Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

fasulye güzel olmuş

Bu ülkede sabit ücretler geleneksel olarak enflasyon oranını hiçbir zaman yakalamazken örneğin Ekim 2014'teki konut fiyat artışının enflasyonun iki katı olmasının ardındaki ekonomik ve siyasi mekanizmayı irdelemek gerekir.  "Bunu daha önce yazmıştın." dediğini duyar gibi olmuyorum Sevgili Okuyucu, sen de benim "Ya zaten şurada 5 kişiyiz. İdare ediver." dediğimi duyar gibi olma. Çünkü eğer bu sabah o ev yapımı poğaçalardan beş tane yediysem bunun sebebi bu ülkede poçanın nasıl yazıldığına dair bir konsensüs olmaması değildir tamamen. Çünkü tecrübeyle sabittir ki, bir insanın herhangi bir işi yapabileceğini zannetmesi onun o işi gerçekten yapabileceği anlamına gelmiyor hiçbir türlü. Mesela adamın teki bir keresinde " Tercume icin cok tesekur ederim  ama mahlesef  cok  ama  cok acemi olmus. " diye bir eposta göndermişti de bana, kıçımla mı güleyim kıçına mı sokayım bilememiştim.  Sevgili Okuyucu, çünkü bak ben bu evde yedi yıldır oturuyorum ve bu...

gemisini batıran denizci

Arkasına aldığı rüzgarı kendisi çıkarmış zannına kapılanlar, o rüzgar diner dinmez neye uğradığını şaşırıverir. Çok aforizmatik bir laf oldu bu biraz ama etrafımda bunun örneğini o kadar sık gördüm ki, mecaz falan değil dosdoğrudan bir gözleme dönüştü artık. Yatları katları olan adamların bir - iki yıllık bocalamanın ardından en derine gömüldüğüne birkaç farklı keresinde şahit oldum - ki o adamlardan bir tanesinin vakti zamanında benim için "daha biti bile kanlanmadan götü kalkmış"  dediğini de biliyorum. Oysa tek söylediğim, onun için çeviri yapmamı istiyorsa herkes gibi parasını vermesi gerektiğiydi. O yüzden hiçbir zaman o rüzgarın peşine düşmedim ben. Adam gibi, kendi küreğimi kendim çekmenin derdine düştüm. Bu yazdıklarımda siyasi bir gönderme olduğunu düşünenler için söyleyeyim, o niyetle yazmadım; tamamen ticari düzlemdeki gözlemlerimi düşünerek yazdım. Ama illa ki siyasi bir gönderme de okumak isteyen varsa, onları kırmamak için bir de siyasi laf şeyedivereyim: ...

pompanın sonu

Sevgili İbibik, Kibrit kutularında neden hep 40 çöp olur? Bu sayıya kim karar verdi ve neden ben kendimi bildim bileli bu sayı hiç değişmedi? O değil de Sevgili İbibik, neden benim ben olduğumu ispat etmek için Noter tasdikli nüfus kağıdı örneği almak zorundayım ve neden o kağıt parçası 30 TL ediyor? Yeni kimlik çıkartıp o kimliği teslim etsem daha ucuza gelecek. Bu blogdaki eski yazıları bir şekilde okumuş bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insanın dışında kalan ve her nasılsa gözü bu satıra denk gelmiş okuyucular için bir bilgilendirme notu vereyim: Bizim evdeki su pompasıyla aramızda bir garez vardı. Ben suyu bidondan çektikten sonra işim bitti sanıp bardağı pompanın ağzından çekmemi takip eden takribi 5 saniyelik sürenin ardından yere su damlatıyordu illa ki. Bana gıcıklığına işte. Ne oldu o pompaya biliyor musun peki İbibik? Bizim oğlanın oyuncağı oldu. Engel olunamaz ilgisini bir kere çekmeyegör, onu oradan çıkartıp çıkartıp oynamak için tutturdu. Sonunda da kırıldı ...

