Ana içeriğe atla

organze işler

 Mesela aklıma yıllar öncesinden kalma bir anım geldi. O sırada çalıştığım şirkette sabahlayıp işi bitirmiş, yazıcıdan çıktısını alıp müdürün masasına bırakmış, sonra eve gidip yatmıştım ki telefonum çaldı. Yaptığım işte bir sorun varmış. Allah'tan ev yakındaydı da o günün şartlarında yine nereden aksan bir saate yakın sürede bir koşu gidip bakmıştım.


Şirkete vardığımda, Allah'ım, sorun dedikleri şeyin "Ben yazıcıdan kaynaklanan bir hatayım!" diye bas bas bağıran bir mesele olduğunu görmeyeyim mi? Her sayfanın son satırı eksik basılmıştı. "Beni bunun için mi çağırdınız?" diye çıkışmıştım, dublaj çevirisinden dublaj alan yönetmene. Yazıcı hatası olduğu çok belliydi işte. Bir daha basarsın olur biter. Olmadı, toneri falan değiştirirsin. Sonra da müdüre gidip böyle saçma sapan şeylerin basit gibi görünmesine rağmen korkunç bir zaman ve para kaybı olduğunu söylemiştim de beni pek ciddiye alırmış gibi bir tepki vermemişti. Yıllarca hep birlikte çalışmaya devam ettik zaten.

 Herkes hata yapabilir tabii. Mesela ben, sabah kalkar kalkmaz evde suyun bitmek üzere olduğunu fark ettiğim halde akşam hava karardıktan sonra ancak aklıma geldi de sucuyu aradım. Olabiliyor yani. Hem zaten havalar erken kararıyor artık, üstelik bayağı bir geç aydınlanmasına rağmen ve işte bütün bunlar hep elektrik tasarrufu için.

Yani anlıyorum azizim, evet, herkes hata yapar tamam da, önce bana bir işin nasıl yapılmasının istendiğine dair bir talimatname gönderip ben o işi teslim ettikten iki gün sonra "Biz öyle değil de şöyle istiyoruz." demek neyin kafasıdır, onu gerçekten bilmiyorum. Hayır bir de telefon edip "İyi de burada öyle yazmıyor." deyince daha önce başkalarının da aynı şeyi söylediğini ama işi orada yazdıkları gibi değil de, orada yazanın resmen tam tersi şekilde istediklerini söylemesin mi? E iyi de o zaman o talimatnameyi niye gönderiyorsun? Hayır, madem talimatnameyi gönderdin, aküyü neden çalıyorsun?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...