Ana içeriğe atla

cezVe

Geçen gün Splinter Usta'yla oturmuş havaların ne kadar sıcak olduğundan laflıyoruz. Ben her zamanki gibi bilgisayarıma küfrediyorum. Sakızlı kahvesinden bir yudum aldıktan sonra "İşte lezzet budur monşer." dedi. "Bizim oralarda hep pizza yemekten bir fena oldum vallahi." dedi. "Öyle deme Splinter Usta." dedim. "Sizin de kendinize göre değişik bir hayatınız var. Her gün kungfu falan." dedim. Velhasıl kelam, enteresan bir mahallede oturuyoruz. Çöpün akşam dokuzdan önce alınmadığını bile bile sabah kahvaltısını takiben aşağıya bırakan komşularımız var. Ondan sonra sinek oluyor tabii. Bunca yıllık insanlık tarihi içinde küresel ısınma bize denk geldi ya, sevinsem mi üzülsem mi onu bilemedim. Yok hayır, post apokaliptik dönem yaşlılığıma denk gelecek, o tedirgin ediyor beni biraz. Ayağımdaki alçı o zamana kadar alınır diye tahmin ediyorum ama bel ağrımın daha da şiddetlenmesi ihtimali var. Hepsi bu sözde ergonomik sandalyelerden. "Bir tek Psy'dan vazgeçemem monşer." dedi bana Splinter Usta. "Yeni klibi çıkmış. Snoop Dog da var. Daha şimdiden 120 milyona yakın hiti var adamın." Bizde de Bedük vardı bir zamanlar. Bence aynı ayarda ama bizde tesis yok tabii. Hayır mesela, markette yarmanın tekiyle son makarna paketine aynı anda uzandığımızı düşünsene. Tamam bende zeka var ama o zeka o anda bana anca "Kaç git buradan, başlatma şimdi makarnasına." demeye yeter. Ayak üstü bubi tuzağı kuracak halim yok. O zamana kadar çoktan kafama bir atom bombası düşmemişse sana. Ama en acayibi de dün geceki askere yollama şamatasıydı. Resmen yarımı geçmişti saat, nereden baksan yirmi araçlık bir konvoy çevreyi rahatsız edip etmediğini zerre kadar umursamadan bizim sokaktan geçti, yetmedi, bir de konvoy başı az ilerde durdu. Herhalde bizim sokağın delikanlısıydı. Klasik havaya zıplatma falan yaptılar. Tamam, ben yapmayın demiyorum, hobi olarak gene yapın da, saat yarımı geçmiş, neyin kafası bu şimdi? Hadi senin ve arkana aldığın güruhun kafası buna basacak yaşta değil, annen baban ne diyor oğlum buna? Bizim hanım dayanamadı bağırdı sonunda "Çocuk uyuyor, yeter gidin artık." diye. Ufak çaplı bir gerginlik bile oldu. Ama sanki bu kadar acayiplik yetmemiş gibi (ben acayiplik diyeyim sen görgüsüz ayılık anla Splinter Usta), bebenin teki giderlerken "Recep Tayyip Erdoğan" diye makamlı bir şekilde bağırmaya başladı. Ne alakası vardı, bebenin aklından tam olarak ne geçti bilmiyorum. Belki "Benim arkam sağlam." falan demeye çalışmış olabilir kendi aklınca, onu bilmiyorum, ama şundan eminim: o saatte sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın evinin önünden bu şekilde geçmeye kalksa, daha ikinci heceyi bitirtmezler adama. Neyse, bu akşam yağmur yağacak sanki. Belki herkesin beyin hücreleri biraz kendine gelir. Yalnız, o kadar makro nereye uçtu, ben bilmiyorum hacı.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...