Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

apartman altı dükkanlar

Bir kilo filtre kahve 100 TL'yle yaptığı yarışı yarım baş farkla geçmemiş olsaydı, alır fincanımı  tam da bizim kat hizasına erişmiş olan karşıdaki inşaatı seyrederdim belki ama onun yerine iş yapmaya çalışırken hiç bitmeyen çekiç sesleriyle idare edeceğiz artık. Öte yandan, bizim sokakta yeni yapılan neredeyse hiçbir apartmanın altına dükkan yapılmaması tesadüf değil. Tıpkı, apartman altına yapılan dükkanların genelde boş kalması, boş kalmayanlarınsa sık sık el değiştirmesinin tesadüf olmaması gibi. Yıllar önce otobüsle giderken, müteahhitlerin arsası için yarıştığı izlenimini bırakmak isteyen bir teyzenin, en az bilmem kaç daire ve altta da dükkan vermezse hiçbir müteahhitle anlaşmayacağını ballandıra ballandıra anlatmasına kulak misafiri olduğumu hatırlıyorum. O teyze o arsayı ne yaptı, hatta teyze hayatta mıdır değil midir bilmem ama bugün olsa, apartman altına dükkan yaptırmak yerine yerin dibine iki kat daha inmenin daha kârlı sayılacağını düşünüyor olacağını tahmin etmek...

gece ikide sadece kahve içmemek değil, helva da yememek lazım

Gecenin ikisinde hâlâ çalışıyor olmanın küçük bir ödülü olarak birazcık peynir yemek hadi neyse de, o helvayı kin aldıysa o suçludur yalnız; çünkü ben almadım, almam da, onu biliyorum. Ki bu arada her ne kadar Helvacı türküsünün Mavi Işıklar yorumu gerçekten efsane olsa da, TRT arşivinden bulduğum bir tür yıldızlar geçidi kıvamındaki şu videoyu bir tür nostaljik lezzet vermesi açısından eklemek ve yine işimin başına dönmeden önce bir kere daha belirtneliyim ki bir daha eve helva sokmamak lazım. Çünkü ben yemeyeceksem evdeki hiç kimse yememeli. En doğrusu o olur tabii.

GECE İKİDE KAHVE İÇMEMEK İÇİN BİR SEBEP DAHA

Yeni nesil finans tavsiyecilerinden sıklıkla duyabileceğiniz "İnsan belli bir yere kadar tasarruf edebilir; ama kazanabileceğiniz paranın sınırı yoktur." minvalindeki sözlerin  kulakta bıraktığı tını her ne kadar cezbedici olsa da, sonu karpal tünel sendromuna çıkan işinizi bırakıp ışığa atlayan sinekler gibi girişimcilik trenine binmeden önce, bulunduğumuz topraklardaki en sık karşılaşılan başarı hikayelerinin dönerci, kebapçı, kokoreççi, midyeci, hadi hiçbiri olmadı, tostçu ekseninde dolandığına dikkat ederseniz, evdeki bulgurdan da olma ihtimaliniz azalacaktır. Ve de girişimcilik treninin hiç de öyle allanıp pullandığı gibi bir şey olmadığını fark edip de tasarrufçuluk treninde kalmaya devam etmek gibi isabetli bir karar verecek olursanız, filtre kahvenin 1 kilosunun 100 TL'yle yaptığı yarışı yarım baş farkla kazandığını gördüğümüz şu günlerde kahveden uzak durmak akla daha da yatkın bir tercih olacaktır. Hazır kahvelerin sağlık sebeplerinden dolayı uzak durulası ...

PARK YAPILMAZ, PARK EDİLİR

Tartının hassasiyetinin kaybolmuş olması ve her çıktığında farklı bir sonuç üretmesi yine de gidişatın yönü hakkında aşağı yukarı bir fikir vermesine engel değil; ve sizi temin ederim, verdiği fikir genellikle yukarı doğru oluyor. Tabii aşağı deyince, onun da bir fikri var. Mesela aşağıda oturan komşumuz var. Öğlen saatlerinde zilini çalıp, seni bilmem nereye bırakmanı isteyebiliyor. Ve kendisini söylediği yere bırakacağınızdan emin olduğu için, giyinmiş kuşanmış, çantasını bile takmış olabiliyor. Enteresan tabii. Hayır deyince sen kötü oluyorsun. Filtre kahvenin kilosunun yüz lirayla yarışması ayrı kabus, doğal gaz faturasının filtre kahvenin kilosuyla yarışması daha ayrı bir kabus tabii. PARK YAPILMAZ, PARK EDİLİR

otomatik uçlu kalem mühendisliği

Otomatik uçlu kalem üreticileri tahminimce maliyeti düşürmek için işin mühendislik kısmını üretim bandından alıp tüketicinin eline vermiş olsa gerek ki, arka düğmesine bastığınızda ön taraftan fırlayan uç yazı yazmayı imkansız kılacak anlamsızlıkta uzun olduğu için bir de ayrıyeten uç mesafesi ayarlamak gerekiyor. Gençliğimin adı kaliteliye çıkmış efsanevi markalarının yeni nesil ürünlerinde bile aynı hüsranı görmek mümkün olunca, o pahalı markalarla ucuz market zincirlerinden birinden alınmış ucuz bir otomatik uçlu kalem arasında pek bir fark kalmamış oluyor haliyle. O zaman da insan soruyor: benim uykum neden kaçtı ?

