Sevgili Sikkofield,
Adına arada sırada Twitter'da ve Ekşi'de denk gelsem de, yazdıklarını okumuşluğum yoktu. Sonra derken 16 Temmuz'da yazdığın, 15 Temmuz 2016 Darbeciği başlıklı yazını okudum. Bu aralar pek revaçta olan bir yazıydı, herkes bir şekilde referans veriyordu, kervana ben de katılayım dedim.
Yazdıkların hakkında tam olarak ne hissettiğimi ifade etmeye çalışacağım blogdaş, ama becerebileceğimden çok emin değilim. Senin bu yazıyı fark etmeni beklemiyorum tabii, ya da tesadüfen fark etsen de ne kadar takarsın belli değil, ama ben yine de yazayım. Çünkü aslında senin için değil, kendim için yazıyorum tüm bunları.
Yazdıklarını çok da mantıksız bulmuyorum, sevgili Sikkofield. Ya da imkansız bulmuyorum. Şöyle diyelim, sen noktaları görüyorsun, o noktaların arasını çizerek bir şekil ortaya koyuyorsun. Başka biri seninle tamamen aynı noktaları görse bile, o noktaların arasını bambaşka bir şekilde çizerek bambaşka bir şekil ortaya koyabilir: Dünyaya kendi hedefleri doğrultusunda yön vermeye çalışan bir global çete olabilir de, olmayabilir de; bu global çete birtakım komplolar hazırlıyorsa, bu komplolar tam istedikleri şekilde ilerliyor olabilir de olmayabilir de. Yani dediklerini mantıksız bulmuyorum. Kafadan silinmesi gereken bir olasılıksızlık olarak görmüyorum.
Ve aslında asıl canımı sıkan da bu oluyor. Ne güzel olurdu değil mi her şey bir global çetenin bizim algı seviyemizin çok üzerindeki bir oyunu olsaydı. Güzel bir teslimiyet doğrusu. Ne olursa olsun piyonuz biz. Darbe olsa da olmasa da piyonuz biz. Çok önceden tasarlanmış bir oyunun çoktan gözden çıkarılmış değersiz ayrıntılarıyız.
Oyunu kim kuruyor bilmiyorum. Ortada bir oyun var mı onu da bilmiyorum. Ama ortada bir gidişat var ve bu gidişatı hiç iyi görmüyorum. "Global çetenin oyunu bu." demek kolay. Bu gidişatı kabullenmek, kolay. Bunu değiştirmek, işte o zor. Karşındaki kitleyi gidişatın kötüye gittiğine ikna etmek, o daha da zor. Ama zaten ne gerek var ki, değil mi? Ortada engel olamayacağımız bir oyun var.
Sevgili Sikkofield. Bizim buzdolabı bozuldu. İçinde ejderha horluyormuş gibi sesler çıkartıyor. Geçen gün, sırf buzdolabının yedek parçası olmadığı için tamir edilemeyeceğini ve atmamız gerektiğini duymak için servisçiye 40 tl para verdik. Sonra da yeni buzdolabı bakmaya gittik. Gittiğimizde de, buzdolabı fiyatlarının geçenlerde saygıdeğer bir bakanımızın iddia ettiği gibi bir buçuk emekli maaşı etmediğini gördük; ya da bilemiyorum belki de emekliler sandığımdan çok daha yüksek maaş alıyordur.
Şunu demeye çalışıyorum. Hayatımın önümüzdeki 3 - 5 gününü sadece buzdolabından gelen ejderha horultusuna dertlenerek geçirmeyi ben de çok isterdim. Ama öyle olmuyor işte. İnsan bir sürü şeye dertleniyor, en çok da çocuğunu bekleyen geleceğe. Keşke, "Nasıl olsa global çeteymiş amk. Elimizden bir şey gelmez." deyip işimize gücümüze bakabilseydik; ama insan yapamıyor be Sikkofield. Dertleniyor işte.
Neyse işte, senin tabirinle hayırlı kaynatalar, ne demekse artık.
