikisinde çoktan yatıp uyumuş olmak gerekir. Yoksa tabii şu da var, su da yok. Çünkü Cumartesi günleri bizim buralar pazar sokağı. Sucu gelemiyor. Adamlar Pazar günleri de kapalı. Bizim sular da genellikle Cumartesi günleri bitiyor. Yani, neymiş, bakkala gitmeye üşeniyorsan Şam fıstığı yemeyecekmişsin. Zaten gece ikide uyunur, iş yapılmaz.

yer fıstığı

Dolaptaki bardak sayısının giderek azaldığını fark ettiğim şu günlerde, yer fıstığının kilo aldırmadığına dair çıkan söylentileri test etmeye ihtiyacım yok. Benim buna direkt inanmaya ihtiyacım var. Çünkü bir saatlik uykuyla durduğumu söylemişsem eğer burada doğruyu yansıtmayan tek şey "son yirmi dört saat içinde" algısı olabilir ki pek de ala son 36 saattir 1 saatlik çam fıstığı güzeldir ama Siirt fıstığı nedense bana o bardaklar nereye gitmiş olabilir? Kırıldı diye tahmin ediyorum fakat geçen gün de peynir bitti zannettim meğerse bitmeyen tek şey şu anda üzerinde çalıştığım iştir sevgili panpa.  Ben yer fıstığının dış güzelliğini değil iç güzelliğini seviyorum. 

değişmeyen bir tek şey var, o da benim göbeğim

Ben diyeyim 15 yıldır, sen de 20 yıldır aynı dişçiye giderim; ve ben diyeyim 15 yıldır, sen de 20 yıldır aynı dişçi koltuğuna otururum. Ama tabii oturduğum aynı dişçi koltuğu değil. Yukarıda andığım süre zarfında o koltuk en azından iki kere değişti. Belki daha da fazla. Dişçimin tepeden verdiği ışık da değişti. En azından iki kere değiştiğinden emin olduğum o dişçi koltuğuna oturup da gözümün içine giren o lambaya baktığımda görmeye alıştığım plastik kısmındaki çatlaklar artık yok. Yani lamba da değişmiş. Nedir peki değişmeyen? O koltuğa oturup da "Bu elleri napayım, napayım?" diye düşünürken bari göbeğimin üzerine koyduğumda hissettiğim o şişkinlik daha değişmedi. 15 yıl önce "Olm artık kendime dikkat edeyim." dediğim kiloya ancak geldiğim için buradan bir başarı hikayesi çıkartmak çok kolay ama işin aslı sevgili dostum, eline balyoz alıp İzmir'deki pipisi görünen heykele saldırıp da yeteri kadar rahatlamadıysan o balyozun sapıyla ilgili ilgini çekebileceğini ...

bunu yazarken tarçınlı çay içmiyorum ama içebilirdim de

Bakın çok ilginçtir, telesekreter bizim buralarda pek de tutulan bir icat olmadı. Amerikan filmlerine falan bakıyoruz, bu telesekreter pek bir revaçta, sürekli kullanılan bir icat. Yani o yüzden diyorum, telesekretere konuşamamak bizde çok da mühim mevzudan sayılmadı hiçbir zaman. Tabii Amerikan filmleri yanıltıcı olabilir. Mesela bakın, bu mezuniyet balosu denen kutlama büyük mevzuymuş gibi gösterilir, oysa pek de öyle filmlere konu olacak kadar şey değildir. Ha şimdi diyeceksin ki, o zaman oğlanı berbere götürmek büyük mevzu mudur? Kerataya yakışıyor aslında o uzun kıvır kıvır saçlar ama yazın çok terleme yapıyor. O zaman ben de ne yapıyorum, hazır yarın servisin 1000 tl fatura çıkardığı benzin pompasını 250 - 300'e değiştireceğini söyleyen tanıdık ustaya gitmişken bir de dişçiye gideyim bari. Haftaya geliyorum dediğimden bu yana iki ay geçti. Gitmişken bir de kahve içerim belki.

