Ana içeriğe atla

bunu yazarken tarçınlı çay içmiyorum ama içebilirdim de






Bakın çok ilginçtir, telesekreter bizim buralarda pek de tutulan bir icat olmadı. Amerikan filmlerine falan bakıyoruz, bu telesekreter pek bir revaçta, sürekli kullanılan bir icat. Yani o yüzden diyorum, telesekretere konuşamamak bizde çok da mühim mevzudan sayılmadı hiçbir zaman. Tabii Amerikan filmleri yanıltıcı olabilir. Mesela bakın, bu mezuniyet balosu denen kutlama büyük mevzuymuş gibi gösterilir, oysa pek de öyle filmlere konu olacak kadar şey değildir.

Ha şimdi diyeceksin ki, o zaman oğlanı berbere götürmek büyük mevzu mudur? Kerataya yakışıyor aslında o uzun kıvır kıvır saçlar ama yazın çok terleme yapıyor. O zaman ben de ne yapıyorum, hazır yarın servisin 1000 tl fatura çıkardığı benzin pompasını 250 - 300'e değiştireceğini söyleyen tanıdık ustaya gitmişken bir de dişçiye gideyim bari. Haftaya geliyorum dediğimden bu yana iki ay geçti. Gitmişken bir de kahve içerim belki.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...