üç ıslak bir limon

Tıpkı üç ıslak hamburgerin yanında alınan limonatayı hamburgerlerle aynı anda bitirmenin şart olmaması ve o hamburgerler bittikten sonra limonatayı rahat rahat yudumlamanın da keyifli bir seçenek olması gibi, diş fırçasının değişme tarihini dış macununun bitme tarihine denk getirmek de zorunlu değildir. Nitekim, dişi fırçalarken diş fırçasını çok sert bastırmamak, dişleri hafif hafif ama uzun uzun fırçalayarak aralarda kalan ne var ne yok çıkarmaya çalışmak çok daha sağlıklı sonuçlar üretecektir. Ağzının içini temizlemek için organik bir şeyler arayanlar ama sabah sabah Hindistan cevizi yağı çalkalayacak on beş dakikayı bulsa zaten uyuyacak arkadaşlar için eşit derecede organik ve laboratuvar sonuçlarına göre olmasa da en azından sezgisel çıkarıma göre eşit derecede dezenfektan bir başka çözüm: sirke, limon, tuz ve su karışımı olabilir. Üstelik 15 - 20 saniye gayet yeterli bir süredir. Sonuçta , karlı bir Aralık sabahı perdeleri açıp karşı inşatta çalışan inşaat işçilerini seyred...

fakir ama gururlu gençler için son şans olabilir

Bir yanda, hayatımızı tarihin daha önceki dönemlerine hiç benzemeyen bir şekilde değiştireceği kesin olan yapay zeka , ve bu yapay zekanın büyük ihtimalle içine yerleşeceği metalik ama esnek hareket kabiliyetine sahip bedenler; diğer yanda henüz etik olup olmadığı tartışılsa da gelecekte çok büyük ihtimalle bu tartışmaları bir kenara bırakıp seri üretime geçecek olan DNA'syla oynanmış üstün insan derken, evet, gelecek büyük ihtimalle çok heyecanlı bir yer olacak ama maalesef bizim geleneksel fakir ama gururlu gençlerimiz için değil. Bu yağmurlu Aralık gününde tam karşımızdaki araziye dikilen apartmandaki inşaatta çalışan işçiler, ya da kendi arazisine kendi binasını diken ve ne olursa olsun bu dirayetiyle takdirimi kazanan mal sahibi farkında olmasa da, orta direğin, ya da günümüzdeki daha yaygın adıyla orta sınıfın giderek erimesi, aradaki bu direnç noktasının gücünü hızla kaybetmesi bizi belli ki iki sınıflı bir topluma götürecek: zenginler ve fakirler. Ya da nam-ı diğer, sa...

yazı

Her ne kadar, insanın sabah kalkıp da tartıda gördüğü sayının önceki gün aşağı yukarı aynı saatlerde, aynı tartıda, aynı ayaklar arasında gördüğü sayıdan biraz daha yukarıda olduğunu gözlemlemesi sonucu hissedilen can sıkıntısıyla boy ölçüşemese de; yaşına, gittiği okul(lar)a, aldığı varsayılan eğitime rağmen kendisinden beklenilmeyecek kadar saçma sapan bir iddiada bulunup da, iddiasının ne kadar saçma olduğu söylendiğinde bunun tek sebebinin olsa olsa kendisine karşı duyulan bir garez olabileceğini zanneden ergen tribi son derece can sıkıcı olabilir. Çünkü dikkat buyurunuz, ilk mesele mahiyeti itibariyle, daha önceden ampirik sonuçlarla erişilebileceği ispatlanmış, dolayısıyla en azından teoride tekrar elde edilebilecek durumdaki bir kontrol problemidir.  Oysa ikinci durum, daha iki dakika önce ortada hiçbir şey yokken muhtemelen aşırı hormon salgısı ve tam oturmamış zihinsel melekelerin birleşimiyle meydana gelmiş hadsizce bir salon dramasıdır. Hadsizlik demişken, tabii hiçb...

yeni yıla yaklaşırken

Pek de başarılı geçmiş gibi görünmeyen 2018 yılını geride bırakmaya hazırlanan biri olarak, her ne kadar hayatımın silik bir rüya gibi anımsadığım belirli bir döneminde çaya karşı bir düşkünlük hissi beslemiş olsam da, kahve benim için her zaman önceliğini koruyan bir içecek oldu. Tabii o zamanlar filtre kahvenin kilosu şaka maka 100 TL'yle yarışmıyordu. Öyleyse 2019 yılı için beklentilerimi gözden geçirirken geride bıraktığım seneden daha iyi bir sene geçirmeyi hedefleyen bir dileği gerçekleştirmek için yapabileceklerimi planlayacak olursam, planımın şimdiye kadar hep yaptığım şeyi yapmaya devam etmeye devam etmek olacağını kendime itiraf etmem gerekiyor; sanki ben bunu zaten bilmiyormuşum gibi. 

