Ana içeriğe atla

street fighter'daki rus dövüşçü

Birkaç gün sonra altı yaşına basacak olan oğlum bugün, her ne kadar annesinden de biraz yardım almış olsa da mozaik pasta yaptı. Mozaik pastayla ilk defa tam olarak ne zaman tanıştığımdan çok emin olmasam da, benden sadece birkaç yaş büyük olan teyzemin ilkokula, hadi bilemedin, çok düşük ihtimal ama ortaokula giderken yaptığı mozaik pastayı şaşkınlıkla seyrettiğimi hatırlıyorum. Çünkü o zaman, yapması ne kadar basit olursa olsun bir çocuğun bir pastayı tek başına ve başarılı bir şekilde yapabilmesi bana çok ilginç gelmişti. Aradan bir nesil geçtikten sonra benim oğlumun, benim mozaik pasta diye bir şeyin olduğunu ilk defa fark ettiğimi hatırladığım yaşlarda bizzat mozaik pasta yapmış olması, üstelik de gayet lezzetli bir sonuç elde etmesi beni gururlandırdı tabii ki.

Aynı çocukluk dönemlerimden kalan en güzel lezzetlerden biriyse Rus salatasıydı. Bir dönem süpermarket adını alsa da sonradan yaygın olarak market adıyla anılacak olan bakkal irilerinin henüz yaygınlaşmadığı o dönemde, Rus salatası yapmak için gereken malzemeler raflarda hazır olarak satılmazdı. Annem o bezelyeleri, havuçları falan, hatta mayonezi bile kendi hazırlardı. Ben de afiyetle yerdim. O yemeğin adı bizim evde Rus salatası olduğu için de, arkadaşlarımın uzun süre ballandıra ballandıra anlattıkları Amerikan salatasıyla aynı şey olduğunu fark etmem zaman alacaktı. Aynı şeyin adının neden hem Rus salatası hem de Amerikan salatası olduğunu öğrenmem ise daha da sonralarını bulacaktı.

Bir rivayete göre 1946 yılında, Missouri adlı Amerikan zırhlısı ve ona eşlik eden birtakım başka zırhlılar Türkiye'ye geldiklerinde Rus salatasının adı bir gecede değişmişti. Bu rivayetin doğru olup olmadığını bilmesem de, kesin olan şey, Soğuk Savaş'ın en hararetli yıllarında, bir mezenin komünist Rusları çağrıştıran bir isme sahip olmasının kabul edilemezliği ve dolayısıyla Amerikan salatası olarak anılmaya başlamasıydı.

İşin ilginci, Türkiye bu mezeyle, komünizmden kaçıp kapağı zar zor İstanbul'a atan Ruslardan öğrenmişti. Bizim ailede nasıl olmuş da adı değişmeden kalmış, orasını ben de bilmiyorum.

Fakat Rus salatası deyince, Ruslarla ilgili çağrışım yapabilecek fazla bir birikimimi olmadığından olsa gerek, aklıma elbette ki Street Fighter'daki Rus dövüşçü Zangief geliyor. Gerçek hayatta denenmesine şiddetle karşı çıktığımı önemle vurgulamakla birlikte, Zangief bir ayı güreşçisidir ve vücudundaki o derin çiziklerin sebebi de budur. Hikayeye göre M. Bison bunu kandırıp kendi pis işlerini yaptırmış, ama Zangief bir gün neye alet olduğunu fark ederek taraf değiştirmiştir. Öte yandan, ayılarla güreşen adamın, cüssesinin yarısı kadar bir dövüşçüden yediği dayağın videosunu seyretmek isterseniz aşağıda.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...