Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır.
Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs.
Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafası yaşamaya başlar. Yapmamız gerektiğini bildiğimiz ama yapmaktan haz almadığımız o işi yaparken içimize basan hafakanlardan kurtulmak için, mesela iki el oyun oynamamızı ister. Birden bire her nasılsa, iki pikselin başka iki pikselle çatışması, iki gün sonra ödemeniz gereken kirayı denkleştirmek için bitirmeniz gereken projeden daha önemli görünür gözünüze.
Ama bazen yapamazsınız. Beyniniz size sürekli bu işin sizi sıktığını, artık bırakıp daha keyifli bir şeylerle ilgilenmeniz gerektiğini söylese de, oyun oynayamazsınız, işi gücü bırakıp televizyon seyredemezsiniz, hatta bazen uykuya bile vakit ayıramazsınız.
Mesela blog yazmanızı, ya da mesela başkalarının yazdığı abuk subuk blogları okumanızı söyler o geciktirici kafa. Ama olmaz; o projeyi zamanında teslim etmek için başka bir şeyle ilgilenmemeniz gerektiğini bilirsiniz. İşte o zaman beyniniz sizi, bulunduğunuz andan haz almak için başka bir şeyler yapmaya zorlar. Madem ki o işin başından kalkamıyorsunuz, oturduğunuz yerden aynı hazzı almanızı sağlayacak başka bir çözüm bulmanızı ister. Ve birden kendinizi dolaptaki kaşarın yarısını bitirivermiş bulursunuz.
Şimdi, buraya kadar neden çalışırken tıkınma ihtiyacı içinde olduğumuza dair kendi teorimi açıklamaya çalıştım. Asıl mesele bu dertten nasıl kurtulabileceğimizde.
Bunun çok radikal, uygulaması biraz zor bir çözümü var: Sisteme hayır demek. Sizi bir kısır döngü içine hapseden, sizi yiyip bitiren bu düzenin dışına çıkmak.
Zor olan işi gücü boş verip televizyon karşısında pineklemek değil. Bir koltuğu, bir televizyonu ve bir kumandası olan herkes yapabilir bunu (ki bizim evde bu saydıklarımın iki tanesi yok ama bu ayrı bir mevzu). Zor olan, televizyon karşısında pineklerken kafanızı sürekli meşgul eden ödemeler dengesi derdinden tamamen uzak bir hayat tarzı kurmaktır. Şirketine de, projesine de, teslim tarihine de, aslında ihtiyacınız bile olmayan bir sürü saçma sapan şeyi satın alıp sonra nasıl ödeyeceğinizi düşünmenize de, bir hafta bir otelde kalıp parasını on ay boyunca ödemeye çalışmaya "dinlenme" adının verilmesine de, hepsine hayır demek. İşte o zaman, sizi sıkıştıran bu kısır döngüyü fark edip de dışına çıktığınız zaman, bakın görün beyninizin size durmadan gönderdiği o tıkınma ihtiyacı geçiyor mu geçmiyor mu? Dolaptaki kaşar da yarın sabahki sahanda yumurtanın içine katmaya kalır.
Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs.
Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafası yaşamaya başlar. Yapmamız gerektiğini bildiğimiz ama yapmaktan haz almadığımız o işi yaparken içimize basan hafakanlardan kurtulmak için, mesela iki el oyun oynamamızı ister. Birden bire her nasılsa, iki pikselin başka iki pikselle çatışması, iki gün sonra ödemeniz gereken kirayı denkleştirmek için bitirmeniz gereken projeden daha önemli görünür gözünüze.
Ama bazen yapamazsınız. Beyniniz size sürekli bu işin sizi sıktığını, artık bırakıp daha keyifli bir şeylerle ilgilenmeniz gerektiğini söylese de, oyun oynayamazsınız, işi gücü bırakıp televizyon seyredemezsiniz, hatta bazen uykuya bile vakit ayıramazsınız.
Mesela blog yazmanızı, ya da mesela başkalarının yazdığı abuk subuk blogları okumanızı söyler o geciktirici kafa. Ama olmaz; o projeyi zamanında teslim etmek için başka bir şeyle ilgilenmemeniz gerektiğini bilirsiniz. İşte o zaman beyniniz sizi, bulunduğunuz andan haz almak için başka bir şeyler yapmaya zorlar. Madem ki o işin başından kalkamıyorsunuz, oturduğunuz yerden aynı hazzı almanızı sağlayacak başka bir çözüm bulmanızı ister. Ve birden kendinizi dolaptaki kaşarın yarısını bitirivermiş bulursunuz.
Şimdi, buraya kadar neden çalışırken tıkınma ihtiyacı içinde olduğumuza dair kendi teorimi açıklamaya çalıştım. Asıl mesele bu dertten nasıl kurtulabileceğimizde.
Bunun çok radikal, uygulaması biraz zor bir çözümü var: Sisteme hayır demek. Sizi bir kısır döngü içine hapseden, sizi yiyip bitiren bu düzenin dışına çıkmak.
Zor olan işi gücü boş verip televizyon karşısında pineklemek değil. Bir koltuğu, bir televizyonu ve bir kumandası olan herkes yapabilir bunu (ki bizim evde bu saydıklarımın iki tanesi yok ama bu ayrı bir mevzu). Zor olan, televizyon karşısında pineklerken kafanızı sürekli meşgul eden ödemeler dengesi derdinden tamamen uzak bir hayat tarzı kurmaktır. Şirketine de, projesine de, teslim tarihine de, aslında ihtiyacınız bile olmayan bir sürü saçma sapan şeyi satın alıp sonra nasıl ödeyeceğinizi düşünmenize de, bir hafta bir otelde kalıp parasını on ay boyunca ödemeye çalışmaya "dinlenme" adının verilmesine de, hepsine hayır demek. İşte o zaman, sizi sıkıştıran bu kısır döngüyü fark edip de dışına çıktığınız zaman, bakın görün beyninizin size durmadan gönderdiği o tıkınma ihtiyacı geçiyor mu geçmiyor mu? Dolaptaki kaşar da yarın sabahki sahanda yumurtanın içine katmaya kalır.
Yorumlar
Yorum Gönder