Ana içeriğe atla

günde bir kere doğruyu gösteren bozuk tartı

Ben her sabah, her çıktığımda ayrı sonuç vermekte ısrar eden dijital tartıya bakıp 50 gram mı verdim yoksa 850 gram mı aldım onu anlamaya çalışırken, elin Alman'ı havaaalanlarımızı ve köprülerimizi kıskanmaktan arta kalan zamanda, gelecek nesillerin hayatını köklü şekilde değiştirecek bir değişikliğe imza atmakla meşgul, Sevgili Temel Reis. Yalnız öncelikle şunu söyleyeyim, sen o Safinaz'a dikkat et. Onun bakışı bakış değil.

Değişimi yaratan pek çok etken vardır elbette, Sevgili Temel Reis, ama her şeyin temelinde, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: para. Biz buna kısaca ekonomi diyelim. Ve ekonomiyi değiştiren olası pek çok etken arasında, diğer parametreleri belki de çok önemsiz kılacak kadar güçlü bir motor vardır: teknoloji. 

Teknoloji değiştikçe üretim biçimi değişir. Üretim biçimi değiştikçe insanların yaşam tarzları değişir. İnsanların yaşam tarzları değişince yeni dünya düzeni kurulur. Ve sırası gelmişken şunu da belirteyim ki Sevgili Temel Reis, o balık yağını yere ben dökmedim.

İşte bu Almanlar ne yapıyor biliyor musun Temel Reis? Sadece robotların üretim yapacağı bir Adidas fabrikası kuruyor. Ve hiç şüphen olmasın ki, bunun devamı da gelecek.

Üretimi robotlara yaptırdığında, hele bir de maliyeti Çin'de çocuk işçi çalıştırmaktan daha ucuza çekmeyi başarabildiğinde ne olur biliyor musun peki? Aklıma burada sıralayabileceğim pek çok şey geliyor ama hepsini bir tek başlık altında özetle dersen: artık kimsenin işine yaramadığın için kimsenin derdini umursamayacağı uzaktaki bir adam olursun. Ve yeni dünya düzeninde, sen açlıktan geberip gitmemek için komşunla gırtlaklaştığında, sadece sosyal medyada bir like alma aracına dönüşürsün.

Buradaki tek tesellim, evdeki her üzerine çıktığımda farklı sonuç veren tartının da Alman malı olması olabilir ancak; her ne kadar Çin'de üretilmiş olsa da.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...