Ana içeriğe atla

huzur

Sığ adamın zamanında ta kulaklarıma kadar gelen "Nasıl olsa ne okuduğunu unutuyorsun. O zaman kitap okumanın ne anlamı var?" minvalindeki o ağız dolusu gevelemesinde sadece şekle bakanların onaylayacağı bir doğruluk payı olsa da, çok uzun yıllar önce okuyup okuduğunuzu bile unuttuğunuz bir eseri yeniden elinize aldığınızda, sizi siz yapan yapı taşlarının izlerine şaşkınlıkla rastlamanızı takiben kitapların size kattığı değerin gözle görünenden başkasını algılamaya karşı kilit kodları geliştirmiş beyinlerin idrak edemeyeceği kadar derin olduğunu fark ediyorsunuz.

Misal, görünürde bambaşka bir bağlam içindeymiş gibi sarf edilmiş şu sözler üstat Umberto Eco'nun kaleminden dökülüp dimağıma kazınmış.

Ama belki de her şeye gücü yeten Tanrı böyle yaratmıştı; şimdi içlerinde kimin haklı olduğunu da bilmiyorum, aradan bunca yıl geçtikten sonra tutkuların ateşi de sönüyor, onunla birlikte gerçeğin ışığı olduğuna inanılan şey de. 

Zira insanın nereye kanalize edeceğini bilemediği o enerji fazlası gidip de geriye sadece, o da eğer zamanında iyi bakılmışsa, kendi kendini anca idame ettirebilen bir beden kaldığında, gençlik ateşiyle verilmiş kavgaların ne kadar da boş olduğunu, hayatın anlamının hayatla kavga etmekte değil, kafa dinginliğini yakalayabilmekte olduğunu daha iyi görüyor insan.

Bunun elbette ki, hayatın belirli yaş safhalarına gelindiğinde o safhanın kendine özgü şartlarının dayattığı gerçeklik içerisinde bir öncekinin anlamsızlığına kanaat getirmek demek olmaması gerekir. Yani lafı daha düzünden söyleyecek olursak, bir insanın sırf orta yaşa geldi diye gençlik ateşini küçümsemesi aslında orta yaşın getirmiş olması gereken zihinsel berraklığın pek oralara uğramamış olması demek olur. Yani daha da özetlersek, o adam hayattan bir bok öğrenememiştir.

Fakat, insan eğer hayatı nasıl algıladığının zaman içinde değişeceğini daha gençlik yıllarında fark edip de hayatını ona göre dizayn etmeye çalışırsa şu dünyada geçireceği ortalama 70 - 80 yılın hiç değilse ikinci yarısını çarçur etmemiş olur.

Ha, 70 yılını devirdiği halde hayattan hiçbir ders almamış, kelimenin tam anlamıyla mantar gelmiş, mantar gidecek insanlar da tanımıyor değilim tabii ama şimdi onları aklıma getirip de durduk yere canımı sıkmayayım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...