Ana içeriğe atla

apartman altı dükkanlar

Bir kilo filtre kahve 100 TL'yle yaptığı yarışı yarım baş farkla geçmemiş olsaydı, alır fincanımı  tam da bizim kat hizasına erişmiş olan karşıdaki inşaatı seyrederdim belki ama onun yerine iş yapmaya çalışırken hiç bitmeyen çekiç sesleriyle idare edeceğiz artık. Öte yandan, bizim sokakta yeni yapılan neredeyse hiçbir apartmanın altına dükkan yapılmaması tesadüf değil. Tıpkı, apartman altına yapılan dükkanların genelde boş kalması, boş kalmayanlarınsa sık sık el değiştirmesinin tesadüf olmaması gibi.

Yıllar önce otobüsle giderken, müteahhitlerin arsası için yarıştığı izlenimini bırakmak isteyen bir teyzenin, en az bilmem kaç daire ve altta da dükkan vermezse hiçbir müteahhitle anlaşmayacağını ballandıra ballandıra anlatmasına kulak misafiri olduğumu hatırlıyorum.

O teyze o arsayı ne yaptı, hatta teyze hayatta mıdır değil midir bilmem ama bugün olsa, apartman altına dükkan yaptırmak yerine yerin dibine iki kat daha inmenin daha kârlı sayılacağını düşünüyor olacağını tahmin etmekte pek zorlanmıyorum.

Çünkü hem vaktimi hem de enerjimi kaldırabileceğimden fazla tüketmeye başladığı için haftada üçten ikiye indirmek durumunda kaldığım boks derslerine giderken kullandığım o yolda çok net fark ettiğim bir şey varsa, o da o dükkanların uzun süre boş kalıp sonra birilerinin bir hevesle, ekseriyeti kuaför, market ve yüncü olmak üzere bir dükkan açıp, birkaç ay sonra kapattığıdır. Hadi kuaför ve yümcü neyse de, her mahalleye en az iki butik market zincirinin düştüğü şu günlerde bu nasıl bir cesaret be adam?

O yolda değil ama bizim bir alt sokakta köşe başına yakın bir yerde bir tütüncü vardı, o iki sene falan dayandı; bak onun hakkını vermek gerekir. Bir de onun yanında yüncü teyzeler vardı, onların da başka dükkana geçtiğini biliyorum ama sonrasında duruyorlar mı durmuyorlar mı takip edemedim bak.

Öyleyse Metallica ve Apocalyptica birlikte söylesin: ONE


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...