31 kasım diş ağrısı

Kasım ayının bazı yıllarda 31 gün olduğunu ama coğrafya dersi almadığı için nasıl hesaplandığını bilmediğini iddia eden ergen zırvası kadar can sıkıcı başka bir şey varsa, o da daha iyi olmak ümidiyle gittiği dişçiden daha fazla diş ağrısıyla dönmek olsa gerek. Yine de, yolculuk otobüse nazaran daha kısa ve daha konforlu olsun diye sarı dolmuşa binmek için sıraya girip de o soğukta abartısız 1 saat beklemek kadar can sıkıcı bir durum sayılmaz bence. Hayır yani, bir de "Böyle bir şeyi nasıl bilmezsin? Sen üniversite sınavına hazırlanıyorsun." dediğimde, bunu deme sebebimin olsa olsa kendi ergen arkadaşları gibi açığını aramam olabileceğini zannetmeseydi yine diş ağrısını tercih ederdim. Öte yandan, aynı hattaki sarı dolmuşa son bindiğimde cüzdanımı düşürmüş olduğumdan, bu korkunç anıyı silmek için o hattı yine kullanmak zorundaydım. Neyse ki dolmuşun şoförü vicdanlı adammış da kimliğime baktıktan sonra belki bana ulaşabilirler diye Beyaz Masaya gitmiş. Onlar da sağ olsun, ...

yeşil çizmeli adam

Bu aralar bu konu biraz daha fazla dikkatimi çektiği için gerçekten algıda seçicilik yapıyor olabilirim ama kahraman olmaya gidip de isimsiz bir ceset olan yeşil çizmeli adam  özel bir arama bile yapmadan internette karşıma çıkınca bundan bahsetmezlik edemedim. Her ne kadar Everest, artık her önüne gelenin tırmandığı bir kamp yeri imajına bürünse de aslında hâlâ ilk günkü kadar gaddar. Macera için, adrenalin tutkusu için, kahraman olmak için, bir şeyleri başarmış olmanın verdiği hazzı tatmak için, ya da akla geldik - gelmedik herhangi bir sebep için bu dağa tırmanmak isteyenler sandıkları kadar hazır değilse ölüyor . Everest affetmiyor. Bazen, 1996 yılından beri orada yatan yeşil çizmeli adam gibi, kim olduğunuz bile tespit edilemeyebiliyor.  Yeşil çizmeli adamın münferit bir olay olmadığını, Everest'te bir kısmının kimliği belirsiz 150'den fazla ceset olduğunu, ve dağın kendine özel zor şartları yüzünden bunların kaldırılamadığını veya gömülemediğini de belirtmeliyim....

sen de yapabilirsin masalı

Artık algıda seçicilik mi desem, algoritmada seçicilik mi desem bilmiyorum ama son zamanlarda sıklıkla dikkatimi çeken bir başka sosyal medya trendi de, paylaşımlardaki "Siz de yapabilirsiniz." çağrısının artmış olması. Sadece seyahat konspetli paylaşımlarla sınırlı değil tabii ama en çok bu arkadaşların çağrısı dikkatimi çekiyor bu aralar. Bu fikri içtenlikle savunuyor olabilirler, kimsenin samimiyetini yargılayacak cüreti gösterecek değilim; ama bu kadar fütursuzca "Ya aslında o kadar zor değil. Bakın siz de yapabilirsiniz." laflarını ederlerken fena halde yanıldıklarını söyleyebilirim. İnsanları gerçekten yapıp yapamayacakları şüpheli şeylere özendirirken yönlendirirken dikkatli olmak gerekir. Seyahat etmek para gerektiren bir iştir. Konfornuzdan ne kadar feragat etmeye hazırlıklı olursanız olsun, illa ki para gerekir. Cebinizde paranız, ya da sıkıştığınızda size o parayı gönderecek bir babanız yoksa gittiğiniz yerde sefil olursunuz. Ama bundan daha öne...

damdan dama atlarken düşen rus

Haber, özellikle bizimki gibi hızlı gündeme sahip ülkeler için eski sayılır. İnternetin bu ücra köşesine denk gelecek kadar derinlere inmiş bir okuyucuysanız büyük ihtimalle bu habere de bir şekilde denk gelmişsinizdir; ama sosyal medyanın yalandan parıltısıyla ilgili yazmak istediklerimi tek başına özetleyen bir video olduğu için bir de ben yazayım dedim. Önce havalı videodan başlayalım. Okumaya birkaç dakika ara verip şu havalı arkadaşların yaptığı nefes kesici videoya bakalım: Ne kadar da havalı, ne kadar da süper değil mi? Ama şimdi bir de şu arkadaşa bakalım. Yalnız dikkat, içinde her ne kadar insanın midesini kaldıracak bir şey olmasa da, hassas bünyeleri rahatsız edebilecek bir görüntü olduğu konusunda uyarmalıyım. Bu videodaki 17 yaşındaki genç, ilk videodaki havalı abilerin yaptığını yapayım derken düşüp öldü. Sosyal medya, odak noktasını geleneksel medyanın yarattığı sihirli dünyada değil, bizim yaşadığımız gerçek dünyada yaşayan insanlara yönelttiği için as...

vişne limon

Filtre kahveyi buz kabına boşaltma marifetiyle elde ettiğim silme kahveden oluşan buz küplerinin umduğum gibi bir serinletici etki vermekten çok uzak olduğunu fark etmemin yarattığı hayal kırıklığının üzerinden geçen tahmini iki yılın ardından, buz kalıplarının yarısına saf limon suyu, yarısına o kadar da saf olmayan kiraz suyu doldurma marifetiyle elde ettiğim yeni icat buz küplerinin serinletici etkisinin tadını çıkartmakta olduğum şu gayet sıcak yaz gününde, doların bu kadar alıp başını gitmişken nasıl olup da oyun oynamaya fırsat bulduğumu soracak olursanız eğer, işin sırrı: hâlâ yüksek oynanabilirliği olan ve fiyatı korsanını araştırmaya çalışmaya değmeyecek kadar ucuz olan oyunlar bulmaktır. Tabii kirazlara dikkat etmek lazım, kurtlu olmasın. Bu arada, oyun ilk başta zannettiğim gibi 10 yıllık falan değil, 16 yıllıkmış; ama tıpkı o kadar para verdiğim internetin arada sırada hâlâ sorgusuz sualsiz kendini kaybetmeye devam etmesinde olduğu gibi, benim en az 44 yıllık olma du...

