Ana içeriğe atla

başlık bulamadığı için blog yazmaya üşenen çevirmen

Sevgili Kabasakal,

Mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevap için teşekkürler. Ancak şunu söylemeliyim, yazdıklarınla tam olarak ne demek istediğini çözebilmek için birkaç kere okumak zorunda kaldığım için mektubuna yazdığım cevaba yazdığın cevabı cevaplamam biraz gecikti.

Şimdi yanlış anlamadıysam değerli dostum, tartının sonucunun güvenirliğine inanmıyorsam orada bizzat bulunmam gerektiği gibi bir şey söylemişsin. İyi ama canım arkadaşım, sen her tartıya çıktığında ben orada bulunamam ki. Ben sana, kendisini kocaman bir göbek şeklinde maddeleştirmiş gözle görünen bir gerçek karşısında, iddia ettiğin kiloda olmanın bana inandırıcı gelmediğini söylüyorum. Kendine şahit olarak da bugüne kadar lafından dışarı çıkmamış kapıcınız Sadi Efendi'yi göstermenin şaibeyi daha da büyüttüğünü söylüyorum. Burada asıl olan senin doğru beyan vermiş olmandı, değerli dostum. Senin her tartıya çıkmanda benim de orada gözlemci olarak bulunmamı istemenin imkansızlığı bir kenara, bu öncelikle senin saygınlığına hakaret demek değil midir? Yani bu, "Sen bakmıyorsam ben yalan söylerim arkadaş." demek değil midir? Sen dininde, ibadetinde adam değil misin? Yalancılığı içine sindirebiliyor musun?

Bir de, küçükken ufak tefek, güçşüz bir çocuk olduğundan, hep dayak yediğinden, sonra yemeye başlayarak güçlendiğinden, artık kimsenin seni dövemediğinden, tam aksine senin herkesi dövdüğünden, şimdi kilonla ilgili tartışmaları çıkartanların senin bu gücünden memnun olmayanlar olduğundan bahhsetmişsin.

Sevgili dostum, bahsettiğin şeylerin yanlışlığını anlatmaya nereden başlasam bilemedim. Önce çocukluğunda yediğin dayaklardan başlayayım istersen. Doğrudur, hatırlıyorum, sen küçükken epey bir dayak yerdin. Ama sevgili dostum, bunun sebebi insanların seni küçük görüp durduk yere dövmeye kalkması değildi. Sen insanları sinir eder, üzerlerine gider, onları sürekli kışkırtır, sonra da dayak yerdin. Zaten, büyüyüp de güçlendiğin zaman bu gücünü başkalarının sana saldırmasına engel olacak şekilde kullanmak yerine inatla Safinaz'a sahiplenmeye çalışmak için kullanmandan da belli ki, insanların üzerine gitme, onları kendi hakimiyetin altına alma hevesin de bunu gösteriyor. Şimdi neysen küçükken de aynen oydun. Sadece, güçsüz olduğun için dayak yiyordun.

Ancak sevgili dostum, sana şunu anlatmak istiyorum, zamanında senin güçlenmeni ve akabinde önüne geleni dövmeye başlamanı sağlayan aşırı yeme huyun artık sana zarar veriyor. Senin gözle görülür kilonun çok daha altında, çok daha sağlıklı biri olduğunu iddia etmen, aşırı kiloların yüzünden kendini göstermeye başlayan sağlık sorunlarını ortadan kaldırmaz. Kolesterolse kolesterol, şekerse şeker, tansiyonsa tansiyon. Bu şekilde devam edersen korkarim ki sonun pek hayırlı olmayacak. Sana bunu söylediğim için ben kötü adam oluyorum biliyorum ama Sadi Efendi'den gerçekleri duyamaycağın için birinin bunu yapması gerekiyor.

Neyse, yengeye selamlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...