Vücudun neye ihtiyacı varsa insanın canı onu çekermiş derler. Öyleyse benim vücudumda kronik bir köfte eksikliği olsa gerek. Çünkü şöyle anlatmaya çalışayım, önüme bir kilo köfte koysanız, "Hepsi bu kadar mı?" diyecek bir bünyeyle dünyaya gelmişim. Yine de hakkımı yemeyeyim, "Oğlum doğduğunda beni bu göbekle görmesin." gazıyla spor salonuna yazılıp 6 ay boyunca sabahın beş buçuğunda o salona gittiğim aşağı yukarı dört yıl öncesinden bu yana sadece 3 kilo artım var. Toplamda 23 falan ediyor o ayrı konu da, adamlar "Biz saat 6'da açıyoruz." deyip de sonradan açılış saatini 7'ye kaydırdıklarında bir seçim yapmak zorunda kaldım: Ya işe gitmeyecektim, ya spora. Sonuç, komiklik olsun diye kalçasını ileri atıp göbeğimi taklit eden oğlum halimden gayet memnun görünüyor. Ama yine de şunu söyleyeyim, her zaman tam inemesem de kapalı elle 5 şınavım var. Belki çok değil ama bana yetiyor.
Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir. Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir. Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

Yorumlar
Yorum Gönder