Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yapılacak işler

Öncelikle belirtmem gerekirse azizim, ben o kaşarı yedim. Zaten birazdan yatmadan önce de telefondaki oyunda bir el rekor denemesi yapacağım. Fakat şunu belirtmek isterim, son iki yazdığım blog yazısını arka arkaya okuduğumda, aslında farklı tarihlerde farklı bağlamlar için yazılmış olan bu iki yazının birbiriyle çelişiyormuş gibi bir görüntü verdiğini fark ettim. Şöyle izah etmem gerekirse, mesela bir işi yaparken kullandığın programda sık sık aynı tuş kombinasyonunu kullanmam gerekiyorsa, bu tuş kombinasyonuna hızlı bir şekilde basacak bir makro yazarak toplamda büyük etki sağlayacak kadar zaman kazanabilirim. Ama bazı işlerde mühim olan hangi düğmeye hangi hızla bastığın değil, bir işi bildiğin en yanlışsız şekilde teslim etmektir. Bu gibi işlerde mühim olan düğmeye hızlı basmak değil, doğru yerde doğru şekilde basmak, daha önceden yanlış basıldığını fark etmişsen de onu düzeltmektir. İşte böyle düzeltme işlerini iki saatte yalandan da yapabilirim, -ve bir - iki kere direkt iş...

beni çağıran kaşar

Dolaptaki kaşar peynirinin beni çağırdığını hissediyorum resmen. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum, azizim. O kaşar peynirini aldığımız butik markete arada sırada oyuncak da geliyor. Fiyat aralığı belli olunca kalite aralığı da tahmin edilebilir oluyor tabii ve alacaksan da ona göre alıyorsun; ama geçenlerde o butik marketten aldığım, kalitesiyle öne çıkan bir markanın nispeten ucuz fiyatlı ürünü benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Belli ki ünlü oyuncak fabrikası, fiyatı fakirlere göre ayarlanmış ürünün kalitesini de fakirlere göre ayarlamış. İnsanın elinde kalayazıyor. Hayır yani, ne düşündün anlamadım ki sayın oyuncak fabrikası, "Bu fakirler bizi zaten bilmez. O yüzden sktiriboktan malı kakalasak da imajımıza bir zarar gelmez." falan mı dediniz? Good job. İşte tamamen aynı sebeplerle sevgili dostum, bana o işi veren şirket "Herkes iki saatte bitiyor, sen nasıl altı saatte bitirebiliyorsun." dediğinde, benim cevabım fakir pazarına girerken alışa...

zirvede bırakmak lazım

Bir işi alışılagelmiş yöntemlerden daha hızlı yapmanın yollarını bulmanın sana kazandıracağı zamanı yeni işler alarak doldurmak mı daha akıl kârıdır, yoksa yatıp uyumak mı Temel Reiscan? Bunu bana şu saatte sorarsan, uyumak yerine bilgisayarda oyun oynamak da diyebilirim tabii ama yine de uyku şart. Hele bir de, o işler iyice birikmiş, hiç umulmadık bazı dış etkenler seni iyice bunaltmış ve bünyeyi eline kocaman bir kılıç alıp ofiste ne var yok kırma isteğine gark ettirmişse, aşağıdaki video tam da bunun için var işte. Hazır Dünya Şampiyonu olmuşken, zirvede bırakmak gerek. Bir de Grimm diye bir dizi var, çok enteresan, Wesen adı verilen yaratıkların dünyayı ele geçirmek için ince ince işlediği bir plandan bahsediyor. Bundan sonrası spoiler olduğu için beşinci sezonun sonuna gelmeyenler okumasın ama Kara Pençe dedikleri çetenin izlediği taktik ibretle izlenmeliymiş gibi geldi bana. Önce sistemi kullanarak kendi adamlarını belediye başkanı seçtiriyorlar -ki bildiğin üzere Temel R...

dünya şampiyonu olamadım ama ilk 10'a girdim, o da olumlu

Bu hengamede berbere gidecek zamanı bulabiliyorsam Dünya Şampiyonu olacak zamanı da bulabileceğimi düşündüm; ve kolları sıvadım. Eline floresan kılıcı geçiren adamı yönlendire yönlendire dünya rekoru için çalışmaya başladım. Dediğim gibi, Dünya Şampiyonu unvanını elde edemedim ama ilk 10'a girdim, bence bu da olumlu. Neticede, dolaptaki son kurabiyeyi bitirmekten daha iyidir.