misket

Ben aslında misafir severim. Bu sayede tıraş olup yine insan evladına benzemek için iyi bir bahanem olur. Ama, sabit ücretler bu ülkede geleneksel olarak enflasyonun hep altında kalırken konut fiyatları Ekim 2014 itibariyle enflasyonun iki kat oranında artmışsa, bunun altında yatan ekonomik ve siyasi mekanizmayı, söz konusu mekanizmayı işleten zihniyetle birlikte irdelemek lazım gelir. Bu yöntem işe yaramıyor. Direkt saksıya ekin. Sabah beş buçuktan beri üzerinde çalıştığım bir işi bitirememenin bir mazereti olmamalı. Mantıken insanların düzenli gelirleri enflasyon oranını yakalamıyorsa, o ülkede sorun çıkması gerekir. En azından, böyle bir gelir dağıtımını idare eden siyasi iradenin çok sert bir şekilde eleştirilmesi gerekir. Ama söz konusu irade çoğunluk oy oranını istikrarlı bir şekilde koruyorsa, düzenli gelirleri enflasyon karşısında eriyen insanların bu erimeyi başka şekilde telafi etmeye çalıştığı ettiğini varsayabiliriz. Rant dediğini duyar gibi oluyorum sayın okuyucu....

dur lan bir de ben böbürleneyim

Sabah beş buçukta doğal ihtiyaçların çağrısıyla uyanınca, hazır kalkmışken hiçbir zaman yetişmeyen işlerden birini daha yetiştirmeye çalışmak için bilgisayarın başına geçeyim dedim. Saçma sapan sineklerin istilası bir yanda; zaten saat biri geçerek yatmıştım, kendini iyice belli eden uykusuzluk bir yanda, tan yatıp zıbarmaya karar vermişken bizim oğlan geldi yanıma. Uyanmış da yataktan kendi başına çıkmış. Tekrar uyuma niyetlerim alt üst oldu tabii ve saat ona yaklaşırken oturduğum yerde gözüm kapanmaya başladı. Neyse ki kahve diye bir şey var. Kartal'ın üst taraflarında, gariptir ama şimdi adını bile unuttuğum bir gecekondu semtinde oturduğum yıllarda, çeviri yapmak için sabahladığım bazı geceler güneş doğarken balkona çıkar, biraz temiz hava alırdım. Güneşin yeni doğmaya başladığı en erken saatlerde işe gitmek için yollara düşmüş tek tük insan olurdu. Hiçbirini tanımam etmem tabii ve aslında ne düşündüklerini de bilemem ama muhtemeldir ki sabahın köründe kalkmak zorunda oldukla...

şarz: bir gemi hikayesi

Hayır şimdi o kadar sinek nereden çıktı anlamadın ki, minicik minicik sinekler, bir değil, iki değil, onlarca falan. Önce görmezden geleyim dedim ama karanlık odada masa lambasının etrafında dolanıp durdukça meretleri fark etmemek elde değil. Dikkatimi dağıtan yeterince şey yokmuş gibi bir de onlar çıktı beni deli etmeye. Ne demişler tabii, sinek küçüktür ama mide bulandırır diye. Normalde saygı göstereyim diyorum, sinek olarak dünyaya gelmek onların tercihi değil diyorum ama bir noktadan sonra insan kontrolünü kaybediyor. Çat çut girişiyor. Tek seferde yedi sivrisinek öldürmesiyle övünen terzinin dev öldürdüğünü zannedip dağa gönderen köylülerin hikayesi var bir de. Ben okumadım. Çizgi filmini seyrettim. Miki Fare oynuyordu. Normal hayatta olsa dev kazanır. Ayrıca o hikaye değil masal.

7 samuray Pamuk Prenses'in elma kurdunu ısırmasını engelledikten sonra ormanda ilerlerken bir zeytin ağacının arkasına saklanmış birtakım adamlar görür

Bizim oğlan geceleri yatarken gözünü dolabın tepesine dikip "orada adam var" diye tutturuyor. Gözü var mı? Var. Burnu var mı? Var. Ağzı var mı? Var. Ne yapıyor adam? Orada. Hayır o değil de, iki buçuk yıllık aklıyla evi Paranormal Activity filmine çevirdi, sonra bizi uyku tutmuyor. Hazır uyku tutmuyorken ben de en iyi yaptığım şeyi yapayım bari dedim. Kimsenin okumadığı blog yazıları yazmak mı? Değil. Bütün gece bana en iyi kârı getirecek hisse senedi analizi yapıp borsa açılır açılmaz iki saatte paramı ikiye katlayacak kağıdı seçmek mi? Değil. Yalnız kağıt demişken aklıma geldi, soğuk algınlığından korunmak için yaptığınız limon-zencefil-kestane balı karışımında limonu az zencefili çok koyarsanız midenizi yakıyor. Bir denge var bende benden içeri, o dengeyi tutturamayınca suya abanıyorsun işte böyle. Çeviri yapmak mı? Evet.

