Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

içinde ejderha horlayan buzdolabı

Sevgili Sikkofield, Adına arada sırada Twitter'da ve Ekşi'de denk gelsem de, yazdıklarını okumuşluğum yoktu. Sonra derken 16 Temmuz'da yazdığın, 15 Temmuz 2016 Darbeciği başlıklı yazını okudum. Bu aralar pek revaçta olan bir yazıydı, herkes bir şekilde referans veriyordu, kervana ben de katılayım dedim. Yazdıkların hakkında tam olarak ne hissettiğimi ifade etmeye çalışacağım blogdaş, ama becerebileceğimden çok emin değilim. Senin bu yazıyı fark etmeni beklemiyorum tabii, ya da tesadüfen fark etsen de ne kadar takarsın belli değil, ama ben yine de yazayım. Çünkü aslında senin için değil, kendim için yazıyorum tüm bunları. Yazdıklarını çok da mantıksız bulmuyorum, sevgili Sikkofield. Ya da imkansız bulmuyorum. Şöyle diyelim, sen noktaları görüyorsun, o noktaların arasını çizerek bir şekil ortaya koyuyorsun. Başka biri seninle tamamen aynı noktaları görse bile, o noktaların arasını bambaşka bir şekilde çizerek bambaşka bir şekil ortaya koyabilir: Dünyaya kendi hedefleri...

sert şeftali kavgası

Cumartesi günleri bizim alt sokakta pazar kurulur. Bugün akşam üzeri, hanım, çocuk ve ben pazara gittik. Pazar kalabalıktı. Pazarcılar her nedense tezgahlarını her zamanki gibi kaldırımın biraz önüne değil, bayağı bayağı ileriye kurarak yolu iyice daraltmıştı. Normalde zaten sıkışık olan pazarda hafif çaplı bir izdiham vardı. Şeftali tezgahının önünden geçerken benzerlerine sıkça karşılaştığım bir tartışmaya kulak misafiri oldum. Bir kadın şeftalileri tek tek seçmeye kalktığı için pazarcıyla kavga ediyordu. Adam sert bir şekilde böyle yapmamasını söylerken, kadın da "Sana ne? Geri zekalı." falan gibi benzer durumlarda sıklıkla duyduğum argümanlarla cevap veriyordu. Biz şeftali almadık. Biraz ilerideki erik tezgahından erik aldık. Erikçiyle, müşterilerin adamın mallarını sabahtan beri mıncıklayıp mıncıklayıp nasıl ezdikleriyle ilgili biraz dertleştik. Sonra ben oğlanı alıp parka gittim. Başlarında ebeveynleriyle oynayan çocuklar, kendi kendilerine takılan biraz daha ...

hani faşist bizdik

Sevgili dostum Drenaj Ali,  Ben de aslında günümü normal bir insan evladı gibi, sırf buzdolabımın artık yedek parçası üretilmediğinden dolayı tamir edilemeyeceğini söylemesi için 40 tl alan servisçiye canımın sıkılması gibi gayet sıradan günlük hayat meşgaleleriyle geçmesini isterdim, ama aklıma birden bundan 10 yıl öncesi geldi. İsim vereyim de laf havada kalmasın, mesela Mehmet Barlas, ROK ve artık farklı kulvarda olduğu için bu aralar yıldızı eskisi gibi parlamayan Mustafa Akyol gibi güya liberal fikirlerin sabah akşam empoze etmeye çalıştığı bir algı vardı: TC faşistti, TC'yi savunanlar ultra milliyetçi kemalist faşistlerdi, ve AKP bu ülkeye demokrasi getirecek büyük kurtarıcıydı. Ve işte bakıyoruz o büyük kurtarıcının arkasındaki kalabalığa, Fransa'daki terör katliamının ardından bir sevinç çığlıkları, bir kelle saymalar, saydıkları kelleleri az bulmalar...  İnsan tabii sormadan edemiyor: Hani faşist bizdik? Yok, hayır sevgili dostum Drenaj Ali, bu konuda sö...