kavanozdaki son kurabiye

Küçüklüğümde, babam bana kendi küçüklüğünde televizyon olmadığını söylediğinde bunun çekilir bir hayat olmadığını düşündüğümü hatırlıyorum. Televizyonsuz hayat geçer miymiş diye düşünmüştüm. Oysa ki bugün baktığımda, her ne kadar özellikle yaz günlerinde eve girmek bilmeyen çocukların apartmanların arasında yankılanarak dördüncü katın derinliklerine kadar sesleri aksini söylese de, mahalle arasında oynamaya yetişmiş son nesil kabul edildiğim için kendimi şanslı görüyorum; ama bu başka bir hikaye tabii. Sonuçta, geçen gün hastanede bir kadının eşime söylediği gibi, çocukların hepsi ayakları toprağa değmediği için bu kadar sinirli. Bir de muhtemelen kahveden, ama bu da başka hikaye tabii. Tahmin ediyorum ki, şimdiki çocuklara benim çocukluğumda internet olmadığını söylediğimde onlar da içlerinden benzer şeyleri geçirecektir. "İnternetsiz hayat mı olurmuş?" diyeceklerdir. Oysa bırakın interneti, cep telefonu bile yoktu, ve video denen cihazı tüm özellikleriyle kullanmayı başa...

muzlar, bitmeyen işler ve şehir efsaneleri üzerine bir yazı

Hazır laf internetin olmadığı o eski günlerden açılmışken, bir de küçük bir nasihat vereyim: tırnağınızı yemeyin. Çünkü ben mesela, çocukluğumun hatırı sayılır bir kısmını Bruşli'nin üzerine 36 kurşun sıkılarak ancak öldürüldüğü efsanesine inanarak geçirdim. Bunun bir de Bruşli'nin sütten zehirlenerek öldüğü versiyonu vardı ki, bu şehir efsanesini ilk çıkartanın sütü sevmeyen bir çocuk olduğundan hemen hemen eminim. Şehir efsaneleri böyledir işte. Kimse görmediği halde, herkesin tıpkı mahalledeki başka iş gücü olmayan yaşlı teyzelerin çıkardığı asılsız dedikodular gibi, en başta o hikayeyi ilk uyduran olmak üzere herkesin inandığı hikayelerdir bunlar. İçi muz dolu koskoca poşeti yanlışlıkla çöpe attığıma dair dolaşan hikayeler de aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Nedense, komşunun evcil maymununun evden kaçarak bizim balkondaki  muzları çaldığına bir türlü inandıramadım kimseyi. Çünkü hiç kimse, o işi bir gün gecikmeli de olsa yetiştirebilmek için üç saatlik uykuyla durdu...

sevgililer gününde masraftan kaçınmayarak çekirdeğin pahalısını alan çevirmen

Her şeyin başı iletişim tabii. İnsanlar birbirini doğru anlamalı, işi veren kişinin tam olarak ne istediği konusunda varsayımda bulunmak yerine adam akıllı öğrenmeli ki alakasız bir şeye zaman harcadığını öğrenmeden önce o alakasız şeyde yolda yarılamamış olsun. Malum çiçekler de pahalı, hazır internet sağlayıcım da Tivibu'yu bana satamayınca mevcut kampanyama katmaya karar vermişken, on küsur yıllık geleneği bozup eve televizyon mu alsam? Aslında bazen düşünmüyor da değilim hani, çünkü benim de arada sırada haberleri falan açıp ülkede her şeyin ne kadar da iyi gittiğini bilmeye ihtiyacım oluyor. O yüzden ben de ne yaptım, markete gittiğimde çekirdek almayı unuttum. Ama alsaydım en pahalısından alacaktım. Ve ayrıca önemli not: televizyon almak yatırım tavsiyesi değildir. Ayrıca tivibu paketini bedava verip vermeyeceklerinden çok emin değilim, nasıl olsa beni ilgilendiren bir konu olmadığı için yanlış anlamış olabilirim. Ne demişler, iletişim şart.

