Ana içeriğe atla

sonsuz evren küçük insan

Ben şehirli adamım. Bir gece vakti balkona çıkıp da dışarıyı seyredeyim desem görebileceğim tek şey burnumun dibine yapılmış başka bir bina olur. Zaten, burnumun dibine yapılmış başka bir binanın balkonuna çıkmış başka bir adamla burun buruna gelme olasılığından hiç hazzetmediğim için pek balkona çıkmam.

Oysa insanın zaman zaman başını göğe kaldırması, şu koca evrendeki kendi zavallılığını hissetmesi lazım. O sınırları belirsiz kibrinin, içinde yaşadığı evrende minicik bir zerre kadar bile kıymetinin olmadığını hissetmesi lazım. Ve madem ki kafasını kaldırıp göğe bakmak istediğinde, her gün içinde boğulduğu günlük kavganın abidesi olmak dışında bir işlevi olmayan koca beton yığınlarından başka bir şey görmüyor, o zaman bunu ona hatırlatacak başka bir şey lazım. Bilemiyorum, bir film olabilir belki. Life of Pi, insana doğa karşısında ne kadar zavallı olduğunu hatırlatan güzel bir film mesela.

Bana kalırsa din, tam da bunun için var. Bize, o zavallı kibrimizin parçası olduğumuz kudret karşısında bir hiç olduğunu hatırlatmak için. Silkinmek, dizginlenmediği takdirde hepimizi yok edeceği defalarca kere ispatlanmış olan sonsuz hırsımızdan kurtulmak için var. "Ben bir hiçim." cümlesini kendimize söyleyebilmemiz, özümsememiz için var.

Ancak,  köyden şehre gelerek tarımdan kopan insanın Tanrı'yla olan ilişkisini yeniden tanımlamaya başlaması sosyolojide eski bir teoridir. Hatta hafızam beni yanıltmıyorsa, buna dair gözlemlerini bilimsel bir teori olarak ortaya ilk atan düşünür, nazarımda sosyolojinin gerçek babası olan İbn-i Haldun'dur. Ki aynı teorinin devamı, geçinmek için Tanrı'nın kontrolündeki doğa olaylarına daha az bağımlı olan insanı kontrol etmek için erk sahiplerinin daha sert dini söylemlere başvurmak zorunda kaldığını da söyler. Ve de zaten zurnanın zırt dediği yer de burası olur. Çünkü insanın, parçası olduğu Kudretle olan ilişkisini düzenlemek için ideal bir araç olan din, bir de bakmışsınız yığınları kontrol etmeye yarayan yozlaşmış bir araca dönüşüvermiş.

Üzerinde Allah yazan pideyle oruç açmakKuran şeklinde pasta kesmek, Kabe şeklinde pasta kesmek böyle bir yozlaşmanın, belki biraz da gülüp geçebileceğimiz örneklerini teşkil ediyor. Ne var ki, aynı yozlaşma, emanet edildiği ana okulunda üzerine lavabo düştüğü için ölen küçücük çocuğun velisine "Çocuğunuz cennete gitti. Mutlu olmalısınız." falan demeye başladığında artık hiç de komik olmuyor. Sadece vicdan sızlatıyor.

İlginçtir, İbn-i Haldun'dan neredeyse 200 sene önce yaşamış bir başka büyük filozof Ömer Hayyam'ın dörtlüklerinde aynı temanın izlerine rastlayabilirsiniz. Gerçi, Hayyam'a atfedilen dörtlüklerin büyük kısmının ona ait olmadığına dair bir iddia da var, ama bu, ortada böyle bir gözlem olduğu ve bunun dile getirildiği gerçeğini değiştirmez.

Şu zamanede adamın az dostu olması daha iyi
Zamane ehliyle uzaktan sohbet daha güzel
Tamamıyla dayandığın, güvendiğin adam yok mu?
Can gözünü açarsan görürsün ki asıl düşmanın o


Dünyada yiyecek ve giyecek elde etmek için çalışıp çabalarsan
Mazursun, hakkın var.
Fakat ondan ötesi hep beyhude, aslı yok.
Değerli ömrünü satmaya değmez.


Şu iki üç bilgisiz, dünyayı ellerine almışlar
Bilgisizlikleri yüzünden kendilerini dünyanın alimi sayarlar
Gönlünü hoş tut, onlar o derece eşektirler ki
Kendileri gibi eşek olmayana da kafir derler


Medreselerden hep ziyankarlık meydana gelir
Vakıf lokmadan adamın gönlü kararır
Git, bir yıkık yerin bucağına sığın, yoksul gibi yaşa
Ant olsun Tanrı'ya, bu öyle bir rütbedir ki insanı padişah eder!


Nerede temiz bir aşık, uyanık bir gönül?
Nerede perişan fikirlerle yanıp yıkılan bir er?
Herkes kedi düşüncesinin kulu,
Nerede yeryüzünde bir Tanrı kulu?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...