Sevgili Jackie Chan,
Yeteri kadar Çin karate filmi seyreden herkesin bildiği üzere, bir kaseye yeni bir şey eklemek istiyorsan önce içindekini boşaltmalısın. Yoksa o kase taşar. O zaman da kungfu öğrenemeyiz. Aslında aynı şey çeviri için de geçerli. İnsan bazen hayır demeli, bazen o portföyünü boşaltmalı ki eski kaseye yeni çay gelebilsin. Aslında aynı şey bütün serbest meslek sahipleri için de geçerli tabii.
İşte bu yüzden sevgili dostum, uzun zamandır yapmam gereken bir şeyi daha yeni yapabilmiş olmanın verdiği "keşke" hissini saymazsak, o adamlarla biraz kavgalı da olsa ayrıldığım için hiç pişman değilim. "Gelecek ay, ondan sonraki ay, ondan sonraki ve ondan da sonraki ay çok meşgul olacağım için sizin işlere bakamayacağım." diye yazmak yerine belki daha ılımlı cümleler kurabilirdim ama o cümleyi kurduğuma pişman değilim. "Bizden bu şekilde ayrılma. İleride bu kuruma yine ihtiyacın olabilir." diye gelen cevaba kallavi bir küfürle cevap vermemiş olmanın verdiği efendilik bana yetiyor.
Ama işte sevgili dostum, işin bütün püf noktası tam da burada işte: Ya yeni çay yoksa korkusu. Ya kaseyi boşalttığım zaman kimse elinde yeni bir demlikle çıkagelmezse? Aynı acı çayı içip duruyor olmanın altında yatan sebep bu işte. Her seferinde "Lan ben bu çayı içeceğime sabaha kadar bilgisayar oyunu oynarım daha iyi." dememize rağmen yine de kaseyi boşaltmak istemememizin altında yatan sebep bu işte.
Geleceği kimse bilemez. Sonuçta top yuvarlaktır. Yeni demlikli adam gelebilir de gelmeyebilir de. Ya da gelse bile, gelen çay eskisi kadar bayat bile olabilir. Ama hep derler ya hani, dökülmüş sütün arkasından ağlamayacaksın diye, sen hele o bir kaseyi bir boşalt da, sonra gerisine bakarız.
Yorumlar
Yorum Gönder