7 Samuray Nehre Düşer ve Onları Oradan Pamuk Prenses Kurtarır

Sevgili Pazartesi, Aslında bize her hafta yeni bir başlangıç vaat ettiğin için insanların seni sevmesi gerekir diye düşünüyorum. Aldığımız çok mühim kararları uygulamaya sokmak için bir sonraki yılbaşına kadar bekleme zahmetinden kurtarıyorsun bizi. Ama nedense işte, kimse kıymetini bilmiyor. Üzülme. Aslında senden ne kadar nefret ediyorlarsa haftanın diğer iş günlerinden de o kadar nefret ediyorlar, hiç şüphen olmasın. Hatta sana bir sır vereyim, tatil günlerinden daha bile fazla nefret ediyorlar; çünkü işe gitmek zorunda oldukları için yapamadıkları her şeyi yapacakları ümidiyle girdikleri tatil gününden yine hiçbir haltım yapamadan çıkacaklarını gayet iyi biliyorlar. Senin talihsizliğin, onlara içlerinde boğuldukları sıradanlığı ilk hatırlatan gün olman. Yoksa merak etme, Salı'dan da en az senden nefret ettiği kadar nefret ediyor insanlar. Çarşamba'yı benim için öp. Haftaya görüşürüz.

7 samuray ormanda kurtla karşılaşır

Sevgili Günlük, Bu sabah fırına ekmek almaya giderken yol kenarındaki bir su birikintisinde terk edilmiş bir çorap teki gördüm. Yol boyunca yol kenarındaki su birikintisine terk edilmiş çorap teklerini düşündüm. Ama tabii benim ne düşündüğümün çorap için hiçbir önemi yok. Asıl olan o ne düşünüyor. Çorap tekleri düşünür mü? Bizim onların düşünmediğini düşünmemiz onların düşünmedikleri anlamına gelir mi? Düşündüklerini düşündüğümüz için düşünüyor olmalarının olasılığı ne kadarsa, düşünmediklerini düşündüğümüz için düşünmüyor olmalarının olasılığı aynıdır bence. Biz onların düşünüp düşünmedikleri konusunda ne düşünürsek düşünelim, onlar eskiden olduğu gibi düşünmeye ya da düşünmemeye devam edecek. Ve işin acısı ne biliyor musun Sevgili Günlük, ister düşünsünler ister düşünmesinler, ben kaderi mutlu bitmiş bir çorap teki görmedim. İşte yol boyunca hep bunları düşündüm Sevgili Günlük. Sonra iki adet çavdar ekmeğimi alıp eve geldim. Hava Kasım ayının ortası için gayet güzeldi. Ve s...

yedi samuray ormana gitmiş

Anlaşılan o ki sevgili dostum Paytak Penguen, bak burası çok ilginç, Spartacus dizisini seyrederken dünyanın nasıl işlediğine dair edindiğim fikir gayet doğru gibi görünüyor. Sistemi, onun kurallarını hiçe sayarak yenebileceğimi zannedecek kadar naif olduğum yıllarda okuduğum Gülün Adı romanından edindiğim üçüncü izlenimle de örtüşüyor bu çünkü. Birincisi ne peki? İyi bir kitabın filmi, kitabın kendisi kadar iyi olmaz. Sean Connery bile oynasa. Orası net. Alfred Hitchcock da aynı fikirde. İkinciye sonra geliriz ama üçüncü izlenim de çok önemli. Çünkü  o da net: Sistemi ona karşı gelerek yenemezsin. Tarih, mevcut otoriteye başkaldıran ayaklanmalarla dolu. Bazıları kısa süreli başarılı olmuş olabilir, bazılarına katılmış olan bazıları sonradan paçayı sıyırmış ya da daha iyisi bizzat kendisi sıyrılmış ve bir şekilde sistemin kendisi olmuş olabilir; ama suyun aktığı yön belli: Karşı koyma, o su seni ezer geçer. Peki nedir Spartacus'ten edindiğim izlenim? O da, bu dünyada bir şe...

