Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

sağ tık

Eğer bir bilgisayar sağ tıklarkan bile seni 10 saniye bekletiyorsa onu değiştireceksin. Biz büyüklerimizden öyle gördük. Biraz daha sabredeyim diyorum, dün uzatma kablosu patladı, belki bugün de bilgisayarın kendisi patlar da, daha fazla oyalanmak için bahanem kalmaz. Ama tabii burada bir seçim yapmam gerekecek. Ya Malibu sahillerindeki ikinci yazlığım için takside girmeyeceğim ya da bilgisayar almayacağım. Ya da belki ikisini birden yapmam. Bak o zaman her şey daha güzel olur, evet. Net. O değil de, biraz da domates suyu içeyim diyorum, mutfağa her gittiğimde kendimi kahve suyu ısıtırken buluyorum. O biraz sıkıntı.

patlak bilgisayar

Temsili su bidonu Güne sucuyu arayarak başlamak gibisi yok. Sabah kahvesinden bile güzel. Kafası ticarete basan biri olsam "Olm bu su satma işinden iyi para var. Ben de gireyim." deyip mahalledeki otuzuncu sucuyu açarım ama işte benim kafam ancak çeviri yapmaya basıyor. Ve bir de tabii dün gece filmi seyrederken bilgisayara giden uzatma kablosunun resmen patlaması ilginçti. Allah'tan uzatma kablosunun kendi sigortası/akım düzenleyicisi vardı da bir şey olmadı; ve Allah'tan o sırada iş yapmıyordum da, uzaktan film seyrediyordum, yoksa ayağıma patlayacaktı meret. Evet, daha önce parmağımın kırıldığı aynı ayak.

kedi

Sevgili Dalton biraderim, Daha dün, bir serbest çevirmenin çeviri yapmadığı saatlerin bir maliyeti olduğunu söylemiştik. Bu iddiamızın arkasındayız. Ayrıca, bir serbest çevirmenin dikkatli olmazsa bu maliyet yüzünden iflas edebileceğini de söylemiştik. Bu mühim hususun altını bir kere daha çizmek isteriz. Bu söylediklerimiz gerçektir ve serbest çevirmen arkadaşlarımızın bu gerçekleri her daim göz önünde bulundurması çok mühimdir, sevgili Dalton biraderim. Ancak ve fakat, bunlar bir serbest çevirmenin edinmesi gereken pusulanın sadece yarısıdır. Pusulanın diğer yarsına sahip olmayan serbest çevirmen yolunu kaybeder. Hasbelkader yolunu bulan serbest çevirmen dostlarımız olsa bile, bu tesadüfi olur ve geneli bağlayıcı bir kural addetmez. Öyleyse nedir pusulayı tamamlayacak olan gerçeklerin diğer yarısı? Şudur, sevgili biraderim: Bir serbest çevirmen, çeviri yaparak asla zengin olamaz. Çok çalışırsa belli bir refah seviyesini tutturabilir elbette; ama zengin olmak başka mesleklerin h...

üzümün sapı

Viskiyle çikolata, birayla kaşar neyse, sade neskafeyle naneli sakız da aynı şeydir benim nazarımda. Akla ziyan bir tat bırakır insanın ağzında. Sakız çiğnemek ayrıca çok da sağlıklı bir şeydir, çünkü sakız çiğneyen insan tıkınamaz. Tabii bu, tuvalete giderken yanıma aldığım cep telefonunun alt komşunun antenini çekerken bizim evdeki anteni çekmemesini izah etmeye yetmiyor. Halbuki, serbest çevirmenlerin çeviri yapmadan geçirdikleri her saatin ciddi bir maliyeti vardır ve dikkatli olmazsa bu maliyet onları iflas ettirir. Ama ben en çok, her yere AVM dikmeyi başarı gibi gösteren bir iktidar anlayışının, şimdi esnafı AVM'lere karşı koruyacağına dair söz verirken tam olarak ne düşündüğünü merak ediyorum.

