Ana içeriğe atla

park yeri sorunu üzerine daha da derin olmayan düşünceler

Geçen gün benzincide benzini hep 50 liralık değil de 100 liralık almam gerektiğini fark ettiğimde, bizi kıskanan batının büyük oyununu da fark ettim. Bu batı bize önce arabaları satıyor, sonra da o arabaların çalışması için gereken benzini satıyor. Batının bize oynadığı bu oyunun detaylarına birazdan gelecek olsam da, öncelikle bir çözüm önerisi olarak, sıkışık bir trafikte herhangi bir A noktasından herhangi bir B noktasına arabayla gitme hızıyla at üstünde gitme hızı arasında kayda değer bir fark olmadığını da göz önünde bulundurarak, tekrar atalarımız gibi ata binmeye başlamamız seçeneğini düşünmenizi isterim. Tabii batının bunu da önceden ön görüp bize samanı da kendisinin sattığını düşünürsek, nasıl bir oyunun içine düştüğümüzü daha iyi anlarız (kendime not: batının oyununu bozmak için saman yetiştirme yöntemleri araştırılacak).


Şimdi bakın, ben, evden çalışan ve dolasıyla çalışma saatlerimi kısmen de olsa ayarlayabilen bir vatandaş olarak, bir yerden bir yere gitmem gerektiğinde mümkün olduğunca trafik saatleri dışında yola çıkmaya gayret eden bir vatandaşım. Bu sayede, normal şartlarda taş çatlasa 15 dakika sürecek olan bir yolu yoğunluk yüzünden 1 saatte katetmek yerine 45 dakikada katedebiliyorum. Bu da hem zamandan, hem de benzin masrafından tasarruf etmeme yardımcı oluyor.

Ama şimdi büyük oyuna bakınız, ben eğer trafiğin yoğun olmadığı bir saatte dışarı çıkacak olursam, bu ne demektir, trafikte olmayan araçlar park halinde demektir. Bütün araçlar park halinde olunca ne oluyor, bana park edecek yer kalmamış oluyor demektir. Bu da, yerine göre tasarruf ettiğimi zannettiğim o 15 dakikanın da, o 15 dakikada harcadığım benzinin de kat be kat fazlasını park yeri arayarak geçirmek zorunda kalıyorum demektir. İşte bizi kıskanan batının büyük oyunu burada. Bize o benzin parasını illa ki harcatıyorlar. O yüzden bu oyunu mutlaka görmeli ve kendi samanımızı kendimiz yetiştirmeye başlamalıyız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...