Ana içeriğe atla

sağlam pabuç sağlam ayakta olur

Sevgili Zagor Tenay,

Kızılmaske'nin ormanda 10 aslan gücünde olduğuyla ilgili yaptığımız sohbeti hatırlıyor musun? Bana o gün, "Erken kalkan çok yol alır." demiştin. İşte, dün biraz yağmur yağdığı için hava biraz serinler gibi olduysa da bugün havaya baktığımda gördüğüm parçalı bulutlu ama fena derecede sıcak görüntü, ayrıntı vermek istemediğim yerlerime ter ineceğinin habercisi gibi sanki. Keşke bilgisayarım bu kadar yavaş olmasaydı dedirtiyor insana.

Front Page filminden bir sahne. En az, tekrar çevrimi
olduğu His Girl Friday filmi kadar başarılı.
Çünkü dikkat ettim de, şu Justinyanus da değişik bir adammış. Buradan çok da uzakta değil, alt tarafı Sultanahmet'te, ama bundan nereden baksan 1500 yıl önce çok büyük bir ayaklanmayı çok kanlı bir biçimde bastırmasını demiyorum. Adam ülkesini üç - beş çapulcuya bırakacak değildi herhalde; ama küçükken çizgi romanlarını okurken hiç dikkatimi çekmemişti, hatta muhtemelen komik bulmuştum ama sonradan fark ettim, sen bu Çiko'ya çok kötü davranıyormuşsun be Zagor.

İşte bu Justinyanus için de "Büyük liderdi. Ülkesinde büyük reformlar." yaptı diyorlar. Hatta İTÜ Sözlük'te, Roma Hukukunda çok önemli bir yeri olduğu falan söyleniyor; ama adamın arkasından da çok pis konuşmuşlar, bak söyleyeyim. Prokopiyus diye bir adam var, demediğini bırakmamış arkasından. Tabii o zamanlar Twitter henüz olmadığı için bazı bilgiler bize çok geç geliyor. Yine de Fantom mu döver sen mi döversin diye sorsalar, aklıma gelmişken söyleyeyim, geçen sefer eksik yazmışım, bir de çatı katından aşağıya çöp poşeti atan mallar var bu mahallede, ve işte tam da o herifle post apokaliptik dünyada yağmalanmış bir markette kalan son makarna paketi için kavga etmek isterdim. Suyu bulup da nasıl pişireceksem artık o makarnayı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...