Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

bruce wayne'nin babasını Alfred öldürdü

Katil her zaman uşak çıkar. Ben o Alfred'in bakışlarını da hiç beğenmedim zaten. 72 kuralı diye bir şey var. Bir paranın yıllık faizi ne kadarsa, 72'yi  o faiz miktarına bölünce o paranın ikiye katlanma süresini veriyor. Yani faizler yüzde 10'sa, bankada faize yatırdığınız paranın iki kat olması için 7 sene gerekir. Emlağa yapılmış akıllıca bir yatırım size 7 yılda 10 kat gelir getirebilir. O zaman bana faiz lobisi demeyin arkadaşım. Bu memlekette malı götüren rant lobisi. Hem bak bir şey diyeyim mi, enflasyonun sürekli yüksek çıkması bir tek rant lobisinin işine gelir. Faiz lobisinin yüksek enflasyonla işi olmaz. Ama ona da hak vermiyor değilim tabi. Koca malikane. Tek başına o evi idare etmek akıl alacak gibi bir iş değil. Şurada ben iki gömlek ütülemeye kalksam üçüncüde, "bunların üstüne nasıl olsa kazak giymeyecek miyim?" diye düşünmeye başlarım. O adam nasıl uğraşsın koca malikanenin derdiyle?

eski kendime not

Sevgili Önceki Hayatımdaki Ben, Baktım herkes 17 yaşındaki haline mektup falan yazıyor, "Lan," dedim, "o her bokun cevabını bildiğini sanan anarşik züppeyle ne işim olur?" dedim, "Ve," dedim, "bari," dedim, "ben önceki hayatımdaki kendime not yazayım." dedim. Sonuçta, herkes eski hayatında kral, kraliçe, prenses, bilemedin zengin bir tüccarın oğlu falan olduğuna göre, eskiden ben de en azından bir dük falan olmuşumdur. "Muhatap alacaksam dükü muhatap alayım bari." dedim. Başarı nedir, sevgili dük, bunu hiç düşündün mü? İnsan ne zaman başarılı olur? Çünkü uzmanlara bakacak olursak, okulda iyi not almak başarı göstergesi değil, iyi olmasın, çok para kazanmak da başarı göstergesi değil, iyi o da olmasın, eyvallah. Uzmanlar genelde başarının tarifini, aile, huzur, mutluluk falan gibi kavramlarla yapmaya çalışır. O da tamam. Ama şimdi bak, sevgili düküm, aile, huzur, mutluluk dediğin şeyler para olmadan oluyor mu? Ben de iste...

herkesin derdi kendine

Sabah vaktinde uyanmak için gece yatarken bol bol su içiyorum. Genellikle işe yarıyor ama bir gün, vücudumun yolladığı "çişim var" sinyallerini algılayamayacak kadar yorgun düşmekten korkuyorum. Sonuçta herkesin kendine göre bir ajandası var. Herkes o ajandaya kendine göre not alır. Kimisi dünyayı ele geçirmek ister, kimisi 90 dakikalık reklam arası diye yazıp sadece ne kadar aptal olduğunu beyan eder, kimisi de o beyanata alkış tutar. Benim ajandamda, "bir gün iyice yaşlanıp çişini gerçekten tutunamayacak hale geldiğimde işime yarayacak bir emeklilik bütçesi oluşturmak" yazıyor. Tabii ben o günü görene kadar dünya yerinde durursa. Ve tabii ben o günü görebilirsem.

masa hep kazanır

Minibüsçüler ilginç insanlardır. Sabahtan akşama kadar ekmek parası için direksiyon sallamaları takdire değer bir yaklaşımdır hiç şüphesiz, ama bir süre sonra o yollara neden düştüklerini unutup da kendilerini o yolların hakimi sanmaları çok ilginçtir gerçekten. Öğrencilik yıllarımda bir yıla yakın benzincide çalışmışlığım var benim. Sigortamın erken başlaması dışında bana ne faydası oldu diye sorsanız, "saymakla bitmez" derim. Tıpkı bizim oğlan gibi: "Bir. İki. Dokuz. On."  Bazen aklına geliyor: "Sekizi unuttum." diyor. Sonra hadi say baştan: "Bir. İki. Sekiz. Dokuz. On." Ama bak şu da bir vakıadır, en güzel kadınlarla hep bunlar sevişirler. Ve kavga oldu mu hep bunlar döverler. Ve bir de, öyle bir küfrederler ki, sırf küfrettikleri için karşılarındaki adam kaçıverir. Nereden mi biliyorum? Kendileri anlatıp durdu o bir yıla yakın sürede de, oradan. Ve işte aşağı yukarı aynı dönemlerde at yarışında bir araba parası kazanan bir arkad...