yoğurtlu pilaV

Bazen sucunun bir türlü gelmeyeceği tutar. Bazen de aksi gibi evde hiç içecek su kalmamıştır.  Pek güvenmesen de bir bardak içsen bir şey olmayacak sular muslukları çoktan terk etmiştir. Ve bazen yapılacak o kadar çok iş birikmiştir ki her şey bir aksilik olup çıkıverir insanın karşısına. Oysa kapitalizm bize hep, şimdiki insanların eskisinden daha refah içinde olduğunu söyler. Eskiden dünyanın en zengin insanının bütün parasını dökse bile sahip olamayacağı şeylere sahibiz biz bugün. Mesela garanti belgesi diye bir şey var. Birleşme yeri gevşediği için tutmayan blendırı veriyorsun, "Hı, tamam." deyip alıyorlar. Artık yaparlar mı yapmazlar mı bilinmez. Ama sucunun gelip gelmeyeceği bilinir. Gelir o. Pazarları hariç hep gelir. Bazen geç gelir, o ayrı. Bazen de evde hiç su kalmaz içecek. Ama bu hesaba göre, bizim dünyanın en fakir insanları sayılmamız gerekmez mi? Gelecekteki insanın sahip olduğu hiçbir şeye sahip olamayacağız. Üstelik öyle paramız da yok ki saçalım. Bugü...

yapılacaklar edilecekler listesi

İşler biraz artmayagörsün, hemen bir yapılacak listesi programı arayışı başlar bende. Düzenli liste tutmak önemlidir elbette ve düzenli listenin kolay ve anlaşılır olması da çok önemlidir tabii; ama işleri o listeleme programı yapmayacak, ben yapacağım. Bunu hiç unutmamak lazım. Sonunda en iyisinin en sadesi olduğuna karar verdim. Önemli olan sıradaki yapılacak işi görmek; gerisi benim çalışmama ve bana işi verenlerle ilişkime kalmış: Çünkü kimseye kalkıp da "Listeye göre gelecek ayın 10'una kadar doluyum. Bana o zamana kadar ilişme." diyemiyorsun. "Yaparız abi." diyorsun. Yaparız dedim de, oğlan bugün üzerinde kelebek deseni olan bir kağıt ayracını çenesine tutup "Ben sakal yaptiiim." deyip durdu. Ben söyleyince komik olmuyor, biliyorum ama o yapınca dünyanın en güzel şeyi oluyor.

şişlide apartuman

Geçenlerde ben orta okuldayken şimdilerde ona 6 mı diyorlar 7 mi diyorlar bugün çok verimli geçmedi. Polenezköy gezisi vardı. Okulcek. At falan vardı ama benim olayım değildi hatta azıcık ben de ata binmiştim ama bir arkadaşımla beraber dolaşırken bak onu hatırlıyorum. Çok güzel evler vardı. Böyle şato gibi, kale gibi evler. Ne güzel evler "değil mi"? diye sordu arkadaşım. Ama çok da kötü bir gün değildi. Önemli bağlantılar yaptım işle ilgili. İş dediğim, sabah akşam film seyretmek zaten. Evet dedim ben de diye cevap ileride oturmak isterim dedi "böyle bir" yerde. Ben de dedim. Bak onu da hatırlıyorum. Sonra ışın kılıçlarımızı çıkartıp gölden balık tutarken mayalar kovaladı bizi. Tutamadık. Tahminimce 27 sene önceydi. 25 - 30 arası muhtemelen. Arkadaşıma dedim ki, "Bir gün ben de bu evde oturmak isterim. Çok çalışıp, böyle bir ev alacak kadar para kazanmak isterim." dedim. Naifmişim demek ki o zamanlar. "Ne çalışması? Ben çalışmakla falan uğraşamam....

mis gibi ev yapımı ekmek

Bizim evi karıncalar bastı. Bulduklarımızı peçeteyle falan toplayıp kendilerine başka bir hayat kursunlar diye camdan aşağı atıyoruz ama anlaşılan bizi çok seviyorlarmış ki gelmeye devam ediyorlar. Mis gibi ev yapımı ekmek. Karıncalara yedirmeyiz. İnsanların bugün yaptıkları eylemlerin amacının gelecekte mutluluk elde etmek olduğunu öneren bir düşünce ekolünden bahsedecektim aslında. Çünkü düşününce bana gayet makul geldi. Ama gelecekte elde etmeyi hedeflediğimiz mutluluğun ne olduğunu tanımlamadığımız için, ne elde ettiğimizin farkında bile olmaksızın habire çabalayıp durduğumuzu ve bir türlü mutlu olamadığımızı ileri sürüyor bu düşünce ekolü. Düşününce bu da makul geliyor. Hatta ve hatta, dolaptan çıkardığımız dondurmanın verdiği anlık hazzın bu teori üzerinde nereye düştüğünden bile bahsedecektim. Ama baktım, sadece iki kişi okumuş dün yazdıklarımı, uğraşmayayım dedim o zaman. Yalnız, an itibariyle Polonya'dan giriş yaparak toplamda 11 yazımı okuyan açan arkadaş-la...