psikolojik baraj

İki yıl önce bir sabah sersemliği sırasında kapıya çarpmak marifetiyle kırdığı aynı ayak parmağını başka bir sabah sersemliğinde başka bir yere çarpan çevirmenin, 15 yıl önce "Yavu çok kilo almışım, biraz kendime dikkat edeyim." dediği kiloya ancak düşmesi başarıysa eğer, adama demezler mi "Lan olm, madem 6 - 7 ayda 12 - 13 kilo birden verebiliyordun, ne bekledin 15 sene?" Çünkü bakın çok ilginçtir, bu cinli minli filmlerde, cinler insanları öldürmeden önce seyirciyi uzun uzun korkuturlar. Hep merak etmişimdir, "Sonunda öldürecek işte. Madem bu kadar güçlü, ne diye kasıyor bu kadar?". Ama işte belki de o kadar güçlü değildirler. Asıl marifet o kadar güçlüymüş gibi görünüp karşındakinin direncini kırmaktır ki zamanı geldiğinde kolay yem olsun. Emin değilim, olabilir yani. Ben şu anda zamanında akıllılık edip aldığım 20 doların keyfini sürmekle meşgulüm.

vefalı bel ağrısı

Sevgili bel ağrısı, berat kandilimi unutmayıp ziyaretime geldiğin için teşekkür ederim. Çünkü ünlü din alimi Cübbeli Ahmet Hoca'nın da isabetle belirttiği gibi kandil günlerinde sabaha kadar namaz kılmak yerine bir hastayı ziyaret etmek daha hayırlıdır. O yüzden hazır işler de azalmışken ben en iyisi bulaşık makinesinde sivri uçları yukarıya bakan çatal bıçakları ve her ne kadar uçları sivri olmasa da kaşıkları ters çevireyim. Aslında, aile içindeki sivri uçlar yukarı mı bakmalı yoksa aşağı mı bakmalı sorununu çözmenin en emin yolu iki tane bulaşık makinesi alarak isteyenin istediği şekilde yerleştirmesine olanak tanımak olmalıdır ama bizimki gibi iki tane bulaşık makinesini düşünme vizyonundan eksik müteahhitlerin yaptığı evlerde oturanlar için bir çözüm önerisi getireyim: sivri uçlar aşağıya baksın. Böylece makineye başka bir şeyler yerleştirirken ya da önceden yerleşmişleri alırken elimize batma ihtimali azalır. Bel ağrısının bu yöntemle geçeceğine dair bir ibareye literetürde r...

anımsatıcı hatası

Papaz eriğini imam eriğine dönüştürme çalışmalarından kalan zaman için TÜBİTAK'a müthiş bir proce önerim var.  Devreden zamansızlık yüzünden buradan uzaktaki köye kadar yol olacak uzunluğa erişen anımsatıcı listesinde "yeniden hatırlat" düğmesi yerine "anımsatma" düğmesine basanlar için işlemi geri alma düğmesi icat etsinler. İmam eriği kadar popüler olmasa da bence bunun piyasası var. "Anımsatma"nın sonundaki "ma" burada olumsuzluk eki oluyor, isimleştirme eki değil, onu da belirtmek gerekir zannımca.  Hayır yani, Bağkur primimi ödeyeceğim ama hatırlamam diye korkuyorum. Yani milli servet söz konusu. O yüzden buradan yetkililere sesleniyorum, diş macunun iki ucuna da kapak yaparlarsa ortadan sıkma sorununa çözüm bulmuş olurlar. Ama diyorsan ki "bunlar beni ilgilendirmiyor, sen bana yarış arabası resmi yapabileceğim kitabın linkini ver.", o da burada .

