Ana içeriğe atla

kötü romanları ifşa derneği iftiharla sunar

Sevgili Hayri,

İnsanın herhangi bir deneyimden hoşnut kalıp kalmamasının altında yatan faktörlerden birinin de, o deneyimden önceki süreçteki deneyimlerden birinin ya da birkaçının  insanda bıraktığı lezzet olduğunu hesaba katmak gerekir. Misal, çikolatalı pasta yedikten sonra karpuz yemeye kalkarsan, karpuzun lezzetli olup olmadığını bile anlayamazsın. Bu devirde lezzetli karpuz bulmak çok zor olduğu için biraz yanlış bir örnek vermiş olabilirim. Olanlara da şekerli suyu basıp basmadıklarından emin olamıyoruz zaten.

İşte bu süreç dahilinde, Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi zirve yapmış bir eseri okuduktan sonra mevzuyu zirvede bırakmak yerine Amatörler adlı dandirik macera romanını okumak bir hata oldu azıcık. Ama sonuçta yıllardır karpuz yiyen adamım, iyi kitapla kötü kitabı ayırt edebiliyorum.

Bu kitap kötüydü, sevgili dostum. Bu yazılı kelimeler topluluğunun tatilde okunacak kitaplar kategorisinde olduğunu varsayarak bir tatil metaforu yapmak istiyorum: Bu kitap ancak bir sivrisinek sokuğunu kaşımak kadar haz verebilir. Başlangıçta elin ister istemez gider, tatlı tatlı kaşırsın ama bir süre sonra o kaşıntı zulme dönüşür resmen.  İşte öyle bir şey.

Bu esere para vermeme sebep olan, tanıtım yazısındaki oyun teorisine gelince: Yalan değil, kitapta oyun teorisinden bahsediliyor. Ancak kitabın içindeki oyun teorisi geyiği o kadar yapay bir tatlandırıcı ki, bu kötü karpuzun ne kadar kötü olduğunu saklayamaması bir yana, insan "Keşke olmasaydı." bile diyor. Normal şartlarda son derece basit bir maceradan başka bir şey olmayan bu roman, oyun teorisi çeşnisi olsa da olmasa da, son derece basit olmaktan kurtulamıyor.






Sevgili Dostum Hayri,

Bu kitap sivrisinek sokuğunun kaşıntısıysa eğer, sokuğun kendisi de bu kitabın çevirisidir. Kusura bakma sayın meslektaşım, çeviri çok berbattı. Bak mesela, ucuzcu nedir bana bir izah et hele? Orijinalinde geçtiği belli olan cheap kelimesini bildiğimiz cimri olarak çevirmemek için beni ikna edebileceğin mantıklı bir sebebin var mı? Peki ya birlikte uyumak diye çevirdiğin şeyin bildiğimiz birlikte yatmak tabirinden farklı çevirmek için iyi bir sebebin var mı?

Sırf Amerikancada alışılmış ve kendi çapında güzel bir üslup olan "ve" bağlacını Türkçeyi katletmek pahasına aynen korumak için geçerli bir sebebin var mı peki? Nokta koyup yeni bir cümleye başlayınca orijinal üslubu yansıtamayacağından mı korktun yoksa? Oysa üslup öyle yansıtılmaz be bacım.

Neyse işte sevgili dostum Hayri, Kötü Romanları İfşa Derneğinin kurucu ve araştırmacı üyesi olarak ilk raporumu bildireyim istedim sana.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...