Ana içeriğe atla

yeni haberdar olduğum muhteşem fikre katkı mahiyetinde naçizane önerim

Geçenlerde hızla yükselen domates fiyatlarını mehter marşıyla durdurma başarısını gösteren muhteşem televizyon ünlüsünün, evimde televizyon olmadığı için mevzudan haberdar olmam biraz geç olsa da duyar duymaz derhal benimsediğim müthiş bir önerisi olmuş: ODTÜ'yü kapatalım yerine adam gibi üniversite açalım.

Domates fiyatını mehter marşıyla düşürmesinden bu yana kendisinin değerli fikirlerine ayrı bir değer verdiğim bu zatın fikrini çok beğendim ve düşünerek artırmaya karar verdim: Üniversiteleri komple kapatalım ve yerine de hiçbir şey açmayalım. 

Üniversitelerin bize ne faydası var zaten Allah aşkına? Bir şey lazım olursa zaten dışarıdan alıyoruz. Bu okullardan mezun olan adamların bize verebileceği bir Japon'dan, bir Alman'dan, ne bileyim, bir Amerikan'dan daha iyi ne olabilir? Hayır yani, biz ne diye boşu boşuna bu üniversitelere kaynak ayırıp bir de buralarda kendi kültürüne, kendi örf ve ananelerine saygısız gençlerin yetişmesine ön ayak olalım?

Bak mesela, hep derim, bizim mahallede çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra, o çöpün orada 24 saate yakın kalacağını bile bile  çöp indiren adamlar var diye. Ama komşulardan biri var ki, adam çöpü günün herhangi bir saatinde aşağıya inmeye bile zahmet etmeden balkondan aşağı atıyor.

Ve bugün, o çöp az daha çocuklu bir kadının üzerine düşeceği için mahallede kavga çıktı. Çöpü balkondan aşağı atmak gibi kolay kolay kimsenin aklına gelmeyecek süper pratik çözümlerin adamı komşumuz kendisini savunurken "O da gittiği yere baksaymış." diye bir cümle kullandı. İşte hiçbir üniversite hem bu kadar pratik zekalı hem de örf ve ananelerimize bu kadar bağlı insanlar yetiştiremeyeceği için bence ne kadar üniversite varsa kapatalım, kapatmakla kalmayıp yıkalım, yerine de kentsel dönüşüm dikelim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...