muzlar nereye gitti

Balkondaki bir poşet muzun aniden ortadan kaybolmasıyla ilgili ortaya atılan teoriler içinden en çok, benim çöp poşetlerini atarken yanlışlıkla muz torbasını da aldığım ve aşağı inip çöpü bırakırken hiçbir şekilde elimde muzlar olduğunu fark etmediğim iddiasının kanıksanması pek de hoş değil açıkçası. Halbuki , ortada herhangi bir delil olmadığına ve her teori sadece basit bir akıl yürütmeden ibaret olduğuna göre, benim koskoca muz poşetini farkında olmadan çöpe atmış olmam olasılığıyla, komşulardan birinin beslediği bir maymunun evden kaçıp bizim balkona gelerek muzları yürütmüş olmasının olasılığı bence tamamen aynıdır. Sonuçta, ikisini de gören var mı? Yok. Tabii bugün muhasebecime gidip de ona gitme sebebim olan evrakları yanıma almadığımı fark ederek koskoca yolu gerisin geri dönmek zorunda kalmam tamamen konu dışı bir parantez içi olarak burada dursun. Madem ki parantezlere geçtik, aşağıdaki video da ayrıca dursun. Not: Muz poşeti koskocaman değildi muhtemelen ama bilem...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...

oburun diyeti ikinci pizza dilimini görene kadardır

Hani eskiden vardı ya çevirmeli telefonlar, artık sadece filmlerde ve eskicilerde, bir de evinde eski eşya tutmayı seven yaşlı akrabalarınız varsa onların evinde falan görebilir olduk, işte onlarla bir yer aramayı denedin mi son zamanlarda? Son zamanlarda olmasa da, o telefonların son zamanlarında kullandım ben onları. Onlarca yıl boyunca toplumu şekillendiren, büyük bir yenilik olarak görülen bu alet çok yavaş geliyordu artık bana. Dit dit dit düğmeye basmaya alışmış bünyeler için o tırrr tırrr çevirmeler bitmek bilmiyordu hiç. Sürat felakettir ve hiçbir şekilde önermiyorum tabii ama, şahsi binek arabanla şehirlerarası yolculuk ederken gaza abanıp abanıp da radar işaretini görünce hız limitine düştüğün oldu mu hiç? Aslında yine de çok hızlı gidiyor olmana rağmen araba sanki kağnı hızında ilerliyormuş gibi geldi mi sana da? İşte bütün bunlarla, ikinci dilim pizzayı görünce diyetinden vazgeçen obur insan arasındaki ortak nokta, kanaatimce, hepsinin de beyninin ardında aynı motor o...

evden çalışmanın dezavantajları - 22

Geçen gün ben ve göbeğim yine evde  home office'te oturmuş çalışıyorken kapı çaldı. Dışarıda şakır şakır yağmur. Kafamı çevirip baksam, kimilerine belki de güzel gelecek bir manzara var aslında. Sonuçta renkler ve zevkler tartışılmaz; kimisi pastoral sever, kimisi yağmur altında karşı apartman manzarası. Neyse işte, en alttaki D. teyze geldi. Çatıdan inen su oluğu kırılmış, bir el atmamı istedi. Geçen gün de en üst kattaki G. teyze gelmişti benzer bir şekilde. Üstelik o gün çok fena kar yağıyordu. Yine zevkler ve renklerin tartışılmazlığı ilkesi gereğince, camdan baktığımdan kimilerine belki de güzel gelecek karlı karşı apartman manzarasını görüyordum. G. teyze de benden çatıya çıkıp anteni düzeltmemi istemişti. Sonuçta her ikisini de yapmadım tabii, çünkü her ikisi de erişim becerilerimin üzerinde bir noktadaydı, ama diyeceğim o ki, herkesin herkesi tanıdığı bir apartmanda evden home office'ten yürütülen bir iş yapıyorsanız, ve özellikle erkekseniz her an ütü bozulduğunda...

dağınık oda tipolojisi

Mesela ben dağınık ev görürüm, beş yaşındaki oğlum oyuncaklarıyla her yeri süslenmiş bir ev görür. Her şey nasıl baktığına göre değişir. O yüzden evde leblebi bitince ben de kalan tarçını çayın kaynatma suyuna koydum. Aynı mantıktan yola çıkarsak, sen bu ay kirayı nasıl ödeyeceğini düşünürsün, ev sahibin Nusret'e gidip gidemeyeceğini düşünür. Ama ev sahibi aslında zengin bile değildir, çünkü asıl zengin diye, yerde gördüğü 100 doları almak için eğilirken harcadığı zamanda zarara girmiş olacak kadar çok para kazanan adamlara denir. Niye böyle bir zenginlik var, orası bilinmez, ama onların niye fakirler var diye dert ettiklerini sanmam, çünkü kira verecek birileri olmazsa ev sahibi tuzlamayı nasıl yiyecek?