uykudan önce

İnsanların etkileşim içinde oldukları dünyanın kendilerini çevreleyen fiziksel sınırlara bağlı olduğu bir dönemde yerleşmiş ittifak edinme alışkanlıklarını, bu fiziksel sınırların büyük oranda önemini kaybettiği bir dünyada da yaşatmaya çalışmak, en hafif tabiriyle beyhudedir. Bu beyhudelik üzerine kurulmuş saçma sapan bir gösteriş budalılığına, bunun kendisine hiçbir faydasının olmadığının bile ayırdına varamayacak en az bir milyon insan tarafından alkış tutulması ise, en hafif tabiriyle can sıkıcıdır. Ama dikkat etmek gerekir. Fiziksel sınırların öneminin büyük oranda kalkmış olduğu varsayımı, bu görüşü paylaşmayan ilk kişiye tosladığı anda alabora olur. Bu kişilerin varlığını göremez, bu kişilerin dünyayı hâlâ eski bildik ikiyüzlü alışkanlıklarıyla kabusa döndürdüğünü fark edemezseniz eğer, sadece kandırılmaya fazlasıyla müsait hale gelmiş olursunuz. Bir dost.

jeotermal sistemler

Masanın altına bir şey kaçınca almak zor oluyor. Kalkıp ışığı açmam gerekiyor, yoksa karanlıkta bulamıyorum. O bir şey değil de, olan 0,7 ucuma oluyor. Her düşüş bir kırılmaya bedel olacak diye kaide yok; ama olmayacak diye bir garanti de yok. Gereksiz yere kırılıyor, kırılıyor, sonra lazım olunca uç yok. Hayır o değil, bide sürekli bilgisayara bakmaktan başım ağrıyor resmen. İş bu, bitmez. İyi bitmesin bakalım. Devletimize vergi vermemiz mühim.

terlik

Tiyatroda bir laf vardır. Eğer bir cips paketi açılmışsa o cipsler mutlaka biter.   Bir Türk atasözü de der ki:   O son lokmayı yemeyecektim.   Ve bir çevirmen atasözü de der ki: Keremcim, bu hafta da ödeme çıkartamıyoruz.  Halbuki bu aralar mandalinaya düşkünlüğüm çok. Buradan çıkacak sonuç çok basit: Bu ülkeyi bu hale faiz lobisi ve faiz lobisiyle el ele veren faizsiz bankacılıkçı paralelciler getirdi. Geçtiğimiz Ekim ayında, Eylül de olabilir emin değilim ama fark etmez, konut fiyatlarındaki artış enflasyonun iki katı olmuşsa, işte bunu bir oturup düşünmek lazım. Çünkü parasını gerçekten faize yatıracak olsa, enflasyonun altındaki getirisiyle aslında reelde para kaybetmiş olur. Oysa taksi plakası almış olsa, o parasını birkaç senede ikiye katlar. İşte bunlar da hep telekinezi. Ünlü bir taksici atasözü de der ki:   Ben plakasını satıp da sonra tekrar alabileni görmedim.  O zaman insan merak ediyor, bu rantı kim kontrol ediyor diye. Büyüklerimiz zamanınd...

benim gözüm kırmızı

araba oradan çıkamadığı için çok kar yağınca park yeri zor tabii, ama işler de çok acil olunca, gözlerinin kırmızısı belli olmasın diye sürekli uykusuz gezen adamın geçici hikayesi bu aslında. Neden diye sorunca belki de kornaya bassak herkes uyanır mı ama dur, o sırada bir de baktım, Almanya'da aslan ne gezer, atma. ama gözleri belki de doğuştan kırmızıydı ve sırf o yüzden direklerin arasındaki mesafe diyorum, o kadar kısa olmamalı, araya bir ara uyku sıkıştırmak lazım. Tamam, belki çok büyükleri yok ama yine de var,  Ve bana öyle geliyor ki, sırf o yüzden fotoğraflarda hep çok doğal çıkıyordu, fakat o sırada çöp kamyonu geçemiyor orada. Zaten bak, bu bir sorun işte çünkü gözleri kırmızı gezen adamın da bir bildiği vardır herhalde bu kadar saat uyumadığına göre. Su iç geçer dedi adam bana. Kahve de olur.

