Ana içeriğe atla

yazı

Her ne kadar, insanın sabah kalkıp da tartıda gördüğü sayının önceki gün aşağı yukarı aynı saatlerde, aynı tartıda, aynı ayaklar arasında gördüğü sayıdan biraz daha yukarıda olduğunu gözlemlemesi sonucu hissedilen can sıkıntısıyla boy ölçüşemese de; yaşına, gittiği okul(lar)a, aldığı varsayılan eğitime rağmen kendisinden beklenilmeyecek kadar saçma sapan bir iddiada bulunup da, iddiasının ne kadar saçma olduğu söylendiğinde bunun tek sebebinin olsa olsa kendisine karşı duyulan bir garez olabileceğini zanneden ergen tribi son derece can sıkıcı olabilir.

Çünkü dikkat buyurunuz, ilk mesele mahiyeti itibariyle, daha önceden ampirik sonuçlarla erişilebileceği ispatlanmış, dolayısıyla en azından teoride tekrar elde edilebilecek durumdaki bir kontrol problemidir.  Oysa ikinci durum, daha iki dakika önce ortada hiçbir şey yokken muhtemelen aşırı hormon salgısı ve tam oturmamış zihinsel melekelerin birleşimiyle meydana gelmiş hadsizce bir salon dramasıdır.

Hadsizlik demişken, tabii hiçbir şey alt kat komşunuzun iki gün arayla saat 10.30'da kapınızı çalıp "Çok sandalye çekiyorsunuz. Evde terlikle çok yürüyorsunuz." gibi içinde insan evladının yaşadığı bir evde çıkması son derece normal sesleri bahane ederek çok gürültü çıkardığınızı söyleyip, ardından lafı apartman kültürüne getirecek kadar kendini bilmez olmasıyla boy ölçüşemez. Ki bu arada lafın arasında bir yerlerde konuyla hiçbir alakası olmaması gerekirken,  "Benim küçüğümsün" diyerek ergen atarına geçiş yapan adama o kıvır kıvır ve siyah saçlarıyla benim beyazlamış sakalımı kıyaslayıp da nasıl böyle bir sonuca vardığını sormamışsam, sebebi sadece büyüklüğüm değil, böylesine bir aptallığa verilecek cevabı gereksiz görmemdir.

Öyleyse eskilerden gelsin. Levent Yüksel sizin için söylüyor. Zalim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...