Ana içeriğe atla

daniska

İnsan bazen canını asıl sıkan konuyu tam olarak belirleyemez, ya da genelde bal gibi belirler de asıl sorunla yüzleşecek cesareti bulamaz. Sorunun asıl kaynağına gitmek, onunla yüzleşmek ve bir güzel "sktir git" demek yerine, kendi kendini yer, etrafındakilere sataşır, velhasıl kelam, hayatı kendine de başkalarına da zehir eder.

Ben böyle yapmayacağım efendiler.

Büyük resmi gördüm ve bu beni fazlasıyla rahatsız etti. Aslında bu konudan daha önce de bahsetmiştim ama gerçekten mühim bir mevzu olduğu için tekrar tekrar anlatacağım bunu. Sesimin duyulması, herkesin bundan haberdar olması için de sık sık tekrar edeceğim bunu. Mesela bazen, yazacak bir şey bulamadığım zamanlarda bu konuyu hatırlayacağım ve gündeme getireceğim.

Çorap tekleri üzerinde çok büyük oyunlar dönüyor. Çünkü biliyorsunuz, çoraplar çifterli olarak alınır ve giyilir. Giydiğimiz çorapların birbirini eşi olması gerekir. İyi ama neden? Neden giydiğimiz çoraplar illa ki birbirinin eşi olmalıdır?

Bize bin bir türlü soytarı kıyafetini moda diye dayatan insanlar neden çorap teklerini farklı farklı giyebileceğimiz bir akımı hiç gündeme getirmez?

Sebebi çok basit, sevgili dostlar. Sebebi, bize korkunç bir tüketim çılgınlığının dayatılmak istenmesidir. Bir düşünsenize, bir çorap teki kaybolduğunda ki sıklıkla kaybolurlar, diğer teki sapa sağlam duruyor olsa bile kullanamazsınız. Mecburen yenisini almak zorunda kalırsınız. İsraftır yahu, ayıptır, günahtır. Ne var yani bir çorabımız kahverengi, diğeri turuncu falan olsa? Nedir yani? Neden giyemezmişiz de illa yenisini akmak zorundaymışız?

Bu oyunu artık görmemiz lazım arkadaşlar.




Yorumlar

  1. 😅 ✌ tamamen bir iç savaş. Tebrikler ve farklı olmaları asalet sağlıyor...

    YanıtlaSil
  2. 😅 ✌ tamamen bir iç savaş. Tebrikler ve farklı olmaları asalet sağlıyor...

    YanıtlaSil
  3. çorap tekleri hareketi engellenemez.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...