dünyanın sonunu bilen adam

Güne, tatlı sevmeyen oğlan belki bir umut yer de azıcık kilo alır diye yapılan ama o pek oralı olmadığı için diğer aile fertleri tarafından tüketilen un helvalarının sonuncusuyla başlamak gibisi yok. Nicole Kidman var mesela, aslında iyi oyuncudur ama nedense hep kötü filmlerde oynar. The Others'dan sonra "Oha lan, nasıl bir filmmiş bu?" dediğimi hatırlamıyorum. Onu da yeni nesle söylesem Lost dizisi zanneder. un helvalarının sonuncusu Matt Damon var bir de. Hem iyi oyuncudur hem de genelde iyi filmlerde oynar. Bazen kötü filmleri de olur. Dünyayı saran ölümcül bir virüsü konu alan bir filmi vardı. Soderbergh'i eleştirmek yasak mıdır nedir, herkes pek bir methetmişti ama bildiğin kötü filmdi işte o. Ama peyniri tek geçerim. Önüme bir kalıp beyaz peynir verseler, biraz da ekmek, "Al bugünkü yemeğin bu." deseler, "Daha var mı?" derim. Rakı bile aramam. Halbuki onu da severim. Promised Land diye bir filmi var bu Damon'ın. Ders kitabı gibi ...

dinamik hedef yaklaşımı

Burnumun biraz altında göbeğimle yarışan bir sivilce çıktı. Göbek deyince aklıma geldi, eğer gittiğiniz yön hedeflediğiniz yönle aynı değilse, siz de hedefinizi değiştiriniz. Çoğu kez yönünüzü değiştirmekten daha kolay olur. Mesela benim göbek hedeflediğim şekilde içeri doğru ilerlemiyor. Tam aksi yönde, dışarı yönde ilerliyor. O zaman ne yapıyoruz? Hedefin yönünü değiştiriyoruz. Böylece, en azından her şey tam da bizim istediğimiz yönde gidiyormuş izlenimi verebiliriz. Mesela, işi verirken çok sıkı teslim tarihleri koyup da sıra ödemeye gelince pek bir gevşek davranan insanlar var. Öyleleri yüzünden sinirimi bozmak yerine, bunun tam da planladığım şey olduğunu çünkü hayattaki en büyük gayemin piyasadan alacaklarımla villamın önüne yeni bir havuz yaptırabilecekken kredi kartını bile ödemekte sıkıntı çekmek olduğunu iddia edebilirim. Villa demişken, yok öyle bir şey tabii. Spider man by eimrehs on deviantART

yoğurtlu karışım

Geçenlerde bizim oğlan bir reklam seyretti. İçinde Küçük Emrah'ın büyüklüğü vardı. Bizimki Emrah'ı falan tanımaz tabii. Hamburger vardı bir de reklamda. Bak onu tanıdı işte. "Ben de hamburger yiyeceğim." dedi. Kendime not: Oğlana çok fazla reklam seyrettirme. Bugün hamburger ister, yarın araba. Hamburgerini yedi tabii. Bakkaldan alınan hamburger ekmeği, marketten alınan kıyma. Daha bile sağlıklı oldu. Araba istedi bile zaten. Geçen gün "Ben de büyük inşaat kamyonu istiyorum." dedi. Koca kepçenin oyuncak olmadığını, onunla büyüklerin gerçekten inşaat yaptığını söyledim. İkna oldu gibi. Bir de yoğurtlu karışım var tabii. İçinde çörek otu var. Üzüm çekirdeği var. O değil de, o koca sarayın bir aylık elektrik masrafıyla kaç tane cep telefonu alınır? Canı sıkılan matematiği kuvvetli biri hesaplasın lütfen. Şekere iyi geliyormuş dediler. Mahlep var. Bir şey daha vardı, unuttum. Gecenin bu saatinde vücudum uyumak istiyor artık. Onu kandırmak için yemek v...