Fransızların Hiç Hazzetmediği Köprü

Geçenlerde dişimi misvakla temizlerken köprüm yerinden çıktı. İşti güçtü bilmem neydi derken ben diyeyim iki hafta, sen de iki hafta 3 gün falan sonra ancak gidebildim dişçiye. O da, kendi dişçime değil de yakınlarda bir dişçiye. Bunun Fransızların bir komplosu olduğundan eminim. Çünkü daha önce de yazmıştım, kendi dişçime her gidişimde, o koltuğa oturduğumda ellerimi koyacak yer bulamam ve o yüzden göbeğime koyarım. Ve işte yıllar içinde hayatımda çok şey değişti ama ellerimi koyduğum o göbeğim hiç değişmedi. Darth Maul Çölde Olaya bu perspektiften bakınca nasıl da her şey yerli yerine oturuyor değil mi? Büyük resmi görmek mühim. Her şey Fransızların suçu.

tarçın

Bir işi, ya yapılması gerektiğini kabul ettiğin için ya da belki böyle bir gereklilik olmasa bile senin için daha iyi olacağını düşündüğün için yapmaya karar verip de, sıra tam o işi yapmaya geldiğinde cep telefonunda oynadığın dövüş oyununu videoya kaydettikten sonra hızlandırılmış bir biçimde oynatırken üzerine Slayer 'dan Criminaly Insane şarkısını gömmenin ertelenemeyecek öneme sahip olduğunu fark edivermeye ben geciktirici kafası diyorum, sevgili Temel Reis'çim. Çünkü leblebinin yanında en iyi boza gidiyorsa, bozanın yanında da tarçın en iyi gider; ama fark ettin mi bilmiyorum kadim dostum, artık bozaların tadı da bir tuhaf. En azından marketten aldıklarının hepsinin tatlımsak bir tadı var. Oysa boza denen şeyi ilk içtiğim günü hatırlarım da, insanların bu ekşi şeyi nasıl sevip de içtiklerine anlam verememiştim - 30 seneden daha uzun süre önce. Bana öyle geliyor ki değerli arkadaşım Temel Reis, insanın sıkıcı bir işle boğuşurken tıkınma ihtiyacı hissetmesi de ayn...

boza

Hani bazı insanlar vardır ya Temel Reis, yaktıkları sigaranın hep içtikleri son sigara olduğuna kesin yemin ederler de, canları sigara istediğinde bu kesin kararlarını bir sonraki sigaraya ertelerler, işte bazı insanlar da aynen o şekilde, yapmaya karar verdikleri ya da bir sebepten yapmaları gereken bir işe başlamadan önce o işin layıkıyla üstesinden geleceklerine yemin ederler de sıra tam da o işi yapmaya geldiğinde hep bir mazeret uyduruverirler. Senden borç alırken ödeyeceğine yemin billah eden adam mesela, o sırada, zamanı gelince ne olursa olsun borcunu ödeyeceğine kendisi de inanmıştır; ama sıra gerçekten de borcu ödemeye geldiğinde o iradeyi gösteremez işte. Çünkü hep bir mazereti vardır ama dikkat edersen göreceksin ki, asıl sebep öne sürdüğü mazeret değil,  geciktirici kafasıdır.  Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu yazının başlığını geciktirici kafası koymak isterdim aslında ama bu terimin çağrıştıracağı yan anlamlardan sakınmak için vazgeçtim. "Peki nede...

leblebi

A slında başlığı geciktirici kafası olarak açmayı düşünmüştüm çünkü bunun asıl anlatmak istediğim konuyla doğrudan bir bağlantısı var ama sonra böyle bir başlığın çağrıştıracağı yan anlamın terbiyesizliğinden çekinip vazgeçtim. Yine de, bu yazıyı internette gerçekten de geciktirici diye arama yaparak bulan arkadaşlara bir yardımım olsun diye, internet öncesi çağların ünlü bilgesi Dandoldenyus'un tam da bu konuyla ilgili olarak danışmaya gittiği başka bir ulu bilgenin verdiği tavsiyeyi aktarabilirim: Başka şeyler düşünün. Ki zaten Dandoldenyus'un bilge olmasının yolunu bu düşünce akımı açmıştır. Öte yandan geciktirici kafası derken ben, öncelikle şunu ifade edeyim ki o balık yağını yere ben dökmedim. Başlığı leblebi koymamın sebebiyse, az önce yediğim bir avuç leblebidir. Spora gittiğim günlerin gecesinde geç yatarsam performansım fena derecede düştüğü için gece ikiyi geçirmemeye gayret ediyorum ama işlerin aksamasının sebebi erken yatmam mıdır gerçekten; yoksa, tam iş yapacak...