Sabah beş buçukta doğal ihtiyaçların çağrısıyla uyanınca, hazır kalkmışken hiçbir zaman yetişmeyen işlerden birini daha yetiştirmeye çalışmak için bilgisayarın başına geçeyim dedim. Saçma sapan sineklerin istilası bir yanda; zaten saat biri geçerek yatmıştım, kendini iyice belli eden uykusuzluk bir yanda, tan yatıp zıbarmaya karar vermişken bizim oğlan geldi yanıma. Uyanmış da yataktan kendi başına çıkmış. Tekrar uyuma niyetlerim alt üst oldu tabii ve saat ona yaklaşırken oturduğum yerde gözüm kapanmaya başladı. Neyse ki kahve diye bir şey var.
Kartal'ın üst taraflarında, gariptir ama şimdi adını bile unuttuğum bir gecekondu semtinde oturduğum yıllarda, çeviri yapmak için sabahladığım bazı geceler güneş doğarken balkona çıkar, biraz temiz hava alırdım. Güneşin yeni doğmaya başladığı en erken saatlerde işe gitmek için yollara düşmüş tek tük insan olurdu. Hiçbirini tanımam etmem tabii ve aslında ne düşündüklerini de bilemem ama muhtemeldir ki sabahın köründe kalkmak zorunda oldukları için talihlerine küfrediyorlardı.
Bir bayram günü kapımızı çalan mahallenin yüzünü ilk defa gördüğüm veletlerine şeker vermeyişimin sebebi bunun şehir hayatıyla bağdaşmayan eski bir adet olduğunu düşünmem değildi. Başkalarına dağıtacak şekere verilecek paramın olmaması da değildi. Bayram günü olup olmaması fark etmeden iş yapmak zorunda olmamdı. Sene 90'ların ikinci yarısı.
Ve ben sabahın köründe yollara düştükleri için talihlerine küfrettiklerini düşündüğüm o adamlara kendi kafamdaki hayali sohbette çok somut bir şey sorardım: Sen mi uykusuzsun, ben mi?
Şimdi benzer bir şeyi Twitter'da görüyorum. Hazret saat sekizde, hadi diyelim yedi buçukta "güne erken başladım" diye twit atmış. Git allahaşkına ya, yat zıbar da şu uykusuzlukla böbürlenmeyi bari gerçek sahiplerine bırak.
Kartal'ın üst taraflarında, gariptir ama şimdi adını bile unuttuğum bir gecekondu semtinde oturduğum yıllarda, çeviri yapmak için sabahladığım bazı geceler güneş doğarken balkona çıkar, biraz temiz hava alırdım. Güneşin yeni doğmaya başladığı en erken saatlerde işe gitmek için yollara düşmüş tek tük insan olurdu. Hiçbirini tanımam etmem tabii ve aslında ne düşündüklerini de bilemem ama muhtemeldir ki sabahın köründe kalkmak zorunda oldukları için talihlerine küfrediyorlardı.
Bir bayram günü kapımızı çalan mahallenin yüzünü ilk defa gördüğüm veletlerine şeker vermeyişimin sebebi bunun şehir hayatıyla bağdaşmayan eski bir adet olduğunu düşünmem değildi. Başkalarına dağıtacak şekere verilecek paramın olmaması da değildi. Bayram günü olup olmaması fark etmeden iş yapmak zorunda olmamdı. Sene 90'ların ikinci yarısı.
Ve ben sabahın köründe yollara düştükleri için talihlerine küfrettiklerini düşündüğüm o adamlara kendi kafamdaki hayali sohbette çok somut bir şey sorardım: Sen mi uykusuzsun, ben mi?
Şimdi benzer bir şeyi Twitter'da görüyorum. Hazret saat sekizde, hadi diyelim yedi buçukta "güne erken başladım" diye twit atmış. Git allahaşkına ya, yat zıbar da şu uykusuzlukla böbürlenmeyi bari gerçek sahiplerine bırak.
Yorumlar
Yorum Gönder