kahve bitti

Evin en soğuk odasının banyo olmasının yazın çekici bir yanı olduğu ne kadar doğruysa, kışın o artı değerin büyük bir hızla eksi değere dönüşmesi de o kadar doğru. Tıpkı kış aylarında pazarın biraz daha pahalı olması gibi. Hem bu soğukta senin ayağına gelelim hem de sen bize daha pahalı mal sat. Yok ya? Evde kahvenin bitmiş olmasının insanın başına gelebilecek en kötü şey olduğunu iddia etmiyorum ama bütün kabahat ancak el bezi asmaya yarayan o şeyi kalorifer diye banyoya takan zihniyette bence. İlginçtir, "bu iş beni çok kasacak" diye erteleyip durduğum iş kolaycacık bitiverir de, " ne var ya, yaparım hemen" dediğim iş çok fena geçirir adama. Bunda ilginç olan ne? Benim yirmi yıldır bu altın kuralı öğrenememiş olmam tabii. O zaman nedir yani, bir şeyi bir yerlerde görüp de güzel görünüyor diye taklit etmeden önce o şeyin ne işe yaradığından emin olmak lazımmış, değil mi? İki tane boru parçası ısıtmıyor işte banyoyu. Kahve de bitti, o kötü oldu yalnız. 

f5

Başımı çevirip dışarıda yağan karı seyretmeyi, sonra trafik derdini düşünmeden kafamı tekrar çevirip işime dönmeyi seviyorum. Buradaki "karı seyretmek" lafı üzerinden espri yapan arkadaşlarımı da seviyorum. Sayelerinde ilkokul günlerime dönüyorum. Bu espriyle kendilerini çok komik zannetmelerini ise ayrıca komik buluyorum; ama tabii elindeki lokmayı bana verecekmiş gibi yapıp sonra kendi ağzına atan oğlum kadar eğlendiremiyorlar beni. Yine de haksızlık etmeyeyim, ne yaparlarsa yapsınlar beni oğlum kadar eğlendirmelerine imkan yok zaten. Öte yandan, sevgili dostum, kafamı çevirip karı seyretmenin ve ardından tekrar işime dönebiliyor olmanın doğal gaz + elektrik bileşik maliyetinin, aylık ortalama kazancımın yüzde onundan fazla olmasına canım çok sıkılıyor. Ama en çok da F5 canımı sıkıyor. Nedir bu F5? F5, şöyle anlatayım, oturmakta olduğum bir uçtan bir uca 500 metrelik sokaktaki her bir gecekondunun yıkılıp yerine 4 - 5 daireli bir apartman dikilmesinin, ve a...

acı biber

Fakat şunu da belirtmek isterim ki, arkadaş o nasıl bir acı öyle? İnsan acı biberli cips yapar da, cips koymayı unutur mu ya? Sadece acı biberli olmuş bu. Bir saat oldu hâlâ ağzım burnum yanıyor. Hayır, bir de bunun devamı var. O kısmı da zor. Tabii her gün milletin fosur fosur uyuduğu saatlere kadar çalışıp sabah da bizim oğlanın keyfinin istediği saatte uyanmak, öyle her bünyenin kolay kolay kaldıracağı bir hayat tarzı değil. Bak mesela, bu sabah altıda uyandırdı bizi oğlan. İnat etti bir daha da uyumadı. Oysa yattığımda saat üçtü. Amma velakin, bu serbest çevirmen dediğimiz olayın serbest kısmı çok mühim.  Bir de, iyi ki elma suyu diye bir şey var, o aldı biraz acısını ama miden yanıyor hâlâ. Alıştığımız şekilde tüketmek için hazırlanmış bir mamul olmasa gerek. Yavaş tüketmek gerekiyordu demek ki, bilemedim. Ama dedim ya, serbest kısmı çok önemli diye; ben bu işi yapıyorsam, kimse bana patronluk taslamasın diye yapıyorum. Tamam, her müşterinin ayrı çok acil son teslim tar...

Türkleri Kurban Eden Avrupalılar

Sevgili Hancı, Her sene yılbaşında İsa için Türkleri kurban eden Avrupalılar olduğuna inanıyorsun da bu ülkenin kanını emen vampirler olduğuna neden inanmıyorsun? Sonuçta kazan bu, doğurmak da var, ölmek de. Ama bak, bana bu ülkede en başarılı bulduğun isim kim dersen, önce hiç düşünmeden 1. Forrest Gump derim. Sonra da yine hiç düşünmeden 2. Hülya Avşar derim - ki bu ikinci saydığım ismi birinci saydığım isimden bile daha çok başarılı bulurum aslında. Çünkü Forrest Gump daha o çikolata paketini açayım mı açmayayım mı diye düşünürken, Hülya Avşar kayda değer hiçbir yeteneği olmamasına rağmen bu ülkenin en bilinen isimlerinden biri olmuştu bile. Popüler olmak yetmez; o popüleriteyi maddi kazanca çevirmek de çok önemli. Ünlü sanatçımızın muhasebecisi değilim, ne kadar kazanır, ne kadar vergi verir bilmem; ama bizzat kendisi söylemedi mi, "Benim evim Aksaray'dan daha gösterişli." diye? Nasreddin Hoca bu, durur mu, bombayı patlatmış tabii:  Parayı veren düdüğü çalar.  ...

