Ana içeriğe atla

boktan muhabbetler

Bu aralar bizim evde en sık geçen kelime açık ara farkla: kaka. Bizim oğlanın bezini çıkarttık, tuvalete alıştırıyoruz. Çiş konusunda bir sıkıntı yaşamadık ama kaka mevzusu tam bir felaket. Çocuk bir türlü ısınamadı bu kaka olayına. O yüzden de, onu kakasını tuvalete yapmaya ikna etmekte bayağı bir zorlanıyoruz.

"Herkes kakasını yapıyor"dan başlıyoruz mesela. Ben yapıyorum, annen yapıyor, üst komşudaki çocuklar yapıyor: erkek olan yapıyor, kız olan da yapıyor tabi.

Sonra sıra "kakanı yapınca çok rahatlatacaksın"a geliyor. Bir eli poposunda evin içinde dört dönmesindense kakasını iki dakikada bitirip rahatlasa çok daha güzel olacağına ikna etmeye çalışıyoruz ama olmuyor.

Ve nihayet yumurta kapıya dayanıp da o yumurta lazımlığa düşünce gelen yorumlar var. "Bak ne güzel yaptın. Bak bugün top gibi yapmışsın. Bak bugün bacak gibi olmuş." ve artık nasıl benzetiyorsa: "Bugün kaydırağa benziyor."

Kırmızı başlıklı kız bir gün ormanda giderken uzakta bir kurt görmüş. Kurt çalıların arkasına saklanmış bir şeyler yapıyormuş. Kırmızı başlıklı kız merak edip kurdun yanına gitmiş.

"Ne yapıyorsun sen burada?" diye sormuş.

Kurt sinirlenmiş ve bağırmış: "Görmüyor musun? Kakamı yapıyorum. Çabuk git buradan."

Kırmızı başlıklı kız oradan uzaklaşmış. Ormanda yürümeye devam etmiş. Biraz ileride smokin giymiş beyaz bir tavşan görmüş. Tavşan kolundaki saate bakıp "Eyvah, çok geç kaldım." demiş. Sonra da bir ağacın kovuğundan içeri girmiş.

Kırmızı başlıklı kız, beyaz tavşanın ne yaptığını merak etmiş. O da peşinden aynı ağacın kovuğuna girmiş. Bir de bakmış, tavşan orada kakasını yapıyor.

Beyaz tavşan kızmış tabii. "Git buradan aptal kız. Görmüyor musun, kakamı yapıyorum." demiş.

Kırmızı başlıklı kız ağaç kovuğundan çıkmış. Yürümeye devam etmiş.

Sonra onun da kakası gelmiş. "Büyük annemin evi az ileride. Gideyim de kakamı yapayım bari." demiş. Büyük annesinin evine gitmiş, kakasını yapmış ve rahatlamış.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atatürk'ü Gördüm

pikniğe gidecek çevirmenler için 7 önemli tavsiye

Pikniğe gitmeye karar veren çevirmenlerin her şeyden önce, taş çatlasa 1,5 saatlik yol için sabahın altısında (eski dilde 06.00 AM) yola çıkmaya niyetlenen hısım akrabayı iki saatlik uykuyla yola çıkamayacağınıza ikna etmeniz gerekir.   Standart bir işmiş gibi görünen ama sizi bir hafta oyalayan o  kan kusturucu işi bitirdiğinizden ve işin sahibine eposta vasıtasıyla gönderdiğinizden emin olun. Piknik kelimesi çok geniş kapsamlı kullanılabildiğinden, yapılacak etkinlikle ilgili olarak herkesin kafasında aşağı yukarı aynı şey olduğundan emin olun. Misal, çayır çimene örtü serip oturmaya kalktığınızda oturma organlarınıza taş toprak batmasından rahatsız olan bir bünyeye sahipseniz, piknikten kast edilenin açık havada bol oksijenli bir ortamda kurulmuş olan en az bir masa ve pikniğe katılan herkesi kapsayacak adette sandalye içeren bir yeme içme faaliyeti olduğundan emin olmanız çok önemlidir.  Herkesi saat altıda değil de saat sekizde yola çıkmaya ikna etseniz bile, en...

zencefilli çay acı olmuş

Tabii iyi zamanlama dediğimiz kavram, zamanlamaya konu olan olayın bizim kontrolümüzde olduğu ve sonucu zaten o şekilde denk getirme maksadını taşıdığımızı varsayar. Dolayısıyla, tam çöpü indirmek için daire kapısını açtığım anda elektriklerin gitmesi, o kapıyı beş saniye önce açmış olsam apratmanın orta yerinde ellerimde çöplerle kalakalacak olmaktan kurtulmamı iyi zamanlama yapmaz. Olsa olsa şanslı zamanlama yapar. Öte yandan, çöplerini aynı istikrarla çöp kamyonu gittikten beş dakika sonra aşağı indirmek de kötü zamanlama sayılmaz. Bu, sayılsa sayılsa öküzlük sayılır. Tam yoğun işleri bir yoluna sokup azıcık dinleneceğim sırada kırmak istemediğim bir arkadaşımın arayıp acil iş vermesi, bak işte bu kötü zamanlama sayılabilir belki ama tüm yorgunluğuma rağmen o işi kabul etmemi neyle açıklarız, onu bilemiyorum. Oğlanın her gece yatmadan önce illa ki oyalanması, ya aklına gelen bir şeyi çizmek istemesi, ya da inatla oyununu sürdürmesi falansa, onun açısından uyumak istememek, benim a...