daniska

İnsan bazen canını asıl sıkan konuyu tam olarak belirleyemez, ya da genelde bal gibi belirler de asıl sorunla yüzleşecek cesareti bulamaz. Sorunun asıl kaynağına gitmek, onunla yüzleşmek ve bir güzel "sktir git" demek yerine, kendi kendini yer, etrafındakilere sataşır, velhasıl kelam, hayatı kendine de başkalarına da zehir eder. Ben böyle yapmayacağım efendiler. Büyük resmi gördüm ve bu beni fazlasıyla rahatsız etti. Aslında bu konudan daha önce de bahsetmiştim ama gerçekten mühim bir mevzu olduğu için tekrar tekrar anlatacağım bunu. Sesimin duyulması, herkesin bundan haberdar olması için de sık sık tekrar edeceğim bunu. Mesela bazen, yazacak bir şey bulamadığım zamanlarda bu konuyu hatırlayacağım ve gündeme getireceğim. Çorap tekleri üzerinde çok büyük oyunlar dönüyor. Çünkü biliyorsunuz, çoraplar çifterli olarak alınır ve giyilir. Giydiğimiz çorapların birbirini eşi olması gerekir. İyi ama neden ? Neden giydiğimiz çoraplar illa ki birbirinin eşi olmalıdır? Bize bin ...

yer fıstığının kilo aldırmadığını duyduğundan beri yer fıstığına abanan adam

Birkaç gündür ortalıkta görünmüyor olmamın sebebinin kredi kartı ekstresini görünce fenalık geçirmem olduğunu söyleyen arkadaşlar abartıyor. Ben o hakkımı, bu yaz günü tatile çıkamıyoruz ama bari oğlanın keyfi olsun diye balkona koyduğumuz şişme havuzu doldurmak için kullandığımız suyun faturası gelince kullanacağım. Ama tabii her şeye olumlu yönden bakmak lazım. Suriyelilere toki evleri verilecekse eğer, bu inşaat balonunun biraz daha gideri var demektir. Öyleyse daha fazla kazanmak isteyen her çevirmenin yapması gerekiği gibi varımızı yoğumuzu inşaat sektörüne yatırabiliriz. Mesela ben bu ay yatıracaktım ama kredi kartı ekstresi biraz çok geldiği için erteledim.   Öyleyse, ünlü Üç Silahşorlara yancı gelip hepsinden daha kahraman çıkan Dartanyan'ın baş düşmanı Kadinal Richelieu'dan gelsin: Sıradan insanlar, devlet hizmetlerinde çalışan ve çok daha iyi yetişmiş ve aydın olan memurlardan daha az bilgi sahibidirler ve bu yüzden de akılları zaruri ihtiyaçlarını temin etm...

yoğurt çorbasını minimal seviyede ısıtan adamın kabuklu fıstık hikayesi

Salih emmi sabahın erken saatlerinde gördüğü kabusla uyandı. Az önce görmüş olduğu rüyanın kafasından atamadığı görüntüleriyle birlikte yataktan kalktı. Önce bilgisayarı açıp iş yapmayı düşündü ama sonra, gördüğü kabus zaten işle ilgili olduğu için vazgeçti. Onun yerine tuvalete gitti, işedi. Sonra yatağına yatıp uykusuna kaldığı yerden devam etti. Sevgili eski dostum Ahmet, "Kim bu Salih emmi?" diye soracak olursan, inan ben de tanımıyorum. Ama "Kara Murat kim?" diye soracak olursan cevabı belli: Kara Murat benim.

çorap modası üzerine kendi halinde bir deneme

Bir sürü saçmalığı bize moda olarak dayatan üstatların hiçbirinin bile aklına çorapları illa ki birbirinin eşi olarak giymek zorunda olmamız gerekmediği nasıl gelmez hiç anlamıyorum sevgili eski dostum Ahmet. Mesela ne bileyim, paçaların bilekten bir karış yukarıda olduğu pantolonlar moda olabiliyor, babet çorabı denen o şey moda olabiliyor da, neden çorapları farklı farklı giymek moda olamıyor? İşin aslı, burada, bizi daha da çok tüketmeye yönelten bir üst akıl olduğunu görmemek için kör olmak lazım. Düşünsene eski dostum Ahmet, çorapların tekleri sık sık kaybolur. Kaybolduğu zaman da diğer teki işlevsiz kalır. Giyemeyiz. Mecburen yeni bir çift alırız. Gerçi ben, o çorapları kimsenin göremeyeceği şekilde kalın giyindiğim soğuk kış günlerinde yine de farklı farklı giyinerek bizi tüketim çılgınlığı üzerinden esir etmeye çalışan üst akıla direniyorum; ama benim bireysel isyanım hiçbir işe yaramaz. Bu konuda organize olmuş bilinçli bir toplum yaratmalıyız. Üzerimizdeki çorap hegemonyası...