49

Bak şunu peşinen söyleyeyim, 49 kişiye karşılık 49 tank verildiğine hiç ihtimal vermiyorum. Çünkü, bizimkilerin onu vermeyeceğinden değil ama vermiş olsaydı şimdiye kadar çok kesin ispatlı olarak ortaya çıkardı diye düşündüğümden. Ve yine peşinen söyleyeyim ki, bilinçli olarak vejetaryen olmayı seçmemiş herkesin "ay ama yazık o hayvanlara" serzenişlerini son derece yapmacık buluyorum. O AVM'lerde yediğin fest fudlardaki etlerin nereden geldiğini zannediyorsun? Ama illa ki bir şeylerin verildiğinden eminim ve kusura bakmayın ama bu işte bir terslik var hoca. Tabii ki hiçbir şey o 49 candan değerli olamaz. Orası kesin de, o 49 can karşılığında başka insanların canının en azından doğrudan alacak bir şeyler verilmediğini varsaysak umsak bile, senin en baştaki sorumluluğun o insanları öyle tehlikeli bir duruma düşürmemek olmalıydı. Kusura bakma ama şehrin orta göbeğinde oturduğum sokak buram buram hayvan kokuyorsa bu işte yanlışlık var demektir. Şehirler bunun için ta...

6678

Sabaha kadar çalışsam mı acaba gece ve gündüzün eşit olduğu tarihi mi uykusuz ve tabii karnım da acıktığına göre hem de bir yandan yapayım diyorum hem bir yandan aslında uykum da yok gibi ama dolaba gidip de bir şeyler tıkınmak için ekinoks diyorlar buna. Dönence. Sonuçta bir yerde nokta koymak lazım. O iş bitmeyince çok geriyor beni. Takvime sadık kalmak istiyorum ama yakında havalar saat beşte kararacak ama daha bir yandan da yarın zombi gibi dolaşmama hem şimdi yatsam uykumu alabilmek lan ben o tableti neden şarza takmadım ki? Ama tabii en ilginci, elimde eşek yüküyle iş varken ve piyasadan alacaklarımı toplasam sakin bir sahil kasabasında bir kışı rahatça geçirebilecekken, harcamalarıma azami dikkati göstermek zorunda kalmamdır.

palyaÇo

İ nsanın yapması gereken bir sürü iş olunca aklı hep hangisini yapmıyorsa onda kalıyor. İşte o yüzden, geçen gün bizim sohbete katılan Örümcek Adam'a "Git ayaklarını yıka. Bütün oda leş gibi koktu senin yüzünden." dedim. Oğlan içeride uyumamak için annesiyle savaşırken, insanın hayatı boyunca başına bir sürü talihsizlik gelebileceğini ve bunların her birinin onda derin yaralar bırakabileceğini kabul etsem de, son tahlilde, tercihlerimiz bizi nereye götürmüşse kendimizi orada bulacağımızı söyledim ona. "Bunu amcama anlat." dedi bana. Bir şey diyemedim.

sivriSinek

Y atıp kalkıp blog yazmıyorum elbette ki zaten iki blog arasına bir sürü iş sıkıştırdım sabah sabah kahvaltısını etmedim ama biz buna geç kahvaltı desek bizim oğlan çoktan yedi yemeğini birazdan ben de bir şeyler belki yoğurt yer o da. İyi bir haberi iyi yapan nedir çünkü aynı haberi üç yıl önce alsak çok sevinirdik de şimdi almadığımız için seviniyorsak eğer suçlusu biz miyiz yoksa karar mekanizmamızı etkileyen çevresel etkenler mi? Ben en iyisi bir şeyler yiyeyim de sonra işime devam edeyim birazdan                                         . everything bassnectar from CRholland on 8tracks Radio .

şahane pazar

O kadar aradım ama çürük şeftali resmi bulamadım nette. Herkesin malı iyi anlaşılan. Ben bu pazardan bir şey anlamadım. Eskiden, ben küçükken falan, pazardan aldığın sebze - meyve çürük çıkarsa adama küfrederdin. Teknik olarak şu anda pazartesi olabilir ama ben hâlâ pazarın kafasını yaşıyorum. Eskiden de ertesi gün pazar olduğu için cuma akşamları park edecek yer bulmakta zorlanır mıydı insanlar bilmiyorum ama şimdilerde, sağlam sebze - meyve bulmakta zorlanıyoruz, o ayrı. Adamın malının çürük çıkması normal sayılıyor. Sağlam çıkınca sevinip "adamın malı iyiymiş" diyoruz. Hadi bizden geçtim ama bu yeni nesil hep çürük çarık, hep hileli besinlerle besleniyor. Geleceği şekillendirme peşinde bir iktidar var, bilmem fark ettiniz mi, 15 yıl sonrasına yatırım yapıyor. Ama nedense, yatırım yaptığı o yeni nesilleri iyi besleyecek politikaları ihmal ediyor. Çünkü koca pazar geçti, ama geriye bakıyorum da, bu zaman ne kadar çabuk geçmiş bir türlü anlamıyorum. Anlamadığım başka şeyl...