kızı kurtarmaya giderken yolunu kaybeden jedi şövalyesi

Evet işler biraz yoğun, evet serbest çalışan bir çevirmen olarak bilgisayar başında harcamak zorunda kaldığım emek düzgün bir hayat standardını yakalamak için kazanmam gereken parayı karşılamakta zorlanıyor, evet, genel trendin aksine tüm Ramazan'da sebat ederek verdiğim iki kiloyu iki tabak keşkeğe değiştim falan ama bu aralar satın aldığım en iyi şey Steam'de gayet ucuza satılan Jedi Knight II: Jedi Outcast oyunu oldu. Sonuçta, domates suları pahalandığı için nicedir uzak duruyorum ve bazen bir domates suyu her zaman bir domates suyu değildir. Oyunun on senelik olması fark etmez, ben de 44 seneliğim sonuçta. Ama tabii kızı kurtarmaya giderken yolu şaşırmasaydım iyiydi.

verimsizlik

Güne bir bardak suyla başlamak enerji verirmiş diye duydum. Ben garanti olsun diye hem suyumu içiyorum hem de yanında bir fincan kahvemi içiyorum. Ne de olsa bugün babalar günü. İşte o yüzden, onca işimin gücümün arasında altı aylık yeğenime sadece bir tane tulum almak için benim bütün gardırobumu baştan düzmeme yetecek süreden daha fazla zamanı mağaza mağaza gezerek harcamayı görmezden gelebilirim (gelemedi) . Ama öte yandan, verimsizlik yarışında başka hiçbir şey, sabah sabah internet kesilip de uzunca bir süre gelmeyerek bu aralar sık sık başıma gelen anlık kesintilerden biri olmayabileceği izlenimi verince değerli Türk Telekom çalışanıyla telefonda yaptığım konuşmanın eline su dökemez. Ben sadece sorun benim modemde mi yoksa hatlarda mı bir sıkıntı var onu öğrenmek istemiştim . Ancak, kendisine ezberletilmiş cevaplar dışında konu hakkında zerre kadar bilgisi olmadığı izlenimi veren sayın çağrı merkezi görevlisi, bana inatla Türk Telekom'un bilmem ne programını çalışt...

eşiğinde mermer görünümlü sünger olan ev

Microsft sana bir çift lafım var. Ve laflarımın eşiğinde mermer görünümlü sünger olan evle yakından ilgisi var . Zira sana bu kadar laf hazırlamama vesile olan mevzu orada gerçekleşti. Dijital dünyada mutlak hakimiyetini ilan etmene şu kadarcık kalmışken üstünlüğü kaptırıverdiğin rakibin olarak gördüğüm Google, bir android cep telefonu kullanıcısının evde mi, iş yerinde mi yoksa başka bir yerde mi olduğunu çok rahat anlayabiliyor. Senden özel hayatımıza bu kadar girmeni istemiyorum elbette, hatta bu kadar özele hiç girmemen tabii ki tercihimdir; ama zorunlu güncelleme politikasının arkasındaki aşırı otoriter zihniyetli geri zekalı kimse, bilgisayarın bu güncellemeyi dayatmadan önce nasıl bir bağlantısı olduğunu kontrol etsin, A ntony Q uinn. Tamam, anladık, bu güncellemeler kullanıcıların keyfine bırakılmayacak kadar önemli mevzular , diyeceğim ama aslında öyle değil. Windows 10 denen şu zımbırtı çıkalı yıllar oluyor ve en çok küfrü de saçma sapan zamanlarda güncelleme sebebi...

mor perdeli oda

Adile Naşit'in ninni söylediği yılların biraz daha evveline denk gelen ilk çocukluğumun İstanbul - Ankara yataklı trenlerindeki o sıcak havayla tabii ki yarışamasa da, her nasılsa o çağrışımı yaptırdığına göre aynı sıcaklığın küçük bir kırıntısını olsun verebilen mor perdeli odanın bir başka hoş ayrıntısı da, ancak ikinci gün yapacak başka bir olmadığı için yatakta uzanırken fark ettiğim mor abajurdu. Sineklikli pencerenin içinde mi yoksa dışında mı olduğuna bakmaya üşendiğim, ancak hangi taraftaysa diğer tarafa geçmek için sinek üstü bir çaba gösteren kara sineğin vızıltısı duyuluyordu. Çarşaflar beyazdı. O sırada bilmeme imkan yoktu tabii ama R amazan ayı boyunca kendimi frenlediğim iftarların bir tecellisi olarak verdiğim iki kilo, iki gün sonraki bayramda silip süpüreceğim iki tabak keşkeğe yenik düşecekti. Bu yenilgi, eşiğinde mermer görünümlü sünger olan evde olacaktı ve o evle ilgili Micosoft'a hazırladığım sinkaflı yorumların yumuşatılmış halini de en yakın sürede...

