Ana içeriğe atla

muzlar, bitmeyen işler ve şehir efsaneleri üzerine bir yazı

Hazır laf internetin olmadığı o eski günlerden açılmışken, bir de küçük bir nasihat vereyim: tırnağınızı yemeyin. Çünkü ben mesela, çocukluğumun hatırı sayılır bir kısmını Bruşli'nin üzerine 36 kurşun sıkılarak ancak öldürüldüğü efsanesine inanarak geçirdim. Bunun bir de Bruşli'nin sütten zehirlenerek öldüğü versiyonu vardı ki, bu şehir efsanesini ilk çıkartanın sütü sevmeyen bir çocuk olduğundan hemen hemen eminim.

Şehir efsaneleri böyledir işte. Kimse görmediği halde, herkesin tıpkı mahalledeki başka iş gücü olmayan yaşlı teyzelerin çıkardığı asılsız dedikodular gibi, en başta o hikayeyi ilk uyduran olmak üzere herkesin inandığı hikayelerdir bunlar. İçi muz dolu koskoca poşeti yanlışlıkla çöpe attığıma dair dolaşan hikayeler de aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Nedense, komşunun evcil maymununun evden kaçarak bizim balkondaki  muzları çaldığına bir türlü inandıramadım kimseyi.

Çünkü hiç kimse, o işi bir gün gecikmeli de olsa yetiştirebilmek için üç saatlik uykuyla durduğuna da aldırmaz, insanların hep, sadece başkalarının başına geleceğini düşündüğü bir musibetle uğraştığına da aldırmaz. Kazara bu musibetten bahsetsen alacağın birkaç vah vahın, seni adam yerine koyup da neredeyse dört aydır paranı ödememiş şirketin duvarları arasında yutulup gideceğini bildiğin için sen de bahsetmezsin zaten.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...