Kahveyi az suyunu çok koymuşum bu sefer ama olsun, yine de içiyorum filtremi. O değil de, tatilde geçen on günlük sürede tartının bozulduğuna inanıyorsun da, "boş ver ya, nasıl olsa tatildeyim." diye diye tıkınırken başladığın noktaya aynen geri döndüğüne neden inanmıyorsun? Sonuçta insan evladı, inanmak istediği şeye inanmayı sürdürmek için bin tane bahane uyduracak, ve en başta -bazen de yalnızca- kendini kandıracak elbet. Neymiş efendim, iki yıldır bakkala bile gitmeye üşenen şahıs kişisi ta Antalyalara gidecekmiş de ev boş kalmasın diye gitmemiş. Yes baby, yemedik ama öyle olsun. Bilgisayarın tarihini iki gün geriye atıp mail atsan, sonra da "Ben göndermiştim ama gelmemiş mi, aaa çok şaşırdım." desen belki daha çok adam kandırırsın. Bir de, akşam berbere uğramayı unutmayaydım iyiydi. Ama ben ne yapayım yani, o da sabah on buçukta dükkanı açaydı. Enişteyi tavlada 3 marsla 6 - 1 yendiğimi de ilave edeyim buraya.
Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir. Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir. Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...
Yorumlar
Yorum Gönder