çekici

Bilgisayar ekranına konmakta inat eden bir sinekten iki kat daha can sıkıcı olan şeyin bilgisayar ekranına konmakta direnen iki sinek olmasının ampirik olarak ispatlanmış olmasının gösterdiği üzere, bir işi hızla bitirmeye çalıştığınızda bilgisayar ekranını trollemenin iyi bir fikir olduğunu düşünen bir kara sinek illa ki çıkacaktır. Ve işte bu yüzden her zaman için dikkatli olmak, arabanın bakımlarını düzenli olarak yaptırmak, o arabanın sizi yolun orta yerinde bırakıvermesine karşı güzel bir önlem olabilir. Garanti değil tabii. Bu konudaki tek tesellim o arabanın bana ait olmaması olabilir ama bu başkalarının ihmalkarlığından ders almayacağım anlamına gelmez. Çünkü çok ilginçtir, Ecevit'in anılarını içeren kitabı okurken insan ister istemez o eski Türkiye'de birtakım iç ve dış mihrakların neler yaptığı konusunda hafızasını tazeliyor, ve de tabii o kitapta yazmasa da hafızalarımızda yazdığı üzere "Siz de her şeyi komplo zannediyorsunuz canım." diyen adamların bugünle...

kısa mesafeli yürüyüş

Evden sokağın başındaki butik markete olan mesafenin aklımda kaldığından daha uzun olmasının sebebinin havaların haddinden sıcak olması olduğunu sanmıyorum; zira eğer Ramazan davulcusu bindiği kamyonun üzerinde bir yandan tokmağını vurup bir yandan da kimlerin zilini çalması gerektiğini bilmek için yanan pencerelerin çetelesini tutuyorsa ben de onun bizim sokaktan geçme performansının çetelesini tuttum, haberi olsun. Sucumuzun pazar günleri çalışmıyor olması bir bakıma iyi bir şey zira sokağın uzak ucundaki butik marketten alınan pet şişe su, her türlü maliyet hesabında kapımıza kadar su getiren sucuyu yeniyor. Ama tabii havalar sıcak değilse. Ve de tabii kapımızı çalmak için tam da Kadir Gecesi'ni seçmesi basit bir tesadüf mü yoksa iyi ayarlanmış bir tesadüf mü, onu bilemem. Ayrıca belirtmeliyim ki bizim Ramazan davulcusunun kokartı vardı.

eski tişörtün ön yüzü

Bir zamanlar ön tarafındaki resim sayesinde düzünü tersini ayırt edebildiğim ama o resim yıllar içinde resmen silinip gidince neresinin ön neresinin arka olduğunu ayırt etmekte çok zorlandığım tişörtüm için oldukça efektif bir çözüm buldum. Tişörtün ön tarafına dökme suretiyle bıraktığım domates salçası lekesi, tişörtün neresinin düz neresinin ters olduğunu anlamak için harcadığım vakti elimine etmemi sağlayacak. Bu sayede, pazar pazar evde su kalmadığı için ta sokağın öteki ucundaki markete giderken harcadığım zamanı telafi etmem için yapmam gereken tek şey tişörtü 1253 kere daha giyip çıkarmak olacak. Matematik önemlidir, evet.

internetin yavaşlaması blog yazmama engel değil

Bir gün bulaşık makineniz aniden çalışmayı bırakır da çağırdığınız yetkili servis makineye sadece uzaktan şöyle bir bakıp motorunun bozulduğunu ve değişmesi gerektiğini ama yeni bir bulaşık makinesi almanın daha mantıklı bir seçenek olacağını söylemek için 40 liranızı alırsa, bu müşkül durumu içinizdeki sanatçıyı keşfetmek için kullanabilirsiniz. O kadar bulaşığı kuruması için dizmek kolay bir meziyet değil çünkü. Biz bilmiyorduk sanki yeni makine almayı akıl etmeyi. Ama işin latifesi bir yana, bilmediğimiz şey ustaların artık Adile Naşit'in ninni söylediği günlerdeki ustalar olmadığı, yalandan da olsa makineyi açıp hiç değilse görüntüde bir şeyleri tamir ediyormuş gibi çalışmayı çoktan bıraktığıydı. Ne kolaymış arkadaş memlekette 40 lira kazanmak, bak sana söyleyeyim benim de senin 25 yıllık ustalığın kadar çeviri yapmışlığım var ama böyle kolay para kazanamadım şu hayatta. O kadar tabak çanağı dizmek sorun değil tabii de, keşke üstü üste dururlarken dengelerini kaybedip yere düşm...

kırmızı yanaklı kaplumbağa

Ünlü bir bilim insanının vakt-i zamanında demiş olabileceği gibi, eğer yatakta uyumak için 20 dakikadan daha uzun süre debeleniyorsanız, sırf tadını özlediniz diye sahura kadar kahve içmek iyi bir fikir olmayabilir. Tabii öte yandan, hayatta bazı güzel şeyler de olmuyor değil, ama katkısı bulunan aile fertlerinin kusura bakmaması ricasıyla söylemem gerekirse, geçen günkü ev yapımı hamburgerler bunlardan biri değildi. Maalesef, marketlerde o saatten sonra taze hamburger ekmeği kalmaması ve normalde hiç kullanılmadığı halde ev yapımı köftelerin piştikten sonra sırf orası müsait diye konduğu fırının elektrikli gözünün o gün yanlışlıkla açılıverilmesi sebebiyle özellikle altta kalanların  haddinden fazla kuruması gibi son derece talihsiz olaylar silsilesi sonucu, hamburgerler, hazırlanmadan önce yapılan reklamın yarattığı beklentiyi karşılamaktan çok uzaktı. Ama öte yandan bir teselli olacaksa, kurşun kalemimi nihayet bulduk.

