Ana içeriğe atla

nerede o eski dereler

Geçen gün Herakleitos'da söylediği gibi sevgili Rosemary, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir de, değişim neden olur ben asıl onu konuşmak istiyorum seninle. Eskiden, değişimin temelinde insanoğlunun hep mevcut olandan farklı olanı denemek istemesiyle ilgili bir içgüdü olduğunu düşünürdüm - ki değişimin ilk kıvılcımı olarak bu gayet mantıklı bir önerme olabilir; ama artık değişimin altında farklı dinamikler olduğu kanaatindeyim.

Çünkü şüphesiz ki sevgili Rosemary, insanlar bilinen ve bilinmeyen tarih boyunca pek çok kez, pek çok farklı yöntem deneyerek mevcut sistemi değiştirmeye kalkmıştır. Mesela kimileri direkt zor yolunu seçmiştir, kimileri daha sinsi birtakım planlar yapıp önce sistemin içine sızmaya çalışmıştır. Bunları tarih kitaplarından hep biliyoruz.

Peki neden bazıları başarılı olmuştur da bazıları saman alevi gibi sönüp gitmiştir diye düşününce, benim bu noktada vardığım sonuç, işin sırrının mevcut şartlar dahilindeki güç odaklarının desteğini almak olduğudur. Sen bir değişim vaat edebilir ve bir şekilde belirli bir sayıda insanı etkilemeyi başararak değişimin ilk kıvılcımını atabilirsin. Ama işte o kıvılcım ateşe dönüp de biraz dikkat çekmeye başladığında, güç odakları bakar: "Bu benim işime yarar mı?" diye düşünür. Eğer ki o değişim, elinde yeteri kadar güç bulunduran birilerinin işine yarayacak gibiyse, yani birileri "Ben bunu kullanırım, şunu bir harlayalım." demişse, oradan gerçek bir değişim çıkar. Ondan sonrası, yeni kıvılcımın ne kadar harlandığına bağlı bir matematik sorusuna dönüşür.

Bak mesela, batı medeniyetini etkileyen önemli isimlerden biri olarak Calvin geliyor aklıma. Bugünkü anlayışla baktığımızda, görüşleri aslında bayağı sofudur Calvin'in. Ama ne kadar ilginçtir ki, o güne kadar Hıristiyan aleminde günah olarak kabul edilen faizin meşrulaşmasını sağlamıştır. Daha önce fikirleri yüzünden Cenevre'den kovulan bir adamın tekrar aynı şehre gelip bu sefer destek görmesinde, o sırada Cenevre'deki güç odaklarının işine gelen şeyler söylemesinin payı yok mudur yani? Protestan dedim de aklıma geldi, Luther'in de arası dönemin soylularıyla gayet iyidir benim bildiğim, ve bir keresinde ayaklanan köylülere bu yanlış hareketten hemen vazgeçmeleri gerektiğini söylemişliği bile vardır.



Peki tün bunlar senin bebeğinin geleceğini nasıl etkiler Rosemary? Doğrusu, senin bebeğinin kendine has birtakım özelliklerinden dolayı onun geleceğinin bu anlattıklarımdan daha farklı parametreler tarafından belirleneceği kanaatindeyim; ama geride kalan diğer tüm insanların bebeklerini nasıl etkiler diye düşünecek olursak, bana kalırsa bunun için önce değişimin ne yönde olduğunu doğru tahlil etmek gerekir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...