Steve Albini diye bir adam var. Burası yeteri kadar kalabalık çeken bir blog olsaydı, "Daha yeni mi duydun? Ben onu Big Black" günlerinden tanıyorum diye atlayam adam illa çıkardı ya, işte olur da öyle bir yine çıkarsa diye yazıyorum: Tebrik ederim. Lütfen en yakın Kültür Bakanlığı Punk Rock Ana Bilim Dalı Şubesine giderek benim adımı verin. Ödül olarak davul tozunuz hazır.
Ama şunu da ilave etmek isterim, kesin bilgi diyemesem bile son hesaplarıma göre hayatımın yaklaşık olarak son 28 yılını, heavy metal ağırlıklı olmak üzere rock müzik dinleyerek geçiren biri olarak, ben bu adamların adını hiçbir zaman ezberlemeye kalkmadım. Hani sabah kalkınca Sepultura dinleyen adamlar vardı ya, sabah kalkabilseydim o ben olurdum. Ben öğleden sonra kalkar kalkmaz Sepultura dinleyen adamdım. Ama "Madem öyle, say bakalım şu Sepultura'yı." deseniz, joker hakkımı bile kullanmam. Bana ne lan derim.
Öte yandan, bu adamların aklı başında olanlarının hiçbirinin de birilerinin adlarını ezberlemiş olup olmamasını umursadığını sanmıyorum. Hele ki bu yazıya konu olan Steve Albini'nin hiç. Adama gitsem, "Abi ben seni çok eskiden beri tanıyorum." desem, "Aferin. Hemen en yakın Kültür Bakanlığı Punk Rock Ana Bilim Dalı Şubesine git." der mi emin değilim.
Şimdi bu Steve Albini prensip sahibi adam. Amerika'da (ve belki bizde de, bilemem) kayıt stüdyoları albüm kaydettiği zaman gruplarla telif anlaşması yapıyor ya, o buna karşı. O yüzden de, kendi stüdyosunda kaydettiği işlerde, gruplardan ayrıca telif payı istemiyor. Sadece harcadığı emeğin parasını istiyor. Halbuki, herkes gibi o da telif payı anlaşması yapmış olsa, Nirvana - In Utero'yu falan bu kaydettiğine göre şimdi cukkayı doldurmuş olurdu. Oysa adam borç içinde. Hatta ve hatta, bazen maaşları kumarda kazandığı parayla ödemek durumunda kalacak kadar batmış.
Şimdi hal böyle olunca buradaki açmaza dikkatinizi çekmek istiyorum:
Prensiplerinin herhangi bir konudaki yanlış bir yaklaşımın değişmesine yetmeyeceğini bile bile, üstüne bir de o yanlış yaklaşımın seni zengin edebileceği ortadayken, yine de iflas etmeyi göze alarak prensiplerine sadık kalır mısın?
Ama şunu da ilave etmek isterim, kesin bilgi diyemesem bile son hesaplarıma göre hayatımın yaklaşık olarak son 28 yılını, heavy metal ağırlıklı olmak üzere rock müzik dinleyerek geçiren biri olarak, ben bu adamların adını hiçbir zaman ezberlemeye kalkmadım. Hani sabah kalkınca Sepultura dinleyen adamlar vardı ya, sabah kalkabilseydim o ben olurdum. Ben öğleden sonra kalkar kalkmaz Sepultura dinleyen adamdım. Ama "Madem öyle, say bakalım şu Sepultura'yı." deseniz, joker hakkımı bile kullanmam. Bana ne lan derim.
Öte yandan, bu adamların aklı başında olanlarının hiçbirinin de birilerinin adlarını ezberlemiş olup olmamasını umursadığını sanmıyorum. Hele ki bu yazıya konu olan Steve Albini'nin hiç. Adama gitsem, "Abi ben seni çok eskiden beri tanıyorum." desem, "Aferin. Hemen en yakın Kültür Bakanlığı Punk Rock Ana Bilim Dalı Şubesine git." der mi emin değilim.
Şimdi bu Steve Albini prensip sahibi adam. Amerika'da (ve belki bizde de, bilemem) kayıt stüdyoları albüm kaydettiği zaman gruplarla telif anlaşması yapıyor ya, o buna karşı. O yüzden de, kendi stüdyosunda kaydettiği işlerde, gruplardan ayrıca telif payı istemiyor. Sadece harcadığı emeğin parasını istiyor. Halbuki, herkes gibi o da telif payı anlaşması yapmış olsa, Nirvana - In Utero'yu falan bu kaydettiğine göre şimdi cukkayı doldurmuş olurdu. Oysa adam borç içinde. Hatta ve hatta, bazen maaşları kumarda kazandığı parayla ödemek durumunda kalacak kadar batmış.
Şimdi hal böyle olunca buradaki açmaza dikkatinizi çekmek istiyorum:
Prensiplerinin herhangi bir konudaki yanlış bir yaklaşımın değişmesine yetmeyeceğini bile bile, üstüne bir de o yanlış yaklaşımın seni zengin edebileceği ortadayken, yine de iflas etmeyi göze alarak prensiplerine sadık kalır mısın?
Yorumlar
Yorum Gönder