dingin bir güne başlarken

Hazır aşırı yoğun ve uykusuzlukla dolu bir dönemi nihayet atlatmışken arabanın her ay bir arıza çıkartmasının bir faydası da her servise gittiğimde bedavadan yıkatmak. Ne zaman normal yıkatmaya götürsem "Abi araban çok kirliymiş." diyen adam var ki "Lan dingil, araba kirlenmese sana niye getireyim?" diyemiyorsun dilinin ucuna gelmesine rağmen. Komşuyuz sonuçta. Ama işler nihayet biraz azaldı da şu birkaç gün yatayım ama bak iki ay önce dişçiye "haftaya gelirim" dediydim, adamı orada unuttum iyi mi?  Ne yapayım o zaman, ben de bari yarış arabası çizeyim diyenlerdenseniz, bakın o konudaki bağlantıyı daha önceden de paylaşmıştım ama bakın, sene olmuş 2016, neden hâlâ giydiğimiz çorapların birbirinin eşi olması kuralı var ki? Hayır yani moda diye tişörtü svetşörtün üzerine giydirdiniz - ama bak şunu çok net ifade edeyim ben o şekilde giyinmeye başladığımda moda değildi henüz bunlar. Sonuçta olaya bir de olumlu yönünden bakmak lazım, çorabın bir teki kayıpsa, ...

trafoya zorla giren kedinin gizemi

Tıpkı sayısı her gün biraz daha azalan su bardakları gibi gizemini koruyan bir muamma da her gece saat ikide bizim trafoya giren kedidir o kedi. Hadi onun ne yaptığı belli değil de, ben ne yapıyorum her gece her gece o saatlere kadar ama bak kedi dedim de aklıma geldi, dün sabah dokuzda kesilen elektrik akşam altı buçukta geldi ve de tabii şarzımın gittiği yere kadar telefon olsun, eposta olsun hiç susmadı. Tasarruf tedbirleri tabii bunlar. Teki her daim kayıp olan çorap mevzusu artık klişe olduğu için hiç girmiyorum bile. Ne de olsa, yarış arabası resmi yapmak isteyenlerin bakması gereken bağlantı burada .

peynir diyin ve kendinize iyi bakın

Vakti zamanında dandik çevirmenlerin cüret organlarından çıkarak evlerimize kadar giren "peynir diyin" gibi saçma sapan bir dublaj Türkçesini geçenlerde oğlumun öğretmeninden duymam garip oldu biraz. Yok hayır, ne kadar genç olursa olsun oğlumun öğretmeninin kızım olacak yaşta olabileceği kadar yaşlı değilim neyse ki; ama yine de kabaca bir hesap yapmak gerekirse, oğlumun öğretmeni kadar bir kızımın olabilmesi için baba olmam gereken yaşlarda bir arkadaşım bana ilk defa "Kendine iyi bak." dediğinde "Acaba espri mi yapıyor?" diye anlamak için biraz düşünmem gerekmişti. Netice: espri falan yapmıyordu. Bu lafı bildiğin Türkçe sanıyordu bayağı bayağı. Oysa ben hiçbir dublaj çevirisinde onlara "peynir diyin" demedim. Ben desem desem "peynir yiyin" demişimdir - ki onu da az önce yedim zaten. Bunun bireysel emekliliği zorunlu hale getirmekle ne ilgisi olduğunu çözemeyen arkadaşlar ise şu bağlantıyı takip ettikleri takdirde karşılarına ...

güvenlikçiler ve eski bakanlar

Mesela tam işinizin orta yerinde elektriğin kesilmesi gecenin ikisine denk geliyorsa ve bunu bahane bilip de yatıp uyumaya gider gitmez o elektrikler geri geliyorsa, sebebi bir yerlerde kendisini siteden içeriye almak için kimlik isteyen bir bakan eskisinin güvenlik kabininin içine dalarak o güvenlikçiyi dövmeye kalkması olabilir. Tabii sizin içinize sinmez, saat altıda uyanır yine işinizin başına oturursunuz çünkü ne de olsa zaten o bacak ağrısı sizi uyutmayacaktır ama anlamak zor tabii, bu nasıl bir hazımsızlıktır ki sen kalk koskoca bakan eskisine kimlik sor. Adam haklı tabii, girer odaya güvenlikçiye dalar, çünkü ne de olsa bizim orada gecenin ikisinde elektrik kesintisi sık görülür de bu bacak ağrısı yeni çıktı yalnız.

