Ana içeriğe atla

boza

Hani bazı insanlar vardır ya Temel Reis, yaktıkları sigaranın hep içtikleri son sigara olduğuna kesin yemin ederler de, canları sigara istediğinde bu kesin kararlarını bir sonraki sigaraya ertelerler, işte bazı insanlar da aynen o şekilde, yapmaya karar verdikleri ya da bir sebepten yapmaları gereken bir işe başlamadan önce o işin layıkıyla üstesinden geleceklerine yemin ederler de sıra tam da o işi yapmaya geldiğinde hep bir mazeret uyduruverirler.

Senden borç alırken ödeyeceğine yemin billah eden adam mesela, o sırada, zamanı gelince ne olursa olsun borcunu ödeyeceğine kendisi de inanmıştır; ama sıra gerçekten de borcu ödemeye geldiğinde o iradeyi gösteremez işte. Çünkü hep bir mazereti vardır ama dikkat edersen göreceksin ki, asıl sebep öne sürdüğü mazeret değil, geciktirici kafasıdır. 

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu yazının başlığını geciktirici kafası koymak isterdim aslında ama bu terimin çağrıştıracağı yan anlamlardan sakınmak için vazgeçtim. "Peki neden boza?" diye sorarsan sevgili Temel Reis, e çünkü leblebinin yanına en iyi boza gider de ondan. Şunu da belirteyim, Safinaz her ne kadar sana bunun aksini inandırmış olsa da, o balık yağını yere ben dökmedim.

Fakat bu geciktirici kafası mevzusu mühim, kadim dostum. Zira her insan belli bir dereceye kadar bu kafayı yaşıyordur elbette ama bazı insanlar için bu kafa bir hayat biçimi olmuştur. Çünkü nedir bu geciktirici kafası diye bakacak olursan, bu konuda vereceğin örneklerin hepsinin özünde aynı şey yattığını görürsün. sıkıya gelememek.

Bazıları kendileriyle barışık olur, ne bok olduğunun farkındadır, en azından mütemadiyen geciktirici kafası yaşadığını bilir, ama bazı insanlar koca bir ömrü neyi neden yapmadıklarının mazeretini uydurarak geçirir de, 70 yaşına geldiğinde bile söylesen yine anlamaz, "Ne yapayım, estek oldu, köstek oldu." diye bahanelerini sıralar.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...