Sığ adamın zamanında ta kulaklarıma kadar gelen "Nasıl olsa ne okuduğunu unutuyorsun. O zaman kitap okumanın ne anlamı var?" minvalindeki o ağız dolusu gevelemesinde sadece şekle bakanların onaylayacağı bir doğruluk payı olsa da, çok uzun yıllar önce okuyup okuduğunuzu bile unuttuğunuz bir eseri yeniden elinize aldığınızda, sizi siz yapan yapı taşlarının izlerine şaşkınlıkla rastlamanızı takiben kitapların size kattığı değerin gözle görünenden başkasını algılamaya karşı kilit kodları geliştirmiş beyinlerin idrak edemeyeceği kadar derin olduğunu fark ediyorsunuz. Misal, görünürde bambaşka bir bağlam içindeymiş gibi sarf edilmiş şu sözler üstat Umberto Eco'nun kaleminden dökülüp dimağıma kazınmış. Ama belki de her şeye gücü yeten Tanrı böyle yaratmıştı; şimdi içlerinde kimin haklı olduğunu da bilmiyorum, aradan bunca yıl geçtikten sonra tutkuların ateşi de sönüyor, onunla birlikte gerçeğin ışığı olduğuna inanılan şey de. Zira insanın nereye kanalize edeceğini bileme...
Uykusuz günlerin güncesi