nasıl olsa yaparım açmazı

Bazı işler vardır, şöyle bir göz atınca aşağı yukarı ne yapmak gerektiğini fark edersin, "Eh iyiymiş, yaparım ben bunu." dersin de hani, elin bir türlü gitmez ya o işlere sevgili eski dostum Ahmet, işte tam da uyusam mı uyumasam mı bir türlü karar veremediğim şu saatlerde en iyisi yarına bırakmakmış gibi geliyor bana da. Sonuçta basit iş. Ne yapacağım aşağı yukarı belli. Uyku döngüsü diye bir şey icat etmişler sevgili eski dostum Ahmet. Bir buçuk saate denk geliyormuş. Uykunun başlaması, pik yapması falan bu kadar sürüyormuş. Sonra yeni bir döngü başlıyormuş. Bunlar mühim şeyler tabii. Dikkat etmek lazım. Bir de, spor şart.

buraya sonradan havalı bir başlık gelecek

Eski dostum Ahmet, Dünkü piknik nasıl geçti diye soran yok elbet ama aslında sen de olmadığına göre sormuşsun gibi davranabilirim. Sevgili dostum, internetin bir gelip bir gittiği şu günde şunu belirtmem gerekir ki ortada bir kavram kargaşası var. Dün yaptığımız şey her ne ise, adı piknik değildi. İstanbul'a taş çatlasın 1,5 kilometre mesafedeki yeri bulmaya çalışırken sürekli olarak yanlış yerlere sapma macerasıydı diyebiliriz. Mühim olan bir yere varmak değil, yolculuğun kendisidir sevgili dostum. Mesela bizim oğlana sorsan, gittiğimiz ilk beldede yerde gördüğü ölü böceğe paha biçilemez. Günü özetlerken bundan mutlaka bahseder. Bana soracak olursan, arkamızdan bizi takip eden aracın alakasız bir yere sapıp ondan sonra da "Onlar bizi takip etseydi." falan demesi de efsaneydi tabii ama şehirlerarası yolda bir depo lpg'yle şehir içinde gidebildiğim maksimum kilometrenin bir buçuk katını gidebiliyor olduğumu görmek paha biçilemezdi. Bir de, sürekli navigasyonu aç...

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

keşke o son haşhaşlı ekmeği yemeseydim

Üşendim şimdi yediğim o ikinci tabak keşkeğin telefondaki resmini bulup da buraya yapıştırmaya, o yüzden internetten bulduğum herhangi bir keşkek resmiyle idare etmek durumundayım ama bir de işler yetişseydi, bak o zaman güzel olurdu sevgili dostum.  Hazır Karatay Hoca meslekten uzaklaştırılmışken ben de diyetten biraz uzaklaşayım dedim ama yine de o son haşhaşlı ekmeği yemeseydim gerçekten iyiydi. Yarın kesin kaldığım yerden devam ediyorum diyete. Hayır, madem keşkek yedin, neden haşhaşlı ekmek yiyorsun? Madem haşhaşlı ekmek yedin, bari lokuma dokunma. İşlerin aksaması da hiç hoş durmadı tabii. Ama bayram kutlaması, aile ziyareti falan, bunlar güzel şeyler.

dip

Hepimiz kafasının içi çelişkilerle dolu zavallı mahlukatlarız aslında. Bazılarımız kafasının içinde sürekli olarak çatışıp duran seslerin düzenini anladığı için kendisine anlık olarak en cazip geleni değil, daha doğru, daha erdemli olanı yapmayı başarırken, bazılarımızın bu iç çatışmalar içinde doğru yolu bulabilmesi için güçlü bir rehbere ihtiyacı vardır. Ancak sorun şurada başlıyor, sığır her zaman sığırdır. Kendisine erdemli bir hayat sürmesi için verilmiş olan rehberi zerre kadar anlamadığı için mal mal takip edeceği bir kurallar bütünü olarak gören, bu kuralları hiçbir şey anlamadan, hiçbir şey sorgulamadan koyu bir yobazlıkla takip eden ve kendisiyle aynı katılıkta takip etmeyenlere onları öldürmeyi isteyebilecek kadar düşmanlık besleyen bir mahlukat yüzünden bugün genç bir çocuk ömür boyu felç geçirme tehlikesi altında. Neden? Çünkü seni daha iyi bir insan yapması için verilmiş olan rehberdeki kurallara uymadığı için. LCW mağazası çalışanına sigara içtiği için yumruk ata...