elektrik kesintisinin avantajları ve dezavantajları

Bugünün şartlarından bakınca çağlar öncesinden kalmış gibi görünse de aslında çok da eskilere dayanmayan bir geçmişten gelen en büyük hayali hafta sonu ayaklarını uzatıp gazetesini okumak olan Bay Çevirmen, hızına yetişmekte zorlandığı teslim tarihleri dolayısıyla bu hayalinin asla gerçekleşemeyeceğini fark ettiğinde, gazetelerin toplumdaki işlevi çoktan değerini kaybetmişti bile. Öte yandan, değeri her ne kadar her geçen gün biraz daha düşer görünse de konvansiyonel kitap okuma faaliyeti halen geçerliliğini koruyan bir vakti güzel geçirme adeti olduğu için, hayalini bu yöne kaydırdı. Yapabileceğinden değil ya, hayal işte. Bu arada bir parantez açıp gözden düşmeye başlayanın, insanların bilgi edinme ve kurgusal hikaye ihtiyaçlarını karşılama yöntemlerinin hızla değiştiği dijital çağın bir getirisi olarak konvansiyonel kitap okuma faaliyeti olduğunu, ve her ne kadar cehalete övgü günlerinde olsak da okuma faaliyetinin değerinin eskiden olduğu kadar yüksek olduğunu vurgulamamız gerekir...

göbeğim küçük bir şey değildir

Hayatta küçük şeylerden keyif almak lazım. Misal, öğretmenimizin 23 Nisan kutlamaları kapsamında bütün okula jest olsun diye dağıtmak maksadıyla velilerden yapmasını rica ettiği un kurabiyelerini koyduğumuz poşeti bağlamak için kullanacağımız beyaz puantiyeli kırmızı kurdeleyi baktığımız sekizinci tuhafiyecide bulmak, şunun şurasında birkaç yıl öncesine kadar unutturulmak ve bu ülkenin gördüğü belki de en büyük hainin peşine takılanlar tarafından uydurulan bir yarışmayla değiştirilmek istenen 23 Nisan Çocuk Bayramı ve onun ayrılmaz parçası Çocuk Şenlikleri 'nin tekrar eski güzelliğine, eski neşesine kavuştuğunu göstermesi açısından benim için keyif alınacak bir şeydir. Öte yandan göbeğim hiç de küçük bir şey değildir ve hiç de keyif vermemektedir doğrusu.

street fighter'daki rus dövüşçü

Birkaç gün sonra altı yaşına basacak olan oğlum bugün, her ne kadar annesinden de biraz yardım almış olsa da mozaik pasta yaptı. Mozaik pastayla ilk defa tam olarak ne zaman tanıştığımdan çok emin olmasam da, benden sadece birkaç yaş büyük olan teyzemin ilkokula, hadi bilemedin, çok düşük ihtimal ama ortaokula giderken yaptığı mozaik pastayı şaşkınlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. Çünkü o zaman, yapması ne kadar basit olursa olsun bir çocuğun bir pastayı tek başına ve başarılı bir şekilde yapabilmesi bana çok ilginç gelmişti. Aradan bir nesil geçtikten sonra benim oğlumun, benim mozaik pasta diye bir şeyin olduğunu ilk defa fark ettiğimi hatırladığım yaşlarda bizzat mozaik pasta yapmış olması, üstelik de gayet lezzetli bir sonuç elde etmesi beni gururlandırdı tabii ki. Aynı çocukluk dönemlerimden kalan en güzel lezzetlerden biriyse Rus salatasıydı. Bir dönem süpermarket adını alsa da sonradan yaygın olarak market adıyla anılacak olan bakkal irilerinin henüz yaygınlaşmadığı o dönemde, ...

otomatik kalemlerdeki büyük oyunu gören çevirmen

Sular idaresinin sayacı değiştirdiği günden itibaren suyu her açtığımızda duvarın içinden gelen inşaat seslerini saymazsak, içimdeki çalışma şevkini tatmin etmek maksadıyla sabah erkenden bilgisayar başıma geçtiğimde boğuşmak zorunda kaldığım yavaş internetten daha can sıkıcı bir şey varsa eğer, o da sabah oğlanı okula götürmek için evden çıktığımda caddenin orta yerinde gördüğüm bağırsakları arkadan iz yapan fare ölüsüdür herhalde. Eve geldikten sonra, kafamdan atmakta zorlandığım görüntünün etkisinden bir nebze kurtulup da sabah kahvemi içince, kafamın biraz yerine gelmesiyle bazı taşlar yerine oturdu. Bu arada dikkatinizi çekmek isterim, vücudumda kafein birikmesini engellemek ve kahve içtiğimde hissetmeyi umduğum etkiyi layıkıyla hissetmek için bir gün kahve içiyorsam iki gün içmiyorum. Otomatik kalemlerin ucu bitmeyeyazdığında, en sonda kullanılamayan ve atılması gereken bir parça kalıyor. Bu büyük israfın batının bize bir oyunu olduğundan şüphem yok. Herkesi batının bu oyunun...