mutfakta metallica

Benim bir yeğenim var. O kendini bilir. Yeğenim şehir dışında okuyor. Bir yurtta kalıyor. Yurdun bir müdürü var. Müdür, yurtta kalan ve gitarını getiren bir öğrenciye: "O gitarı kaldır. Gitar şeytan icadıdır." demiş. İşte o adam kendini bilmez. O zaman Hakan Ehn'den gelsin, Metallica, Enter Sandman, mızıka kavırı.    Tamam anladık, Türkiye Cumhuriyeti olanca aksaklığıyla modernleşmeye çalışırken, onların iddiasıyla tamamen görmezden geldiği, kendilerini ekseriyetle muhafazakar olarak tanımlayan bir kesim var. İşin aslı, ne o kesim tamamen görmezden gelindi; ne de o kesimin, ağızlarından düşmeyen Allah - din edebiyatına değil de, bencilce çıkar odaklı icraatlarına bakacak olursak, muhafazarkarlıkla alakası var. Ama şimdi, çoğunluğun gücüne dayanarak iktidarı ele almanın şımarıklığı içinde yaptıklarını görüyoruz, ve ben o zaman merak ediyorum: İyi de kardeşim, senin neyini ciddiye alacağım ki ben? He, tabi, gitarlar Şeytan işi, zeytin ağaçları da Yahudi uşağı. Hak...

kürek

Sevgili Paşa Çayı, Öyle kuralcı bir insan sayılmam, beni bilirsin. Bir kural varsa eğer, o kuralı sorgulamak isterim. Çünkü kurallar, bir sistemin belirli bir şekilde yürümesini sağlamak için konmuştur, ve hah işte, o sistem nereye, kime yürüyor, o kısmı çok önemli. Ama mesela, bilgisayarda yazı yazmak için önce bilgisayarı açmak gerekir. Bak bu da bir kural. Bu kurala uymazsam bilgisayarı açamam. Yürü be bilgisayar. Ama işte bir de istisnalar var. Kurallar yeterince hızlı yürümeyi sağlamayınca bir kerecikten bir şey olmaz diyerek delip geçiyoruz hepimiz. Mesela ben dün, çorba tenceresini buzdolabına kaldırırken "bir kaşıktan bir şey olmaz" diyerek içine kaşık daldırdım. Çok kötü bir hareket. Küçüklerimiz sakın bunu kendine örnek almasın. Bir de küçüklerimiz tırnaklarını da yemesin. O da çok kötü bir alışkanlık. Fakat bir de baktım, çorbanın tencere içindeki seviyesi azalmış resmen. Peki ne oldu? İyi mi oldu? Bir kereden bir şey olmaz belki gerçekten, ama istisnalar arka ar...

limon suyu

Sevgili Günlük Süt, Havalar artık çok erken kararıyor ama hiç de erken soğumuyor, o biraz tırstırıyor beni. Yeni yıla çok ağır bir doğalgaz faturasıyla girmek istemeyen arkadaşlar için sevindirici bir gelişme. Ama sonu kötü bitecek bu işin, bak sonra söylemedi deme. Asabiysem bundan asabiyim işte. Çünkü günlük süt dediğin iki gün sonra bozulur falan. Son kullanma tarihi bir hafta sonra olan günlük süt çıkarmışlar. Teknoloji işte. Eskiden olsa Japon yapıyor abi. O değil de, birtakım teknikimsi terimler kullanarak yaptığı işi olduğundan daha karmaşıkmış gibi göstermeye çalışan arkadaşlar var; sanki o işin ne kadar karmaşık olduğu çok da umurumdaymış gibi. Çünkü birincisi, söylediğin o sözde teknik kelimeleri anlıyorum dostum, ve bana hiç de karmaşık gelmiyor; ama zaten ikincisi, bana ne lan karmaşık olmasından, yaparım demeseydin en başta. Diyemiyor işte insan, neden diyemiyorsa. Birileri bir şeyler yapıyor ve yol katediyor, birileri hâlâ o yolu neden katedemediğini anlatmaya çalış...