kristal karlar diyarından bildiren çevirmen

Hem kayakçılar için çok değerli sayıldığı, hem de dünyada sadece birkaç yerde yağdığı iddia edilen krsital karların düştüğü, bundan 13 - 15 yıl öncesinde hasbelkader yolu buraya denk gelmiş abilerin aktardığına göre bomboş koca arazilerden ibaret olan bizim ilçenin orta yerine yapılmış sokağımızda park yeri sıkıntısı devam ederken bir alt sokağın nispeten rahat olmasının benim aklıma gelen tek sebebi var: Alt sokak bizden zengin olsa gerek, bayram tatiline çoktan çıkmışlar bile. Ama biz de boş durmadık tabii, kendimizce bir şeyler yaptık. Balkona şişme havuz koyduk mesela. İçini de kova kova taşıdığımız suyla doldurduk. Bizim oğlan bu işe bayıldı. İleride "Nerede o eski bayramlar?" diye hatırlayabileceği güzel bir anısı oldu. Ancak sevgili dostum, Apple cihazlarda "Bir hesap yarat." lafındaki "yarat" kelimesinden duyduğu rahatsızlığı Apple'ın İsrail malı olmasıyla açıklamaya çalışan insanların varlığından haberdar olduğumdan beri, bu ülke için en ...

yüz metre engelliye hazırlanan çevirmenler için başka spor önerileri

Aslında tenis zevkli spordur ama oradan oraya koşturmacası çok, yorar adamı. Onun için bence golf daha iyi, bir yerden bir yere giderken arabaya falan biniyorsunuz. Hem zaten daha sakin spor. Ama bence en iyisi satranç. O da spor. Hem oturduğun yerden, hem de çok faydalı bir spor. Bazıları yüzme diyecektir eminim ama bence yine de en iyisi satranç. Bir de, tenis hocalarının hareketi öğretmek  için böyle arkadan arkadan yanaştığı sahneler olur hep böyle filmlerde. Bize ters. O yüzden, futbol da olabilir bak, ama sadece evde oturup seyredeceksen, yoksa onun da koşmacası çok, Mühim olan kondüsyon. Ve bir de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyen Suriyelilere böyle bir imkanın verilecek olması diye bir durum var. Bakın o da çok ilginç, bu insanların kendi vatanları yok mu? Neyse, golf iyidir. Araba falan da veriyorlar.

serbest çevirmenlerin daha çok kazanması için öneriler - 3

Serbest çevirmenlerin daha çok kazanmasının en hızlı ve garantili yolu paralarıyla inşaat işine girmeleri olacaktır. Gerçi bir inşaat balonu söylentisidir gidiyor ama o balon patlayana kadar bir turcuk olsun ev alıp satabilirse çok büyük kârlar elde edebilirler. bunun dışında aklıma gelen bir başka etkili yol da araba yıkamacısı açmak olacaktır. O işte de iyi para var diyorlar. Hele bir de ikinci, üçüncü kere ev alıp satmayı başarabilirseniz o balon patlasa bile size bir şey olmaz. "Ev alacak parayı nereden bulayım?" diyenler elbet olacaktır ama her şeyin cevabını da ben bilemem ki. Zaten bu sorunun cevabını bilsem kendim gider ev alır satarım, burada o züğürt çenemi yormam.

serbest çevirmenlerin daha verimli olması için öneriler - 4

Öncelikle herkesin her konuda en iyi olamayacağının çok iyi bilincine varılması gerekir. Bakın mesela, dedem öldükten sonra hastalığı iyice ağırlaştığı için bizde kalmaya başlayan babaannem için tuttuğumuz bir kadın vardı. Kadın, yerleştirme konusunda hiç kimsenin eline su dökemeyeceği kadar yetenekliydi. Örneğin bakkaldan bir kutu kesme şeker aldınız diyelim, bu kadın o bir kutu şekeri şeker kavanozuna emsali görülmemiş bir maharetle sığdırırdı. Biz denediğimizde o şeker kutusunda en az bir sıra şeker artardı ama bu kadın ne yapar eder bütün kutuyu o kavanoza sığdırırdı. Demek ki her şeyin bir şeyi var. Yani buradan da anlaşılacağı üzere, bir  Game of Thrones olsun, bir Vikings olsun, ne bileyim işte belki bir Flash  ya da Daredevil olsun, hatta biraz daha eskiye gidersek bir Lost olsun, bu dizileri en az bir milyon kişiyle birlikte aynı anda seyrettikten hemen sonra halt etmiş gibi sosyal medyada spoiler vermeye koşan malların cezalandırılması gerekir. Ha, spoiler veren...