Modern zamanların en vazgeçilmez simgelerinden biri olan ince duvarlı apartmanların sağladığı en güzel faydalardan biri de, komşuda çalan alarmla yataktan fırlayıp çocuk uyanmadan önce telefonu kapatmak için oda içinde fır dönmeye başladıktan beş saniye sonra alarmın sizle alakası olmadığını fark ederek yatağa geri dönmenizdir hiç şüphesiz. Tek handikapı: duvarlar yeterince ince ve komşunun alarmı yeterince güçlüyse çocuk yine de uyanabilir.
Ancak, pastırma yazını takip eden o serin ve yağmurlu Ekim akşamının ardından gelen güneşli ve sıcak günde, çocukların gittikleri anaokulu sınıfında çektirdikleri fotoğrafların hiçbirinde kendi çocuğu görünmediği için whatsapp grubunda çıngar çıkaran annelerin kavgasını takip etmek, ileride alınması düşünülen güneydeki evde yetiştirilmesi düşünülen sebze meyvelere alıştırma olsun diye balkondaki saksıda yetiştirilmeye çalışılan biberlere dadanan kumrunun gözünüze baka baka aymazlığına devam etmesini seyretmekten ne kadar daha keyifliyse, gece gece susadığınız için mutfağa girdiğinizde, o günkü pazar alışverişinizde aldığınız fasulyelerden gelmiş olma olasılığı çok yüksek olan bir kırkayağın gözünüzün önünde buzdolabının altına kaçtığını görmek de bir o kadar can sıkıcıdır doğrusu. Üstelik de, sırf o fotoğraflara konu olan kutlama için pastırma yazını takip eden o yağmurlu ve soğuk Ekim akşamının bir o kadar yağmurlu ve soğuk Ekim gündüzünde avm avm dolaşıp çocuğun üzerine uyacak kırmızı pantolon aramışsanız.
Peki ama o zaman sorarım, prensipte her canlının yaşama hakkını savunan birisiyseniz, evde böcek ilacı yok diye hayıflanmanız bir çelişki değil midir? Ayrıca bu nasıl ilaçsa, o böceği iyileştirmeyeceğini, sadece öldüreceğini hepimiz çok iyi biliyorken.
Ancak, pastırma yazını takip eden o serin ve yağmurlu Ekim akşamının ardından gelen güneşli ve sıcak günde, çocukların gittikleri anaokulu sınıfında çektirdikleri fotoğrafların hiçbirinde kendi çocuğu görünmediği için whatsapp grubunda çıngar çıkaran annelerin kavgasını takip etmek, ileride alınması düşünülen güneydeki evde yetiştirilmesi düşünülen sebze meyvelere alıştırma olsun diye balkondaki saksıda yetiştirilmeye çalışılan biberlere dadanan kumrunun gözünüze baka baka aymazlığına devam etmesini seyretmekten ne kadar daha keyifliyse, gece gece susadığınız için mutfağa girdiğinizde, o günkü pazar alışverişinizde aldığınız fasulyelerden gelmiş olma olasılığı çok yüksek olan bir kırkayağın gözünüzün önünde buzdolabının altına kaçtığını görmek de bir o kadar can sıkıcıdır doğrusu. Üstelik de, sırf o fotoğraflara konu olan kutlama için pastırma yazını takip eden o yağmurlu ve soğuk Ekim akşamının bir o kadar yağmurlu ve soğuk Ekim gündüzünde avm avm dolaşıp çocuğun üzerine uyacak kırmızı pantolon aramışsanız.
Peki ama o zaman sorarım, prensipte her canlının yaşama hakkını savunan birisiyseniz, evde böcek ilacı yok diye hayıflanmanız bir çelişki değil midir? Ayrıca bu nasıl ilaçsa, o böceği iyileştirmeyeceğini, sadece öldüreceğini hepimiz çok iyi biliyorken.

Yorumlar
Yorum Gönder