Ana içeriğe atla

lagertha'nın yediği tarihi ayar


Sene 1000 falan, Ragnar, Paris'e ikinci saldırısını düzenliyor. Ama çok fena çuvallayıp geri çekilince Güzel Saçlı Harald, Ragnar'ın eski karısı Lagertha'ya diyor ki, "Hani lan Paris'i alacaktık? Kös kös dönüyoruz."  Tabii Lagertha bu, durur mu: "Sen neyi farklı yapardın?" diye soruyor. Güzel Saçlı Harald da hemen cevap veriyor: "Sen yanlış anlamışsın bacım. Komutanımız Ragnar. Biz onun peşinden gidiyoruz. Başaramadıysa o başaramadı." diyor ki kendisi zaten ileride bu Vikingleri falan birleştirecek adam.

Lagertha yediği bu tarihi ayar sonrası "Bir daha benim yanımda Ragnar hakkında böyle konuşma." falan diyor ama bilemiyor tabii, halbuki esas demesi gereken "Çocuk tacizleri haberlerini bu kadar sık vermememiz gerekir. Sonra çocuklar rencide oluyor." olmalıydı. Çünkü gerçekten basiretli bir yönetici suçu önce kendisinden olmayana atar, olmazsa mağdur edebiyatından yürür, o da mı olmadı, basıverir yasağı. Çünkü asıl olan çocuğu değil, kurumu ve o kurumla aynı karede yer alan devlet erkanını korumaktır.

Oysa bak, tuzsuz yemeğin çaresi var da tuzlu yemeğin çaresi neden yok sorunsalının çözümü için kafa patlatan filozofları, bizin evin her yerinden çıkan kırmızı paket lastiğinin köklerini araştırmaya davet ediyorum. Çünkü çamaşır makinesinin içinden bile çıkıyor bunlar.

Ha, bana sorarsan, ben bu aralar en çok, dizide Ragnar'ın abisi diye gösterilen ama tarihçilere bakarsak onunla hiç tanışmamış olma ihtimali bulunan Rollo'yu takdir ediyorum. Adam 45 dakikalık dizinin bir tek bölümünde Fransızcayı sular seller gibi çözdü ve çatır çatır konuşmaya başladı. Aslında, çatır çatır yaptığı tek şey konuşmak değilmiş gibi görünüyor ama o da dizinin yapımcılarının ayıbı olsun. Benim derdim, vizyona girmesine iki hafta kalan filmin çevirisiyle; ama İngilizcem Rollo'nun Fransızcası kadar akıcı olmadığı için biraz zorlanıyorum tabii.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...