Ana içeriğe atla

kilolardan hızlı kurtulma yöntemi

Sevgili Günlük

Bilen bilir, Luwak diye bir kahve var. Ben ilk defa Bucket List diye bir film var, orada duymuştum. Bu kahvenin çekirdeği, bir yabani kediye yediriliyor, sonra o kedi o kahveyi kakasıyla birlikte çıkartıyor. Ayrıca da dünyanın en pahalı kahvesi. "Peki bunun kilo vermekle ne ilgisi var?" diye sorduğunu duyar gibi oluyorum Sevgili Günlük. Bütün parayı o kahveye yatırınca yiyecek bir şey alamayacak olmanı saymazsak, yok aslında. Ama kaka mühim. O kısma sonra geleceğim, ama önce spoiler'lar;


------Spoiler 1: bu blog yazısında, başlığı görüp de bulmayı umdukları türden bir cevap bulamayacaklarını anlayan arkadaşlar sayfayı kapatabilir.

------Spoiler 2: filmin sonunda adam ölüyor.

----Spoiler 3:  Her şeye rağmen ben buraya kilo vermenin sırrını öğrenmeye geldim diyenler buraya tıklayabilir. Adam yemin etmiş bu sorununuzu çözeceğim diye. Ben onun yalancısıyım.

Ama şu da var, kakası en uca kadar geldiği için evin içinde kıvranıp durduğu halde tuvalete gitmemek için direnen 3 yaşındaki oğlunuzu istenmeyen bir durum meydana gelmeden önce lazımlığa yetiştirmek için peşinden koşturup durmak o kiloları vermenize yardımcı olabilir. Kaka mühim demiştim.

Filmin sonunda adamın öldüğünü söylememe bozulanlar olabilir ve tabii haklı da olabilirler ama biz netice itibariyle Jon Snow'un öldüğünü sosyal medyada paylaşmak için son bölüm yayınlandıktan sonra 10 dakika bile bekleyemeyen bir milletiz.

Bir de fil kakasından çıkartılan kahve çekirdekleri varmış. O da pahalıymış. İşin sırrı şu:  Kahvenin acılığı içindeki protenilerden geliyormuş. Bu çekirdekleri bu hayvanlara yedirince, sindirim süreci içindeki enzimler o proteinleri kırıyormuş. O yüzden de kahve çok lezzetli oluyormuş. Sadece proteinleri kırıp çekirdeğin kendisine nasıl oluyor da bir şey yapmıyormuş, onu ben de bilmiyorum. Zaten o kadar param da yok.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için keşfettiğim kesin çözüm

Bilgisayarda iş yaparken tıkınmaya engel olmak için çok etkili bir yöntem keşfettim. Aslında herkes aşağı yuları neden tıkınma ihtiyacı olduğunu biliyordur. Kimileri bunu bilir de karşı koymaz, kimileri hem bilir hem karşı koymak ister ama beceremez, kimileri de bunlara pek aldırmadan tıkınır ama sonra "Göbeğim de göbeğim." diye hayıflanır. Aslında her şey aynı geciktirici kafanın bir sonucu. Bizler, farkında olsak da olmasak da yaşadığımız andan  haz almaya programlanmış varlıklarız. Haz almak burada, çok geniş kapsamlı ve kişiden kişiye değişen bir kavram tabii. Kimisi çocuğuyla oynamaktan haz alır, kimisi televizyon karşısında pineklemekten haz alır, kimisi sabahtan akşama kazar siyasi blogları gezmekten haz alır, vs. Ama hayat denen gaile karşımıza sürekli olarak pek de haz almadığımız işler çıkartır. Kiminin ödevi, kiminin yarına yetiştirmesi gereken işleri, kiminin ödeyemediği kirası, kiminin de hepsi birden... Peki o zaman ne olur? Beynimiz o zaman geciktirici kafa...