kaplumbağanın son darbesi

İçimdeki yaşlı adam ve içimdeki çalışma arzusu karşılıklı oturmuş kahvelerini höpürdetirken benim de onlara eşlik etme vaktimin geldiğini düşündüğüm için, sabah erkenden kalkıp bilgisayarımı açmadan hemen evvel, sağlıklı bir insanın her gün en az bir kere, hatta bazı insanların günde birkaç yere yaptıkları halde ayrıntıları vermenin yine de nahoş sayılacağı biyolojik çağrıya cevap vermek maksadıyla tam kitabımı almışken elektrikler tekrar kesildi. Lego adam yiyen Lego kaplumbağa Bitişik nizam yapılmış apartmanların kaçınılmaz çilesi olarak elektrikler kesildiği anda karanlığa gömülen biyolojik çağrı odası hadi neyse de, filtre kahve makinesinin elektriksiz çalışmaması kötü oldu. İşlerin yetişmemesini saymıyorum bile çünkü işler zaten hiç yetişmez; ve de işte tüm bunlar kaplumbağanın intikamından başka bir şey değil.

kaplumbağanın intikamı

İçimdeki yaşlı adam az şekerli bol köpüklü Türk kahvesinden bir yudum höpürdettikten sonra fincanını ağır ağır yerine bıraktı. Sonra, ağzındaki kahvenin hazzını yeteri kadar aldığı kanaatiyle yutkundu; ve bana olanlar hakkındaki kanaatini bildirdi: Bunların hepsi kaplumbağanın işi. Tam da evdeki bilumum cep telefonu ve tableti genel alışkanlıklarımızın tersine geceden şarja bırakmayı unuttuğumuz o günün sabahında erkenden kalkıp, oğlan da henüz uyanmamışken içimdeki hemen işe güce sarılma aşkıyla bilgisayarımın başına geçtiğimde, banyoda elimi yüzümü yıkamamla -ve de tabii elimi yüzümü yıkamadan az evvel de ayrıntılarını herkese açık bir blogda vermenin nahoş kaçacağı birtakım kişisel faaliyetlerde bulunmamla- bilgisayarımın başına geçmem arasında geçen on saniyeden az süre içinde elektriklerin kesildiğini gördüm. Kesin olmamakla birlikte, evimiz yeteri kadar küçük olduğu için aradan geçen saniyenin beş saniye civarında olduğunu söylemek zihinlerinizde daha gerçekçi bir intiba uyandı...

park yeri sorunu üzerine daha da derin olmayan düşünceler

Geçen gün benzincide benzini hep 50 liralık değil de 100 liralık almam gerektiğini fark ettiğimde, bizi kıskanan batının büyük oyununu da fark ettim. Bu batı bize önce arabaları satıyor, sonra da o arabaların çalışması için gereken benzini satıyor. Batının bize oynadığı bu oyunun detaylarına birazdan gelecek olsam da, öncelikle bir çözüm önerisi olarak, sıkışık bir trafikte herhangi bir A noktasından herhangi bir B noktasına arabayla gitme hızıyla at üstünde gitme hızı arasında kayda değer bir fark olmadığını da göz önünde bulundurarak, tekrar atalarımız gibi ata binmeye başlamamız seçeneğini düşünmenizi isterim. Tabii batının bunu da önceden ön görüp bize samanı da kendisinin sattığını düşünürsek, nasıl bir oyunun içine düştüğümüzü daha iyi anlarız (kendime not: batının oyununu bozmak için saman yetiştirme yöntemleri araştırılacak) . Şimdi bakın, ben, evden çalışan ve dolasıyla çalışma saatlerimi kısmen de olsa ayarlayabilen bir vatandaş olarak, bir yerden bir yere gitmem gerekti...

park yeri sorunu üzerine derin olmayan düşünceler

Öncelikle fırına giderken arabasının lastiğini değiştirmekte olup da ben fırından dönerken işini çoktan bitirmiş, bir de üstüne sigarasını yakmış adamın hakkını vermek gerekirse, ben aynı süre zarfında daha krikonun nasıl çalıştığını bile keşfedememiş olurdum; o da tabii krikoyu bagajda bulabilmişsem. Gerçi burada sorulması gereken asıl soru, Karatay'ın söylediklerine hak vermiş biri olarak neden fırına gittiğimdir ki en kestirme cevabı evde misafir olması olsa da, bunun, hanımın evde sağlıklı ekmek yapma hevesiyle başlayan ve akabinde kontrolü kaybetmeme sebep olan ekmek yemeğe başlama süreciyle ilgili olduğunu itiraf etmek durumundayım. Halbuki bugün biliyoruz ki unlu mamüller bizim dostumuz değildir ve de daha önemlisi bir kereden bir şey olur. İşte tam da bu noktada, düşünmeden edemedim. Hadi cep telefonunu arabada unutup durmak neyse de, arabayı gece gece hangi ara sokağa park ettiğimi (çok kısa bir anlığına da olsa) unutmak nedir? Herhalde daha çok yumurta yemem için bir ...

evden çalışmanın dayanılmaz sakinliği

Kıyaslandığında evden çalışmanın pek çok açıdan dezavantajlı olduğu durum olsa da, şu İstanbul trafiği denen şeye maruz kalmamak hepsine değer gibi geliyor. Bir insan, kuş bakışı haritada taş çatlasın 20 km. mesafedeki bir işi halletmek için sabahın sekiz buçuğunda yola düşüp de öğlen on ikide eve gelebilir mi? Üstelik halletmesi gereken iş hepi topu 20 dakika falan sürmüşse? Benzini hep 50 liralık alan bir insan olarak bunun cebime olan maliyeti ayrı, kaybettiğim zaman içinde bitirmem gereken işlerden geri kaldığım için mahrum olduğum potansiyel gelir ayrı bir zarar oldu benim için; ama tabii bir de işin yönünden bakacak olursak, bu süre zarfında, zamanında akıl edip de bir köşeye koyduğum yirmi doların Türk lirası karşısındaki değer artışından elde ettiğim kâr, aynı süre zarfında durmaksızın çeviri yapsam kazanacağım paradan daha fazla. Yalnız dur bir dakika, aklım karıştı, bu iyi bir şey mi oluyor şimdi?