Adına arada sırada Twitter'da ve Ekşi'de denk gelsem de, yazdıklarını okumuşluğum yoktu. Sonra derken 16 Temmuz'da yazdığın, 15 Temmuz 2016 Darbeciği başlıklı yazını okudum. Bu aralar pek revaçta olan bir yazıydı, herkes bir şekilde referans veriyordu, kervana ben de katılayım dedim.
Yazdıkların hakkında tam olarak ne hissettiğimi ifade etmeye çalışacağım blogdaş, ama becerebileceğimden çok emin değilim. Senin bu yazıyı fark etmeni beklemiyorum tabii, ya da tesadüfen fark etsen de ne kadar takarsın belli değil, ama ben yine de yazayım. Çünkü aslında senin için değil, kendim için yazıyorum tüm bunları.
Yazdıklarını çok da mantıksız bulmuyorum, sevgili Sikkofield. Ya da imkansız bulmuyorum. Şöyle diyelim, sen noktaları görüyorsun, o noktaların arasını çizerek bir şekil ortaya koyuyorsun. Başka biri seninle tamamen aynı noktaları görse bile, o noktaların arasını bambaşka bir şekilde çizerek bambaşka bir şekil ortaya koyabilir: Dünyaya kendi hedefleri doğrultusunda yön vermeye çalışan bir global çete olabilir de, olmayabilir de; bu global çete birtakım komplolar hazırlıyorsa, bu komplolar tam istedikleri şekilde ilerliyor olabilir de olmayabilir de. Yani dediklerini mantıksız bulmuyorum. Kafadan silinmesi gereken bir olasılıksızlık olarak görmüyorum.
Ve aslında asıl canımı sıkan da bu oluyor. Ne güzel olurdu değil mi her şey bir global çetenin bizim algı seviyemizin çok üzerindeki bir oyunu olsaydı. Güzel bir teslimiyet doğrusu. Ne olursa olsun piyonuz biz. Darbe olsa da olmasa da piyonuz biz. Çok önceden tasarlanmış bir oyunun çoktan gözden çıkarılmış değersiz ayrıntılarıyız.
Oyunu kim kuruyor bilmiyorum. Ortada bir oyun var mı onu da bilmiyorum. Ama ortada bir gidişat var ve bu gidişatı hiç iyi görmüyorum. "Global çetenin oyunu bu." demek kolay. Bu gidişatı kabullenmek, kolay. Bunu değiştirmek, işte o zor. Karşındaki kitleyi gidişatın kötüye gittiğine ikna etmek, o daha da zor. Ama zaten ne gerek var ki, değil mi? Ortada engel olamayacağımız bir oyun var.
Sevgili Sikkofield. Bizim buzdolabı bozuldu. İçinde ejderha horluyormuş gibi sesler çıkartıyor. Geçen gün, sırf buzdolabının yedek parçası olmadığı için tamir edilemeyeceğini ve atmamız gerektiğini duymak için servisçiye 40 tl para verdik. Sonra da yeni buzdolabı bakmaya gittik. Gittiğimizde de, buzdolabı fiyatlarının geçenlerde saygıdeğer bir bakanımızın iddia ettiği gibi bir buçuk emekli maaşı etmediğini gördük; ya da bilemiyorum belki de emekliler sandığımdan çok daha yüksek maaş alıyordur.
Şunu demeye çalışıyorum. Hayatımın önümüzdeki 3 - 5 gününü sadece buzdolabından gelen ejderha horultusuna dertlenerek geçirmeyi ben de çok isterdim. Ama öyle olmuyor işte. İnsan bir sürü şeye dertleniyor, en çok da çocuğunu bekleyen geleceğe. Keşke, "Nasıl olsa global çeteymiş amk. Elimizden bir şey gelmez." deyip işimize gücümüze bakabilseydik; ama insan yapamıyor be Sikkofield. Dertleniyor işte.
Neyse işte, senin tabirinle hayırlı kaynatalar, ne demekse artık.
Yorumlar
Yorum Gönder