Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

huzur

Sığ adamın zamanında ta kulaklarıma kadar gelen "Nasıl olsa ne okuduğunu unutuyorsun. O zaman kitap okumanın ne anlamı var?" minvalindeki o ağız dolusu gevelemesinde sadece şekle bakanların onaylayacağı bir doğruluk payı olsa da, çok uzun yıllar önce okuyup okuduğunuzu bile unuttuğunuz bir eseri yeniden elinize aldığınızda, sizi siz yapan yapı taşlarının izlerine şaşkınlıkla rastlamanızı takiben kitapların size kattığı değerin gözle görünenden başkasını algılamaya karşı kilit kodları geliştirmiş beyinlerin idrak edemeyeceği kadar derin olduğunu fark ediyorsunuz. Misal, görünürde bambaşka bir bağlam içindeymiş gibi sarf edilmiş şu sözler üstat Umberto Eco'nun kaleminden dökülüp dimağıma kazınmış. Ama belki de her şeye gücü yeten Tanrı böyle yaratmıştı; şimdi içlerinde kimin haklı olduğunu da bilmiyorum, aradan bunca yıl geçtikten sonra tutkuların ateşi de sönüyor, onunla birlikte gerçeğin ışığı olduğuna inanılan şey de.  Zira insanın nereye kanalize edeceğini bileme...

engin insan bencilliği

Hiç şüphesiz ki sırf kendi paşa keyfi için başkalarının konfor alanının içinden geçmek engin insan bencilliği içinde kayda değmez bir noktadır. Halbuki eski ekol Command & Conquer oyununda yapay zekası orta seviyeye ayarlanmış Almanya'yı yendikten sonra bu işi zirvede bırakmaya karar vermekten alınacak dersler vardır. Zira, kim olduğundan emin olmadığım, internette yaptğım kısa aramada da bulamadığım ama nedense Konfüçyüs olabileceğini düşündüğüm bir bilgenin de dediği gibi: Kimim ben? Evren için bir hiç, kendim için bir evren. Halbuki, sırf ayıp olmasın diye bir kereliğine olacağını ümit ederek kendi konfor alanınızdan fedakarlık ederek gönülsüzce kabul ettiğiniz bir olgu, bir de bakmışsınız sınır tanımayan insan bencilliğinin doğası gereği norm oluvermiş, sizin o konfor alanı dediğiniz şey de içinden geçile geçile şu mübarek Ramazan ayında telaffuz etmesi hoş kaçmayacak bir şeye dönüşmüş.

10 bin şarkı

Aslında düşünecek olursak, eski ekol Command & Conquer 'da orta seviyede yapay zekaya ayarlanmış Almanya'yı yenmeyi, arada çıkarttığım üç - beş işi ve bir hafta kadar zamanını alan çeviri yardımcı programını kodlamayı saymasak bile, şu boş geçen günleri o kadar da boş geçirmemişim.  Bilgisayarım corona virüsünün en karantinalı günlerinden hemen önce bozulup da değerli dosyalarımın çok önemli bir çoğunluğu uçup giderken geriye her nasıl olduysa on yıllar içinde biriktirdiğim on bin küsur şarkılık müzik arşivim kalmıştı. Ancak şöyle bir sıkıntı vardı ki, medya oynatıcım da uçtuğu için şaka maka 10 bin şarkının hepsini tek tek değerlendirip hepsine tek tek yıldız verme çalışmam çöpe gitmiş olmuştu. Ben de ne yaptım, eski ekol  Command & Conquer 'da orta seviyede yapay zekaya ayarlanmış Almanya'yı yenmekten, arada çıkarttığım üç - beş işten ve bir hafta kadar zamanını alan çeviri yardımcı programını kodlamaktan arta kalan zamanda, hatta kimi durumlarda bu andığım iş...

PATLAK LASTİK

Tam en büyük sorunumun işlerin güçlerin bu kadar azaldığı dönemde sarımsağın kilosunun 100 tl'yi zorlaması olduğunu düşünegörürken sabah çöpü atmaya indiğimde haftalardır yerinden kımıldamayan arabamın sol arka lastiğinin inmiş olduğunu fark etmemle birlikte insanın şu hayatta karşısına çıkacağı trajedilerin sonunun olmadığını idrak ettim. Biri bana neden böyle bir şey için blog yazdığımı sorarsa ne cevap vereceğimi bilmiyorum ama kaçağın bariz siboptan olduğunu biliyorum. Bu da bana kış lastiklerini yaza çevirmek için bahane oldu. Yoksa, çöp atmayı saymazsak haftalardır evden dışarı çıkmışlığım yok. Çıkmışken kahve de alırım belki. Araba haftalardır aynı yerde durduğu için uyuz olan uyuz bir komşunun saçma sapan bir marifeti de olabileceğini düşünmüyor değilim bu arada. Bu araba benimki değil. Resim temsili ama sorun aynı.

AH O ESKİ RAMAZANLAR

İnsanın böyle günlük tutmak, ne bileyim işte blog yazmak falan gibi uçup gitmeyen ve ileride dönüp dönüp bakabileceği izler bırakmasının en ilginç yanı, gerçekten de arada bir dönüp neler yazmış olduğuna bakmasıdır herhalde. Misal ben 2018 Aralık ayında yazdıklarıma bakıyorum da, ne naif dertlerim varmış öyle benim? Filtre kahvenin kilosunun 100 tl'yi geçmesinden şikayetçiymişim. Tabii öte yandan, aylık kahve tüketim hızım düşünülecek olursa yok lan, bayağı bayağı önemli bir mesele bu hakikaten ama yine de insan şu mevcut günlerdeki dertlerini düşününce kahve fiyatına hayıflanmış olmasına gülümsemiyor da değil bir yandan. Sonuçta bu naneyi dışarıdan ithal ediyoruz. Fiyatının anormal yükselmesi istenen bir şey olamaz elbette ama piyasa koşulları içindeki izahatı makullük çerçevesi içindedir. Eh be kardeşim, işin gücün olmadığı şu dönemde yerli sarımsağın kilosunun 100 tl'ye çıkmasının izahatı nedir? Google aramasında gene insaflı bir fiyat çıktı.

ALMANYA'YI YENERKEN ÜZERİME DÜŞENİ YAPTIM

Tabii ben de iş yok güç yok diye boş durmadım, Command and Conquer oyununda Almanya'yı yendim. Üstelik de yapay zeka ayarını orta yapmıştım. Zorlanmadın desem yalan olur, bak onu söyleyeyim ama ben zaten pek CC'ci olmamıştım. Warcraft ve daha sonrasında gelen Star Craft hastasıydum ben. Bilgisayarım uçmadan önce Star Craft'ın online ve büyük kısmı ücretsiz oynanan bir versiyonu vardı bilgisayarımda zaten. Hazır lafı açılmışken şunu da söyleyeyim, bilgisayarım tam zamanında bozulmuş aslında. Bir hafta daha idare edip de bozulmuş olsaydı corona günlerinde Kadıköy'e kadar gidemezdim. Ha, derseniz ki: "Sen onu bırak bu devirde Command and Conquer'ı nereden buldun onu anlat gele yeğenim." onu da  buraya tıklayarak bulabilirsiniz. İsteyen gerçek insanlarla da oynayabiliyor ama millet şimdi aşmıştır, çatır çatır oynayıp benim canımı sıkar diye şimdilik orta seviye yapay zekayla idare ediyorum. İleride bakarız. En öte yandan, "İş yok güç yok, bu ne tuzu kur...