Ana içeriğe atla

yedi samuray ormana gitmiş

Anlaşılan o ki sevgili dostum Paytak Penguen, bak burası çok ilginç, Spartacus dizisini seyrederken dünyanın nasıl işlediğine dair edindiğim fikir gayet doğru gibi görünüyor. Sistemi, onun kurallarını hiçe sayarak yenebileceğimi zannedecek kadar naif olduğum yıllarda okuduğum Gülün Adı romanından edindiğim üçüncü izlenimle de örtüşüyor bu çünkü.


Birincisi ne peki? İyi bir kitabın filmi, kitabın kendisi kadar iyi olmaz. Sean Connery bile oynasa. Orası net. Alfred Hitchcock da aynı fikirde. İkinciye sonra geliriz ama üçüncü izlenim de çok önemli. Çünkü  o da net: Sistemi ona karşı gelerek yenemezsin. Tarih, mevcut otoriteye başkaldıran ayaklanmalarla dolu. Bazıları kısa süreli başarılı olmuş olabilir, bazılarına katılmış olan bazıları sonradan paçayı sıyırmış ya da daha iyisi bizzat kendisi sıyrılmış ve bir şekilde sistemin kendisi olmuş olabilir; ama suyun aktığı yön belli: Karşı koyma, o su seni ezer geçer.

Peki nedir Spartacus'ten edindiğim izlenim? O da, bu dünyada bir şey elde etmek istiyorsan, sana onu ancak başka insanların verebileceğini çok iyi anlamak. Güç elde etmek ya da elindeki gücü korumak istiyorsan, başka hiçbir şeye değil, sadece ve sadece insanları kontrol etmeye odaklanmalısın. Net.

Christian Slater da oynuyordu Gülün Adı adlı filmde. Bir türlü aradığı çıkışı yapamayan iyi oyuncular listemde o benim. He Was A Quiet Man diye bir filmi vardı. Gayet güzeldi bana kalırsa. Ama o değil de, güç elde gerçekten önemli mi? Fırıncı bir anlık boşluğumdan yararlanıp bana kazık atmasın, işi verirken iki gün sonraya teslim tarihi koyanlar on kere mail atmadan önce bir zahmet lütfedip parasını ödesin, o da yeter bana. Yoksa, fazla güç delikanlıyı bozar, bak onun da farkındayım.

Gülün Adı romanından edindiğim ikinci önemli izlenim neydi peki? O da, mizahın çok güçlü bir silah olduğu ve otoritenin sadece mizahtan çekindiği, ya da çekinmesi gerektiği. Öyle mi peki? Değil ama öyleymiş gibi düşünmek bünyeye iyi geliyor.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...