geğirik

Ben aslında geğiriği severim. İğrençlik olsun diye zorla çıkartılanı değil ama içerideki baskıyla gelen, güçlü ve sesli geğiriği severim. Geğirmekle birlikte gelen rahatlama hissini daha çok severim. Ama bulaşık makinesini açınca bütün mutfağı kaplayan geğirik kokusunu sevmem. Öyleyse soruyorum, uzun zamanınızı alacağını bildiğiniz bir işi daha kısa sürede bitirecek bir yol bulmak da en az o işi bitirmek kadar uzun zamanınızı alacaksa, yine de o kestirme yolu bulmaya zaman ayırır mısınız? Burada bir dar zaman aralığı kısır döngüsü var. Çünkü bakın, A işini B saatte bitiriyorsanız eğer, ama B saat uğraşırsanız o işi B/2 saatte bitirebilecekseniz, o zaman A işini yapmak için B+B/2 saat uğraşmanız gerekiyor demektir. Ve, B > C > B/2 olmak kaydıyla size verilen son teslim tarihi B-C saate denk geliyorsa, A işine ayıracağınız B+B/2 saat olmadığı çok açıkça görülür. Amma velakin, benzer işlerin size ileride de geleceğini biliyorsanız ya da en azından bu yönde güçlü bir olasıl...

dikkat spoiler içerir

Örneğin, belki de okuduğum ilk Agatha Christie romanı olduğu için aklımda en fazla kalan 10 Küçük Zenci romanına bakalım. Yalnız uyarayım, bu yazı spoiler içerir. Aklımda kaldığı kadarıyla bir adada mahsur kalan bir grup insanın teker teker öldürülmesini konu alıyordu bu kitap. Belki de koskoca bir korku türüne öncülük ettiği için ayrıca irdelenmesi ve tebrik edilmesi gereken bir eserdir, bak ona bir şey diyemem; ama romanda katil kim çıkıyordu biliyor musunuz? Kendisini ölmüş gibi gösteren o adadaki insanlardan biri. Siz de kitabı okurken mal mal "katil kim acaba?" diye düşünün. Okuyucuya kasten söylenmeyen bir ayrıntı hilesini bu ünlü yazarın başka romanlarında da fark edince, orta okulda falan okumayı bıraktım. "Anladık, olayların düzeni bu, ama bununla övünmek, işte bu fazla." demişti Albert Camus, Düşüş adlı romanında. Bana haklı gibi geldi, bak şimdi.

dikkat pervane var

Bilgisayarıma kendi kendine yüklenmeye karar veren programın gösterdiğine göre pervanenin an itibarıyla dönme hızı dakikada 774 devir. Bu da, evin içindeki, dışarıda inşaat olsa anca çıkacak kadar gürültüyü açıklıyor.  Öyleyse bu havada yapılacak iki şey var. Ya vurup kafayı uyumam lazım ya da bir fincan kahve koyup bunun beni bir iki saat daha idare etmesini ummam lazım. Ben de isterim bir Pazar günü olsun bari kalkar kalmaz bilgisayarın başına geçip çeviri yapmayayım, bir gün de şu kahveyi ayaklarımı uzatıp gazetemi okurken içeyim ama bu devirde gazete mi kaldı? Mizah dergisi olabilir bak. Fincan da fincan ama ha, maaşallah maşrapanın büyümüş de küçülmüş hali. Hanımın bana yılbaşı hediyesi. Ben de ona çorba kasesi aldım. O da maşaallah tencerenin büyümüş de küçülmüş hali. 

yeni yıl kararları

Sevgili Mavi Ekran, Anlat bakalım, ne yaptın yılbaşında. Noelci misin yoksa Mekke'nin Kurtuluşucusu musun? Yoksa yılbaşında kuruyemiş satmayan o saçma tekel bayii sen misin? Beni soracak olursan, insanların kendi icat ettiği bir takvim sisteminin döngüsel olarak belirli aralıklarla aynı işarete denk gelmesinin herhangi bir özelliği olduğunu düşünmeyenlerdenim. Örneğin Dünya'da değil de Jüpiter'de yaşasaydık, bir yıl 4300 Dünya gününden meydana gelmiş olacaktı. Jüpiter'de geçen bir gün ise, yaklaşık 10 Dünya saatinden meydana gelmiş olacaktı. Yani Jüpiter'de yaşayan bir adam için, bir yıl kabaca 8500 gün falan olacaktı. Ha bir de, bu Jüpiter enteresan bir gezegen, ortası ayrı, kutbu ayrı dönüyor. Ortada bir gün 9 Dünya saati 50 Dünya dakikası falan sürüyor. Kutuplarda bir gün 9 Dünya saati 55 Dünya dakikası falan sürüyor. Yani mevzular karışık, maksat ailecek bir araya gelmek. Ne demiş Ömer Hayyam:  Biz günlere tapmayız, biz Allah'a taparız.