kırmızı benekli pinpon topu

B en Ona Kısaca Mehmet Diyorum'la ben geçen gün "Kahvaltıda ne yesek?" diye konuşurken, önce kahvaltı etmeyi hak edecek kadar erken kalkıp kalkmadığımızı sormak gerektiğine karar verdik. Tamam, geç kahvaltı diye bir şey icat edilmiş ama bakalım bazılarının branç demeyi tercih ettiği bu snob tavra paramız yetiyor mu bizim? "Önce bir sor bakalım." dedi bana Ben Ona Kısaca Mehmet Diyorum:  "Geç kalkmaya paran yetiyor mu senin?" Avrupa asilzadesi miyiz oğlum biz, sabahın köründe kalkıp da iş yapmayalım. "Ama bugün Pazar." diye itiraz edecek oldum, "Daha iyi ya, başkaları yatarken sen yol alırsın." dedi. "Haklısın." dedim Ben Ona Kısaca Mehmet Diyorum'a. Bu dünyaya neden geldik?  Teoriler çok. Kesin olan bir şey varsa, o da danalar gibi yatmaya gelmediğimiz. Öyle olsaydı, dana olarak gelirdik bu dünyaya diye düşünüyorum.

sütü seven kamyoncu

Bir film çekeyim diyorum. Mesela, filmde, polislerden kaçan kötü  adamlar kaza yapsın. Ama tam kaza yaptıkları yerde kenara çekmiş duran bir araba olsun. Sürücü kadın dışarı çıkmış telefonda eski kocasıyla kavga ederken, kadının küçük kızı da arabada olsun. Ve kötü adamlar bu arabayı kaçırıp küçük kızı da bagaja atsın. Polis, küçük kızı görmediği için arkadan ateş etsin. Kötü adamlar vurulsun, hatta arabayı bir yere çarpsın. Sonra polis bagajdaki küçük kızı görsün. Ve bu arada bir de, kızın annesi aslında o kaçan soyguncunun davasına bakan savcı olsun. Dün gece yatmadan önce bu pizza dilimini yemediğim için kendimi çok takdir ettim. Nasıl? Bu filmi çekmişler mi? Tüh, biri benden önce akıl etmiş o zaman. Öyleyse ben de ne yapayım, domates suyu içeyim bari. Yalnız domates suyu dedim de, bizim Fadime ablanın sütü harbiden çok güzel ya. Market sütlerine on basar. Bir de millet beğenmiyormuş inek kokuyor diye. Süt dediğin inek kokacak tabii hacı, ya ne kokacak?

açık hava bol gıda

Artık nasıl düşürdüysek bağışıklığı, 10 yaşından büyüklerde çok nadiren görülen bir hastalığa yakalandım geçenlerde. El - ayak - ağız sendromu diyorlarmış. Bizim çocukta da var. Bu aralar bir şey yazamadıysam eğer, hastalıktan değildir yalnız: Benimki sırf üşengeçlik; bilesin istedin. Yalnız sana küçük bir mesajım var Sevgili Hava Durumu: Hani, geçenlerde birkaç hafta boyunca sabahları hava kapalı oluyordu da öğleden sonra güneş açıp çok fena yakıyordu ya; hani günlerce günlük güneşlik havadan sonra tam da dün, benim dışarıda işimin olduğu gün şarıl şarıl yağmur yağdı da bugün dışarıda yine bezdirici bir güneş var ya...  Hah işte, o güneş sana girsin. Ama "Ben güneşi istemem, yağmuru isterim." dersen, ben tercihlere saygılı bir insanım, yağmur da olur. Son zamanlarda salgın olarak görülüyormuş bu hastalık, ve suçu Suriyelilere atma eğilimi baş göstermiş. Alakası yok, eskiden de vardı bu hastalık; bunu da bilesin istedim. Kahveyi azalt biraz.