2018 yılının en iyi yatırım araçları

Sırf arama sonuçları sıralamasında üst basamaklarda görünme umuduyla, alt tarafı bir cümlelik bilgi için aynı şeyi tekrar tekrar yazarak okuyucunun sabrını sınayan çakal içerik üreticilerden biriymiş gibi görünmemek için o diğerlerinin en sona sakladığı süper bilgiyi en baştan vermek gerekirse, 2018 yılı için en iyi yatırım aracı olsa olsa peynirdir . İnanmıyorsanız gidin bir markete bakın. Fiyatı en çok artan ürünler arasında mı değil mi kendiniz karar verin.  Tabii şunu da belirtmem gerekir ki bu bir yatırım tavsiyesi değildir. İyice morarmış ve çökmüş göz altlarıma eşlik eden ağarmaya başlamış sakallarımın verdiği yaşlı ve bilge adam tandanslı görünümüme binaen şunu da belirtmem gerekir ki: yiyecek kutusunun kapağıyla yiyecek arasında bir ilişki olduğunu çözen fakat yiyecek kutusunun kapağına odaklanmaktan suya çoktan girmiş yiyecekleri göremeyen kaplumbağanın dünyayı yönetmesine imkan olmaması bir yana, şimdiye kadar kaplumbağaların böyle bir iddia taşıdığına dair en küçü...

neden kaplumbağalar dünyanın hakimi değil

Son günlerde aldığım kilolar yaptığım sporun verimli olduğuna delalet ediyor. Demek ki yağlarım eriyip eriyip kas oluyor. Tabii keşke o kahveyi masaya dökmeseydim ama dökülen kahvenin ardından ağlamamak gerekir. Dökülen kahveyi o kahve bilgisayara erişmeden silmek daha efektif bir yaklaşım olacaktır.  Neyse ki mahallemizin butik marketinden aldığım devasa kağıt havlu imdamıma yetişti. Öte yandan, her ne kadar yumurta, insanın zihinsel faaliyetlerine çok faydası olan bir nörotransmitter olan " asetilkolin" in yapıtaşı olan kolin deposu olsa da, yumurtanın prostata sebep olması gibi bir durum sebebiyle belki de en iyisi bol bol brokoli yemektir. Yok, yok, göbek çevremde fark edilir bir mezurasal daralmanın olmaması yağlarımın kaslara dönüşmediği anlamına gelmez. Olsa olsa şişkinliktir o. Bir de, ıspanağı çiğ yemek lazımmış diyor uzmanlar.

hadi uykusuzluk sorun değil de, fena halde bezdim de bu işi yaparken

Öncelikle şunu çok açıkça ifade etmem gerekirse, o ilk slime yapma videosunu kim çektiyse, ilk taşı onun kafasında kırmak istiyorum. Arkadaşım bu nasıl bir şeymiş böyle? Bir tarafından bakınca sümüğe, diğer tarafından bakınca kusmuğa benziyor ama kırtasiyeler bu acayip şeye, bu acayip şeyin yapılması için gereken maddelere koca bir raf ayırmış. Hayır iyi yanından bakayım diyorum, en iyi haliyle bile uzaydan dünyamızı istila etmeye gelmiş yaratıklara benziyor bu meret. 80'li yıllarda böyle şeylerin korku filmi yapılırdı, videocudan kasetlerini alır alır izlerdik. Yeni nesil çok bozdu gerçekten.  Yeni nesil demişken, şunun şurasında üç buçuk saat sonra oğlanı okula bırakmam lazım. Hadi uykum falan tamamen kaçtı, ona bir şey demiyorum, yap yap bitmiyor bu iş, onu nasıl şapıcaz bilemiyorum.

cep telefonunu mütemadiyen arabada unutan çevirmen

Tamam, hadi kabullendik, o cep telefonu on seferin sekiz seferinde, hadi bilemedin yedi seferinde o arabada unutuluyor ve telefon lazım olup da akla geldiğinde bin bir küfürle aşağı iniliyor eyvallah da, arabadan cep telefonunu almaya giderken arabanın anahtarını evde unutmak eyim kafasını yaşamaktır sayın çevirmen? İşse iş, yoğunluksa yoğunluk, hastalıksa hastalık, daha mühimi de o merdivenleri in - çık sağlıksa sağlık, iyi, peki, güzel, harikulade ve da hatta fevkaladenin fevkinde de, fazla yumurta yemek erkeklerde prostata sebep olabiliyormuş, onu ne yapacağız? Netekim, bakın burası çok mühim, asetilkolin  diye çok önemli bir nörotransmitter bir  şey varmış, hafızaya falan çok faydası varmış ve de üstelik bunun yapıtaşı olan kolin en çok yumurtada varmış. Yani ya o cep telefonunu almak için o merdivenleri habire inip çıkacağız ya da prostat olacağız gibi bir sonuç çıkıyor. Ha tabii brüksel lahanasında da bol bol varmış, isteyen yiyebilir, isteyen de brokoli yiyebilir çünkü ...