benim sağ ve güzel bacağım

"Siyatik değildir o. Siyatik olsa yerinde duramazsın"cılar için peşin edit: Yerimde duramıyorum zaten. Böyle belimden başlıyor, ayağıma kadar inerken sağ kaval kemiğimde zirve yapıyor. İki gündür geçmesini bekliyorum. İki gündür geçmiyor. Ama bugün İskenderin altındaki pideyi de yediğim için kendimi lezzetli ama suçlu hissediyorum. O yüzden diyorum, evde canı sıkılıp da araba resmi yapmak isteyenler varsa bu linke baksın . Evde canı sıkılıp da ne iş yapayım diye bilemeyenler çeviri yapabilir mesela. Herhalde bu aralar çok var yapan ki, fiyatı duyan bir daha aramıyor. Ama kusura kalma sevgili dostum, bu bacak ağrıyorsa eğer, ya siyatik değildir o çünkü siyatik olsa yerinde duramazsın,  ya da iş yetiştirmek için  o kadar uykusuz kalmam gerekiyorsa bunun da bir fiyatı olmalı veya elbette bir yerlerde yarı fiyatıma yapacak birini bulursun ki bence de git ona yaptır ki bana da kaliteli müşteri kalsın.

yeni evli çiftlere tavsiyler

Bulaşık makinesine konan çatal bıçağın sivri ucu yukarı mı baksın yoksa aşağı mı baksın diye kavga etmek yerine iki tane bulaşık makinesi alın. Herkes kendi makinesine nasıl istiyorsa öyle koysun. Kimse kimsenin makinesine karışmasın. Bakın burası çok önemli yalnız, şekeri kesmek şart. Şeker vücudunuza karşı yapılmış bir yıkımdır. Renk seçimi eşlerin kendi tercihine bırakılmalıdır. Mesela, şu bayan pembe beyaz eşya sever, kocası mavi beyaz eşya sever, o zaman kaynana bu meseleye karışmamalıdır. Ünlü Karatay Hoca'nın da dediği gibi, ekmek de yememeliyiz. İşte o yüzden bulaşık makinesi seçiminde çocukları çok da şey etmemeliyiz. Eğer çocuklardan biri araba resmi çizmek isterse de onlara bu linkteki kitabı hediye edebilirsiniz. Son olarak da Rüya Ersavcı'dan gelsin: İstemiyorum baba.

bazı şeyler eskiden daha iyiydi

Kimse kusura bakmasın, bazı şeylerin geçmişteki uygulama biçimleri şimdikinden çok daha iyiydi. Bazı şeyleri bizden öncekiler şimdikinden çok daha iyi yapıyordu. Tıraş bıçağı mesela. Eskiden sadece tek bir bıçak vardı bunlarda. Sonra iki bıçaklısını çıkardınız. Yetmedi, üç bıçaklısını çıkardınız. Gözünüz doysun ama o da yetmedi, dört bıçaklısını çıkardınız. Yani kusura bakmayın ama resmen bokunu çıkardınız. Halbuki, bakın burası çok ilginç, en temizi tek bıçaklısı. İki bıçak darbesinden sonra bıçakların arasına sıkışan kılları temizleyeceğim diye cebelleşmek yok. Bulaşık makinesi mesela, bunlardan biri değildir. Bulaşık makinesinin üst rafının alt tarafından orantısızca önce dolmasına çözüm bulunamamış olabilir, çatal bıçağın sivri kısmının aşağıya mı yoksa yukarıya mı bakması gerektiği evlerde sonu gelmeyen tartışmalara yol açmış olabilir, ama yine de bulaşık makinesi iyidir. Hem zaten eskiden kiralar da daha ucuzmuş. Bir de otomatik vitesin rahatlığını hiçbir vites koluna değişmem,...

duvara karşı

Yolda yürürken ayakkabımın bağı her açıldığında bir kenara bir lira koysam şimdi kesin zengindim. Hayır yani, sorun ayakkabı bağımın açılması değil de bağlaması bir dert. Çocukları bile gözünün yaşına bakmadan çok hassas nefsini köreltmek için kullanmaktan çekinmeyen anasının diz kapağından tahrik olmuş zihniyet beni yolun ortasında eğilmiş ayakkabımı bağlarken görse...  neyse. İlla bir duvar falan olması lazım yani.